İkinci dalga ekonomiyi kapatır mı?

 

Finansal piyasalar iki haftada ikinci kez dalgalandı. Açıklanan ekonomik verilerin beklenenden iyi gelmesine rağmen risk iştahındaki kötüleşme vaka sayısının artması nedeniyle ikinci dalga korkularının depreşmesinden kaynaklandı.

Son günlerde vaka sayısında görülen artışın iki gerekçesi var: (i) Güney yarımküre ülkelerinin (Brezilya, Peru, Şili, Arjantin, Bolivya) kışa girmesi; (ii) İlk dalgayı kontrol altına almadan bazı ülkelerin ekonomilerini açması (Amerika, Meksika, Hindistan, İran).

İlk dalga ile başarılı bir şekilde savaşan ve ekonomisini kademeli olarak açan Avrupa ve Doğu Asya ülkelerinde durum kontrol altında. Türkiye’nin yeni vaka sayısında da endişe verici bir artış yok. Buna karşın Rusya; İran; Irak gibi yakın komşularımızda vaka sayısı rahatsız edici bir şekilde yükseliyor.

İkinci dalga ilgili fikrimizi biliyorsunuz. Geniş kitlelerce kullanılan bir aşı bulunmadıkça ikinci dalganın gelmesini kaçınılmaz görüyoruz. Dünya nüfusunun %90’ını barındıran kuzey yarımküre muhtemel ikinci dalga ile Aralık ayında karşılaşacak.

Dolayısıyla son günlerde vaka sayısında görülen artışı istisna değil ana eğilim olarak görüyoruz. Ancak sorulması gereken soru vaka sayısının artıp artmayacağı değil. Piyasaları ilgilendiren asıl konu ikinci dalga yüzünden ekonomilerin kapatılıp kapatılmayacağı.

Bizim bu konuda görüşümüz çok net. İkinci dalga nedeniyle ekonominin kapatılmayacağına inanıyoruz. İkinci dalga nedeniyle risk iştahında kalıcı bir bozulma öngörmüyoruz. Bu nedenle yaşanabilecek satışları alış yapmak için fırsat olarak görüyoruz.

İyimserliğimizin arkasında üç temel gerekçe var: (i) Salgına karşı savaşmak için birey – sağlık sistemi – toplum olarak daha hazırlıklıyız. (ii) Hiç bir ülke ekonomiyi tamamen kapatmanın maliyetini üslenecek kadar güçlü değil. (iii) Varlık alımları ve finansal baskılama ikinci dalga nedeniyle risk iştahının kalıcı olarak bozulmasına karşı “Korona put” olarak görev yapıyor.

Büyümeyi desteklemek ve finansal istikrarsızlık riskini engellemek için gelişmiş ülkelerde küresel krizden beri 20 yılı aşkın bir zamandır uygulanan finansal baskılama politikasına artık Türkiye de katıldı. Merkez Bankası’nın son 12 ayda 1.575 baz puan faiz indirimi ve BDDK’nın Aktif Oranı uygulaması sayesinde haftalık repo ve mevduat faizleri -%2-%3 bandına (vergi sonrası ex-ante reel) geriledi.

Yaratılan düşük faiz ortamının tasarruf ve borçlanma alışkanlıklarını değiştirerek kısa vadede ekonomik büyümeyi ve piyasaları destekleyeceğine inanıyoruz. Emlak, otomotiv gibi faize duyarlı sektörler, yüksek döviz borçlarını vadesi geldikçe Türk lirasına çevirecek veya değişken faizle Türk lirası borçlanmış şirketler düşük faiz ortamının yarattığı fırsat penceresinden en çok yararlanan oyuncular olacak.

Konuyla ilgilenenler için detaylar İş Yatırım’ın cuma günü yayınladığı “Tünelin ucunda ışık var” hisse senedi strateji raporunda.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma