Sistem Nasıl Çalışıyor-2

Bu yazı, 08.10.2014 tarihinde yayınlanan “Sistem Nasıl Çalışıyor-1” başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

Kaostan Doğan Düzen

İkinci Dünya Savaşının Müttefiklerin zaferi ile biteceğinin belli olmaya başlaması ile beraber iki dünya savaşına neden olan genelde ekonomik özelde ticari çekişmeyi ortadan kaldırabilmek, yıkıntıya dönmüş dünyada ekonomik destek sağlayacak yapıları kurmak ve elbette zaten malum olan yeni krala taç takılması için görüşmeler başladı.

Aşağıda gördüğünüz 2009 tarihli Bancor çalışmasında bu dönemde nasıl tartışmalar yaşandığını ve aslında çoğunluğun kafasında ne olduğunu paylaşmıştım. 

Keynes’in o dönem önerdiği çözümü bugün fazla veren Almanya ve açık veren diğerleri göz önüne alarak düşünmek gerekiyor. SDR’ın rezerv para olarak kullanılma önerileri, SDR’i kotasından fazla olan ülkenin faiz alması kota altında kalanın faiz ödemesi vs gibi günümüz uygulamaları kötü bir Bancor taklidi.

Avrupada Seçim

Avrupa’nın pek çok bölgesinde (Yunanistan, İskoçya, İngiltere) yerel seçimler olmasına rağmen aynı zamanda 22 Mayısta başlayan ve pazar günü sona erecek olan  Avrupa Parlamentosu seçimleri de gerçekleştirilecek (751 koltuk için). Avrupa Parlamentosu AB’nin seçimle iş başına gelen tek organı. Birliğin büyük ülkeleri, Almanya, İngiltere ve Fransa’da, kapalı liste adı verilen bir sistem üzerinden seçim gerçekleşecek. Seçmen isimlere değil partilere oy verecek ve partiler kişileri belirleyecek.

İlginç bir şekilde bu kez Avrupa Parlamentosunda AB’ye şüpheci yaklaşan partilerin net bir rakama ulaşmaları ve Parlamentoda çok daha gür bir sese kavuşmaları mümkün görünüyor.

Parlamentonun Avrupa komisyonunu atama, uluslararası anlaşmaların imzalanmasını engelleme ve hatta bütçeyi bile bloke etme yetkisi olması nedeni ile “Euroscepticler” yani birliğe şüphe ile yaklaşanların ne ölçüde zafer kazanacağı kritik. 2007’de yani kriz öncesinde bile üye yurttaşlar arasında pozitif imajı sadece yüzde 52 olan AB’ye destek şu anda yüzde 31 seviyesinde. Negatif ise yüzde 15’ten yüzde 28’e yükselmiş.

Aslında Euro şüphecileri grubu 4’e ayrılıyor. 

  1. Grup aşırı sağcı olarak tanımlanabilecek göçmen karşıtı ve demokrasinin kendisini de sorgulayan partiler. 
  2. Grup demokrasi ile sorunu olmayan ancak ulusal yetkilerin devinden yana olmayan ve sınırların geri gelmesini savunanlar. 
  3. Grup muhafazakarlar ki euro ve sınırlar üzerine farklı görüşleri var. 
  4. Grup sol şüpheciler. Ağırlıklı olarak birliğin şu haline karşı çıkıyorlar. Bu dörtlü secim sonucunda 200-220 civarı koltuk kazanabilir. Bunun 123 adedi sağ ağırlıklı 55 adedi sol ağırlıklı 20+ civarı da İtalyan 5 Yıldız hareketine ait olması bekleniyor.

Bu rakam GeertWilders ve Le Pen’in hedeflediği “kendini imha eden parlamento” yaratılmasına izin vermez. Ancak merkez sağ ve sol beraber hareket etmediği sürece hiç bir adım atılamamasına neden olabilir. Aynı durum AB şüphecileri için de geçerli. Pek çok partiden oluşmuş bir bloktan bahsettiğimiz için bir arada hareket etmeleri oldukça zor görünüyor.

Bu merkez partiler için bir avantaja dönüşebilir. Ancak parlamento en verimli çalışması gereken zamanda en verimsiz performansını gösterebilir. Öte yandan tek korku AB parlamentosunun yapısı değil. Söz konusu Euro şüpheci partiler dört ülkede en büyük parti konumunda. Bu  dört ülke Yunanistan (Syriza belediye seçimlerini önde götürüyor) Polonya,Hollanda ve Çek. İngiltere (N. Farage’ın ekonomi ile ilgili bazı görüşlerini isabetli buluyorum), Danimarka, İtalya, Avusturya, Fransa, Finlandiya ve Macaristan’da da ciddi oy potansiyeline sahipler.  Bu durum yerel politikaları da baskı altında tutarak hükümetlerin daha “az birlik sever” hareket etmesine neden olabilir.

Şüphecilerin mevzi kazanması kısa vadede sert bir şekilde fiyatlanacak bir gelişme değil. Belirttiğim gibi “şüpheci” başlığının altına AB’nin devam etmesini savunanlar olduğu gibi dağılması gerektiğini de savunanlar var. Bu nedenle kimse panik olmayacaktır. Ancak zaten işleyişi benzerlerine oranla (ABD, Avustralya vs) çok daha etkisiz ve sorunlu olan Avrupa Birliği biraz daha zor bir şekilde ortak karar alacaktır. Reformların hala tam gerçekleşmediği, ECB’nin bile karar almakta zorlandığı/geciktiği bir ortamda Parlamentonun daha da uzlaşılmaz bir hal alması tabuta çakılacak son çivi olmasa da çivilerden birisi olarak kayda geçecektir. Yerim kalmadığı için Ukrayna Başkanlık seçimlerine değinmiyorum. Bu kısa vadeli fiyatlamaları daha sert etkileyebilecek bir gelişme olacaktır.

Konu özetle budur, realize olacak gibi olduğundan detaylandırmak üzere…

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Borsa İstanbul’da alış fırsatı…

ABD ekonomisindeki canlanma ve faiz oranlarındaki yükseliş Mayıs ayında Türkiye gibi küresel büyümeden çok küresel likiditeye duyarlı ülkeleri  olumsuz etkiledi. Türkiye Mayıs ayında ABD tahvil faizlerindeki artışın yol açtığı yangından en çok etkilenen piyasalar arasında yer aldı.

Söz konusu konjonktürde Türkiye piyasalarındaki satışları artıran üç temel neden vardı;

I. Ufukta beliren risklere rağmen “sermaye girişleri gücünü koruyor” gerekçesiyle Merkez Bankası’nın politika faizini indirmeye devam etmesi

II. Ekonomi yönetiminin bankacılık sektörünün karlılığını aşağı çeken regülasyonları

III. Taksim Gezi Parkında çevreci guruplar tarafından yapılan gösterilerin polisin sert müdahalesi sonucunda ülke geneline yayılması.

Bundan sonra ne olacak? Son dönemde yaşanan finansal ve siyasi dalgalanmadan gerek ekonomi yönetiminin gerekse hükümetin gerekli dersi aldığına inanıyoruz.

Ekonomi cephesi ile başlayalım. Türk lirasındaki yaşanan şiddetli değer kaybı sonrasında Merkez Bankası’nın “düşük faiz, makro ihtiyati tedbir” politikası uygulamasından kademeli olarak uzaklaşacağına inanıyoruz.

Nisan ve Mayıs aylarında ufukta beliren risklere rağmen 100 baz puan faiz indirimi yapan Merkez Bankası’nın Haziran ayında politika faizinde veya faiz koridorunda ani bir değişikliğe gitme ihtimali düşük. Bunun yerine bankanın piyasaya verdiği likiditeyi kısarak para piyasası faizlerini %6-%6,5 bandına çekmesini bekliyoruz.

Ancak küresel risk iştahının bozulduğu ve Türk lirasının dolar-avro sepetine karşı 2,20’yi geçtiği bir senaryoda Merkez Bankası bir yandan faiz silahını çekerken diğer yanda makro ihtiyati çerçevede yaptığı sıkılaşmayı kademeli olarak azaltacaktır.

Politika cephesinde temkinli iyimserliğimizi koruyoruz. Cumhurbaşkanı Gül ve Başbakan Vekili Arınç yapıcı söylemleri ve sivil toplum kuruluşları ile yaptıkları görüşmeler ile toplumsal gerginliğin azaltılmasında iyi bir başlangıç yaptı. Başbakan Erdoğan’ın da benzer bir yaklaşımı benimsemesi durumunda toplumsal gerginliğin kademeli olarak azalması sağlanabilir. Ancak Türkiye’nin risk algısına verilen hasarın onarılması zaman alacaktır.

Piyasalara dönelim. Türk lirası ile ilgili uzun dönemli yapısal olumlu görüşümüzü koruyoruz. Gelişmekte olan ülke paralarındaki satış baskısı kısa vadede Türk lirasındaki değer kaybının sürmesine neden olabilir. Ancak Merkez Bankası’nın kısa vadeli faizleri kademeli olarak artırmasıyla Türk lirası normal seyrine dönecektir. Döviz kurundaki yükselişi Türk lirası varlıklara yönelmek için fırsat olarak görüyoruz.

Faizlerde yaşanan yükselişe rağmen devlet iç borçlanma senetleri ile ilgili temkinli görüşümüzü koruyoruz. Mevcut faiz seviyeleri Merkez Bankası’nın para politikasında sıkılaşmaya gitmesi, ABD uzun vadeli faizlerinin yükselmesi gibi senaryoları henüz tam olarak fiyatlamıyor. Faiz oranlarında yaşanan yükselişe rağmen kısa vadeli yatırımcılar için mevduatı, orta vadeli yatırımcılar için değişken faizli özel sektör tahvillerini uzun vadeli yatırımcılar için enflasyona endeksli tahvilleri önermeye devam ediyoruz.

Borsa İstanbul Haziran 2014 için saptadığımız 95,000 hedef seviyesine göre %23’lık artış potansiyeli ile cazip seviyelere geldi. Türkiye 10,5 fiyat kazanç oranı ile geliişmekte olan ülke ortalamalarına göre (10,8) daha ucuz seviyelerden işlem görmeye başladı. Mevcut fiyatları ekonomisini dengelemek konusunda başarılı adımlar atmış, 2012 Kasım ayında Fitch, 2013 Mayıs ayında Moody’s tarafından yatırım yapılabilir konuma yükseltilmiş bir piyasanın haketmediği seviyeler olarak görüyor ve Borsa İstanbul için 95,000 hedef seviyesi “AL” tavsiyesi veriyoruz.

Serhat Gürleyen,CFA

Direktör | Araştırma

Savaş: Siyasi Krizler

Son aylarda Suriye ile tırmanan ikinci büyük krizi yaşıyoruz. 30 yıldır PKK ile mücadele bir yana; 1974 yılından beri ülkemiz bu tür bir sıcak çatışmanın içinde olmadı. Bundan sonra da olmasını istemeyiz. Akçakale’ye düşen top mermisi haberleri ardından Türkiye’nin angajman kuralları doğrultusunda karşılık vermesi, hava sahalarının kapatılması gibi gelişmeler bu riski tekrar gündeme getirdi. Konunun siyasi ve sosyal yanlarını unutmadan, ama bir yana koyarak bu duruma piyasalar açısından bir göz atmak istiyorum. Aslında bu durum özelinde değil de; bu şekildeki siyasi ve askeri krizlerin piyasalarla olan etkileşimini ve ekonomik krizlerle farklarını hatırlamakta fayda var. Yazının içinde ve sonunda bu tür siyasi gerilim oluşan durumlarda İMKB 100 endeksinin seyrine ilişkin tablolar bulunabilir. Yazıyı siyasi kaynaklı; savaş ya da savaş benzeri durumlarda karşılaşılan durumlardaki piyasa tepkileriyle bundan bağımsız ekonomik krizlerdeki tepkilerin kriz anındaki yansımalarına ayırdık. Bu tepkileri makroekonomik faktörler, (borç rasyosu, sosyal refaha yönelik yasalar, istihdam yasalarının esnekliği vs.) uygulanan para politikaları (kur rejimi, para politikası), piyasada aktif olan oyuncuların profili (bankalar, hedge fonlar, kamu kurumları vs.) şekillendiriyor. Bu nedenle krizlerin doğası benzer de olsa farklı ülkelerde farklı reaksiyonlara yol açabiliyorlar.

2001 krizinden bu yana piyasalar Türkiye’de ekonomi dışındaki gelişmelereçok büyük tepkiler vermiyor. Büyük tepkileri de kısa süre içinde geri alıyor. 2003 yılında Irak savaşı’nın başlaması önemli bir satış getirdi; 2004 Aralık’ında hükümetin AB adaylık müzakerelerinin Kıbrıs yüzünden tıkanma noktasına geldiği anda başbakanın uçağı geri dönmeye hazır bekliyor açıklamaları, Türkiye’nin AB adaylığı ile yaşanan iyimserliğin hızla geri verilmesine ve büyük satışlara yol açmıştı. Fakat krizin aşılmasıyla beraber seviyeler hızla kriz öncesi seviyelere gelmiş, yaşanan yüksek volatilitede paniğe kapılan yatırımcılar zarar ettiğiyle kalmıştı. Daha sonra ise 2007 yılında yaşanan muhtıra krizi sırasında piyasaların yine çok sert reaksiyonları oldu. Acaba hükümet krizine yol açacak bir gelişme olur mu korkusu; satışları tetiklerken normalleşme ile beraber piyasalar hızla düzeldi.

Bugüne gelince; makroekonomik tehdit olarak arka planda görece yüksek bir cari açık  var ve bu Türk Lirası’nın kırılganlığını arttırıyor. Özellikle turizm gelirlerini tehdit edecek savaş türü bir gelişme kur üzerinde ciddi riskler oluşturabilir, ancak TCMB’nin esnek kur ve faiz politikası, kurlardaki dalgalanmaya hızla müdahale etme kabiliyetine sahip, bir kaos anında oluşacak talebi karşılamaya yetmeyecek olsa da oluşacak değer kaybının bir kısmının dengelenmesi beklenebilir.

Para politikasında kısa vadeli faizlerin 2001 yılındaki gibi tekrar tırmanmasını gerektirecek bir unsur yok. Keza kamunun borç yükü Avrupa’daki en makul oranlardan birinde olduğu için böyle bir gelişmede tahvil faizleri üzerinde de felakete varan bir satış beklememek gerekiyor, Hazine’nin reaksiyon gösterecek fırsatı olacaktır. Borsa tarafında satış kaçınılmaz. Ancak sektörel olarak doğrudan zarar görmeyen şirketlerin düşüşü (turizm sektörü veya döviz borcu yüksek şirketler) sınırlı olur.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar