Siyaset Gündemden Düşmez

Kerry’ni gaf olarak mı yoksa Temsilciler Meclisi’nden destek bulamayacağı anlaşılan Obama’yı kurtarmak için mi söylediği belli olmayan sözlerin Ruslar tarafından derhal kullanılmasının ardından Suriye sorunu bir süre için halı altına çekilecektir. 

Ancak önümüzde ciddi bir siyasi takvim olmayı sürdürüyor:

İtalya’da Berlusconi’nin kaderini netleştirecek görüşmeler sürüyor. Bu yazı yazıldığı sırada Berlusconi’nin bir video mesajı yayınlayarak her durumda hükümete desteğini sürdüreceğini açıklayacağı konuşuluyordu. Aksi bir durumda İtalya siyaseti ciddi anlamda karışabilir. 

Zaten son 2 haftada İtalyan bonolarının getiri olarak İspanyol bonolarını aşmasının temelinde de bu korku var.

ABD’de bütçe ve borçlanma limiti konuları teorik olarak eylül sonu ve ekim ortasına kadar halledilmeli. ABD zaten Mayıs ayında 16.7 trilyon dolarlık limiti doldurmuştu. Ancak ek önlemlerle, CR uygulaması sayesinde operasyonel haldeydi. Bakan Lew Ekim ortasında eldeki imkanların biteceğini açıkladı. 2014 seçimleri nedeni ile bu kez çok daha zor geçecek bir tavan tartışması söz konusu. Bütçede ise 85 milyar dolarlık otomatik kesintilerin içeriği ile ilgili kavgalar başta olmak üzere Obamacare vs ciddi tartışma konusu. 22 Eylülde Almanya’da seçimler yapılacak. Anketlerde Merkel yani CDU/CSU ve FDP 45% civarında önde görünüyor. Ancak SPD/Yeşiller 36% ve komünist eğilimli Linte 8% ile yani 44% ile hemen arkasında. Merkel’in tanımı ile kızıl-kızıl-yeşil koalisyona karşı saflar sıkı tutulmalı. Ancak SPD Linke ile koalisyona çok sıcak bakmadığını söylüyor (örneğin NATO’dan çıkmak gibi talepleri var).

Merkel’in kaygı duymasının bir nedeni ile yeni kurulan ve şu anda mecliste olmayan AfD (Almanya için alternatif) partisi. Parti 4% civarında ve 5% oy alabilirse meclise girecek. Bu durumda Merkel hükümet kurmak için SPD’ye bile ihtiyaç duyabilir ki başbakan olarak kalır ancak zor bir koalisyon olur. Bazı analistler SPD’nin ilk başta CDU ile koalisyon kurabileceğini ancak daha sonra eyalet bazında görünen örneklerde olduğu gibi sol bir hükümet veya azınlık hükümetine geçmek isteyebileceğini söylüyor. AFD’nin tabanı aslında Merkel’in tabanı ile aynı ancak anti Euro daha doğrusu anti bail out (ülkeleri/bankaları kurtarma operasyonu) kesimin ayrılmasından oluşuyor. Merkel bunu bildiği için konuşmalarında hep KKY koalisyonunun enselerinde olduğunu söylüyor. Özellikle Almanya seçimleri nedeni ile FOMC sonrası parite ne olur sorusunu cevaplamak zor. Zira kiminle konuşsanız Avrupa’da her şey Alman secimler nedeni ile ertelenmiş durumda, sonrasında masaya konulacak diyor.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Kahraman Merkez küresel dalgaya karşı…

Geçtiğimiz haftaya  gelişmekte olan ülke piyasalarındaki sert satış dalgasına rağmen Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın para politikasında ilave sıkılaşmaya gitmeyecekleri ve Başkan Obama’nın kimyasal silah kullanan Esat hükümetine askeri müdahale yapacakları açıklamaları damgasını vurdu.

Küresel risklerin artması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlarından daha yüksek getiri talep eden yatırımcılar Başkan Başçı’nın para politikasında ilave sıkılaşmaya gitmeyecekleri ve mevcut faiz seviyesinin Türk lirasının dolara karşı sene sonunda 1,92 seviyesine yükselmesi için yeterli olduğu açıklamasına sert bir satış dalgası ile cevap verdi.

Başkan Obama’nın kimyasal silah kullandığı gerekçesiyle Suriye’ye askeri müdahale yapacakları açıklaması piyasalardaki tedirginliğin daha da artmasına neden oldu. Petrol fiyatları (Brent) 115 doları geçerken Brezilya, Endonesya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye gibi dış kaynak ihtiyacı yüksek ülkelerde 2011 sonbaharındaki Avro borç krizinden bugüne görülen en sert satış dalgası yaşandı.

Türk lirası dolara karşı 2.0’daki desteğini kırarak tarihi olarak gördüğü en düşük seviye olan 2,06 civarında dengelenirken, 10 yıllık tahviller 10,7 seviyesine kadar yükseldi, Borsa İstanbul 2012 yılındaki kazancının büyük kısmını vererek 65,000 seviyesinin altına geriledi.

Merkez Bankası’nın giderek sertleşen küresel dalgaya rağmen faiz oranlarında şok bir artışa gitmemesinin nedenini anlayabiliyoruz. Ekonomik büyümede sert bir inişin banka bilançolarında ve toplumsal dinamiklerde yapacağı tahribatı gören Merkez Bankası şok faiz artışıyla ekonomiyi vurmaktan kaçınıyor. Para politikası bize göre çok daha sıkı olan Brezilya, Hindistan ve Endonezya piyasalarındaki kayıpların bizden pek farklı olmaması Merkez Bankası’nın uyguladığı politikayı  destekliyor.

Peki tamam anladık… Bundan sonra ne olacak? Bir yanda FED dalgası diğer cephede Suriye şoku ile boğuşan piyasalarda gözler bu hafta Merkez Bankası’na kilitlenmiş durumda. Fonlama faizlerinin normal günlerde %6.75 ek sıkılastırma günlerinde ise %7.75 de kalacagını belirten ve şok faiz silahını masadan kaldıran Başçı’nın Türk lirasındaki değer kaybını kontrol altına almak için ne yapacağı merak ediliyor.

23 Ağustos itibariyle Merkez Bankası’nın döviz rezervleri 129 milyar dolar, altın hariç brüt rezerv büyüklüğü 109 milyar dolar, kullanabilir net rezerv büyüklüğü 40 milyar dolar düzeyinde. Mevcut rezerv büyüklüğü Merkez Bankası’nın agresif dolar satarak piyasalara müdahale etme gücünü sınırlıyor.

Son bir ay boyunca gerek Türkiye’de gerekse Hindistan, Endonezya gibi ülkelerde merkez bankaları’nın müdahalelerine rağmen yaşanan kayıplar döviz satışının pek işe yaramadığını gösteriyor. Küresel yatırımcı küçük havuzdaki büyük balık gibi ne çıkabiliyor ne de rahat duruyor.

Merkez Bankası’nın Mayıs ortasından bugüne kadar 8 milyar dolarlık döviz satmasına rağmen Türk lirası dolara karşı 2,05 seviyesine zayıfladı. 2011 yılından bugüne Türk lirası devlet tahvili piyasasına 40 milyar dolara yakın para girmesi döviz satışıyla piyasaların rahatlamasının mümkün olmadığını gösteriyor.

Bizim beklentimiz Merkez Bankası’nın döviz satarak rezervlerini ve kredibilitesini tüketmek yerine Brezilya Merkez Bankası gibi swap ve repo yoluyla  veya daha önce kullandığı döviz depolar yoluyla  piyasaların döviz talebini karşılayacağı yönünde. Bu sayede piyasalar ellerindeki devlet tahvillerini kullanarak döviz  temin ederken Merkez Bankası’nın döviz  rezervleri değişmeyecek.

Alınacak önlemler ne derece işe yarayacak? Türkiye’deki pozisyonunu her ne pahasına olursa olsun azaltmak isteyen isteyen küresel yatırımcıların derdine Merkez Bankası’nın ilacı deva olmayacak. Ama yüksek döviz borcu nedeniyle korkulu rüya gören Türk şirketleri bu sayede kısa vadeli borçlarını öteleyebilmek için zaman  kazanacak.

Merkez Bankası’nın ilacı derman olacak mı? Bu sorunun cevabı küresel şokun şiddetine ve süresine bağlı olarak belirlenecek. Küresel dalgaların zaman içinde sakinleştiği bir senaryoda Merkez Bankası’nı faizleri artırmadığı için alkışlayacağız. Küresel dalgaların tsunamiye döndüğü bir senaryoda ise faiz artıran ülkelerin durumunun  çok da farklı olmadığını göreceğiz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma