Para: Varlığı bir dert, yokluğu yara

 

Fotoğrafta “bu yazıyı paraya basmak kağıda basmaktan daha ucuz” yazıyor ve gördüğünüz “para” da Zimbabve dolarları. Karşılıksız para basılması konusu tarihte her zaman önemi olmasına rağmen Almanya hiper-enflasyonu hafızlarda unutulmaz bir yer edinmiştir. Son yıllarda da konu varlık alımları ile hayatımıza girdi. Malum Fed “para bastığı” için S&P yeni zirve yapıyor.

 

Öte yandan bilançosu Japon ekonomisinin 130%’una ulaşan (Fed “sadece” 34.1%) BOJ’un yaptığı varlık alımlarına rağmen yukarıda gördüğünüz üzere Nikkei endeksi 1999 seviyesinde. ECB’nin alımlarına rağmen Italya, İspanya vs endeksleri de benzer durumda. Enflasyondan bahsetmiyorum bile. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için onların grafiklerini paylaşmıyorum.

 

Biraz daha rakamlarla oynayalım. Hemen yukarıda ABD M2 para tabanı ve Altın var. Altının 835 dolar gördüğü 1980 yılında para tabanı 1.5 trilyon dolarda. Şu anda ise 12.4 kat büyüyerek 18.65 dolara ulaşmış. Altın “basılan” bu paraya tepki verecek olsa 10,380 dolarda olmalıydı. Elbette en yüksek seviyeden fiyatı alıp böyle bir karşılaştırma yapmanın anlamı yok ( Twitter veya Youtube analizi yapmıyorsanız tabii) . Para tabanı 1.5 trilyon dolardan 2001 yılında 5 trilyon dolara çıktığında altın fiyatları 258 dolarla yakın tarihin dibini görüyor. O günden bu güne taban 3.7 kat artmış. Altın 962 dolarda olmalı, ama bu hesap da tutmamış. Önceki zirve, 2011 yılında altın 1900 dolar M2 9.5 tr dolardı. Para tabanı ikiye katlamış ama altın aynı seviyede. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için daha fazla devam etmiyorum.

 

Bazen bir soru geliyor: “Çin gizlice altın topluyormuş ve bir sabah Yuan’ı altına pegleyecekmiş, ne dersin?” “Öyle bir şey yok, yaparlarsa da büyük enayilik olur derim” tadında bir diyalog başlıyor. Çin olmasa da, peg olmasa da Rusya’da benzer bir durum söz konusu. Yukarıdaki görselde Rusya dolar bazında M0 (beyaz,en dar anlamda parasal büyüklük) ve altın rezervinin (sarı) büyüklüğü var. Taban neredeyse tamamen altınla destekleniyor diyebiliriz. Ancak yeşil renkte gördüğünüz Ruble muhtemelen Twitter ve Youtube’u takip etmediği için bu durumdan habersiz trade ediyor. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için daha fazla devam etmiyorum.

 

Yukarıda ise banka rezervlerini (Fed varlık alımı yaptığında şişen kalem) ve bankaların kredilerini görüyorsunuz. 1980’den sonra kredilerin hız kazanması şaşırtıcı değil, Reg Q, finansal serbestlik, gelişen repo piyasası vs ile kitaplarda yazan rezerv kredi ilişkisi iyice kopuyor. 2008’de krizin başlaması ile rezervlerdeki muazzam artışa rağmen (67 bn dolardan 1 tr dolara) kredi hacmi 1.55 tr dolardan 1.185 tr dolara geriliyor. Fed bilanço büyümesi devam ediyor ve sonra QT ile rezervlerin azalmaya başladığını görüyoruz. 2.75 tr dolardan 1.48 tr dolara geriliyor. Ama o da ne, bankaların kredi hacmi büyümeye devam ediyor. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için daha fazla devam etmiyorum.

Ayrı bir yazı konusu yapmak istediğim 1893 krizi dönemi Başkan olan ve bir dönem ara verdikten sonra yeniden başkan olabilen tek isim G. Cleveland’ın bu konuşmasını okumanızı tavsiye ederim : https://www.presidency.ucsb.edu/documents/special-session-message-0

Özellikle şu satırlar şu anda dünyada çoğunluğun içinde bulunduğu durumu özetler:  At times like the present, when the evils of unsound finance threaten us, the speculator may anticipate a harvest gathered from the misfortune of others, the capitalist may protect himself by hoarding or may even find profit in the fluctuations of values; but the wage earner–the first to be injured by a depreciated currency and the last to receive the benefit of its correction–is practically defenseless. He relies for work upon the ventures of confident and contented capital.

Ancak aynı dönemde muhteşem bir konuşma daha vardır. Genelde insanlar JP. Morgan’ın altın yorumunu bilir, onu da yanlış bilir. Ama W.J. Bryan’ın 9 Temmuz 1896’da yaptığı ve “insanlığı Altın üzerinde haça geremezsiniz” diye bitirdiği konuşma çok çarpıcıdır (fikrin doğruluğundan ziyade tartışmanın düzeyi açısından). 93 krizinin ardından para sistemi (altın&gümüş oranı, enflasyon,bimetalism veya pegi diyelim) ve para tabanının yönü üzerine kopan tartışmalar bugün ve gelecek için ışık tutar. Konuşma için : http://historymatters.gmu.edu/d/5354/

Beni asıl vuran şey ise bu konuşmanın bir ses kaydı olması… 124 yıl öncesinden gelen ve Kybalion’da paylaşıldığı gibi sadece duymak isteyen kulaklara fısıldanan bilgiler… Tabii insan dönüp Biden&Trump açık oturumunu dinleyince üzülüyor…..

Şant Manukyan
Direktör | Uluslararası Piyasalar

Aşı derken?

Hafta sonu dostlarla konuştuğumuz ve ardından daha derin incelediğim için az önce posta kutuma düşen “ünlü ekonomist aşı bulunursa altın fiyatları düşer dedi” içerikli mail dikkatimi çekti. Aslında aşı bulundu gibi görünüyor, en azından Rusların iddiası bu yönde. Ancak benim üzerinde durmak istediğim nokta “aşıdan” ne anlaşıldığı? Okuyan doktor veya bilim insanları lütfen hatalarımı bağışlasın ve düzeltsin. Aslında hata sayılmaz çünkü hata yapacak kadar bile konuyu bilmiyorum, sadece yanlış anlamış olma potansiyelim var.

ABD’de ve belli ölçüde dünyada bu konuda otorite kabul edilen FDA Temmuz başında aşı için bazı standartlar açıkladı : https://www.fda.gov/media/139638/download

13 ve 14’üncü sayfalarda bazı istatistikler var. Benim gibi cahiller açısından en anlaşılır kısım ise To ensure that a widely deployed COVID-19 vaccine is effective, the primary efficacy endpoint point estimate for a placebo-controlled efficacy trial should be at least 50%, and the statistical success criterion should be that the lower bound of the appropriately alpha-adjusted confidence interval around the primary efficacy endpoint point estimate is >30%.”  paragrafı . Yani aşı aşağıya aşı yukarıya diye yorum yapılırken FDA etkinliğini min 50% olarak belirlemiş. Aşılar değerlendirilirken “efficacy ve effectiveness” kavramları kullanılıyor. Google translate koyduğunuzda iki kelime de “etki” olarak çevrilmiş olsa da efficacy kontrollü ortamlarda yani klinik deneylerde görülen etki effectiveness ise aşı piyasaya çıkarak geniş kitleler üzerinde kullanıldığında görülen etkisi. O halde 50%’lik bir aşı ile 80%lik etkisi olan bir aşı sadece genel geçer yorumlarda aynı. Gerçek hayatta değil. Bir karşılaştırma yapmamız gerekirse kızamık aşısının etkinliği 95-98% oranında görülürken grip aşısı 20-60% arasında değişiyor.

Her ikisi de faydalı ancak ekonomiyi veya değerlemeleri aşı ile tartışacaksak nasıl bir oran üzerinden aşıyı konuşuyor olduğumuz kritik. 50%’lik bir aşı bizi 2019’a ışınlamaya yetmeyecektir. Bu konuda okuduğum bir simülasyonla daha anlaşılır kılmaya çalışacağım. Şayet sıfır noktasında olsaydık ve r 2.5 ise 70% etkin ve ABD halkının 75%’inin aşılandığı bir durumda virüs silinebiliyor. Nüfusun 60%’sinin aşılandığı bir durumda ise aynı performansı elde etmek için aşının etkinliği 80% olmalı. Etrafınızda kaç kişinin çıkacak bir aşıyı kullanacağını sorarsanız bu rakamların önemi daha da anlaşılır.

Ancak elbette tren hem ABD hem de dünyada çoktan kalkmış durumda. Resmi verilere göre ABD halkının yaklaşım 1%’si virüs ile temas etmiş durumda, ancak gayrı-resmi rakamların daha yüksek olduğu göz önüne alınarak 5% ile bir başka simülasyon yapılmış. Böyle bir durumda performansı ikinci ekte görüyorsunuz.

Aşı genellemesi ve güzellemesi yaptığımız sırada geçen zaman da bundan sonrası açısından çok kritik. 3. bir simülasyonda ki 3. ekte görüyorsunuz ABD nüfusunun 15%’sinin enfekte olduğu bir durumda herkes aşı olur ve aşı 100% etkinse zirve enfeksiyon miktarı 65% azaltılabiliyor.

Özetle FDA 2 şart koşuyor; aşırının güvenilirliği ve etkinliği. Güvenilirlik kısmı gerçekten yüksek olsa bile algı sorunu yaşanacak gibi. Aşı olan kişi sayısı ne kadar azalırsa aşının etkinliği o kadar yüksek olmalı ve salgının önüne geçebilecek taban etkinliği 80% olarak görülüyor. Daha düşük seviyeler yine salgın üzerinde etkili olacak ancak ekonominin “normalleşmesini” sağlamaya yetmeyecektir. Yani bir stadyum konseri için 50% etkin bir aşının bulunmuş olması yeterli olmayacak. Fiyatlamaları tartışırken bu detayları göz önünde tutmakta fayda var.

Hataların tamamı bana çalışma ise https://www.ajpmonline.org/article/S0749-3797(20)30284-1/fulltext‘a ait.

Şant Manukyan
Direktör | Uluslararası Piyasalar

Resesyon ve Getiri Eğrisi Kontrolü Üzerine

Dün NBER, malumun ilamı diyebilirsiniz, ABD’nin Şubat 2020 tarihinde resesyona girdiğini ve tarihin en uzun süren büyüme döneminin sona erdiğini açıkladı.

İlginç bir şekilde muhtemelen bu resesyon aynı zamanda en büyük ve kısa resesyon olarak da tarihe geçecek. Grafikte gördüğünüz üzere resesyon sonu ve Fed faiz artışları arasında doğrudan bir ilişkiden bahsetmek mümkün değil. Ancak Fed’in işler düzelmeye başladığında ne yapacağı önemli. Cuma günü açıklanan veri Fed’in yarın alacağı karar üzerinde etkili olmayacaktır. Yeni istihdam alanları açılmadı, kayıp olan istihdamın sadece bir kısmı geri geldi. Bu hareketin aylarca diğer göstergelerle beraber devam etmesi gerekiyor ki Fed aldığı önemlerin geri sarılması konusunu gündeme alsın.

Geride bıraktığımız aylarda atılan adımlar neticesinde, libor oranları düştü, borçlanma için ihraca çıkan şirketlerin ABD benchmarklarına oranla verdiği spread daraldı, piyasada işlem gören finansal varlıkların fiyatları, spread ve likiditesi normalleşti. Dolayısı ile bu toplantıda şapkadan yeni bir tavşan çıkartılması gerekmiyor. Faiz artışı veya bilanço normalleşmesi işsizlik ve enflasyon beklentilerine bağlanacağından piyasayı rahatsız edecek bir adımdan ziyade bekle gör stratejisi en makul sonuç.

Ancak eksi faiz yüzsüzlüğünden vazgeçmek sorunda kalan piyasa getiri eğrisi kontrolü (GEK) fikrini işliyor. Yakın zamanda Williams gibi bir ismin konuyu gündeme getirmesi de bir fantezi ile karşı karşıya olmadığınızı düşündürüyor. Getiri eğrisi kontrolü yakın tarihte (2016) BOJ tarafından uygulanıyor olsa da Japonya-ABD karşılaştırmasını çok doğru bulmuyorum. Demografik durum, JGB’lerin UST’ler oranla uluslararası talebinin düşük olması, doların statüsü gibi pek çok farklı dinamikler söz konusu olduğundan ABD’yi ABD ile karşılaştırmayı tercih ediyorum. Yine tam bir karşılaştırma olmayacak ancak benzer bazı noktalar söz konusu.

1942 Örneği

Tarihten anlaşılacağı üzere Fed’in getiri kontrolüne girişmesinin nedeni ekonomik nedenlerden ziyade ABD’nin savaşa girmesinden kaynaklanıyor. Hazine ile görüşüldükten sonra Fed kısa vadeli menkulleri (bill) 0.375%, uzun vadelileri (UST- 31 yıllık) ise 2.5% seviyesine pegledi ve ara vadeleri de bu seviyelere uygun  (10 yıllıklarda 2%, 16 yıllık 2.25%) bir şekilde belirledi. Bu adımı attığınızda, Fed’in gücüne ve sözüne inanıyorsanız (merhaba İsviçre Merkez Bankası, nasılsın?) , piyasa getirilerinin yükselme riski sıfırlandığı için tahvillerde sermaye kaybı riski de sıfırlanacaktır. Savaş harcamaları yapması gereken Hazine açısından baktığınızda ise maliyetleri kontrol altında tutmak söz konusu olacak.

Ne zamana kadar? Yatırımcılar enflasyon konusunda bir kaygı duyana kadar. Böyle bir kaygı söz konusu olursa hızla satışa geçeceklerinden Fed’in satılan her tahvili alması gerekir ki bu o zaman söz konusu olmadığı gibi bugün de söz konusu olamaz. Ancak zaten savaş koşulları nedeni ile hükumet fiyat kontrolleri getirdiği için enflasyon fazla gündem olmuyor.

Aşağıda gördüğünüz üzere önce ABD ekonomisinin 1929 krizinden çıkmaya başlaması ardından da savaş ve silah ticaretin karşılığında ülkeye akan altın bankaların rezervlerini şişiriyor (bu yüzden kısa vadeli faizler de sıfıra yakın). Ancak 1942’den sonra rezevlerin azalmaya başladığını görüyoruz. Bu dönem piyasanın Fed’e güvenerek kısa vadelileri satıp uzun vadeli varlıkları satın aldığı dönem.

Aşağıda ise bu gelişmeyi grafiksel olarak görüyorsunuz. Fed Billeri satın alıyor (o dönem ihraç edilenin 87%’sini) ancak bonolarda asıl alıcı özel sektör (1947’den sonra kademeli olarak kontrol gevşetildi). Kısacası Fed piyasanın almak istemediğini alıyor, piyasanın tutmak istediği eğer Hazine ihracından fazla ise satıyor. Dolayısı ile verim eğrisi de orjinal durumunda kalmıyor ama seviyeler Fed’in koyduğu sınırlara riayet ediyor.

Kamu açısından baktığımızda ise aşağıda gördüğünüz üzere Borç/GDP oranı savaş harcamaları nedeni ile şu anda olandan bile daha yüksek. Ancak savaş sonrası gelen büyüme ile nominal borç fazla değişmese de GDP çok hızlı toparlandığı için soru hallediliyor. Zaten ekonominin savaş üretiminden normale dönmesi ve gerek terhis edilen askerler gerekse hayatın normal akışına dönmesi ile yatırımlar&hane halkı harcamaları aynı anda artmaya başladığı için Fed enflasyonist bir baskıda korkmaya başlıyor. Kademeli olarak piyasadan çekilirken , 3 Temmuz 1947’de 3/8 olan bill getirileri Fed aradan çıkınca sene sonunda 1% seviyesine geliyor, zaten “piyasa fiyatlama mekanizması ile ” getiri eğrisi kontrolü arasında ciddi farklar olduğunu görüyor ve bu stratejiye bir kaç yıl içinde son veriliyor.

ABD’nin Yeniden Getiri Eğrisi Kontrolüne İhtiyacı Var Mı?

Öncelikle akla ilk soru olarak gelen QE varken getiri eğrisi kontrolü nedir? QE miktarsal bir operasyon , GEK is fiyata yönelik bir operasyon. Piyasayı ikna ederseniz teorik olarak hiç alım yapmadan (ki Fed bunu HY bonolarda alacağım diyerek ama almayarak başardı) getiri eğrisini kontrol edebilirsiniz. Yakın zamanda Avustralya Merkez Bankası getiri eğrisi kontrolü getiren ilk MB oldu ve 3 yıllık getirilerde üst sınırı 0.25% olarak belirledi,yani Fed’in de  eğriyi değil tek bir bölgeyi hedeflemesi mümkün olabilir. Brainard daha önce 1 yıllıkları sıfıra sabitledikten sonra gerekirse 2-3-5 yıl diye gidilmesini önermişti.

Her şeyin yolunda gittiği bir GEK operasyonunda Fed bilançosunu QE’de olduğu kadar büyütmeden getirileri düşük tutacak ve böylece yatırım için gerekli kredilerden, mortgagelara, şirket borçlanma maliyetlerine kadar her şey düşük seviyelerde gerçekleşecek. Elbette ABD’nin borçlanma maliyeti de düşük kalacak.

Kısa vadede deflatif bir ortamda bulunduğumuz için GEK’in çalışacağını düşünüyorum. Ancak biraz daha uzun vadede kaygılarım var:

  • Her şeyden önce ne 1940 yılı ABD tahvilleri (dolar henüz tam rezerv parası olmadığından), ne JGB’ler ne de Avustralya tahvilleri global tahviller değil. Bugün X veya Y nedenle ABD tahvillerine güven azalırsa ABD dışından da gelebilecek ciddi bir satış potansiyeli var. Bu nedenle Fed’in uzun vadeye gidebileceğini sanmıyorum.
  • İkinci belirsizlik ekonomideki toparlanmanın hızı. Şayet gerçekten V gibi bir toparlanma olacaksa Fed beklenenden önce faiz artırmak zorunda kalacak demektir. Bu düşünce GEK’in kredibilitesini sarsar. Fed 1947 yılında enflasyona karşı faiz artışına gittiğinde uzun vadeli tavanı hala koruyordu. Ancak faiz artışı uzun vadelilerin çekiciliğini azaltınca satış geldi ve 6 aylık dönemde seviyeyi savunmak için Fed 10 bn dolar alım gerçekleştirdi. Fed Brainard’ın dediği gibi 2 yıllıkları sıfıra sabitledi (yarın noktalardan faizlerin seyrine dair tahminlerini göreceğiz) ve 1.5. yılda enflasyon momentum kazandı. Bu durumda FED 1- gelen satışı almak zorunda 2- pegi bozmak zorunda. İkisi de sorunlu.

Toparlasak yarın Fed’in geniş anlamlı bir GEK açıklama ihtimalinin sıfır olduğunu düşünüyorum, yeni bir resesyon dalgası gelmezse uzun vadeli olarak da sıfır. Ancak yarın veya bir kaç toplantı sonrasında verilerde toparlanma olmazsa bazı vadelere yönelik pegler söz konusu olabilir. Kısa vadede bu dolar negatif ama hisse, altın vb konularda pozitif algılanır. Orta vadede ise finansal stabilitenin daha da bozulması anlamına geleceğini düşünüyorum. Yarın FOMC’de dikkat etmemiz gereken diğer noktalara da değineceğim.

Şant Manukyan
Direktör | Uluslararası Piyasalar

Dünyayı durduran salgın…

Dünya bir asır önce karşılaştığı İspanyol Gribine benzer bir pandemi ile savaşıyor. Covid-19 üç ay içinde tüm dünyaya yayılacak kadar bulaşıcı ve özellikle 65 yaşının üzerindeki insanlar için öldürücü bir virüs.

Kısa vadede aşısı veya ilacı bulunma ihtimali düşük olan bu salgına karşı “sosyal mesafenin artırılması, izolasyon ve kısmi olarak ekonominin kapatılması yolu” ile mücadele etmek zorundayız.

İyi haber! Alınan önlemler sonuç veriyor…

İyi haber! Alınan önlemler sonuç vermeye başladı. Salgına karşı radikal önlemler alan Çin, Güney Kore ve Tayvan hastalığın yayılma hızını sınırlı can kaybıyla sağlık sistemlerini tehdit etmeyecek bir düzeye düşürdü.

Önlem almakta geciken ABD ve Avrupa ülkelerinde vaka sayısı artmaya devam ediyor. 65 yaş üstü nüfusun fazlalığı (ABD yüzde17, Avrupa yüzde 20) ve boş yoğun bakım yatak kapasitesinin sınırlı oluşu can kaybını artırıyor. Ölü sayısı, ölüm oranı ve Asya deneyimini kullanan matematiksel modelimiz Avrupa ve ABD’de hastalığın mayıs ayında kontrol altına alınacağını ve haziran başından itibaren hayatın normalleşeceğini söylüyor.

Kötü haber! Dünya ekonomisi durgunluğa giriyor

Kötü haber, salgına karşı alınan önlemlerin dünya ekonomisini durgunluğa sokması bekleniyor. Durgunluğun şiddeti ve süresi salgınla mücadelede sağlanacak başarıya ve ülkelerin durgunluğa karşı ne derece radikal programlar uygulayacağına bağlı olarak belirlenecek. OECD tahminine göre önlemlerin sıkı bir şekilde uygulandığı her ay büyüme 1,5 – 2 puan geriliyor. Salgının yayılmasını kontrol altına almak için üç ay boyunca ekonomilerin kısmi olarak kapatıldığı baz senaryoda küresel büyüme 4-6 puan geriliyor. Bu hesaba göre, sene başında yüzde 3 büyüyeceği öngörülen dünya ekonomisi 2020 yılında yüzde 2-3 daralıyor. Hastalığın kontrol altına alındığı ve hayatın normale döndüğü baz senaryoda 2021 yılında küresel ekonomide V şeklinde (yüzde 3- 3,5) bir canlanma görülüyor.

Salgının üç ayda kontrol altına alınamadığı ve/veya sonbaharda geri geldiği kötümser senaryoda dünya ekonomisi yüzde 4-5 geriliyor. İflasların ve işsizliğin arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı bu senaryoda 2021 yılında ekonomide U şeklinde (yüzde 1- 2) sınırlı bir toparlanma görülüyor.

Mevcut piyasa değerlemeleri küresel büyümenin 2021 yılında U şeklinde hatta L şeklinde seyrettiği kötümser bir senaryoyu fiyatlıyor. Dibi gördüğümüz konusunda halen emin değiliz. Ancak, mali gücü yeterli ve kalbi piyasalardaki oynaklığa dayanıklı yatırımcılar bu seviyelerden deneme atışı yapabilir.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

1912 ve JP, Altın ve Kredi

FED başta olmak üzere merkez bankalarının izlediği politikaların ardından twitlerde, Facebookta, analizlerde vs sık sık JP. Morgan’ın “Gold is money, and nothing else.” cümlesini okuyoruz.  JP Morgan bu cümleyi nerede sarf etmiş? Neden sarf etmiş? Bob Marley gerçekten “kadın yok, göz yaşı yok” mu demiş, yoksa rahmetli Tanju Okan misali “kadınım ağlama” ?  Yıl 1907 , kusursuz fırtına tabir edilen 1907 Paniği yaşanıyor ve JP neredeyse tek başına tüm Wall Street’i kurtarıyor. Yıl 1912 , Fed’in kuruluşundan bir yıl önce. Kriz sonrası bir merkez bankası kurma isteği var ve J.P Morgan ifade vermeye çağrılıyor. Aşağıda ifadenin tamamı için bir link paylaşıyorum. Muazzam zamanlar, çok etkili bir adam ve okunması faydalı tutanaklar.  Alt sayfa sayısı 48’deyiz:

Sizin tipiniz hangisi? Roubini-Livermore-Buffett

Son günlerde endekslerle ilgili görüşlerime yönelik hem yatırımcılardan hem de Twitter aleminden gelen bir soru daha doğrusu “challange” var. Üstelik “kendi bil” düsturuna sahip birisine yönlendirildiğinde de cevap verilmesi çok zor bir soru. Malumunuz, veya şimdi oldu , SEC raporlarına göre Buffett pozisyonlarını azaltarak nakde geçmiş durumda : https://www.bloomberg.com/news/articles/2019-08-03/buffett-s-cash-pile-hits-record-as-berkshire-holds-122-billion . Öncelikle Ağustos yani 2Ç 10Q’larda gündeme gelen bu durumun neden şimdi popülerleştiğini bilmiyorum. Muhtemelen endekslerde yeni zirveler oluşması üzerine shortta olanların tutunmaya çalıştıkları bir dal. Daha önce de Soros’un 10Q’larını paylaşırdım, benzer haberleri onun üzerinden de görürdük : https://www.cnbc.com/2017/02/17/george-soros-loaded-up-with-big-bets-against-the-stock-market.html (olmadı).

Ekim sonrası FED Bilançosu

Mart  2019 Balance Sheet Normalization Principles and Plans dokümanına göre: “when the Committee judges  that reserve balances have declined to a level consistent with efficient and effective implementation of monetary policy (repo piyasasında yaşananlar bu noktanın ötesine geçtiğimizi gösterdi), the SOMA portfolio will hold no more securities than necessary for efficient and effective policy implementation. Once that point is reached, the Committee will begin increasing its securities holdings to keep pace with trend growth of the Federal Reserve’s non-reserve liabilities and maintain an appropriate level of reserves in the system.”

Gelecek Zili Çalıyor!

Alarm zili mi yeni fırsatlara açılan bir kapı mi size kalmış.

Beş yıl süren bir çalışmanın ardından tarih kesin olmamakla beraber 11 Kasım’da Çin dijital merkez bankası parasını (DMBP) devreye alacak gibi görünüyor. Açıklamalar ve paylaşılan raporlar üzerinden söz konusu DMPB’nin özelliklerine bir bakalım. Ama önce bu konuya değindiğim eski bir çalışmayı paylaşıyorum. Bu linkte aşağıda paylaştığım pek çok konuyu zaten işlemiştim.

Öncelikle başlarken projenin blockchain tabanlı olmasına yönelik bir istek olduğunu ancak DMBP’nin parasal büyüklüklerden M0 (yani kağıt ve metal paralar) yerine yaratılacağından ve double eleven ( Bekarlar günü) harcamaları sırasında saniyede 92,771 işleme kadar işlem sayısı yükseldiğinden bu fikirden vazgeçilmiş. Hibrit bir teknoloji kullanılacağı anlaşılıyor. Yine net olan konulardan biri iki katmanlı bir yapı ile karşı karşıya kalacağımız. Önceki analizde doğrudan (tek katman) ve dolaylı (çift katman) olarak tanımladığım bir mimari bu. PBOC dijital parayı ticari banka ve finans kuruluşlarına onlar da hane halkına sunacak. İki katmanlı yani dolaylı bir yapı seçmelerinin dört ana nedeni var:

Almanya PMI ve ECB’nin Alternatifleri

Alman PMI verisi dipten kum çıkartmak için dalmaya devam ediyor. Temmuz ayında 45 seviyesinde sabit kalması beklenen veri 43.1’e gerilemiş. Çin yavaşladıkça Almanya da etkilemeye devam edecek. Nitekim yeni siparişler 44.3’ten 41.6’ya gerilemiş.

ECB toplantı öncesinde bugüne kadar neler yapıldığını hatırlamakta fayda var. Aşağıda FED ve ECB oranlarını görüyorsunuz (ECB için depo oranını kullandım).

Gördüğünüz üzere ECB ya geç hareket eder veya erken hareket ettiğinde de yüzüne gözüne bulaştırır. Yarın bizi şaşırtabilecek mi göreceğiz. Geriye baktığımızda elbette önce benchmark faizlerin sıfırlandığını gördük. Ardından depo oranı -0.40% seviyesine kadar çekildi ve QE devreye sokuldu. Asset purchase program adı altında banka 2.6 trilyon Euro civarında varlık alımında bulundu ve zirve seviyesinde aylık alımlar 80 bn euroya kadar çıktı. İç isyan, teknik nedenler ve dünya ekonomisinin verdiği destek neticesinde ECB başarılı olmuşçasına QE’yi sonlandırdı ve/veya sonlandırmak zorunda kaldı. Ancak ABD’de CPI 2% civarına  çıkıp (ve önümüzdeki aylarda çok net bir şekilde üzerine çıkacak) işsizlik oranı 4%’nin altına kayarken aynı oran Yunanistan, İtalya, İspanya gibi ülkelerde 10%’un üzerinde Fransa gibi merkezde olduğu var sayılan bir ülkede ise 8.7% seviyesinde bulunuyor. ABD’de krizin zirvesinde oran 10% olmuştu.