Egzotik Varant Dönemi Başlıyor

Türk Lirası- döviz kurundaki hareketlerden etkilenmek istemeyen yatırımcılar için, İş Yatırım’ın oluşturduğu dört yeni altın varantı 14 Ocak Pazartesi günü İMKB’de işlem görmeye başlayacak.

Şu anda işlem gören altının Türk Lirası fiyatı üzerine çıkarılmış varantlara ilave olarak oluşturulan bu yeni varantlarla birlikte, yatırımcılar altın hareketlerine Türk Lirası- Amerikan Doları kurundan etkilenmeksizin yatırım yapma imkanı sağlayacak.

Yatırımcının bakış açısı ve tercihine göre Quanto ve Flexo şeklinde isimlendirilen varant seçenekleri karşımıza çıkacak. Yatırımlarını Türk Lirası açısından değerlendirenler için Quanto, döviz için Flexo varantları sunulacak.

Quanto ve Flexo varantlarının öne çıkan avantajlarını incelediğimizde;

Quanto Varantları

  • Altının yurtdışındaki Dolar fiyatını baz alan varant, olası uzlaşı ödemelerini döviz kuru ne olursa olsun sabit kurdan yapacak.
  • Yatırımcı, döviz kuru ne olursa olsun altının dolar fiyatının değişmesi durumunda aradaki farkı Türk Lirası olarak alacak.
  • Bir Amerikan Doları bir Türk Lirası’na sabitlenmiş olacak.

 Flexo Varantları

  • Altının yurtdışı fiyatı üzerine çıkarılan varantın olası ödemeleri dolar bazında hesaplanacak ve cari kur ile Türk Lirası olarak ödenecek
  • Yatırımcının olası kullanım sonrası elde edeceği ödemenin dolar karşılığı sabitlenmiş olacak.
  • Yatırımcı döviz kuru ne olursa olsun altının dolar fiyatının değişmesi durumunda elde edilecek TL ödemenin karşılığının ne kadar Dolar olacağını bilecek.

İş Yatırım Yurtiçi Piyasalar Direktörü Yiğit Arıkök’ün konuyla ilgili yazdığı “Altın Varantları: TL – Quanto – Flexo” başlıklı yazıyı incelemek için http://bit.ly/altinvarant adresini ziyaret edebilirsiniz.

Yeni Türev Ürünler ve Sıradışı Bir Örnek: Türkiye -2

Bu yazı, “Yeni Türev Ürünler ve Sıradışı Bir Örnek: Türkiye -1” başlıklı yayının devamı niteliğindedir.

Türev ürünlerin de kullanıldığı ve büyük bankaların, fonların battığı, milyarlarca dolar zararların oluştuğu örnekler kitaplara girmiştir, derslerde anlatılır. Bu örneklere birkaç yılda bir yenileri eklenirken ülkemizde bunlara ters bir örnek oluştu ve varlığını sürdürüyor. Bu tek bir banka ya da yatırımcının yarattığı bir örnek değil, zaman içinde olgunlaştı ve bir piyasa dinamiği halini aldı.

Türev ürünlerle ilgili piyasa uygulamalarında Türkiye’deki bir örnek ayrı bir önem taşıyor. Halihazırda tezgahüstünde bankalarla mevduat müşterileri arasında yapılan DCD adı verilen opsiyon ve mevduattan oluşan paket enstrümanlar; 2000’li yıllar boyu kurun stabilitesinde büyük rol oynadı. Bütün dünya türev ürünlerin riskliliği ve volatiliteyi arttırdığını gözlemlerken, ülkemizde bu türev ürün piyasanın aşırılıklarını törpüledi. Bu nasıl oldu ? DCD, yatırımcının mevduat getirisini arttırmak için mevduatın yanısıra bir de opsiyon sattığı bir üründür.

Türk Lirası mevduatı olan bir yatırımcı; diyelim ki kur 1,80 olsun; 1,70’e düştüğü zaman zaten dolar almaya razı olduğu için bu seviyeden bir de opsiyon satar; ve böylece yıllık bazda %8 mevduat getirisi yerine %8 opsiyon primi; diyelim ki getiri elde eder. Kur 1,70’in altına düşerse 1,70’ten dolar aldığı için zararlı çıkabilir ama zaten bu tablo bile 1,80’den almaktan daha iyi olduğu için tesellisi vardır. Diğer yandan dolar DTH sahibi bir mudi; kur 1,90’a geldiğinde elindeki dolara satmaya razıdır; diğer yatırımcının yaptığını bu defa 1,90’dan dolar satma opsiyonu satarak yapar. Kur 1,90’ın üzerine giderse zarardadır ama gitmediği durumda mevduat getirisini arttırmıştır. İşte bu DCD’lerin (Dual Currency Deposit – Çifte Kurla Mevduat) yaygınlaşması; kurdaki büyük dalgalanmalarda ters yönde dengeleyici etki yaptı. Kurlar hızlı düşüş gösterdiği zaman TL mevduatların DCD yapan kısımları dolara dönüyor ve piyasada bir dolar talebi yaratıyordu; kurun yukarı doğru hızlandığı durumlarda ise dolar mevduatlar Türk Lirası’na dönmeye başlayarak kurdaki hızlanışı yavaşlatıyordu. Üstelik bu mekanizma herhangi bir karar sürecine, psikolojik faktörlere ihtiyaç duymadan kendi kendine çalışan bir mekanizma oldu. Genelde yatırımcı davranışı bunun tam tersidir.

Piyasada bir trend varsa; yatırımcılar bu trende dahil olmak ister ve fiyatlar irrasyonel seviyelere gitse bile anlamlı yere gelene kadar çok abartı yerlere yükselebilir/düşebilir. 17. yüzyıldaki Lale Balonu’ndan (Hollanda’da 1 lale soğanının 1 ev fiyatından işlem görecek kadar yükselmesi) 20. yüzyıldaki birçok finansal balonuna kadar bu davranış biçimi hakimdir. Çok yeni örneği Apple hisse senedinde yaşanmıştır. Gazetede Apple hisselerinin 600 dolara yükselidiğini okuyan birçok yatırımcı dünyanın neresinde olursa olsun, ve tabi Türkiye’de de; şirketin temel analizinden bağımsız bir şekilde hisse senedine talep göstererek 700 dolara kadar tırmanmasında rol oynadı. Ancak daha sonra da aynı hızla 500 dolara gerilemesine şahit oldu.

Türev ürünler bu rallilerde bu etkiyi güçlendirecek etki yapmış olabilir,  benim söylemek istediğim piyasalardaki bu büyük dalgalanmaları yaratan türev ürünler değil, yatırımcıların irrasyonel davranışlarıdır. Aynı güdüler türevler yokken de lale fiyatlarını roketlemiş, türev ürünler varken de Apple hisselerini uçurmuştur. Ancak Türkiye’de muhafazakar mevduat yatırımcıları, aslında risk derecelerine uygun olmamasına karşın yoğun şekilde opsiyon satarak türev ürünleri piyasadaki aşırılıkları dengeleyici rol oynamıştır ve oynamaya devam etmektedir. Opsiyon aritmetiğine fazla girmeden; opsiyon fiyatlarının oluşmasında piyasada beklenen volatilitenin rol oynadığını hatırlatalım. Piyasada beklenen volatilite arttıkça, opsiyon fiyatları artar; tersi de geçerlidir. Bütün yatırımcıları opsiyon satma tarafında olunca opsiyon fiyatları ve dolayısıyla piyasada beklenen volatilite de düştü. Kurlardaki dengeleyici etkiyi aritmetik olarak bu şekilde de ifade edebiliriz.

Elbet bu anlattığım piyasadaki önemli bir mevduat yatırımcısı dinamiğini anlatmakla beraber; kurlardaki dalgalanmanın tek belirleyicisi değildir. TCMB politikaları, müdaheleleri kur üzerinde etkili olmuştur. Türk Lirası’nın temel ekonomik nedenlerle aşırı değer kaybına ya da kazancına uğradığı dönemlerde trendi değiştirecek etki yapmamıştır. Ancak spekülatif atakları ya da kur seviyesinin değişimlerindeki aşırı dalgalanmaları önleyici etkileri olmuştur. Yatırımcılar ise tek tek bakıldığında bu işlemlerden kar sağladığı kadar zarar da etmiştir.

Türev ürünlere önyargılı yaklaşanlar tamamen de haksız değildir. Sözkonusu opsiyonlar, vadeli işlem sözleşmeleri, belki zaman içinde de egzotik opsiyonlar olduğunda bazı piyasa oyuncularının gözünde “Alice in Wonderland” canlanabilir. Bu çok doğru bir benzetmedir, yaratıcılığın arttığı ölçüde değişik ürünler, stratejiler belirlemek mümkündür, kullanım fiyatlarının, vadenin değişmesiyle kaldıracın kar ve zararın lineer değil de yüksek dereceden fonksiyonlarla artıp azalması, hikayede uzayıp kısılan boyutları asimetrik olarak değişen nesnelere de benzerlik gösterir ve yatırımcılar hiç beklemedikleri etkilere maruz kalabilir. Yine aynı kitaptaki gibi herşeyin arkasında derin bir matematik vardır.

Yasin Demir

Müdür | Yurtiçi Piyasalar

Yeni Türev Ürünler ve Sıradışı Bir Örnek: Türkiye -1

İMKB kısa süre içinde iki yeni piyasayı devreye alıyor. İstanbul’un finans merkezi olması hedefine paralel bir şekilde, ülkemizde gelişmiş ülke piyasalarında bulunan ürünlerin de işlem göreceği piyasalarla beraber yeni ürünler peşpeşe sahneye çıkıyor. İMKB bünyesindeki Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası, yıllardır konuşulan bir boşluğu dolduracak. Ülkemizde bir borsada işlem gören vadeli işlem sözleşmeleri VOB’un 2005’te açılmasıyla beraber yatırımcılarla tanışmıştı. Aslında ağırlıklı döviz üzerine olmak üzere tezgahüstü vadeli işlemler ise çok uzun süre öncesinden beri mevcuttu, ancak daha sofistike ya da kurumsal yatırımcıların ulaşabileceği miktar ve fiyatlarla yapılmaktaydı. VOB’la beraber döviz ve İMKB endekslerini dayanak alan vadeli işlem sözleşmeleri işlem görmeye başladı. Özellikle endeks üzerine vadeli işlem sözleşmeleri, hem kaldıraç imkanı getirmesi, hem de o güne kadar piyasada olmayan bir imkanı; borsanın düşüşünden para kazanma imkanını getirmesi nedeniyle büyük ilgi gördüler. Ancak hisse senedi üzerine vadeli işlem sözleşmeleri gerek bürokratik problemler, gerekse global piyasa çalkantıları nedeniyle bugüne kadar devreye giremedi.

Opsiyon sözleşmelerinin işleme başlayacak olması ise asıl olay olacak. Bugüne kadar ancak tezgahüstünde ve yüksek tutarlar ile yapılabilen opsiyon sözleşmeleri artık borsada işlem görecek. Başlangıçta hisse senedi üzerine yazılacak opsiyonlara zaman içinde endeks opsiyonları hatta döviz ve altın üzerine opsiyonlar eklenebilecek. Aslında opsiyon türü türevler borsaya 2010’da geldi. Ağırlıklı olarak İMKB 30 endeksine dayalı üzerine olmakla beraber çeşitli hisse senetleri, altın, döviz ve yabancı endekslere dayalı varantlar piyasada işlem görüyor. Varantları menkul kıymetleştirilmiş opsiyon sözleşmeleri olarak düşünebiliriz. Menkul kıymet oldukları için varantların açığa satışı mümkün değil, başka bir deyişle varantlar üzerinden yatırımcılar opsiyon yazamıyor, sadece satın alabiliyor. Ancak hesaplama prensipleri yönünden bir fark yok.

Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile beraber İMKB Pay Senetleri Repo Piyasası’nı da devreye alıyor. Hisse Repo olarak adlandırılan bu piyasa aynı normal repo piyasası gibi işleyecek ancak teminat olarak İMKB 30 içinde yer alan hisse senetleri kullanılacak. Bu piyasa aracı kurumlar, bireysel yatırımcılar ve yatırım fonları için daha önce varolmayan bazı alternatifleri sunacak. Takasbank bünyesinde bir ödünç piyasası olmasına rağmen bu mekanizma çok yaygın kullanılmıyordu. Hisse Repo ile bazı oyunculara hisse senedi fonlamasında alternatif  yaratılırken bazı oyunculara kaldıraç imkanı sağlanacak, bazı piyasa oyuncuları ise ellerindeki nakti piyasadaki alternatif para piyasalarına göre daha iyi oranlarla değerlendirme imkanı bulacak. Bu arada açığa satış için de hisse senedi borçlanma imkanı olacak.

2008 krizinden sonra bütün dünyada kamuoyunun türev ürünlere karşı bir antipatisi oluştu. Dünyanın büyük yatırım bankalarının yüksek kaldıraçlarla pozisyon alması ya da mevcut risklerini türev ürünler sayesinde son ana kadar bilançolarında gizlemeyi başarması; bu antipatiyi yarattı. Ülkemizde de türev ürünlere karşı kamuoyunda kumar şeklinde bir algı göze çarpıyor. Bu haksız algılama; kanun koyucu ya da piyasa düzenleyici otoritelerin de önyargılı uygulamalarını beraberinde getirebiliyor. Finansal kurumların ya da daha özel finans profesyonellerinin ve spekülasyon meraklısı yatırımcıların kumar iştahının batıda olduğu gibi sistemi tehdit edecek riskleri getirmesinden endişe duyuluyor.

Aslında gerçek durumda, gerek batıda gerekse ülkemizde türev ürünler ve gelişen sermaye piyasalarının ülke ekonomisine büyük katkısı var. Sermayenin tabana yayılması, tasarrufların artması gibi  idealist hedefler buna uygun piyasa ve ürünlere ihtiyaç duyuyor. Vatandaşların küçük büyük farketmez birikimleriyle kalıcı yatırımlar yapabilmesi, bu yatırımlarını istedikleri zaman nakte çevirebilmelerine, piyasadaki dalgalanmalardan etkilenmemelerine bağlı olacaktır. Bunun için de türev ürünler büyük önem taşıyor. Basitleştirerek örnekler verirsek; hisse senedi yatırımı yapmak isteyen yatırımcı; likiditesini koruyabilmek için kaldıraçlı vadeli sözleşmelerde pozisyon alacak, piyasadaki şoklardan kendini koruyabilmek için de opsiyon sözleşmeleri satın alacaktır. Bu imkanları bulduğunda hisse senetlerine talep gösterecek, bu da halka açılan şirket sayısını arttıracak, şirketlerin mevcut durumda ulaşmakta güçlük çektiği fonlara erişimini sağlayacak; kalıcı yatırımlara dönüşecektir.

Bu yatırımlar ülkeye istihdam ve verimlilik artışı olarak geri dönecektir. Bu şekilde anlatılınca dikenli tellere takılacak koyunların yününden kazak yapma fantazisi gibi gelebilir ancak pratikte sermayenin devridaimi aynen bu şekilde olmaktadır. Bu zincir sırasında piyasadaki dalgalanmalardan yararlanmaya çalışan ve öcü gibi görülen spekülatörler de piyasanın likiditesinin ve derinliğinin artmasına büyük katkı verecektir.

Yasin Demir

Müdür | Yurtiçi Piyasalar

Savaş: Siyasi Krizler

Son aylarda Suriye ile tırmanan ikinci büyük krizi yaşıyoruz. 30 yıldır PKK ile mücadele bir yana; 1974 yılından beri ülkemiz bu tür bir sıcak çatışmanın içinde olmadı. Bundan sonra da olmasını istemeyiz. Akçakale’ye düşen top mermisi haberleri ardından Türkiye’nin angajman kuralları doğrultusunda karşılık vermesi, hava sahalarının kapatılması gibi gelişmeler bu riski tekrar gündeme getirdi. Konunun siyasi ve sosyal yanlarını unutmadan, ama bir yana koyarak bu duruma piyasalar açısından bir göz atmak istiyorum. Aslında bu durum özelinde değil de; bu şekildeki siyasi ve askeri krizlerin piyasalarla olan etkileşimini ve ekonomik krizlerle farklarını hatırlamakta fayda var. Yazının içinde ve sonunda bu tür siyasi gerilim oluşan durumlarda İMKB 100 endeksinin seyrine ilişkin tablolar bulunabilir. Yazıyı siyasi kaynaklı; savaş ya da savaş benzeri durumlarda karşılaşılan durumlardaki piyasa tepkileriyle bundan bağımsız ekonomik krizlerdeki tepkilerin kriz anındaki yansımalarına ayırdık. Bu tepkileri makroekonomik faktörler, (borç rasyosu, sosyal refaha yönelik yasalar, istihdam yasalarının esnekliği vs.) uygulanan para politikaları (kur rejimi, para politikası), piyasada aktif olan oyuncuların profili (bankalar, hedge fonlar, kamu kurumları vs.) şekillendiriyor. Bu nedenle krizlerin doğası benzer de olsa farklı ülkelerde farklı reaksiyonlara yol açabiliyorlar.

2001 krizinden bu yana piyasalar Türkiye’de ekonomi dışındaki gelişmelereçok büyük tepkiler vermiyor. Büyük tepkileri de kısa süre içinde geri alıyor. 2003 yılında Irak savaşı’nın başlaması önemli bir satış getirdi; 2004 Aralık’ında hükümetin AB adaylık müzakerelerinin Kıbrıs yüzünden tıkanma noktasına geldiği anda başbakanın uçağı geri dönmeye hazır bekliyor açıklamaları, Türkiye’nin AB adaylığı ile yaşanan iyimserliğin hızla geri verilmesine ve büyük satışlara yol açmıştı. Fakat krizin aşılmasıyla beraber seviyeler hızla kriz öncesi seviyelere gelmiş, yaşanan yüksek volatilitede paniğe kapılan yatırımcılar zarar ettiğiyle kalmıştı. Daha sonra ise 2007 yılında yaşanan muhtıra krizi sırasında piyasaların yine çok sert reaksiyonları oldu. Acaba hükümet krizine yol açacak bir gelişme olur mu korkusu; satışları tetiklerken normalleşme ile beraber piyasalar hızla düzeldi.

Bugüne gelince; makroekonomik tehdit olarak arka planda görece yüksek bir cari açık  var ve bu Türk Lirası’nın kırılganlığını arttırıyor. Özellikle turizm gelirlerini tehdit edecek savaş türü bir gelişme kur üzerinde ciddi riskler oluşturabilir, ancak TCMB’nin esnek kur ve faiz politikası, kurlardaki dalgalanmaya hızla müdahale etme kabiliyetine sahip, bir kaos anında oluşacak talebi karşılamaya yetmeyecek olsa da oluşacak değer kaybının bir kısmının dengelenmesi beklenebilir.

Para politikasında kısa vadeli faizlerin 2001 yılındaki gibi tekrar tırmanmasını gerektirecek bir unsur yok. Keza kamunun borç yükü Avrupa’daki en makul oranlardan birinde olduğu için böyle bir gelişmede tahvil faizleri üzerinde de felakete varan bir satış beklememek gerekiyor, Hazine’nin reaksiyon gösterecek fırsatı olacaktır. Borsa tarafında satış kaçınılmaz. Ancak sektörel olarak doğrudan zarar görmeyen şirketlerin düşüşü (turizm sektörü veya döviz borcu yüksek şirketler) sınırlı olur.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar

Simyacı

 

 

Paulo Coelho’nun adının kitlelerce duyulmasını sağlayan ve çok satan bu kitabındaki hikayenin aslında bizim bildiğimiz anlamıyla altın veya simya ile çok ilgisi yok.  Ancak altın yatırımı yapanlar için simyanın önemi büyük. Dünyadaki arzı sınırlı, üretim maliyeti yüksek olan altın, bakırdan üretilebilseydi fiyatı geri dönmemek üzere düşerdi. Son zamanlarda bakırdan değilse de kağıttan yapılıp yapılmadığı tartışılıyor: Dünyada  2008 krizinden sonra tırmanışını hızlandıran altın fiyatları, finansal simyacıları gündeme getirdi. Altın özelinde değerli madenlere ya da emtiaya olan yüksek talep, yatırımcıların bu ürünlere yatırım yapmasını ve yatırımlarını nakte çevirmesini kolaylaştıracak ürünleri de beraberinde getirdi. Bu ürünler dünya piyasalarında gelişimine 2008 krizinden çok önce başlamış olmakla beraber bizim gündemimize biraz daha geç girdi. Ortaçağ’da bakır başta olmak üzere, ucuz elementlerden altın yapamayan simyacıların aksine, finansal simyacılar kağıttan altın yapmayı başardılar. Bunu söylerken altını temsil eden finansal ürünlerin kağıt değerinde olduğunu söylemiyorum. Bu finansal ürünlerin sanayide kullanımı hariç, yatırım anlamında altının bütün işlevlerini yerine getirebildiğine işaret ediyorum.

Hızlı yükseliş, altını bireysel yatırımcılar nezdinde de popüler kıldı. Bu yükselişleri izleyen sert düşüşler, muhafazakar yatırımcılar kadar spekülasyon arayan oyuncular için de altını popüler hale getirdi.

Burada ürünlere girmeden önce altın ile ilgili karışıklık yaratan bazı kavramlara açıklık getirmek gerekiyor. Gazetelerde ya da kuyumcularda gördüğümüz gram altın fiyatı Türk Lirası bazında olduğu için, değer artış azalışları kadar Türk Lirası’ndaki değişiklikleri de yansıtıyor. Türk Lirası değer kaybettiğinde -yani dolar yukarı gittiğinde-, altın da paralel bir yükseliş gösteriyor. Dolayısıyla fiyatı 93 TL’den 96 TL’ye yükseldi dediğimiz zaman, aslında altının mı yükseldiğini, yoksa kurun 1,80’den 1,82’ye yükselmesinin mi buna neden olduğunu bilmemiz gerekir. Sonuç değişmez desek de, bu yükseliş dolar kaynaklıysa altına yatırım yapmadan dolarla da aynı sonuca ulaşabiliriz. Başka bir deyişle, Türk Lirası bazında altın aldığımız zaman aslında dolaylı olarak dolara da yatırım yapmış oluyoruz. Bu ikilem gazetede global piyasalarda altın fiyatlarındaki ralliyi okuyan yatırımcıların baktıklarında önemli değişiklik göremediği zamanları açıklıyor. Doların değer kaybı sonucunda ons altın fiyatının 1,600 dolardan 1,700 dolara yükseldiği bir periyotta kur da aynı nedenle 1,82’den 1,70’e gerilemiş olabilir. Bu da altın fiyatının Türk Lirası bazında çok da değişmemesine neden olur.

Bu hatırlatmadan sonra altında pozisyon almak isteyen yatırımcıların Türkiye’de ne gibi alternatifleri olduğunu sıralayalım ve bu alternatifleri kısaca tanıtalım. Altında pozisyon almak derken, sadece altının yükselişi yönündeki değil, düşüşü yönündeki de beklentileri değerlendirmeyi kastediyorum.

En çok rastlanan fiziki olarak altın almak ve satmak; bir ölçü birimi olan “çeyrek”, artık ülkemizde tek başına da altını ifade eden bir söz haline geldi. Külçe, tam, yarım veya çeyrek olsun bu şekilde yatırım yapmanın avantajı, aldığınız altını fiziki olarak görmektir. Ancak yüksek bir alım satım makasına razı gelmeniz gerekiyor. Altını bozmak istediğiniz zaman bu anlamda zararlı olabiliyorsunuz. Ayrıca altınla ilgili olumsuz beklentileriniz olduğunda tek yapabileceğiniz, varsa elinizdeki altını satmak olur. Ancak elinizde altın yoksa düşüşü yönünde pozisyon alamazsınız.

Bankaların da altın mevduatı, sertifikası gibi ürünleri bulunuyor. Bu ürünler fiziki olarak arkasında altın olan yatırım araçları; yani karşılığında isterseniz gidip fiziki olarak  altın alabilirsiniz anlamına geliyor. Alım satım makası ve kısa pozisyonla ilgili kısıtlar burada da var, ancak saklamayla ilgili külçe altın almaya göre bir rahatlık da mevcut. Bu günlerde bankalar altın günleri düzenleyerek yastık altındakileri ekonomiye kazandırmanın peşine düştüler. Değişik bankalar belli şubelerde yatırımcılara evlerindeki çoğu ziynet eşyası altınları getirip TL olarak ya da yine altın olarak mevduat yapma imkanı sunuyorlar.

Altın fonları 2000’lerin ikinci yarısında popülaritesini arttırdı. Bu fonlar da ağırlıklı olarak fiziki altına yatırım yapıyorlar. Alım satım makası ile ilgili problem burada söz konusu değil, fon katılma paylarını aynı fiyattan alıp satmak mümkün. Ancak bu fonlar kısa vadeli yatırımlar için uygun değil. Çünkü fon fiyatı, içindeki varlıkların bir gün önceki piyasa ortalamasına göre belirlenmiş fiyatlardan hesaplanıyor. Yani siz bugün altının yeterince yükseldiğini düşündüğünüzde; verdiğiniz satım emri, bugünkü ortalamadan yarın gerçekleşiyor. Uzun vadeli bir yatırım olduğunda bu çok da önemli bir fark değil. Bu üründe bir diğer problem de fonun en iyi ihtimalle %100’ünün altına yatırılabilecek olması. Pratikte bu oran daha düşük oluyor ve fon altının yükselişinden ve düşüşünden %100 oranında değil %90, %95 gibi oranlarda etkileniyor. Yine kısa pozisyon alma ihtimali yok. Altına dayalı borsa yatırım fonları da var. Bu fonların konvansiyonel fonlardan bir farkı gün içinde İMKB Hisse Senetleri Piyasası’nda işlem görüyor olmaları. Dolayısıyla altının yükseldiğini düşündüğünüz an, o seviyeye denk gelen fiyattan fonunuzu satabilirsiniz ya da yeterince düştüğüne inandığınızda alabilirsiniz. Ancak bu defa işin içine tekrar alım satım makası girecek. Tabi bu alım satım makası fiziki olarak altın almakla kıyaslandığında ufak kalacaktır.

Bu noktada simyaya geri dönüyoruz; altın yatırımı yapmanın alternatif yolları, likiditesi sorunlu yukarıdaki ürünler yerine daha likit, daha kolay alınıp satılan ve işlem maliyetlerinin çok daha ucuz olduğu türev ürünlere yönelmekte yatıyor. Dünyada çok yaygın olmasına karşın ülkemizde o kadar yaygın olmayan bir ürün vadeli işlem sözleşmeleridir. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nda işlem gören altına dayalı sözleşmeler, yatırımcılara dilerlerse Türk Lirası ya da Amerikan Doları bazında altın yatırımı yapma imkanı sağlıyor. Üstelik burada uzun pozisyon alabileceğiniz gibi kısa pozisyon da alabilirsiniz. Altının 1,900 dolara yükseldiği anda “artık yeter bu düşer” diyorsanız satış yapabilirsiniz. Bir cazip nokta da burada pozisyon aldığınızda pozisyon büyüklüğü kadar değil, daha küçük bir kesri olan teminat tutarı kadar para yatırmanız gerekir. Bu paraya da ayrıca nema ödenir. Örnek olarak 100 gramlık bir tek sözleşmenin fiyatı 99,700 TL olsun; 100 gram alarak ya da satarak pozisyon almak isteyen bir yatırımcının bu tutarı değil, 750 TL teminatı yatırması yeterli olacaktır. Eğer dolar bazında sözleşmede pozisyon alınması isteniyorsa, yaklaşık 1600-1700 dolar büyüklüğünde bir sözleşme almak (satmak) için 200 TL teminat yatırmak yeterlidir. Yatırımcı eğer elindeki 100,000 TL ile altın almak yerine VOB’da sözleşme almak isterse, yapması gereken 750 TL yatırıp 1 sözleşme almaktır. Eğer 100,000 TL’yi teminat olarak yatırıp bunun izin verdiği oranda sözleşme alırsa, parasının 10 katından fazla pozisyon alır ve kendine bu oranda bir kaldıraç yaratır. Karı ya da zararı altının hareketinin bu oranda artmış olarak portföyüne yansıyacaktır. Buna dikkat ettikten sonra kontrollü bir şekilde bu kaldıraçtan istifade etmek mümkündür. VOB’da dezavantaj vade sonlarında pozisyonu devam ettirmek için pozisyon kapatıp yeni pozisyon alma zorunluluğudur. Likidite ile ilgili problemler piyasa yapıcılığının devreye girmesi ile geride kalmıştır. İş Yatırım Türk Lirası veya Amerikan Doları bazında tüm altın sözleşmelerinde piyasa yapıcılığı yaparak piyasaya likidite ve derinlik kazandırmaktadır.

Altın yatırımı yapmanın bir diğer alternatifi ise, İMKB’de Varant Pazarı’nda işlem gören altın varantlarında işlem yapmaktır. Burada İş Yatırım’ın ihraç ettiği hem alım, hem satım varantları işlem görmektedir. Dolayısıyla altın yükselişine pozisyon almak isteyen yatırımcı alım varantı, altının düşüşüne yatırım yapmak isteyen yatırımcı satım varantı alarak beklentisini pozisyona çevirebilir. Varantlar ile ilgili püf noktaları başka bir yazının konusu olmakla beraber, avantajları özetle yine kaldıraç sağlamaları, düşük işlem maliyetlerine sahip olmaları olarak özetlenebilir. Dezavantaj noktası ise, belli bir vadeleri olması ve bu nedenle yatırım perspektifinin bu vadeyle sınırlı olmasıdır. Mevcut durumda varantlar kısa ve orta vadeli alım satım için uygundur, ancak uzun vadeli yatırımcılar için çok uygun değildir.

Altına yatırım yapan anapara korumalı fonlar ya da benzer yapılandırılmış ürünler de mevcuttur. Burada listelediğimiz ürünler piyasalardaki gelişmelere yönelik beklentilerden yararlanmak için sağlıklı işleyen piyasalarda işe yarar. Yazının başında belirttiğimiz gibi altında işlem yapan oyuncuların büyük çoğunluğu bunu spekülatif amaçla yapmaktadır. Ancak dünyanın çok kötü bir sona gittiğini ve Mad Max ya da Waterworld’deki bir distopyanın bizi beklediğine inanan yatırımcılar da alternatif olarak altın yatırımı yapmaktadır, bu şekilde düşünenler için finansal ürünler bir çare olamaz çünkü felaket beklentileri gerçekleşirse bu finansal ürünler ya da finansal kurumlar da ayakta kalamaz. Onlar için en iyi çare fiziksel olarak altını alıp sağlam bir kasaya koymakta yatıyor. Simyaya geri dönersek, altına dayalı ürünlerle sentetik olarak altın üretildiğini söylemek kısmen doğru olsa da tamamen doğru değildir. Çünkü bu ürünleri ihraç eden kurumlar kendilerini gerçek altın alarak ya da satarak korumaktadırlar. Elbet bunu yapmayan, riske eden kurumlar olabilir. Ayrıca altındaki sert hareketler bu kurumların sermayelerini eritebilir. Ancak bunun sistemin geneli için bir risk oluşturduğunu söylemek iddialı olur. Daha doğrusu global para sisteminin geldiği noktada sistemik risk altında ya da değerli metallerde değildir.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar