Piyasalar neyi fiyatlıyor?

Dünya borsalarındaki iyimser hava devam ediyor. İkinci dalganın büyüme beklentilerini aşağı çekmesine, ABD ek mali paketinin seçim sonrasına kalmasına, dördüncü çeyrek büyüme beklentilerinin bozulmasına rağmen hisse senedi piyasalarında ABD ve Çin öncülüğündeki yükseliş devam ediyor.

Piyasalardaki iyimserliğin arkasında üç temel varsayım yatıyor: (i) ABD seçimleri Demokratların mutlak zaferiyle sonuçlanacak. (ii) Salgına karşı aşı iki üç ay içinde devreye girecek. (iii) ABD – Çin güç kavgası vahşi ticaret savaşından hizmet sektörü, insan hakları, çevreci politikaların da dahil olduğu daha geniş bir yayılacak.

Demokrat zaferiyle (Mavi Dalga) başlayalım. Geçmiş veri piyasaların Cumhuriyetçileri Demokratlara tercih ettiğini gösteriyor. Sermaye kazançları ve kurumlar vergisinin yükseltilmesi, asgari ücretin ve sağlık harcamalarının artırılması, piyasaların sevmediği Demokrat politikaları. Bu defa ne değişti de piyasalar Demokratların iktidara gelmesini satın alıyor.

Piyasalar bölünmüş bir politik yapıdan ve Trump yönetiminde uygulanan öngörülemeyen politikalardan memnun değil. Temsilciler meclisi ve senatonun Demokratlar ve Cumhuriyetçiler tarafından paylaşılmış olması seçime giden ABD ekonomisini yavaşlatıyor. Mavi Dalga senaryosu bu tıkanıklığın aşılmasında ve piyasanın istediği genişleyici maliye politikasının uygulanmasına imkan verecek.

Batı Avrupa ülkelerinde vaka sayısındaki artışa, ekonomiyi yavaşlatacak önlemlerin kademeli olarak devreye alınmasına rağmen küresel risk iştahında bir bozulma yok. Yaşlı kesimin ilk dalgaya göre kendini daha iyi koruması, salgına karşı ilaç tedavisinin gelişmesi ve koruyucu bir aşının iki üç ay içinde devreye gireceği inancı risk iştahını canlı tutuyor.

Mavi Dalga senaryosunda Amerika’nın daha az saldırgan politikalar yürütmesi bekleniyor. ABD – Çin güç kavgasının tek boyutlu ticaret savaşından hizmet sektörü, insan hakları, çevreci politikalarında devreye girdiği çok boyutlu bir müzakere sürecine dönüşmesi bekleniyor.

ABD’nin rekabet avantajının olduğu hizmet sektöründe Çin’in kademeli olarak açılması ve üretim sürecini çevresel faktörleri dikkate alarak düzenlemesi ticaret savaşı ve yaptırım tehdidini azaltarak gelişmekte olan piyasaları destekleyebilir.

Mavi Dalga zaferi Çin ve Meksika gibi Başkan Trump döneminde ağır yaptırımlara maruz kalan gelişmekte olan ülkeleri olumlu etkileyecek. Buna karşın Rusya ve Türkiye gibi ülkelere yaptırımların yeniden gündeme gelebileceğinden endişe ediliyor. S400 savunma sistemi, Halkbank davası gibi konular önümüzdeki aylarda yeniden ısıtılarak karşımıza getirilecek.

Türkiye varlıkları konusunda temkinli iyimser görüşümüzü koruyoruz. Ankara’nın normalleşme adımlarına piyasa olumlu tepki vermeye başladı. Faizlerin artırılması, aktif oranının düşürülmesi, swap sınırlamalarının kademeli olarak azaltılması Türkiye’ye olan ilgiyi artırmaya başladı.

Ankara 2018 yılındakine benzer bir oyun planıyla piyasalarla olan ilişkisini normalleştirmeye çalışacak. Yabancı yatırımcılarla dijital toplantılar gerçekleştirilmesi, Hazine’nin yurtdışından uzun vadeli borçlanması, Merkez Bankası’nın sıkılaşmayı sürdürmesi (22 Ekim’de politika faizinde 200bp artış bekliyoruz) bu stratejinin kaçınılmaz adımları.

ABD yaptırımı riski Ankara’nın normalleşme stratejisini bozar mı? Hayır…Tam tersine güçlendirir. Ekonominin yavaşladığı, ABD ve Avrupa ile ilişkilerin gerildiği bir ortamda uygulanan piyasa dostu politikalar finansal istikrarsızlık riskini azaltarak Ankara’ya bir koruma kalkanı sağlayabilir.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Mavi dalga senaryosunda piyasalar…

ABD seçimleri öncesinde Biden ile Trump arasındaki fark arttıkça küresel risk iştahı güçleniyor. Demokratların başkanlığı, senatoyu ve temsilciler meclisini ele geçirdiği bir seçim zaferi (Mavi Dalga) piyasalar tarafından yükseliş yönünde fiyatlanmaya başlandı.

Piyasalardaki iyimser havanın arkasında üç temel gerekçe var: (i) posta oylarına itiraz edilen tartışmalı bir seçim sonucu ihtimalinin ortadan kalkması; (ii) Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki inatlaşma nedeniyle Temmuz ayından beri çıkarılamayan Ek Mali Paketin süratle çıkarılacağı beklentisi; (iii) ABD’nin küreselleşmeyi tehdit eden saldırgan dış politikalardan vazgeçeceği umudu.

Politik belirsizliğin ortadan kalktığı, genişleyici maliye ve para politikalarının eş anlı olarak büyümeyi desteklediği ve küreselleşme üzerindeki baskıların azaldığı bir senaryonun kazananları hiç şüphesiz ABD ve Çin borsaları olacak. Teknoloji alanındaki güçleri COVID- 19 döneminde bu ülkeleri desteklemeye devam edecek.

İkinci dalga nedeniyle büyümesi yavaşlayan Avrupa hisseleri yükseliş dalgasına katılacak ama göreceli zayıf bir performans bekleniyor. Banka, enerji, otomotiv gibi döngüsel sektörlerin ağırlığı Avrupa borsalarının ABD ve Çin’e göre geride kalmasına neden olacak.

Demokrat zaferi ile güçlenen ABD büyümesi, azalan jeopolitik riskler ve değer kaybetmeye devam eden dolar gelişmekte olan ülkeleri destekleyecek. Ancak ABD ve Çin ekonomisine entegrasyonları doğrultusunda gelişmekte olan ülkeler arasında önemli bir ayrışma yaşanacak.

Trump döneminde yaptırım baskısı altında olan Çin ve Meksika yeni dönemde rahatlarken, ilişkilerin görece iyileştiği Rusya ve Türkiye üzerindeki baskılar artabilir. Obama döneminde Ortadoğu’da menfaat çatışması nedeniyle ABD Türkiye ilişkilerinde bir bozulma yaşanmıştı. Tarih tekerrür edecek demiyoruz. Ama söz konusu risk Türkiye varlıklarının küresel yükselişe daha sınırlı oranda katılmasına neden olabilir.

Lafı çok uzatmadan toparlayalım. Mavi Dalga senaryosunu fiyatlayan piyasalarda pozitif havanın devam etmesini bekliyoruz. ABD ve Çin’in önderliğindeki yükselişe Avrupa ve Çin dışı gelişmekte olan ülkeler daha sınırlı oranda katılacaklar.

Uzun süreden beri dünyadan negatif ayrışan Türkiye varlıklarının küresel yükselişe katılmasını ama Demokratlarla tarihsel olarak çok iyi olmayan ilişkiler nedeniyle dünyanın gerisinde kalmasını bekliyoruz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Pozitif test sonucu sonrası piyasalar…

 

Trump’ın testinin pozitif çıkması sonrası dünya piyasalarındaki satış dalgası sınırlı ve geçici oldu. Haberin ekranlara düşmesi sonrası ABD vadelilerindeki keskin düşüş ek mali paket üzerinde anlaşmanın seçimlerden önce sağlanacağı beklentisiyle büyük ölçüde toparlandı.

Geçmiş tecrübe liderlerin hastalanması durumunda piyasaların sınırlı tepki erdiğini gösteriyor. Test sonuçları pozitif çıkan Bolsonaro ve Johnson vakaları sonrasında piyasaların tepkisi sınırlı olmuştu. Seçime bir ay kalmasına rağmen Başkan Trump’ın testinin pozitif çıkması sonrasında da piyasaların tepkisi farklı olmadı.

S&P 500 haftayı %1’in altında kayıpla 50 günlük ortalamasının altına gerileyerek kapattı. Ek mali paket çıkma ihtimalinin arttığına yönelik spekülasyonlarla ABD tahvilleri yükselirken, DXY dolar endeksinde sınırlı artış görüldü. Wall Street’teki kayıplara rağmen Avrupa hisselerinde ve gelişmekte olan piyasalardaki satışlar sınırlı oldu.

Mevcut piyasa fiyatlamaları Trump’ın sağlık durumu bozulmadan hastalığı yeneceği ve seçim faaliyetlerini sürdürdüğü bir senaryo ile uyumlu. Bu senaryonun ne kadar gerçekçi olduğunu önümüzdeki hafta Beyaz Saraydan yapılacak açıklamalar ve 15 Ekimdeki açık oturuma Başkan Trump’ın katılıp katılmaması ile anlayacağız.

Başkan Trump’ın sağlık durumunun kötüleştiği ve yoğun bakıma kaldırıldığı bir senaryoda durum değişebilir. Başkan Trump’ın görevi yardımcısı Pence’e devrettiği veya Başkanın kabinesinin sağlık durumu gerekçesiyle zorunlu olarak Pence’e devrettiği bir durum gündeme gelebilir.

Başkanın sağlık durumunun önümüzdeki hafta istikrara kavuşmaması durumunda Cumhuriyetçilerin yeni bir başkan adayı ile seçime gitme ihtimali artar. Muhtemelen Pence’in yeni başkan adayı olarak seçileceği bu senaryoda seçimlerin ertelenmesinin de değerlendirileceği ne olacağı bilinemez bir döneme gireriz.

Hangi senaryo gerçekleşirse gerçekleşsin gerek Trump – Biden açık oturumu gerekse Başkan Trump’ın gerekli önlemleri almadığı hastalığa yakalanması nedeniyle ABD seçimlerinin Demokratların galibiyeti ile sonuçlanması ihtimalini artırıyor. Açık oturum sonrası %42’den %40’a gerileyen Trump’ın yeniden seçilme ihtimali, pozitif test sonucu haberi sonrası bugüne kadar gördüğü en düşük seviye olan %34’e gerilmiş durumda.

Son dönemde yaşananlara rağmen Demokratların Başkanlığı ele geçirdiği, ancak Cumhuriyetçilerin Senatonun çoğunluğu ellerinde tuttuğu senaryoyu halen baz senaryo olarak görüyoruz. Vergi oranlarının artmadığı ancak dış politikada ABD’nin daha az saldırgan olacağı bu senaryo riskli varlıkları destekleyen bir senaryo olur.

Ancak bu tahmin eninde sonunda doğru çıksa bile, seçimlerden önceki son dönemece girerken tırmanan politik kutuplaşma ABD seçimlerinin 4 Kasım’da sonuçlanmayacağına ve posta ile kullanılan oylar nedeniyle uzun süreli bir belirsizlik dönemi yaşanabileceğine işaret ediyor.

Ek mali paketin gecikeceği, büyüme üzerinde risklerin artacağı, politik gerginliğin tırmanacağı bu senaryo, kısa vadede dünya piyasalarının ABD kaynaklı yeni bir satış dalgası ile karşılaşabileceğine işaret ediyor.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

PPK sonrası piyasalar…

Merkez Bankası’nın politika faizini 200 baz puan artırarak piyasalara pozitif sürpriz yaptığı PPK toplantısı sonrası Türkiye varlıkları dünyayı yenmeye devam ediyor. Türk Lirası’ndan, tahvile, CDS’den hisse senedine tüm piyasalarda gelişmekte olan piyasalardan pozitif ayrışıyoruz.

Ancak en olumlu tepki son üç günde yüzde 7 yükselişle banka hisselerinde görülüyor. Faiz artışının yanı sıra, swap işlemlerindeki limitlerin artırılması da bankaların uzun bir aradan sonra sanayi hisselerini yenmesini destekliyor.

Faizlerin artışı aslında kısa vadede bankaların kârlılığını baskılayacak bir gelişme. Bankaların mevduatları kredilerine göre daha kısa vadeli. Üçüncü ve dördüncü çeyrekte bankaların faiz marjlarındaki daralma gerekçesiyle 2020 kâr tahminlerini yüzde 5-10 aşağı çektik.

Buna karşın sıkı para politikası ile Türk Lirası’nın değer kaybı kontrol altına alınabilirse bankalar için çok önemli bir tehdit olan kur riski azalacak.

Son iki senede 50 milyar dolar gerilemesine rağmen finans dışı şirketlerin halen 160 milyar doların üzerinde döviz açık pozisyonu bulunuyor.

Ancak bizce daha önemli olan Ankara’nın faiz artışı ve swap limitlerinin artırılması ile piyasalara verdiği ekonomi politikaların normalleşme sinyali.

Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere göre daha düşük kredi notu ve daha yüksek CDS oranı olmasında uygulanan sıra dışı politikaların etkisi göz ardı edilemez.

Aktif oranı uygulamasının kaldırıldığı, pozitif reel faiz verildiği, Londra swap piyasasının açıldığı ve yabancı yatırımcıların geri döndüğü bir senaryoda Türkiye’nin risk primi ve yurtdışından borçlanma faizi kademeli olarak 100-150 baz puan gevşeyecektir.

Lafı çok uzatmadan toparlayalım. Ekonomi politikalarını normale döndürme yolunda Ankara’nın attığı her adıma karşı piyasa iki adım atacaktır. Yeter ki kararlı ve öngörülebilir olalım.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

İkinci dalga ile birlikte yaşamak…

Sonbaharla birlikte vaka sayısı küresel olarak artınca sosyal mesafe önlemleri artırılır mı, ekonomiler kapatılır mı soruları yeniden gündeme geldi.

İkinci dalga konusundaki görüşümüzü biliyorsunuz. COVID-19 gibi bulaşıcı bir pandemide ikinci dalganın gelmesi kaçınılmaz. Asıl soru Türkiye bu dönemi ekonomiyi kapatmadan ve toplumun kırılgan kesiminde can kaybını asgariye indirerek yönetebilecek mi?

Bu soruların cevabını aramak için bu hafta Avrupa ve Türkiye’de salgın cephesindeki gelişmeleri analiz edeceğiz.

Avrupa’ya yakından bakmamızın iki nedeni var: (i) Avrupa epidemolojik döngüde Türkiye’nin bir ay kadar önünden gidiyor. (ii) Büyük dış ticaret ortağımız Avrupa’da salgının kontrolden çıkması ve ekonominin kapanması Türkiye ekonomisinde yıkıcı etkiler yaratır.

Son verilere baktığımızda Avrupa’nın, Fransa ve İspanya’nın önderliğinde yeniden salgın merkezleri arasına katıldığını görüyoruz. Yeni vaka sayısı eylül ayında Fransa ve İspanya’da 10.000 seviyesini aşarak mart ayındaki tepe seviyelerinin yüzde 50 üzerine çıktı.

Buna karşın bu ülkelerde geçen sene yüzde 10’un üzerinde olan ölüm oranı yüzde 1-2 bandına geriledi.

Avrupa’nın diğer büyük ülkelerinde Almanya, İngiltere ve İtalya’da vaka sayısında korkutucu bir artış zaten yok. Ancak ölüm oranlarıyla ilgili tespit bu ülkelerde de geçerli.

İyi haber, vaka sayısındaki artışa rağmen, Avrupa sağlık sistemini kilitlemeden ve ekonomiyi kapatmadan salgını yönetilebilecek durumda.

Türkiye öznesine baktığımızda, tam tersi bir durum söz konusu. İyi haber, son dönemdeki artışa karşın vaka sayısı geçen seneki tepe noktasının üçte biri düzeyinde. Kötü haber, geçen sene yüzde 2 civarında olan can kaybı oranı yüzde 4’ yükseldi. Yoğun bakımdaki hasta sayısındaki artış can kaybının önümüzdeki haftalarda artmaya devam edeceğine işaret ediyor.

Neler oluyor? Avrupa’da vaka sayısı artıp ölüm oranları gerilerken Türkiye’de neden tam tersi durum söz konusu…

Bu sorunun cevabı vakaların demografik dağılımında gizli. Nisan ayında Fransa ve İspanya’da salgına yakalananların yüzde 45-50’si 60 yaşın üzerinde. Eylül ayında bu oran yüzde 13-15 seviyesine geriliyor. Toplam nüfusta 60 yaş üstünün payı yüzde 25 civarında. Diğer bir deyişle yaşlı nüfus kendini korumayı öğrenmiş.

Türkiye demografi verisi Avrupa kadar geriye gitmiyor. Haziran başında 65 yaş üzeri kesim vaka sayısının yüzde 11’ini oluştururken, şimdi bu oran yüzde 13’e yükselmiş. Anadolu’da yaşlı kesim düğün bayram gibi etkinliklerde kendini koruyamamış diye anlıyoruz. Ancak eldeki veri kapsamlı analiz yapacak kadar detaylı değil. Haftalık durum analizi raporlarının ağustos sonunda durdurulması hayatı zorlaştırıyor.

Lafı çok uzatmadan toparlayalım. Avrupa ve Türkiye salgın verisi ekonomi durdurulmadan salgının yönetilebileceğine işaret ediyor. Anadolu’da ve yaşlı nüfusta vaka sayısındaki artış Ankara’nın bölgesel ve toplumun kırılgan kesimine yönelik önlemler alabileceğini söylüyor. Alınacak önlemlerin can kaybını sınırlayacağını umuyoruz. Ekonomide bu nedenle oluşacak yavaşlamanın ilkbahara göre daha sınırlı ve yönetilebilir olacağını tahmin ediyoruz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Not indirimi sonrası piyasalar…

Kararın aralık başındaki toplantı beklenmeden alınması ve görünümün negatif olması pek hayra alamet değil.

Haftaya Moody’s’ten gelen beklenmedik not indirimi kararıyla başlıyoruz. Moody’s Türkiye’nin B1 negatif olan notunu B2 negatif olarak güncelledi.

Kararın aralık başındaki toplantı beklenmeden alınması ve görünümün negatif olması pek hayra alamet değil. Ama önemli bir piyasa etkisi beklemiyoruz.

Görüşümüzün arkasında üç temel neden var. (I) Türkiye’nin varlık fiyatları zaten B2 seviyesinden daha yüksek bir risk primiyle işlem görüyor. (ii) Kredi derecelendirme şirketleri genelde piyasaların gerisinden gelir. (iii) Karar ülkenin kredi kategorisinde herhangi bir değişikliğe yol açmıyor.

Küresel satış dalgası…

Dünya borsaları hazirandan beri gördüğü en sert satış dalgasıyla karşı karşıya. Pandemi sonrası yükselişte başı çeken teknoloji hisseleri satış dalgasında en çok değer kaybedenler arasında. Tesla’nın S&P endeksine alınmaması dışında satışı tetikleyen bir katalizör görmüyoruz.

Satışların ABD’nin kısa tatili öncesine denk gelmesi likidite eksikliği nedeniyle dalga boyunu artırmış olabilir. Açıklanan ekonomik verilerin (ISM, PMI, istihdam) güçlü olması geçmişte benzerini birçok defa gördüğümüz kar satışlarından birisi ile karşıya olduğumuza işaret ediyor.

ABD tahvili, altın, dolar gibi emin liman yatırım araçlarında risk iştahının bozulduğuna yönelik bir fiyatlama görülmemesi de bu görüşü destekliyor.

Geçmiş veri ABD piyasalarındaki sert satış dalgalarının genelde birkaç gün sürdüğünü, arkadan tepki alımlarının geldiğini gösteriyor. Bu defa da benzer bir gelişme olması muhtemel. Tartışılması gereken olası yükselişe teknoloji hisseleriyle mi katılalım, yoksa zaten geride kalmış hisselere mi yönelelim. Türkiye varlıkları dünyadan bağımsız kendi liginde oynuyor. Doğu Akdeniz’de tırmanan jeopolitik riskler ve rezervlerdeki erime, dünya yükselirken Türkiye varlıklarının değer kaybetmesine neden olabiliyor. Türkiye’nin enerji bağımsızlığını elde etmek için Doğu Akdeniz’de arama yapması en doğal hakkıdır. Bu nedenle ABD ve Avrupa ile karşı karşıya geleceksek bunun bedelini ödemeye hazırız. Kur artışı ve risk primlerindeki artış Türkiye’nin dış politika tercihlerini değiştirmez.

Ancak, brüt rezervlerin 4 milyar dolar kayıp ile 85 milyar doların altına, mayıs ayından beri gördüğü en düşük seviyeye gerilemesi ekonomik politika tercihlerinin değiştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dışardan kaynak kullanmadan genişleyici politikalar uygulamaya devam edemeyiz.

Ekonomi politika tercihlerinin değiştiğini gösteren ilk adımları görmeye başladık. Aktif oranının parametrelerinin yumuşatılması, kamu bankalarının daha rasyonel fiyatlama yapmaya başlaması, Merkez Bankasının ağırlıklı ortalama faizi %10 seviyesinin üzerine çıkarması, bu değişikliğin ilk adımlarını oluşturuyor. Mevcut adımlar kurdaki yangını söndürdü mü? Maalesef hayır. Doların dünyada değer kaybetmesine ve çoğu gelişmekte olan ülke para biriminin dolara karşı değer kazanasına rağmen Türk lirası zayıflamaya devam ediyor. Ankara ilave sıkılaştırıcı adımlar atmaya devam edecek mi? Kur ve faizler ekonomide sert inişe ve finansal istikrarsızlığa yol açmadan nerede dengelenecek? Pandemiye yönelik belirsizlikler nedeniyle eylül toplantısında politika faizinde değişiklik yapılmayacağına yönelik sinyaller alıyoruz. Ancak küresel risk iştahının bozulduğu ve Türk Lirası’nın değer kaybettiği bir senaryoda bu durum değişebilir. Ekim, kasım, aralık ayları dış borç servisinin ve kurdaki oynaklığın yüksek olduğu aylar. Bu aylarda gelecek bir dış şok Ankara’yı politika faizini doğrudan artırmak veya faiz bandını genişletmek yoluyla ilave sıkılaştırıcı adımlar atmaya zorlayabilir. 2018 yılında kur enflasyon sarmalıyla faiz artırarak savaşmıştık. Aradan geçen iki yılda net dış borç ödeyerek kırılganlığımızı bir nebze azalttık. Ancak güçlenen iç talep ve enflasyondaki yükseliş bizi yeniden faiz artırmaya zorluyor.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Fed’in yeni para politikasının etkileri…

Gelişmiş ülke merkez bankalarının pandemi sonrasında enflasyondaki yükselişe kayıtsız kalacağının ilk işaretini geçen hafta Fed Başkanı Powell’in konuşmasında gördük. Piyasalar, ortalama enflasyonun yüzde 2 olmasını hedefleyen yeni Fed politikasını enflasyondaki yükselişe para politikasının bir süre müdahale etmeyeceğinin işareti olarak okudu.

Konuşma sonrası piyasa tepkisi sınırlı oldu. Açıklama piyasalar için sürpriz değildi. Eylül toplantısında yeni politikanın işareti verileceği beklentisi bir süredir fiyatlanıyordu. Uzun vadeli faizlerdeki yükseliş, verim eğrisinin dikleşmesi ve doların değer kaybetmesi bunu gösteriyordu.

Konu hakkındaki görüşümüzü biliyorsunuz. Büyümenin yavaşladığı ve borç dinamiklerinin sürdürülemez boyutlara geldiği bir dünyada finansal baskılamayı “kötüler arasında en az kötü yöntem olarak” görüyoruz

Tasarruf sahibinden borçluya servet transferi olarak tanımlayabileceğimiz bu politika 2008 krizi sonrasında ismi konmadan zaten uygulandı. Ancak enflasyon seviyesinin ve nominal faizlerin düşüklüğü bu politikadan yeterli verim alınmasını engelliyordu.

Yeni dönemde enflasyondaki yükselişe bir süre göz yumularak bu süreç hızlandırılmaya çalışılacak. Bu sayede, sabit faizle geçmişte yapılmış uzun dönemli ihraçların faiz ve anaparası eritilerek finansal istikrarsızlık riski azaltılmaya çalışılacak.

Bu süreçte servetini korumaya çalışacak tasarruf sahibinin elinde sınırlı sayıda alternatif var:

(i) Sabit nominal faizli yatırım araçlarından değişken faizli veya enflasyona karşı korumalı araçlara geçmek;

(ii) Uzun vadeden kısa vadeye geçerek durasyon riskini azaltmak;

(iii) Altın, gayrimenkul gibi enflasyona karşı koruma sağlayan yatırım araçlarının ağırlığını artırmak;

(iv) Hisse senedi gibi reel olarak değer kazanan ve/veya temettü verimi sağlayan yatırım araçlarına yönelmek.

Yeni politikanın Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisini olumlu görüyoruz. Yeter ki nisan-temmuz döneminde olduğu gibi dramatik politika hataları yapmayalım.

(i) Fed’in faizleri uzun süre artırmaması risk iştahını destekler;

(ii) Doların değer kaybettiği, Euro’nun değer kazandığı bir ortam Türkiye için güzel olur;

(iii) Ortalama libor oranının artmaması ağırlıklı olarak değişken faizli borçlanan Türkiye için iyi haber.

Bu süreci bozacak, hatta tersine döndürebilecek gelişme uzun dönemli ABD devlet tahvili faizlerinde sert bir yükseliş olur. Bu durumda, 2013 yılında Bernanke’nin “Fed’in varlık alımlarını kademeli olarak azaltacağı” açıklaması üzerine gelişmekte olan ülke varlıklarındaki satış benzeri bir düzeltme görürüz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Enerji müjdesi

 

Bu hafta enerji dolu bir gündemimiz var. Cumhurbaşkanı Erdoğan Karadeniz’de tahmini 320 milyar metreküp doğalgaz bulunduğunu açıkladı. Bugüne kadar enerji alanında elde ettiğimiz en büyük başarı. Öncelikle emeği geçenleri kutlarız. İyi haberlere ihtiyacımız var.

Türkiye yıllık 40 milyar dolar civarında enerji ithal ediyor. Bu tutarın yaklaşık 9 milyar dolarını doğalgaz ithalatı oluşturuyor. Hacim olarak ifade edersek, Türkiye’nin doğalgaz ithalatı 45 milyar metreküp büyüklüğünde. Yani bulunan rezerv ülkemizin 7 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayacak.

PPK toplantısı öncesi piyasalar…

Küresel risk iştahı güçlü seyretmeye devam ediyor. ABD’de ilave mali destek paketi görüşmelerinin tıkanması ve Avrupa’da vaka sayısının artması gibi negatif gelişmelere rağmen hisse senedi piyasaları ve kredi spredleri güçlenmeye devam ediyor.

ABD işsizlik başvurularının salgın sonrası ilk kez 1 milyonun altına gerilemesi ve perakende satışlarının salgın öncesi seviyelere ulaşması risk iştahını destekliyor. ABD varlıkları uzun bir aradan sonra yeniden dünya piyasalarını yenmeye başladı.

Gelişmekte olan ülke varlıkları, özellikle döviz kurları, küresel risk iştahındaki iyileşmeden faydalanamıyor. Gelişmekte olan Avrupa, Afrika, Ortadoğu ve Güney Amerika dünyanın gerisinde kalıyor. Brezilya, Türkiye ve Güney Afrika kırılganlıklarıyla öne çıkan ülkeler.

Küresel piyasalar eylül ayına üç temel soruyla giriyor: (i) ABD ilave mali paket ne zaman geçecek? (ii) ABD – Çin ticaret görüşmelerinde orta yol bulunacak mı? (iii) ABD seçimleri öncesinde Çin ile gerginlik artacak mı?

Temsilciler Meclisi ve Senatonun eylül ayına kadar tatile girmesi nedeniyle ilave mali paketin (1 trilyon doların üzeri) çıkışı eylül ayına kaldı. Başkan Trump yetkisini kullanarak ilave 100 milyarlık harcama imkanı sağlıyor.

Piyasalar ek paketin eylül ayında çıkacağını fiyatlamaya devam ediyor. ABD seçimleri dolayısıyla gerginliğin artması ve anlaşma sağlanamaması durumunda ABD ekonomisindeki canlanma hız kesebilir. Dünya ekonomisinin nihai harcayıcısı olan ABD tüketicisinin harcamasını azaltması küresel büyümeyi ve risk iştahını baskılar.

ABD’nin Çin’e ihracatı Faz – 1 anlaşmasında konulan hedeflerin dörtte birine bile ulaşmadı. Hafta sonu yapılması gereken görüşmelerin gerekçe göstermeden ve tarih belirtmeden ertelenmesi seçimler öncesinde Trump yönetiminin ilave vergi koyması veya teknoloji savaşının kızışması anlamına gelebilir.

ABD seçimlerine giderken Demokrat aday Biden Başkan Trump’a karşı önde gitmeye devam ediyor. Salgın karşısındaki başarısızlığını ekonomi cephesindeki toparlanmayla dengelemeye çalışan Başkan Trump işler yolunda gitmezse Çin’i düşman olarak gösterip tabanını konsolide etmeye çalışabilir. Olası bir Biden zaferi Türkiye için kötü haber olur. Demokratların Türkiye ile bozulan ilişkisinin onarılması zaman alır.

Türkiye küresel risk iştahından bağımsız kendi yarattığı bir döviz şokuyla uğraşıyor. Salgın sonrası genişletici maliye ve para politikalarında ve finansal baskılamada kantarın topuzunun kaçırılması büyümeyi destekleyen ancak enflasyonun arttığı, ödemeler dengesinin bozulduğu, rezervlerin eridiği ve Türk Lirasının değer kaybettiği bir tabloya yol açtı.

Türk Lirasındaki değer kaybının devam etmesi enflasyonu yükselterek ve finansal istikrarsızlık riskini artırarak kendi kendini besleyen olumsuz bir döngüye girmemize neden olabilir. Durumun ciddiyetini gören Ankara, genişletici politikaların normalleştirileceği sinyalini verdi. Aktif oranı parametrelerini yumuşatarak ve likiditeyi kısarak ve fonlama maliyetini artırarak doğru yönde ilk adımları attı

Ancak bu adımlar kurdaki değer kaybını durdurmak için yeterli olmadı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın faiz indiriminin devam etmesini istediğini vurgulayan açıklaması sonrası Merkez Bankası’nın 20 Ağustos Para Politikası Kurulu (PPK) toplantısında faiz artırmayacağına inanan yatırımcılar dövize yönelmeye devam etti.

Geldiğimiz noktada dövizdeki yangını söndürmek hayati önem taşıyor. İktisat teorisi ve 2018 Ağustos tecrübesi Merkez Bankası’nın temel dengelerdeki bozulmaya rağmen faiz artırmaması durumunda ileride daha yüksek faiz artışı yapmak zorunda kalacağını gösteriyor.

Ankara’nın elinde faiz silahını etkin bir şekilde kullanarak ve piyasalarla sağlıklı bir iletişim kurarak kurdaki yangını söndürmek imkânı halen var. Umarız iktisat teorisi ve piyasalarla inatlaşmaz ve yangını daha fazla büyümeden kontrol altına alabiliriz.

 

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma