Seçim Sarmalı

secimm

CHP ile yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gözler bugün yapılacak MHP görüşmesine çevrildi. Başbakan Davutoğlu’nun Bahçeli ile yapacağı toplantıya iki alternatif teklifl e gitmesi bekleniyor.

  1. Sınırlı süreli koalisyon teklifi: Daha önce CHP’ye de sunulan bu teklifte MHP’ye sınırlı süreli bir hükümet kurma önerilecek. Görev süresi muhtemelen bir yıldan daha kısa olacak bu hükümetin önceliği ülkeyi seçime taşırken biriken acil sorunlara çözüm getirmek olacak. 
  2. Azınlık hükümeti: Mevcut hükümet ile en kısa zamanda (Ekim sonu – Kasım ortası) seçime gidilmesi için MHP’den destek istenecek. Cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin tekrarlanması kararı verilmesi durumunda kurulacak seçim hükümetinde tüm partiler yer alıyor. HDP’nin hükümette yer almaması için MHP’nin Ak Parti’ye destek vereceği ümit ediliyor. 

Ankara kulislerinde gelen sinyaller MHP ile yapılacak görüşmelerin ‘sınırlı bir hükümet’ çözümü ile sonuçlanması ihtimalinin çok düşük olduğunu gösteriyor. Hafta sonu yaptığı MYK toplantısında erken seçime destek vermeme kararı alan MHP’nin Davutoğlu’nu görevi Cumhurbaşkanına iade etmeye zorlaması bekleniyor. Genel görüş, bu meclisten kalıcı bir hükümet çıkması şansının sıfıra indiği yönünde. MHP ile yapılacak görüşme daha çok seçimlere hangi hükümetle gidileceğini göstermesi açısından önemli. Bu saatten sonra Ak Parti – MHP hükümetinin kurulması çok zor gözüküyor.

Bizim görüşümüz de önemli bir değişiklik yok. Seçimler sonrasındaki ilk değerlendirmemizde, siyaset sahnesinde ve toplumdaki kutuplaşmanın kalıcı bir koalisyon hükümeti kurulmasını zorlaştırdığını savunuyorduk. Şimdi de aynı görüşteyiz. Koalisyon senaryolarına vade sonuna yaklaştıkça değeri sıfıra giden bir opsiyon gibi yaklaşıyoruz. Seçimlerin hemen sonrasında bir yıl içinde erken seçime gidilmesine %60 ihtimal veriyorduk. Koalisyon görüşmelerinin başlamasının uzaması ve müzakere sürecine bir türlü geçilememesi üzerine Temmuz ayında bu ihtimali %80’e artırdık. Geçen hafta açıklanan anket sonuçlarında Ak Parti’nin oylarında görülen iki puan civarı artış erken seçim ihtimalini %100’e yaklaştırdı.

Ekonomi kulislerinden gelen haberler de erken seçim yoluna girdiğimizi gösteriyor:

  1. Emekli, dul ve yetimlerin TOKİ’den avantajlı koşullarla ev almasının yolu açılıyor.
  2. Emeklilere 700 TL kurban yardımı yapılması,
  3. Maaş ödemeleri için bankaların emeklilere 800 TL’ye ulaşan promosyon ödemesi yapması için görüşmeler sürüyor.

Lafı çok uzatmayalım. Türkiye seçim sathına girdi. Daha doğrusu seçim sathında kalmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde yayınlanacak kamuoyu anketleri büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde seçmenin tercihi son anketlerdeki gibi olmaya devam ederse Türkiye bir seçim sarmalına girebilir. Piyasalar henüz bu senaryoyu fiyatlamaya çok uzak. Ancak asla asla dememek lazım.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Çin Borsası ve Souk al-Manakh

Chinese stock investors check their shar

Çin endeksinde değer kaybı İngiltere’nin GDP’si kadar oldu manşetlerini görmüşsünüzdür. Bu tam olarak ne ifade ediyor? Çin hisseleri İngiltere’nin GDP’si kadar yükselirken bu karlarla destekleniyor muydu? Üretim mi artmıştı? Krediler üretken yatırımlara mı aktarılmıştı? Benim de detaylarına yeni vakıf olduğum az bildiğiniz bir balondan ufak bir kesit paylaşarak hisse piyasalarının sildiği değerin anlamsız olduğunu vurgulamak istiyorum.

Introducing: Trading for the 21st century

platforms_screenshot

Recently, our exclusive Turkish partner İş Yatırım, launched a marketing campaign featuring its brand-new offering, TradeMasterFX Plus powered by Tradable trading technology. When watching the advertisement, you’ll notice that the key feature of the platform is unlike that of many other trading platforms − in fact, at first glance, it might not feel like an advertisement for a trading platform at all.  As the CEO & Co-founder of Tradable, I’d like to offer some insight into why we build Tradable and why we believe it brings trading into the 21st century.

Most trading platforms in the market today are still based on technology that dates back to the late 90s.  At a time when trading was reserved mainly for heavy institutions on Wall St. and select individuals that had to place phone calls to their brokerage in order to place orders.  With the uprising of the Internet, the process of getting a quote, placing a trade, and getting a confirmation, suddenly all happened on your screen, within milliseconds. This greatly democratized the access to the financial markets and brought about e-trading as we know it today.

The problem facing many traders today, however, is that trading is not just about getting a quote and placing a trade anymore. There’s much more to becoming a successful trader than that. A quick look into the various trading communities flourishing online will show you the simple truth that traders are different. There are different philosophies, trading styles and trading tools, which sets good traders apart from bad ones. A quick Google search for “financial trading tools” will list over 100,000,000 search results. And for good reason: Like a contractor, a carpenter or a software developer − it’s difficult to succeed in trading without the right tools. But how do you find the right tools in a world where you get over a hundred million search results when searching your topics? The bottom line is that while there is a great number of tools out there to help traders trade better, with today’s traditional platforms, it’s difficult to find the right tools and to make them work with your existing trading platform.

This is where Tradable comes in.

Jannick Malling HD_profile_picIn a world where there is a wealth of information available, the challenge becomes arranging it, rather than producing it. So when we started Tradable, we threw out the traditional rulebook for financial trading and fundamentally tried to re-think how you would build a trading platform for the 21st century: In an era where the world’s largest transportation company (Uber) doesn’t own any cars, where the world’s most popular media owner (Facebook) creates no content and the world’s most valuable retailer (Alibaba) has no inventory – how do you build a smarter, sustainable and more valuable trading platform?

The answer we found in combining the best of the sharing economy, cloud computing and modern user experiences.

We’ve designed Tradable from the bottom up not just to be a platform for trade execution, but to be a one-stop-shop for all your trading needs.  We do this by bringing all of your trading tools into the trading platform environment. When all your trading tools sit within one integrated platform, they can all talk with each other, which makes everything much smarter and much easier. Your risk management tool knows when your automated trading tool just sent an order to the market. If you forgot to protect it, it can automatically protect it for you. Your charting applications know what positions you have and can visualize those in real-time.  Your audio alert tool can provide you visual and audio notifications when your margin settings are about to get hit.

Moreover, as an open platform, we crowd-source these tools from some of the most experienced traders in the world and makes them available for any clients of our brokerage partners, with the click of a button. In other words, you install the platform once. And from there, you can add any trading tool integrated with your account with simply one click.

Since our launch in 2012, we quickly went on to gain recognition from our industry peers by being voted “Most Innnovative Financial Product” at the largest industry trade show. We believe the recognition comes from realizing that an open model where people can share their trading tools in a much easier way, ultimately benefits everyone; brokers, developers and traders alike. Since our inception, we have launched in markets such as the US, Japan and the UK, providing new ways of idea generation, trade entry, risk management, technical analysis and much more. And we’re excited to have finally brought this to the Turkish marketplace as well.

This paradigm shift from a world of fragmented, disconnected trading tools to having everything integrated in one, beautiful and easy to use trading experience, is what Tradable and TradeMasterFX Plus is all about. And it’s how we envision a trading platform should work in the 21st century.

Jannick Malling

Tradable
CEO & Co-founder
@malling twitter.com/malling
linkedin.com/in/jmalling

ga_coverBu yazı Mehmet Tolga Özgür tarafından dilimize çevrilerek Capital Dergisi ile ortak hazırladığımız Geniş Açı ekinde yayımlanmıştır.  

Geniş Açı’nın Temmuz ayında yayımlanan “Sermaye Piyasalarında Dijital Dönem” konulu sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

468x68

Güneşin fethi uzak…

Güneşin fethi uzak…

Bir Amerikalı, bir Rus ve Temel uzay yolculuğu üzerine konuşuyorlar. Temel’in Amerikalı ve Rus ile ne işi olur, uzay yolculuğundan ne anlar diye sormayın. Fıkra bu. Her şey olur. Amerikalı, tüm özgüveniyle Aya ilk biz gittik, Mars’a da biz gideceğiz diyor. Rus uzaya ilk nasıl gittiysek Mars’a da biz gideceğiz diyor. Temel aşağı mı kalacak. Mars’a hanginiz giderse gitsin, biz güneşe gideceğiz diye ısrar ediyor.  Amerikalı ve Rus hayatlarında ilk kez bir konuda anlaşıp Temel’i gerçekçi olmaya davet ediyor. Güneşe gidemeyeceğini, daha yaklaşırken uzay aracının eriyeceğini anlatmaya çalışır. Temel aldırmaz bile. Herhalde önlemimi alacağım, öğlen sıcağında gitmeyeceğim der.

Büyük hedefler konulmasına karşı değiliz. Yüksek hedefler bir ailenin, şirketin veya ulusun bir amaç için bir araya gelip, canla başla çalışmasını sağlayabilir.  Bu anlamda ulaşılabilir bulmasak da Cumhuriyetin yüzüncü yılı için konan 2023 hedeflerini destekliyoruz.  Ancak uzun vadeli hedefler için geleceğe bakarken hemen önümüzdeki engele takılıp düşmeyelim. En büyük 10 ekonomi arasında yer almayı hedeflerken en kırılgan 5 ekonomi arasında yer almak acı veriyor. Nereden çıktı şimdi bunlar, ne güzel fıkra anlatıyordun demeyin. Geçtiğimiz haftalarda piyasalarda fıkra tadında bir kriz yaşandı. Olay hükümet kanadı ve Cumhurbaşkanından Merkez Bankası’na yapılan yüksek dozlu müdahaleler ile başladı.

Petrol fiyatlarındaki düşüşü arkasına alan Merkez Bankası Ocak ayından başlayarak politika faizinde 75 baz puan,  üst bantta 50 baz puan faiz indirimine gitti. Fed’in faiz artışını öne alabileceği yönündeki işaretler ve ABD dolarındaki güçlenme sinyallerine rağmen risk alarak yapılan faiz indirimi hükümeti ve Cumhurbaşkanını mutlu etmedi. Büyük hedefleri olan bir ülke küçük faiz indirimleri ile yetinemezdi. Eleştirilerin dozu arttıkça piyasalardaki gerginlik arttı. Türk lirası dolara karşı %14 değer kaybederken, gösterge faiz oranı %9 seviyesine ulaştı. Merkez Bankası’nın faiz indirim adımlarına rağmen küresel dalgalar ve politika şoku ile finansal koşullar sıkılaştı. Temel güneşe gitmeyi hedeflerken yediği istem dışı kavança ile tekneyi ve yolcuları tehlikeye attı.

Bundan sonra ne olacak.  Hükümet ve ekonomi işini doğru yapıp, tekneyi ilk limana sokmaya çalışacaklar. Üç ay içinde yapılacak genel seçimler öncesinde vites küçültmek politik olarak arzu edilen bir durum değil. Ancak doların dünya piyasalarında %10 – %20 aralığında değer kazanmasının beklendiği bir ortamda başka çaremiz yok.
Lafı uzatma sadede gel diyen okurlar için güncele dönelim. Haftaya piyasaları ısıtabilecek üç temel olay var.  Merkez Bankasının Salı günü,  Fed’in Çarşamba günü açıklayacağı  para politikası kararları ve Fitch’in Cuma günü açıklayacağı gözden geçirme raporu.

Türkiye’nin algılanan iktisadi ve siyasi riskinde geçtiğimiz haftalarda sert bir kırılma yaşandı. Küresel yatırımcılar Türkiye’yi yeniden en kırılgan beş ülke arasında görmeye başladı. Hal böyle iken Merkez Bankası’nın faiz indirerek ateşe benzin dökmesini beklemiyoruz.

ABD’de açıklanan son veriler büyümenin sanıldığı kadar güçlü olmadığını gösteriyor. ABD hanehalkı düşük petrolün getirdiği faydanın önemli bir kısmını tasarruf etmeye başladı. İstihdamdaki artışa rağmen ücret artışlarının yavaş olması da  ekonominin çok güçlü olmadığını gösteriyor.

Bu nedenle Fed’in Çarşamba günü yapacağı açıklamada “sabırlı” kelimesini koruyacağını ve faiz artırmakta aceleci olmayacağını öngörüyoruz. İlk faiz indiriminin Haziran ayı yerine Eylül veya Aralık ayında olmasını daha muhtemel buluyoruz.

Fitch cephesinde de görece iyimser bir görüşümüz var. Dış  konjonktürdeki bozulma  ve politika risk primindeki artışa rağmen  Türkiye’nin notunda veya görünümünde bir bozulma öngörmüyoruz. Dış denge ve enflasyon cephelerinde elde edilen kazanımlar Fitch’in bekle ve gör politikasını  sürdürmesi için yeterli olacaktır.

Toparlayacak olursak Türkiye ekonomisi ve piyasalar önümüzdeki aylarda zorlu bir konjonktürden geçecek. Söz konusu konjonktürde ekonomi yönetiminin güneşin fethine değil gemiyi limana yakın sulara götürmesinde fayda var. Benzer şekilde yatırımcılar önceliği büyümeye değil sermayenin korunmasına vermeli.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

mail rapor altı TEFAS

Para: Varlığı bir dert yokluğu yara

6881494634_7ae0ae1168_z

Aslında bu uzun süredir yazmayı düşündüğüm bir konu ancak Danimarka’nın bono ihraç etmeyi durdurması tetikleyici oldu. Ülke 2015 yılı için 11.4 bn dolarlık ihraç planlamıştı ve banka fiskal durumun iyi olması nedeni ile bu kararı alabileceğini söyledi. Ancak bir an için durumun bu olmadığını var sayalım. Yazacağım her şey zaten 2008’den bu yana (daha önce de kavramlar vardı elbette ama hız kazandı) çok ateşli şekilde tartışılan konular. Google’a MMT veya Chartalism , Metallism vs yazarsanız aşağıda yazdıklarımın alıntı olduğunu göreceksiniz. Bu nedenle tek tek tüm kaynakları belirtmeyeceğim. Ayrıca Warren Mosler’da tanıştığım ve bu konularda zaman zaman tartışma fırsatı bulduğum birisidir. Kısacası yazdığım her şey daha önceden yazılmıştır, ben sadece tartışma ufkumuzu genişletmek için özetliyorum.

 

Sistem Nasıl Çalışıyor-1

Altın Standardı Gerçekte Nasıl Çalışır?

Bu ilk bölüm, yarın veya pazartesi de günümüz ve yakın geleceği göndereceğim. Nixon Şoku uzun süren dengesizliklerin bir anda sona erdirilmesi olduğu gibi önümüzdeki dönemde Doların aşırı kuvvetlenmesi benzer bir adıma neden olacak. En büyük sorun QE’nin para basma, kredinin mevduattan geldiği , altın sisteminin altın kadar para vs zannedildiği bir ortamdan geçiyor olmamız.

Dünya görünürde yavaş, sıradan insan için hissedilmeyen ama geri planda hızla yeni bir para sistemine doğru yol alıyor. Akademik yayınlar, bir anda ortaya çıkan Bitcoin ve benzeri para birimler, Apple Wallet, Alibaba’nın Çin’in en büyük para fonunu oluşturması, elektronik para tartışmaları ve global dengesizlikler bunun işaretleri. Yazıya önce Altın sistemine değinerek başlayacağım, ardınden Bretton Woods, sonrası ve cari sistemin incelenmesi ile bir sonuca varmaya çalışacağım. Bu iyidir şu kötüdür olarak bir tespitim yok. Henüz kaldıraçlı FX seviyesinde olan bizim piyasamız açısından çok uzun bir yol olsa da gelecek zannedilenden daha yakın…

Kredi Kartının Doğru Kullanımı ve Sermaye Piyasaları

Bilindiği gibi ikisat bir sosyal bilimdir, fen bilimi değildir. Bundan dolayı iktisadi gelişmelerin arkasında sadece rakamlar değil, davranış modelleri, moda ve en önemlisi fayda gibi konular da  aranır. Sermaye piyasaları ise iktisat içinde önemli bir alan kaplar ve kapladığı bu alan da kısa, orta ve uzun vadede doğrudan ya da dolaylı bir çok unsurdan etkilenir.

Bu etkiler bazen hiç aklımıza gelmeyen ya da arasında bağlantı olabileceğini düşünmediğimiz unsurlar da olabilir. Örneğin, son günlerin önemli gündem maddelerinden biri de kredi kartı kullanımıyla ilgili getirilecek yeni düzenlemeler. Bazı bankalar tarafından kredi kartı limitlerinin kullanıcının ödeme gücünün üzerinde belirlenmesi ve bazı kullanıcılar tarafından kredi kartının ödeme aracından ziyade borçlanma aracı olarak görülmesi, bahse konu düzenlemelerin temel nedenleri olarak ifade ediliyor.

Kredi kartı kullanımının sermaye piyasalarıyla ilgisi de doğrudan kurulamayabilir, o nedenle sözü fazla uzatmadan doğru kredi kartı kullanımı ile, yani kullanıcının kredi kartını mali gücü oranında bir borçlanma aracı olarak değil, ödeme aracı olarak kullanması ile sermaye piyasaları arasındaki bağı basit bir şekilde izah etmeye çalışayım.

Yapılan alışverişlerde kredi kartı kulllanımı, paranın fiilen el değiştirmemesi anlamına gelir. Paranın fiilen el değiştirmemesi ise ödeme işlemlerinin banka hesapları üzerinden gerçekleşmesi, bu da kaydi paranın, bir başka ifadeyle bankada bulunan paranın artması anlamına gelir. Kaydi paranın artması, bankaların krediye yönlendirebileceği para miktarının artmasına, bu şekilde artan para arzı da faiz oranların düşmesine neden olur. Faiz oranlarının düşmesi ise yatırım iştahı ve dolayısıyla yatırım talebini artırırken, artan yatırım talebi de istihdam ve üretim seviyesinde artış meydana getirir.

Artan üretimin karşılığı olan milli gelir artışı, Türkiye gibi tasarruf eksikliği nedeniyle önemli sıkıntılar yaşayan ülkeler için hayati önem taşır. Zira, milli gelir arttıkça tasarruf oranının da yükselmesi beklenir. Tasarrufların artması, sermayenin tabana yayılmasını sağlar ve bu da yatırım araçlarına geniş bir tabandan yatırım yapılmasına, yoğunlaşma riskinin azalmasına ve dahili/harici krizlerde piyasalardaki dalgalanmanın azalmasına sebep olur. Tabii sermayenin tabana yayılması için sadece milli gelirin ve toplam tasarrufların artması değil, artan milli gelirin de mümkün olduğunca adil dağılması  gerekir.

Sonuç olarak, kredi kartının doğru kullanımı sermayenin tabana yayılmasını sağlayarak sermaye piyasalarına bu şekilde  etki eder. Kredi kartı kullanımını sadece son günlerin gündem başlıklarından biri olduğu için konu ettim.  Sermaye piyasalarımızın gelişimi için büyük önem taşıyan tasarrufların artırmasına etki eden doğrudan ve dolaylı bir çok başka unsur olduğu dikkatlerden kaçmamalıdır.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Kapitalizmin Krizi üzerine-2: Hayek ve Özel Para

Adam Smith’e Göre Devlet:

İlk yazıyı 2015-2017 değişim dönemi diyerek bitirmiştim. Aslında benim kafamdaki ikinci yazı bu değildi, ancak gelişmeler nedeni ile sıralamayı değiştirmek doğru olabilir. Yaşananlar bahsettiğim değişimle doğrudan ilişkili olduğundan, anlaşılması da büyük önem taşıyor. Önce doğru bilinen bir yanlışa değinmek istiyorum. Piyasa güçlerine inanan görüşlerin çoğunluğu kaynağından değil de türevin türevinden öğrenildiği için Adam Smithsanki her şeyi piyasa güçlerine ihale etmiştir gibi anlatılır.

Smith “The Wealth of Nations” adlı eserinde devletin görevlerini yani “devleti Devlet yapan” unsurları 3 başlık altında tanımlar:

  • Savunma
  • Adalet
  • Altyapı
  • Sosyal Kurumlar

Aşağıda konuları derinlemesine anlattığı bölümlerin giriş kısımlarını paylaşıyorum.

*The first duty of the sovereign, that of protecting the society from the violence and invasion of other independent societies, can be performed only by means of a military force

*The second duty of the sovereign, that of protecting, as far as possible, every member of the society from the injustice or oppression of every other member of it

*The third and last duty of the sovereign or commonwealth is that of erecting and maintaining those public institutions and those public works, which, though they may be in the highest degree advantageous to a great society, are, however, of such a nature that the profit could never repay the expence to any individual or small number of individuals, and which it therefore cannot be expected that any individual or small number of individuals should erect or maintain.

Bu girişi yapma nedenim “gerçek” Adam Smith’i tanıtmaktan ziyade bir noktaya dikkat çekmek. Smith devletin görevlerinden birisini “para basmak” veya “arzı kontrol etmek” olarak tanımlanmamıştır. Oysa bugün değil yaygın tam anlamı ile ezici görüş bu “monopolün” devletlerin hakkı olduğu yönündedir.

“Bit” pazarına Nur mu yağıyor?

Sanırım bu açıklamadan sonra konuyu nereye getireceğim belli olmuştur: Bitcoin ve özel para kavramı. Bu konu hakkında ciddi miktarda literatür oluşmaya başladı. Gerek yabancı gerekse yerli kaynaklardan Bitcoin’in ne olduğuna dair pek çok yoruma ulaşabilirsiniz. Bu konuyu gerçekten anlamak isteyenler konunun yaratıcısı Satoshi Nakamoto (gerçek adı değil) tarafından 2008 Kasımında yazılan Bitcoin: A Peer-To-Peer Electronic Cash System başlıklı çalışmayı okuyarak işe başlamalı (mümkünse IT’ci bir arkadaşınızla beraber). Konumuz Bitcoin olmadığından ben sadece bir özeti paylaşıyorum:

Bitcoin bir “Merkez Bankası” veya muadili tarafından “basılamaz”. Daha ziyade bir emtiayı anımsatan şekilde bilgisayar diline yerleşmiş olan “mining” “block chain” “block” gibi tabirlerle tanımlanan bir proses neticesinde bitcoin “üretilir”.

Basitleştirmek gerekirse bilgisayar aşırı karmaşık bir algoritmaya uygun bir rakam bulduğunda bir bitcoin “üretilmiş” olur. Yeni her block yeni 25 bitcoin anlamına gelir. Şu ana kadar olan istatistiklere göre her 4 yılda bir yeni block’lar üretilerek basılabilecek bitcoin miktarı 50% azalmaktadır. Daha önce bir block karşılığı 50 bitcoin olurken 2012 Kasımı’ndan itibaren bu miktar 25’e gerilemiştir. Cari durumda olabilecek max. bitcoin miktarı 21 milyon olarak hesaplanmıştır. Yani az önce belirttiğim algoritmaya uygun sayı adedi sadece 21 milyondur. Block üretimi karşılığında bitcoin üretimi azalan bir seyir izlediğinden uzmanlar yakın tarihte block üreticilerinin teşvik edilmesi için bir işlem vergisi oluşabileceğini düşünüyor.

Bir Bitcoine sahip olmanız ve başkalarının sizin adınıza bitcoinleri kullanmaması için herkesin bir “cüzdanı” olması gerekiyor. Bitcoin “public key cryptography” olarak tanımlanan bir sistemi kullanarak kişilere özgü kamuya açık ve özel anahtarlar üretiyor. Sadece özel anahtar kullanılarak işlem yapılabiliyor ancak kamuya açık anahtarınızla da işlemi yapanın siz olup olmadığınız herkes tarafından tespit edilebiliyor.

Basit bir işlem şu şekilde gerçekleşecek:

  • A kişisi B kişisine 1 birim bitcoin gönderecek.
  • B kişisi A’ya adresini gönderiyor
  • A bir “işlem mesajına” B’nin adresini ve bitcoini koyuyor.
  • A özel anahtarı ile işlemi onaylıyor ve karşı tarafa doğrulaması için kamu anahtarını açıklıyor.
  • A bitcoin sistemine işlemi açıklıyor (2. Aşamadan sonrası sistemde otomatik)

İşlem tamamlandıktan sonra detaylar olabilecek en çok sayıda bilgisayara gönderiliyor ve hepsi daha önceki işlemlerin de tutulduğu block zincirlerine ekleniyor (sistem bir şekilde işlemin geçerliliğini okuyabiliyor –proof of work- diyorlar) ve sistem her zaman en güncel blok zincirini tespit edebiliyor.Yani işleminiz Ağdaki herkese açıklanıyor… Böylece A kişisi B’ye gönderdiği bitcoinleri bir daha kullanamıyor. İşlemleri şuradan görebilirsiniz.

Görüldüğü üzere işlem boyunca adınız soyadınız, vergi numaranız, e-mailiniz, kullanıcı adınız ve şifreniz gibi detaylar yok. Her hesap bir adres ve özel anahtara bağlı ve bunların kayıtlı olmasına gerek yok (bu açıdan nakit kullanarak ödemeye benziyor). Adres ise 27-34 alphanumeric sembolden oluşan ve 1 veya 3 ile başlayan “31uEbMgunupShBVTewXjtqbBv5MndwfXhb” gibi bir şey. Sadece okuyarak yorum yazmış olmamak için bu aşamaları şahsen de test ettim.

Bitcoin fiyatlarının 1200 dolara gelmesi ile bunun bir balon olduğu, Lale, Nasdaq, Konut baloları ile karşılaştırıldığını ve çöküşün kaçınılmaz olduğuna dair de pek çok yorum yazıldı. Hayır Bitcoin bunlarla karşılaştırılabilecek bir enstrüman değil.

Bitcoin adı ile değil “kavramı” ile tartışılması gereken bir konu. Basit bir sorun üzerinden gidelim. Paranın 3 fonksyonu vardır. Hesap birimi olması (unit of account), değişim birimi olması (medium of exchange) ve saklama aracı olması (store of value). Bitcoin’in benzetildiği yukarıdaki “balonlar” bu tanımlara uyuyor mu? Bitcoin uyuyor mu?

Bitcoin veya XYZCoin sadece Paypal veya Western Union yerine bir elektronik ödeme sistemi mi (ki yaratıcısı bunu düşünmüş) yoksa kamunun kontrolü dışında bir para olabilir mi? önemli olan ve ABD’de tartışılan da bu. Lale bir ölçüde olsa da Nasdaq balonu veya konut balonu veya South Sea hiçbir zaman devletin para basma gücüne meydan okuyabilecek bir sisteme dönüşme potansiyeli olan finansal gelişmeler değildi. Bir trader için Bitcoin’in fiyatı önemli olabilir. Bu yazı dizisi için ise Bitcoin’in temsil ettiği fikir çok önemli.

Hayek Ve Özel Para

Bu da içine girdiğimizde çıkmanın oldukça zor olacağı diğer bir konuya bizi getiriyor. Konuyu, görüşleri kesin doğru olduğundan değil ancak alternatifi düşünmeye sevk ettiğinden, Nobel ödüllü ve Avusturya okuluna mensup ekonomist F.A Hayek’in “Denationalisition of Money” adlı eserini kaynak kullanarak tartışacağım. 2000 yıllık yerleşik görüşü destekliyor olsanız bile aksi görüşe şahit olmak için okunmalı.

Hayek kitabını o dönemde Avrupa Birliğinin temellerinin atılması üzerine yazmıştır. Aslında kitapta Euro’nun (henüz sadece teorik kavramı vardır) neden çalışmayacağına vs de değinmiştir ancak ana fikri “Para’nın kontrolü özelle ellerde olmalı”dır. This seems to me both preferable and more practicable than the utopian scheme of introducing a new European currency, which would ultimately only have the effect of more deeply entrenching the source and root of all monetary evil, the government monopoly of the issue and control of money.” Ütopik bir fikir olan yeni bir Avrupa para birimine oranla daha tercih edilebilir ve uygulanabilir görün görünüyor, zira son noktada bu (Euro) tüm parasal kötülüklerin anası olan devletin para basma ve kontrol etme monopolü sadece daha da pekiştirecektir”.

Kitabı özetlemeyeceğim ancak Hayek’in özel parasını özetlememde fayda var. Hayek devletin (legal tender vs) izin vermesi durumunda serbest piyasanın çok daha kaliteli, limitli ve değerli “fiat para üreteceğini savunur (dikkat edin altına dayalı değil, bir Avusturya ekonomisti açısından bu büyük bir sapma aslında). Bir özel firma (Hayek banka olarak veriyor) Ducat” adından yeni bir birimi piyasaya sürer ve söz konusu birimi taban olmak kaydı ile ör. min 100 dolar ve Euro karşılığı istenildiğinde geri alacağını açıklar. Bu garanti nedeni ile Banka 100 dolar değerindeki Ducat’ı muhtemelen 105 dolardan satacaktır. Ardından Banka tüketicilerin talebine bağlı olarak Ducat’ı bir (ihtiyaçlardan oluşan) sepete fixler ve 1 Ducat’ın “her zaman” bu sepeti satın alacağını açıklar. Bu noktada Bitcoin’de şu anda olmayan bir eksiklik Banka tarafından tamamlanacaktır. Aşırı volatilitede veya sepet/değer kazanır/kaybederse Banka piyasa işlemleri ile bu gelişmeleri telafi edecek ve dengede tutacaktır. Aksi durumda zaten piyasa daha dengeli olan diğer bir paraya geçiş yapacaktır. Teori elbette burada bitmiyor. Hayek pek çok unsur gibi “kanuni para” (legal tender) kavramının devlet tarafından nasıl manipüle edildiğini de anlatıyor. Gresham Kanunu, deflasyon, enflasyon, ödemeler dengesi, muhasebe vs de değindiği konular arasında.

Devletin monopol olduğunu, cari kağıt para (fiat money) sisteminin aslında batı icadı olmadığı ve Çin’in (Bitcoin’i kısmen ilk yasaklayan ülke) çok önceki yüzyıllarda uyguladığı gibi konulara girmiyorum. Ancak devam etmeden önce başka bir “monopole” bankalara değinmemiz gerekiyor. Tüm ders kitaplarında paranın (bankacılık sistemi tarafından) yaratılması aynı şekilde anlatılır. Fractional Reserve Banking olarak bilinen sisteme göre mevduatınızı bankaya yatırdığınızda banka belli kısmını rezerv olarak tuttuktan sonra kalanını kredi olarak kullandırır. Bu miktar başka bir bankaya mevduat olarak girer ve yine rezerv kısmı ayrıldıktan sonra krediye dönüşür ve böyle devam eder. Money Multiplier yani para çarpanı da bu gelişmenin özetidir.

Tartışmaya açık olsa da ben kendi fikrimi belirtiyorum; yukarıda yazdıklarım tamamen yanlış. Cari sistemde mevduat krediyi yaratmaz aksine kredi mevduatı yaratır ve bankalar bu operasyonun ardından rezervleri bulur. In many cases, banks borrow in that market specifically to meet reserve requirements.” . Banks do not, as too many textbooks still suggest, take deposits of existing money fromsavers and lend it out to borrowers: they create credit and money ex nihilo – extending a loan to the borrower and simultaneously crediting the borrower’s money account. Eski FSA Başkanı Adair Turner “The Fed is responsible for distributing currency and coin to depository institutions, and for ensuring that enough currency and coin are in circulation to meet public demand”.

Konuyu daha detaylı tartışmak isteyenler mail atabilir. Ana fikir içinde bulunduğumuz finansal sistemde para yaratma yetkisi sadece FED’e ve FED’in istediğinde kontrol edebileceği bankalara aittir. İşte şeytanın gizli olduğu detay…

Sonuç olarak belki Bitcoin değil ama Bitcoin denemesi “özel para” ve devletin para üzerindeki monopolünün sorgulanmasına neden olabilir. Cornell’in de bulunduğu Ithaca’da Ithaca hours veya Berkshares gibi özel paraya benzer uygulamalar zaten mevcut, ABD’de daha önce özel para uygulaması olduğunu da biliyoruz. Şöyle bir model düşünün; Apple, Amazon veya Google (Hayek uygulayıcı üzerinde piyasa denetimini a thousand hounds olarak tanımlıyor) bir bankaya benzer şekilde Bitcoin’lerinizi mevduat olarak kabul edeceğini açıklasa, yukarıda çok kabaca anlattığım fraktal sisteme göre kredi uygulamasına geçse, volatiliteye müdahale etse ve Hayek’in düşüncesine paralal bir “özel merkez bankası” konumuna yükselse Dolara veya Euro’ya ne olur? Sayısı limitli, arkasında Google’ın varlıklarının bulunduğu ve değerini kaybetmeyen bir para birimi? (Evet komplikasyonları var ama hiç uygulanmamış bir şey değil bu, sadece alışık değiliz).

Tesadüf diye bir şey yoktur sadece vakti gelmiş fikirler vardır ve “Bitcoin” fikrinin şimdi ortaya çıkması da bir tesadüf değildir. Balon mu değil mi tartışması ise fikrin önemi göz önüne alındığında aşağıda gördüğünüz o bir kuş hayır uçak hayır Süperman tartışmasıdır. 

Son olarak Hayek’in Denationalisition of Money adlı kitabından bir paragrafla bitiriyorum:

The addictive drug of cheap Money

The belief that cheap money is always desirable and beneficial makes inevitable and irresistible the pressure on any political authority or monopolist known to be capable of making Money cheap by issuing more of it.Yet loanable funds made artificially cheap by creating more money for lending them, not only help those to whom they are lent, though at the expense of others, but for a while have a general stimulating effect on business activity. That at the same time such issues have the effect of destroying the steering mechanism of the market is not so easily seen. But supplies of such funds for additional purchases of goods produce a distortion of the structure of relative prices which draws resources into activities that cannot be lastingly maintained and thereby become the cause of an inevitable later reaction. These indirect and slow effects are, however, in their nature very much more difficult to recognise or understand than the immediate pleasant effects and particularly the benefits to those to whom the additional money goes in the first instance.

Sistem’de görülen değişim işaretleri ile devam edeceğim…

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Para politikasında temkinli sıkılaşma

Merkez Bankası’nın ekonomistler ile düzenlediği toplantıya katıldık. Merkez Bankası’nın faiz artırımı sonrasında her zamankinden daha renkli ve yüksek katılımlı geçen toplantıda Merkez Bankası piyasaya “enflasyon görünümü orta vadeli hedefe yakınsayana kadar ihtiyatlı para politikasını sürdüreceğiz” mesajını verdi. Merkez Bankası’nın parasal sıkılaşmaya gitmesini geç kalmış ama doğru yönde atılmış bir adım olarak görüyoruz.

İç talepteki canlanma ve Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle yükselen enflasyonun fiyatlama alışkanlıklarını daha fazla bozmaması için Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırması gerektiğini Ekim enflasyonunu gördüğümüzden beri savunuyorduk. MB faiz silahını Kasım ortasında çekerek enflasyon hedefinin arkasında olduğunu piyasalara gösterdi. Kararı önemsiyor ve destekliyoruz. Geçtiğimiz hafta Salı günkü PPK toplantısında Merkez bankası faiz koridorunda bir değişikliğe gitmedi. Ancak bankalar arası piyasada faizleri %7,75 seviyesine çıkartacak şekilde piyasalara verdiği likiditeyi azaltacağını söyleyerek fiili olarak faiz artırımı yapmış oldu. Banka bu amaçla ilk adım olarak aylık repo ihalelerini kaldıracak (12 milyar TL). Ardından haftalık olarak yaptığı ucuz fonlamanın ve günlük fonlamanın miktarını azaltarak bankalar arası piyasada gecelik faizleri %7,75’e çıkaracak.  Bankanın piyasalara verdiği paranın faizini doğrudan %7,75’e çıkarmak yerine daha karmaşık bir yöntemi seçmesinin ardında faiz artışının ve makro ihtiyati tedbirlerin bankacılık sektörü üzerindeki olumsuz etkisini sınırlamak var. Merkez Bankası yeni dönemde de bankacılık sistemine %4,5 faizle ucuz kaynak sağlamaya ve piyasa yapıcısı bankaları %6,75’ten fonlamaya devam edecek. Yeni uygulamada Merkez Bankası “ek sıkılaşmaya” daha seyrek gidecek. Faiz oranları üst sınıra yakın seviyelerde belirleneceği için ek sıkılaşma ihtiyacı azalacak. Merkez Bankası piyasalara günlük 20 milyon dolar döviz satmaya devam edecek. Küresel koşullarda bir bozulma olması durumunda ilave döviz satısı gündeme gelebilecek.

Yeni dönemde Merkez Bankası’nın politikasının belirlenmesinde fiyat istikrarı finansal istikrara göre daha önemli bir yere sahip olacak. Merkez Bankası risk iştahının düzeldiği ancak enflasyon gelişmelerinin iyileşmediği bir senaryoda faiz oranlarını yüksek tutmaya devam edecek. Risk iştahının bozulduğu bir senaryoda ise enflasyon görünümü bozulmadığı müddetçe Merkez Bankası faizleri artırmayacak.  Merkez Bankası’nın sıkılaşma kararı sonrası %7,0’lik 2014 yılı enflasyon tahminimizde henüz bir değişikliğe gitmiyoruz. Piyasalar tahmin ettiğimiz gibi davranır ve Türk lirasında kalıcı bir değer artışı görürsek 2014 enflasyon tahminimizi %6,5 civarına çekebiliriz. Para politikasındaki sıkılaşma sonrasında Türk lirasının değer kazanacağı öngörümüz güçlendi. Enflasyon sepetinde uluslararası ticari malların oranının yüksek olması döviz kurunu enflasyonla mücadelede önemli bir değişken yapıyor. Merkez Bankası’nın son üç yılda önemli ölçüde zayıflayan Türk lirasının biraz değer kazanmasına izin vererek enflasyonla mücadeleyi destekleyeceğine inanıyoruz.  Volatilitenin daha az olduğu bir dünyada para politikasının sıkılaştığı bir ortamda kısa ve orta vadeli sabit faizli tahvilleri satarak uzun vadeli sabit faizli tahvillere geçiş önerirdik. Ancak FED’in varlık alımlarını 2014 yılı ilk yarısında azaltmaya başlamasını beklediğimiz için değişken faizli araçlarda kalmaya devam ediyoruz.

Ekonomik büyümenin görece güçlü olması nedeniyle portföylerde özel sektörün ağırlığını yüksek tutmaya devam ediyoruz.  Ancak borsada değerlemelerin şişmiş olduğuna inandığımız için hisse senedi yerine iyi seçilmiş değişken faizli bir özel sektör tahvili sepetini tercih ediyoruz.

Serhat Gürleyen

Araştırma | Direktör

Papatya falı…

Ne, Avrupa kriz senaryoları… Ne, Çin’in yavaşlama endişesi… Piyasa oyuncuları yaz boyunca trilyon dolarlık tek bir soru için papatya falı açtı.  Ben’i seviyor mu? – FED varlık alımlarına devam edecek mi? – Sevmiyor mu? – FED varlık alımlarını azaltacak mı?

Açıklanan verilerin  seyrine göre piyasaların Ben Bernanke’ye olan sevgisi dalgalı bir seyir izledi. ABD ekonomisinden gelen iyi haberleri varlık alımlarının azaltılması olarak algılayan küresel piyasalarda sert satışlar görüldü. Ekonominin yavaşladığını gösteren veriler ise piyasalarda tepki alımlarına yol açtı.

Papatya falına dönen bu durumun dalgalanmayı artırıp, ekonomik büyümeyi olumsuz etkileyeceğinden endişe eden FED yetkilileri yaptıkları sunumlar ve yayınladıkları araştırma raporlarıyla piyasaları sakinleştirmeye çalıştı.

Geçen hafta St Louis FED başkanı James Bullard tarafından yapılan sunum  trilyon dolarlık sorunun – 85 milyar * 12 – cevabını elbette vermiyor. Ama olayı papatya falı havasından kurtarmak için yardımcı olacak bir yaklaşım sunuyor.  Bu nedenle köşemize taşımakta fayda görüyoruz.

– FED’in para politikası politika faizi, geleceğe yönelik yönlendirme ve varlık alımlarından oluşan  üçlü bir saç ayağı üzerine oturuyor.

-FED varlık alımlarının azaltılması sürecini  diğer iki saç ayağından – politika faizinin seviyesi  ve geleceğe yönelik yönlendirme – bağımsız olarak değerlendiriyor. – Piyasalar ise ısrarla üç saç ayağını birlikte değerlendiriyor-

-FED varlık alımlarının azaltılmasını ekonominin dört temel alandaki performansına bağlıyor. (i) istihdam piyasası (ii) ekonomik büyüme (iii) FED’in göreceli bilanço büyüklüğü (iv) enflasyon.

İstihdam piyasasında hava parçalı pulutlu

İşsizlikteki gerileme ve yeni iş yaratma hızındaki artma (aylık istihdam artışı 140.000’den 190.000’e yükseldi) varlık alımlarının azaltılmaya başlanmasını destekliyor. Ancak işgücüne katılımın düşüklüğü ve çalışılan saat sayısındaki artışın sınırlı olması bir süre daha beklenmesi görüşünü destekliyor.

Büyüme cephesinde riskler devam ediyor

QE3 açıklanması sonrasında ekonominin büyüme hızı %2,5 seviyesinden %1.0 civarına geriledi. Söz konusu büyüme rakamı varlık alımlarının azaltılmaya başlanması için yeterli değil. Ancak dönemde yaşanan gelişmeler – hane hakının borcunun azalmaya başlaması, konut sektörünün toparlanmaya başlaması, Avrupa’da durgunluktan çıkış işaretleri vs..- önümüzdeki dönemde ABD büyümesinin hızlanacağına işaret ediyor.

FED’in bilançosu   korkutucu büyüklüğe ulaşmaya başladı

Varlık alımlarına paralel FED’in bilanço büyüklüğü milli gelirin %5’inden (2007) %20’sine ulaşti. Söz konusu büyüklüğe en son ikinci dünya savaşı sonrasında ulaşılmıştı. Ancak bilanço büyüklüğü konusunda FED’i rahatlatacak iki gerekçe var.  Diğer büyük merkez bankalarının bilanço büyüklüğü milli gelirin %25- %35  bandına yükselmiş durumda. Küreselleşen dünyada FED’in bilanço büyüklüğünün giderek daha büyük bir kısmı uluslararası piyasalarda kullanılıyor.

Enflasyon uyuyan cadı olmayı sürdürüyor.

Enflasyon cephesinde FED’i tedirgin edecek bir gelişme yok. Avrupa ekonomisindeki durgunluk ve Çin ekonomisindeki yavaşlama uluslararası ticari mal fiyatlarını aşağı çekerek enflasyonun gelişmiş ülkelerde hedeflenen %2 seviyesinin altına (%1-%1,5 bandına) inmesine yol açtı. Söz konusu tablo kısa vadede enflasyonda aşağı yönlü risklerin daha fazla olduğuna işaret ediyor.

Toparlayalım. Mevcut veriler varlık alımlarının azaltılacağı senaryosunu öne çıkartıyor. Zamanlama cephesinde FED’in bir iki ay daha bekleyip daha sonra harekete geçme ihtimali daha yüksek.

Bize ayrılan yeri aştığımız için konuyu havada bitiriyoruz. Haftaya papatya falına devam edeceğiz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma