Küresel risklere karşı swap anlaşmaları

Reel ekonomi ile finansal piyasalar arasındaki farkın açıldığı bir dönemden geçiyoruz. Açıklanan veriler korona salgınının ekonomik maliyetinin 2008 küresel krizinden çok daha büyük olduğunu teyit ediyor. Finansal piyasalar ise ekonomide sert inişin ardından “derin V” şeklinde bir canlanmayı fiyatlıyor.

Nisan ve mayıs ayına ait ekonomik veriler Amerika’dan Avrupa’ya Asya’dan Avustralya’ya tüm kıtalarda çok sert bir ekonomik daralmaya işaret ediyor. ABD, Brezilya ve Rusya gibi büyük ülkelerde salgının halen kontrol altına alınamaması ekonomilerin yeniden açılmasının gelgitler yaşanabilecek zorlu bir süreç olacağına işaret ediyor.

Açıklanan veriler Türkiye ekonomisinin de küresel durgunluk dalgasından kaçamayacağını gösteriyor. Elektrik tüketimi, kredi kartı harcamaları, PMI anketi gibi veriler Türkiye ekonomisinin yılın ikinci çeyreğinde yüzde 10 civarı küçüleceğine işaret ediyor.

Salgına karşı alınan önlemler nedeniyle ekonominin kapatılması bütçeden ödemeler dengesine temel dengelerde sert bir bozulmaya işaret ediyor. Küresel durgunluğun devam ettiği ve yılın ikinci yarısında turizm gelirlerinin yüzde 35-40 civarında gerilediği bir senaryoda Türkiye ekonomisi 2020 yılı genelinde yüzde 4,5 daralabilir.

Reel ekonomi cephesinde haber akışı bu kadar kötüyken finans piyasalarının toparlanmayı fiyatlaması bizi rahatsız etmiyor. Geçmiş döngülerin incelenmesi hisse senedi piyasalarının tepeden dibe zararın yarısına yakınını durgunluğun sona ermesinden bir çeyrek önce geri aldığını gösteriyor.

Dolayısıyla yılın ikinci yarısında yaşanacak toparlanmayı finansal piyasaların mayıs ayında fiyatlamasında bir tuhaflık yok. Ancak bu sürecin küresel risk iştahını arkanıza aldığınız kolay bir dönem olmayabileceğini belirtelim.

ABD – Çin kavgası, doların güçlenmesi, gelişmekte olan ülkelerde yaşanabilecek not indirimleri gibi gelişmeler küresel risk iştahını bozup yerel parayı baskılayarak ekonomideki canlanmanın V değil U şeklinde olmasına neden olabilir.

Salgına karşı sağladığı başarıya rağmen Türkiye ekonomisi söz konusu risklere karşı açık konumda. Bunun farkında olan ekonomi yönetimi G20 ülkeleriyle swap anlaşmaları yaparak elini güçlendirmeye çalışıyor.

Dış ticaret bazlı swap anlaşmaları ödemeler dengesinin finansmanı için ilave bir kaynak oluşturmaz. Ama piyasa koşullarının kötüleştiği bir konjonktürde likidite ve sinyal etkisiyle küresel dalgaların vereceği zararı azaltabilir.

Bu bağlamda geçen hafta Rueters’ta çıkan İngiltere ve Japonya ile olası swap anlaşması haberini önemsiyoruz. Haberin doğru çıkması, Türkiye’nin bu ülkelerle toplamda 10 milyar doların üzerinde bir swap anlaşması yapması ve Türk Lirası’nın güçlenmesi bu hafta yapılacak PPK toplantısı öncesinde faiz indirimine devam etmek için Merkez Bankası’nın elini rahatlatır ve büyümeyi destekler.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Gittikleri gibi geri gelecekler…

Küresel risk iştahı iyileşmeye devam ediyor. Salgına karşı bir aşının deneysel kullanım için yaz aylarında hazır olacağı ümidi ve Japonya’nın remdesivir ilacının kullanımına onay vermesi ekonomilerin yakında açılacağına dair beklentileri kuvvetlendiriyor.

Avrupa’da Almanya, İtalya ve Hollanda’nın ardından Fransa’da sosyal mesafe önlemlerini azaltan ülkeler konvoyuna katıldı. Salgının yeni merkezi konumundaki ABD’de eyalet bazında farklılaşan bir açılma süreci tartışılıyor.

Gelişmiş ülke borsaları mayıs başındaki kayıpları geri alarak nisan ayındaki yükseliş trendine geri dönüyor. Nisan ayında yaşanan yüzde 10’un üzerindeki değer kazancı sayesinde ABD hisselerinin sene başından beri kaybı yüzde 9’a, Japonya’nın kaybı yüzde 12’ye, Avrupa’nın kaybı yüzde 20’ye geriledi.

ABD Doları’nın gerilemesi, durgunluğun sona ereceğini fiyatlayan verim eğrisi ve gelişmekte olan ülke paralarında son bir kaç gündür devam eden değer artışları ve Brezilya varlıklarında görülen tepki alışları risk iştahının yeniden güçlenmeye başladığını teyit ediyor.

Salgına karşı başarılı mücadelesine rağmen Türkiye gelişmekte olan piyasalardaki yükselişe sınırlı oranda katılıyor. Kısa vadeli dış borç servisinin yüksekliği nedeniyle Türk Lirası’nda devam eden kayıplar ve benzer ülkelere göre daha yüksek CDS oranları Borsa İstanbul’un yükselişe katılışını sınırlıyor.

Yüksek betalı Türkiye varlıklarının küresel risk iştahının toparlanmaya başladığı bir ortamda geride kalmasını teknik olarak ayı sinyali olarak görüyoruz. Yüksek betalı bir piyasa olarak Türkiye varlıklarının risk iştahı yükselirken daha iyi, gerilemelerde daha kötü performans göstermesini beklerdik.

Yurtiçinde faiz oranlarının düşüklüğü nedeniyle yerleşik yatırımcının borsaya yöneldiği bir ortamda dünya piyasalarındaki yükselişe katılamamamız yabancı yatırımcıların Türkiye varlıklarında satış yapmaya devam ettiğini gösteriyor.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın geçen hafta küresel yatırımcılara yönelik yaptığı başarılı sunuma rağmen yabancı yatırımcının satış yapmaya devam etmesi önümüzde zorlu bir süreç olduğunu gösteriyor. Salgına karşı başarılı mücadelemiz, ekonomide açılma işaretleri ve ucuz değerlememiz yabancı yatırımcıyı Türkiye’ye çekmek için yeterli olmuyor.

Risk iştahı iyileşirken Türkiye varlıklarını almayan yabancı yatırımcılar, risk iştahı bozulurken muhtemelen satışlarını hızlandıracaklar. Dolayısıyla Türkiye varlıklarında kısa vadede oynaklık yüksek olmaya devam edecek.

Ama enseyi karartmayın. Salgına karşı başarılı mücadele eden Türkiye, ekonomisini de benzer başarıyla açabilirse orta vadede yabancı yatırımcının tavrı değişecektir. Biz işimizi iyi yaparsak ve kapıyı açık tutarsak bugün Türkiye’ye ilgi göstermeyen yatırımcılar gittikleri gibi geri geleceklerdir.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Mayıs ayına yangınla başlıyoruz

 

Dünya borsaları aşırı kötümserlik ile iyimserlik arasında gidip geliyor. Mart ayında dip yapan piyasalar nisan ayında ABD teknoloji hisseleri öncülüğünde son yılların en güçlü çıkışlarından birisini yaptı.

Gelişmiş piyasalar ABD, Avustralya ve Kanada’nın öncülüğünde %11 artarken, gelişmekte olan piyasalar Hindistan ve Rusya’nın önderliğinde %9 yükseldi. Salgını kontrol altına almakta geciken İtalya, İspanya, Fransa ve İngiltere yükselişe sınırlı oranda (%4-%5) katıldı.

Türkiye, nisan ayındaki olumlu havadan en az yararlanan ülkelerden birisi oldu. Döviz kurunun kritik seviyelere yükselmesi ve CDS oranlarının baskı altında kalması nedeniyle Türkiye bu yükseliş dalgasına maalesef sınırlı oranda katıldı (%4).

Türkiye salgına karşı başarılı bir mücadele sergiliyor. Yapılan açıklamalar ekonominin açılma sürecinde de ihtiyatın elden bırakılmayacağını gösteriyor. Ancak önümüzde halen zorlu bir süreç var.

Alınan önlemlerin katılığı, portföy çıkışlarının devam etmesi ve turizm rezervasyonlarının düşüklüğü ekonomide öngördüğümüzden çok daha sert (-%5) bir daralma olacağına işaret ediyor.

Söz konusu daralma sonrasında ekonomide hızlı bir canlanma mı (derin V), yoksa ağır aksak bir toparlanma mı (derin U) olacağı hastalığa karşı aşının ne zaman bulunacağına, küresel risk iştahına ve Türkiye’nin uluslararası piyasalarla ilişkisini onarmasına bağlı olarak belirlenecek.

Bizim görüşümüzde bir değişiklik yok. En kötü geride kaldı. Salgının kontrol altına alınması ve ekonomilerin kademeli olarak açılması piyasaları desteklemeye devam ediyor. Hisse senedi piyasaları 2020’yi mevcut seviyelerinden daha yukarıda bitirecek.

Ancak önümüzde, zorlu bir süreç var. Mayıs ayına dolar ve altın değer kaybederken hisse senedi ve gelişmekte olan para birimlerinde sert kayıplarla başlamamız hayra alamet değil.

Mayıs ayına yangınla başlıyoruz. Yangının ne kadar derinleşeceği ve yayılacağını önümüzdeki günlerde anlayacağız.

Ekonomi ne zaman normalleşecek?

Türkiye korona salgınına karşı başarılı bir mücadele veriyor. Bilim Kurulu’nca tavsiye edilen sosyal mesafeyi ve izolasyonu artıran önlemlerin Ankara tarafından tam olarak uygulanmasının sonuçlarını almaya başladık. Sağlık personelimizin özverili çalışması ve son yıllarda yoğun bakım yataklarına yapılan yatırımların da yardımıyla başarılı sonuçlar alıyoruz.

Son açıklanan veriler yeni vaka ve can kaybının gerilemeye başladığını ve iyileşenlerin hızla arttığını gösteriyor. Açıklanan rakamlar ana değişkenlerini daha önce paylaştığım matematiksel modelin tahminlerinden daha iyi gidiyor. Can kaybı modelin tahmin ettiğinden 10 gün önce ve daha düşük seviyelerde tepe yaptı. İyileşen sayısı öngördüğümüzden daha iyi gidiyor.

Bu başarılı performans doğal olarak ekonomi ne zaman açılacak sorusunu akla getiriyor? Bu sorunun cevabı hiç kuşkusuz sadece Türkiye’ye bağlı değil. Ekonomik olarak güçlü bağlarımız olan Avrupa’da, Ortadoğu’da ve Rusya’da salgının seyri de büyük önem taşıyor. Küresel bir salgına karşı ulusal başarı ekonominin normale dönmesi için maalesef yeterli değil.

Sevindirici olan; Avrupa’nın çoğu ülkesinde vaka sayısı ve can kaybının tepe yapıp gerilemeye başladığını görüyoruz. Bu ülkelerin çoğu maalesef Türkiye’ye göre çok daha ağır bedeller ödedi. Can kaybı daha fazla oldu. Sağlık sistemleri kilitlendi. Ama en kötü geride kaldı. Çoğu Avrupa ülkesinde mayıs ortalarından itibaren kademeli bir açılma öngörüyoruz.

Türkiye’de ekonomi ne zaman normalleşmeye başlayacak sorusunun cevabı Bilim Kurulu’nun vereceği tavsiye kararı ile şekillenecek. Açıklanan veriler salgının mayıs başından itibaren hızla kontrol altına alınacağına ve haziranın ilk haftasından itibaren (ilk tahminimizden bir hafta önce) ekonominin kademeli olarak açılabileceğine işaret ediyor.

Ekonominin açılma süreci hiç şüphesiz vaka sayılarının dikkatle izlendiği deneme yanılmayla ilerleyen bir algoritmaya bağlı olacak. Vaka sayısının artmaya başlaması durumunda bölgesel kapatma ve karantina örnekleri görebileceğiz.

Her şey yolunda giderse, hastalık sonrası normalleşme sürecinin eski normalden çok farklı bir yeni normale evrildiğini göreceğiz. Fabrikalarda üretim sürecinin yeniden şekillendiği, alışveriş merkezlerinde restoranlarda sosyal mesafenin korunduğu, online alışverişin cirolardaki payının arttığı, seyahatlerin kısıtlandığı, dijital ziyaretin normal ziyaretin yerini aldığı yeni bir normale alışacağız.

Ekonomide normalleşme işaretlerinin görülmeye başlaması maalesef piyasalarda oynaklığını azalacağı anlamına gelmiyor. 2008 kriz seviyesinin altına inen PMI rakamları geçici de olsa dünya ekonomisinde çok sert bir daralmaya işaret ediyor.

Doların küresel olarak yükseldiği ve gelişmekte olan ülkelere para girişinin azaldığı talihsiz bir konjonktüre denk gelen korona şokunun temel dengeleri zayıf gelişmekte olan ülke ekonomilerinde ani duruşa yol açma ihtimali halen devam ediyor.

Türkiye’nin temel dengeleri bizce halen güçlü. Dışsal şoklara karşı dayanıklılığımızı defalarca ispat ettik. Ancak kredi notumuz düşük. Avrupa ekonomisinde öngörülenden uzun bir durgunluk veya gelişmekte olan ülkelerdeki ekonomik-politik şoklar Türkiye piyasalarında oynaklığın yeniden artmasına neden olabilir.

 

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Yeni bir ekonomi politika aracı olarak “Aktif rasyosu”

Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık uygulamasının arkasından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bankaları aktif dağılımında kredinin ve devlet kağıtlarının ağırlığını artırmaya zorlayan bir düzenlemeyi hayata geçirdi.

Yeni düzenlemeye göre bankaların “Aktif rasyosunu” (krediler X %100 + Türkiye devlet tahvilleri X %75 + Merkez Bankası ile SWAP işlemleri X %50) / (Türk lirası mevduat X %100 + yabancı para mevduat X %125) %100’ün üzerinde tutması gerekiyor.

Hedef oranın altında kalan bankalar payda ile pay arasındaki farkın %5’ine kadar ulaşan ceza ödeyecekler. Hesaplamamıza göre mevduat büyüklüğü 100 milyar civarındaki bir banka aktif oranındaki 1yp sapma için 50-60 milyon ceza ödeyecek ya da varlık dağılımını hızla düzeltecek.

Olağanüstü dönemlerde olağanüstü önlemlerin alınmasını anlayabiliyoruz. Korona salgınına karşı alınan önlemler yüzünden ekonomi tahminen üç aylık bir süre için kısmen kapalı olacak. Bu süreçte şirketlerin finansmanının kesilmemesi ve genişleyici maliye politikası uygulayan devletin finanse edilmesi gerekiyor.

Piyasa koşulları içinde yapılsa verim eğrisinin dikleşmesine (faizlerin yükselmesine) yol açacak bu süreç aktif rasyosu vasıtasıyla yönetilerek tasarruf sahibinden ve bankalardan borçlu şirketlere ve kamuya bir kaynak transferi yapılıyor.

Piyasa etkisi nasıl olur kestirmekte zorlanıyoruz. Borsada işlem gören bankaların büyük çoğunluğu aktif rasyosu sınırını tutturuyor. Tutturamayan az sayıda banka muhtemelen kredi veya devlet kağıdını artırarak tutturacak.

Kısa vade için iyimser yorum. Aktif oranı %100’ün altında kalan bankaların devlet tahvili almasıyla kısa ve orta vadeli devlet iç borçlanma senetleri ve eurotahvil faizleri geriler. Küresel risk iştahı da iyileştiği için Borsa İstanbul tepki alışlarıyla yükselmeye devam eder. Döviz kuru aktif rasyosundan bağımsız bizim için sorun olmaya devam eder.

Orta vade için kötümser yorum. Piyasa ekonomisinden uzaklaşılmasını sevmeyen yabancı yatırımcı banka hisselerini ve devlet iç borçlanma senetlerini satmaya devam eder. Sattıkları tutar yerleşik yatırımcılar tarafından karşılanmaya devam eder. Portföy çıkışı kur üzerinde sınırlı da olsa baskı yapmaya devam eder.

Umarız salgının kontrol altına alınması ve ekonominin açılmasıyla birlikte uygulanan ekonomi politikaları da normalleşir. Türkiye’nin uzun vadeli büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için yabancı sermayeye (portföy girişi de dahil) ihtiyacı var.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Hasar kontrol…

 

Türkiye, küresel salgın ile 2018 döviz şokunun açtığı yaraların yeni yeni iyileştiği ve ekonominin yeniden büyüme patikasına girdiği hassas bir dönemde karşılaştı. Sosyal mesafenin artırılması, seyahatin engellenmesi ve izolasyon önlemleri hizmet sektöründe ve özellikle turizm alanında sert bir daralmayı tetikledi. İç, dış turizm ve dolaylı etkiler birlikte alındığında bu sektörün Türkiye ekonomisine katkısı %10’u, istihdama katkısı %7’yi geçiyor.

Ekonominin hassas dengeleri nedeniyle Türkiye salgına karşı ekonomiyi tam olarak kapatma yoluna gitmedi. Gıda, sağlık, lojistik, perakende gibi zorunlu alanların yanı sıra ihracata yönelik çalışan çoğu şirket üretimini düşük kapasite ile de olsa sürdürmeye devam ediyor.

Ancak en büyük iki ihracat ortağımız Avrupa (%49) ve Orta Doğu’nun (%19) derin bir durgunluk içinde olması Türkiye’nin iç talepteki kaybını ihracat ile dengelemesi şansını ortadan kaldırıyor. Türkiye’nin 2020 yılında salgın olmadan %3-3,5 civarında büyümesini bekliyorduk. Pandemi nedeniyle ekonominin üç ay kısmi kapalı olacağı varsayımıyla 2020 milli gelir büyüme tahminimizi 6 puana yakın düşürerek %2,5 daralma olarak güncelliyoruz. Son yirmi yılda bir dolu şokla karşılaşan Türkiye bu çaplı bir durgunluk ile başa çıkabilir.

Ancak salgının kontrol altına alınmasının gecikebileceği ve dolayısıyla sosyal mesafe ve izolasyon tedbirlerinin yol açacağı iktisadi kaybın artacağı bir senaryoya karşı hazırlıklı olmak ve B planını oluşturmak gerekiyor.

Ekonomi yönetimi salgının ekonomi üzerindeki etkilerini hafifletmek sosyal mesafeden etkilenen şirketlere vergi indirimleri sunan 100 milyar liralık Ekonomik İstikrar Kalkanı paketini açıkladı. Milli gelirin %2,3’ü düzeyindeki paket önden yüklemeli nakit teşviklerden çok vergi muafiyeti ve/veya ötelemesinden oluşuyor.

Paket havacılık başta olmak üzere, otelcilik, alışveriş merkezleri, otomotiv, lojistik, perakende gibi sektörlere vergi indirimi sağlanıyor. İşçi çıkarmak yerine zorunlu izin kullanımını devreye sokarken çalışanların yetersiz de olsa bir gelir elde etmesini sağlıyor.

Açıklanan paketi yeterli olmayan ama doğru yönde atılmış zorunlu bir adım olarak görüyoruz. Ekonomide durgunluğun boyutunun artması durumunda Ankara nakit harcama kısmı daha yüksek olan ilave paketler açıklayabilir.

Türkiye’nin milli gelirin %34’ü civarındaki kamu borcu ekonomik durgunlukla savaşmak için maliye politikasının gevşemesine izin veriyor. Ancak içinde bulunduğumuz zorlu konjonktür bu sürecin çok dikkatli bir şekilde yürütülmesini gerektiriyor. Bu süreçte istihdam kaybının sınırlanması, iflas mekanizmasının çalıştırılmaması ve karşılıklı yükümlülüklerin yerine getirilmesi için kamu kaynaklarının kullanılması gerekiyor.

Özel sektörün açık pozisyonunun yüksekliği Türkiye ekonomisinin Türk Lirası’nın değer kaybetmesine karşı hassasiyetini artırıyor. Türk Lirası’nın gelişmekte olan piyasalarda en düşük reel faiz veren para birimi olması sermaye çıkışını ve döviz ikamesini artırarak kırılganlığımızı artırıyor.

Küresel risk iştahının bozulduğu ve salgınla mücadelenin ekonomik maliyetinin arttığı bir ortamda finansal istikrarın korunması için Türkiye’nin bir B planına ihtiyacı var. Ankara kulislerinde bunun için iki senaryo konuşuluyor: (i) Fed ile Türkiye Merkez Bankası arasında swap anlaşması yapılması; (ii) IMF’nin açacağı likidite penceresinden Türkiye’nin yararlanması.

Bu senaryolar gerçekçi mi? Risk iştahının bozulduğu bir ortamda işe yarar mı? İlk senaryonun olma ihtimali bizce çok düşük. Olursa güzel bir sürpriz olur, seviniriz. Ama yatırım kararını bu ihtimale dayandıramayız.

İkinci senaryo Türkiye isterse daha gerçekçi gözüküyor. Ancak işe yaraması için düzgün ve inandırıcı bir programla birlikte harmanlaması gerekiyor. Bu sayede küresel yatırımcıları ikna edebilirsek küresel durgunluğun ve pandeminin ekonomimizde yol açacağı hasar daha sınırlı olacaktır.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Dünyayı durduran salgın…

Dünya bir asır önce karşılaştığı İspanyol Gribine benzer bir pandemi ile savaşıyor. Covid-19 üç ay içinde tüm dünyaya yayılacak kadar bulaşıcı ve özellikle 65 yaşının üzerindeki insanlar için öldürücü bir virüs.

Kısa vadede aşısı veya ilacı bulunma ihtimali düşük olan bu salgına karşı “sosyal mesafenin artırılması, izolasyon ve kısmi olarak ekonominin kapatılması yolu” ile mücadele etmek zorundayız.

İyi haber! Alınan önlemler sonuç veriyor…

İyi haber! Alınan önlemler sonuç vermeye başladı. Salgına karşı radikal önlemler alan Çin, Güney Kore ve Tayvan hastalığın yayılma hızını sınırlı can kaybıyla sağlık sistemlerini tehdit etmeyecek bir düzeye düşürdü.

Önlem almakta geciken ABD ve Avrupa ülkelerinde vaka sayısı artmaya devam ediyor. 65 yaş üstü nüfusun fazlalığı (ABD yüzde17, Avrupa yüzde 20) ve boş yoğun bakım yatak kapasitesinin sınırlı oluşu can kaybını artırıyor. Ölü sayısı, ölüm oranı ve Asya deneyimini kullanan matematiksel modelimiz Avrupa ve ABD’de hastalığın mayıs ayında kontrol altına alınacağını ve haziran başından itibaren hayatın normalleşeceğini söylüyor.

Kötü haber! Dünya ekonomisi durgunluğa giriyor

Kötü haber, salgına karşı alınan önlemlerin dünya ekonomisini durgunluğa sokması bekleniyor. Durgunluğun şiddeti ve süresi salgınla mücadelede sağlanacak başarıya ve ülkelerin durgunluğa karşı ne derece radikal programlar uygulayacağına bağlı olarak belirlenecek. OECD tahminine göre önlemlerin sıkı bir şekilde uygulandığı her ay büyüme 1,5 – 2 puan geriliyor. Salgının yayılmasını kontrol altına almak için üç ay boyunca ekonomilerin kısmi olarak kapatıldığı baz senaryoda küresel büyüme 4-6 puan geriliyor. Bu hesaba göre, sene başında yüzde 3 büyüyeceği öngörülen dünya ekonomisi 2020 yılında yüzde 2-3 daralıyor. Hastalığın kontrol altına alındığı ve hayatın normale döndüğü baz senaryoda 2021 yılında küresel ekonomide V şeklinde (yüzde 3- 3,5) bir canlanma görülüyor.

Salgının üç ayda kontrol altına alınamadığı ve/veya sonbaharda geri geldiği kötümser senaryoda dünya ekonomisi yüzde 4-5 geriliyor. İflasların ve işsizliğin arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı bu senaryoda 2021 yılında ekonomide U şeklinde (yüzde 1- 2) sınırlı bir toparlanma görülüyor.

Mevcut piyasa değerlemeleri küresel büyümenin 2021 yılında U şeklinde hatta L şeklinde seyrettiği kötümser bir senaryoyu fiyatlıyor. Dibi gördüğümüz konusunda halen emin değiliz. Ancak, mali gücü yeterli ve kalbi piyasalardaki oynaklığa dayanıklı yatırımcılar bu seviyelerden deneme atışı yapabilir.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Küresel ticaret savaşlarına rağmen piyasalar sakin

Dünya ekonomisinin devi ABD ve dış ticaret ortakları arasındaki kavga kızışıyor. ABD’nin Çin’in teknoloji ihracatına 50 milyar dolarlık gümrük vergisi getirmesi sonrası küresel dış ticaret savaşı başlaması ihtimali göz ardı edilmeyecek durumda.

Çin’e karşı verilen 337 milyar dolarlık dış ticaret açığını azaltmak ve ABD üretimini desteklemek için konulan vergiler piyasalar için sürpriz değil.  Başkan Trump seçim kampanyasından beri Çin, Kanada, Avrupa Birliği ve Kanada ürünlerine yüksek vergiler koyacağını tekrarlıyor.

Türkiye varlıklarındaki kayıplar tehdit mi, fırsat mı?

Güçlü dolar ve son yedi yılın en yüksek seviyesine çıkan ABD tahvil faizleri  risk iştahını bozarak gelişmekte olan ülke varlıklarını vurmaya başladı. Buna karşın gelişmiş ülke borsalarında henüz  bir bozulma yok.

Faizlerdeki yükselişin hızlandığı Nisan ayı başından beri gelişmekte olan ülke borsaları yüzde 5 yükseldi.  Güçlü büyüme ve şirket karları yükselen faizlerin değerlemeler üzerinde yarattığı aşağı yönlü baskıyı telafi etmiş görünüyor.

Gölge boksu can yakar mı?

Sağduyunun çılgın popülizme karşı galip geleceğine oynayan piyasalar perşembe akşamı Trump’ın sürpriz Çin hamlesiyle sarsıldı. Trump’ın 100 milyar dolarlık Çin ithalatına daha ek gümrük vergisi koymayı değerlendirdiği açıklaması sonrası Wall Street’ten dünyaya yayılan bir satış dalgasıyla haftayı kapattık.

Aslında ABD ve Çin arasındaki korumacılık savaşı tehditlerine rağmen piyasalar uzun süredir soğukkanlılığını koruyordu. Piyasalarda panik satışların sınırlı olması, olası bir gümrük vergisi savaşının ekonomi üzerindeki etkisinin sınırlı olması beklentisinden kaynaklanmıyordu.