Dövizin Ağırlığının Artırması En Az Seçim Sonucu Kadar Önemli

418-1430392685

Türkiye ekonomisi dışarıdan ve içeriden gelen şoklar ile uzun ince bir yolda ilerliyor. Yurtdışında genelde gelişmekte olan ülkelere özelde Türkiye’ye yönelik risk iştahındaki dalgalanma devam ediyor. Yurtiçinde son yedi yılda biriken yapısal sorunlara seçim sonrası artan politik belirsizlikler eklendi. Belirsizliğin arttığı ve güvenin azaldığı bu ortamda tasarruf sahibi döviz ikamesi ile birikimini korumaya çalışıyor. Vatandaşın portföyünde dövizin ağırlığını artırmasını en az seçim sonuçları kadar önemli bir işaret olarak okuyoruz.

Dünyanın gerisinde kalmak…

dunyanin_gerisi

Dünya piyasalarında yaşanan yükseliş ve politik belirsizliğin azalmasına paralel Borsa İstanbul ağustosun son haftasında görece güçlü bir performans gösterdi. Ancak ay genelinde Borsa İstanbul küresel piyasaların oldukça gerisinde kaldı. Ağustos ayı başından itibaren küresel piyasalardaki %2,0’lik yükselişe rağmen MSCI Türkiye %3,4 geriledi.

Neler oluyor? Küresel risk iştahına duyarlı ve yüksek betalı bir piyasa olan Borsa İstanbul Ağustos ayında neden dünya piyasalarının 6 puana yakın gerisinde kaldı. Bundan sonra ne olacak? Borsa İstanbul dünya piyasalarının gerisinde kalmaya devam edecek mi?

Türkiye piyasaları sonbahara dalgalı bulutlu bir hava ile giriyor. Başbakanın ve yeni bakanlar kurulunun açıklanması ile yaz aylarında piyasaları etkileyen politik belirsizlik büyük ölçüde ortadan kalktı.

Ancak Avrupa ekonomisinden gelen yavaşlama işaretleri ile Irak ve Ukrayna kaynaklı jeopolitik riskler nedeniyle ekonomi cephesinde aşağı yönlü riskler devam ediyor. Bu nedenle Borsa İstanbul’un önündeki risklerin fırsatlardan daha fazla olduğuna inanıyoruz. 

Siyaset cephesiyle başlayalım. Başbakanın ve yeni bakanlar kurulunun açıklanması ile AKP hükümetinin piyasa dostu politikalar izlemekten vazgeçeceğine yönelik endişeler büyük ölçüde giderildi. Başbakan yardımcısı Babacan’ın ve Maliye Bakanı Şimşek’in mevcut görevlerini sürdürmesi piyasaları rahatlattı.

Ancak komplo senaryoları sevenler için siyaset sahnesinde risklerin ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Popülist söylemleri ile tanınan Kurtulmuş, Akdoğan ve Canikli gibi isimlerin bakanlar kuruluna girmelerini genel seçimler giden yolda ve sonrasında izlenebilecek popülist politikaların işaretleri olarak okumak mümkün.

Ekonomi cephesiyle devam edelim. Temmuz ayı rakamları büyük pazarlarımızdan Irak’ta yaşanan iç savaşa rağmen ekonomideki yeniden dengelenmenin devam ettiğini göstererek piyasalara moral verdi. Irak’a olan ihracatımızdaki %45 gerilemeye rağmen Avrupa’ya olan ihracattaki %11 artış Temmuz ayını kurtardı.

Ancak Avrupa ekonomisinden gelen son veriler benzer performansın önümüzdeki aylarda sürdürülmesinin zor olduğunu gösteriyor. Ağustos ayına ait öncü göstergeler Avrupa ekonomisindeki toparlanmanın hız kestiğini gösteriyor. Irak’a olan ihracatımızın sert bir şekilde gerilediği bir ortamda Avrupa ekonomisindeki yavaşlama işaretleri Türkiye ekonomisi için zorlu bir döneme işaret ediyor.

Jeopolitik riskler ile devam edelim. Rusya ile ABD ve Avrupa arasındaki restleşme devam ediyor. Batının Rus şirketlerinin ve bankacılık sektörünün finansman imkanlarını kısıtlamasına karşı Rusya gıda ithalatına sınırlamalar getirdi.
Moskova batının Ukrayna’ya müdahaleye devam etmesi durumunda ithalat alanındaki sınırlamaları havacılık, otomotiv ve gemi yapımı gibi sektörleri de kapsayacak şekilde genişleteceğinin işaretini verdi. AKP hükümeti ve iş dünyası bu durumun Türkiye için yeni ihraç pazarları yaratabileceğine inanıyor.

Biz tam tersini düşünüyoruz. Rusya’ya konulan yaptırımlar Türkiye için önemli bir risk oluşturuyor. Batı ile Rusya arasında devam eden gerginlik Avrupa ekonomisini yeniden durgunluğa sokarak Türkiye ekonomisinin büyümesini önemli ölçüde aşağı çekebilir.

En büyük ihracat pazarlarımızdan Irak’ta iç savaş devam ederken Avrupa’nın durgunluğa girmesi seçimlere giden Türkiye’nin iç talebi canlandırmak için popülist politikalara başvurmasına neden olabilir.

Toparlayacak olursak: Avrupa ekonomisinden gelen yavaşlama işaretleri ile Irak ve Ukrayna kaynaklı jeopolitik riskler nedeniyle Borsa İstanbul’un önündeki risklerin fırsatlardan daha fazla olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle yükselişleri satış fırsatı olarak görmeye devam ediyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Siyaset Gündemden Düşmez

Kerry’ni gaf olarak mı yoksa Temsilciler Meclisi’nden destek bulamayacağı anlaşılan Obama’yı kurtarmak için mi söylediği belli olmayan sözlerin Ruslar tarafından derhal kullanılmasının ardından Suriye sorunu bir süre için halı altına çekilecektir. 

Ancak önümüzde ciddi bir siyasi takvim olmayı sürdürüyor:

İtalya’da Berlusconi’nin kaderini netleştirecek görüşmeler sürüyor. Bu yazı yazıldığı sırada Berlusconi’nin bir video mesajı yayınlayarak her durumda hükümete desteğini sürdüreceğini açıklayacağı konuşuluyordu. Aksi bir durumda İtalya siyaseti ciddi anlamda karışabilir. 

Zaten son 2 haftada İtalyan bonolarının getiri olarak İspanyol bonolarını aşmasının temelinde de bu korku var.

ABD’de bütçe ve borçlanma limiti konuları teorik olarak eylül sonu ve ekim ortasına kadar halledilmeli. ABD zaten Mayıs ayında 16.7 trilyon dolarlık limiti doldurmuştu. Ancak ek önlemlerle, CR uygulaması sayesinde operasyonel haldeydi. Bakan Lew Ekim ortasında eldeki imkanların biteceğini açıkladı. 2014 seçimleri nedeni ile bu kez çok daha zor geçecek bir tavan tartışması söz konusu. Bütçede ise 85 milyar dolarlık otomatik kesintilerin içeriği ile ilgili kavgalar başta olmak üzere Obamacare vs ciddi tartışma konusu. 22 Eylülde Almanya’da seçimler yapılacak. Anketlerde Merkel yani CDU/CSU ve FDP 45% civarında önde görünüyor. Ancak SPD/Yeşiller 36% ve komünist eğilimli Linte 8% ile yani 44% ile hemen arkasında. Merkel’in tanımı ile kızıl-kızıl-yeşil koalisyona karşı saflar sıkı tutulmalı. Ancak SPD Linke ile koalisyona çok sıcak bakmadığını söylüyor (örneğin NATO’dan çıkmak gibi talepleri var).

Merkel’in kaygı duymasının bir nedeni ile yeni kurulan ve şu anda mecliste olmayan AfD (Almanya için alternatif) partisi. Parti 4% civarında ve 5% oy alabilirse meclise girecek. Bu durumda Merkel hükümet kurmak için SPD’ye bile ihtiyaç duyabilir ki başbakan olarak kalır ancak zor bir koalisyon olur. Bazı analistler SPD’nin ilk başta CDU ile koalisyon kurabileceğini ancak daha sonra eyalet bazında görünen örneklerde olduğu gibi sol bir hükümet veya azınlık hükümetine geçmek isteyebileceğini söylüyor. AFD’nin tabanı aslında Merkel’in tabanı ile aynı ancak anti Euro daha doğrusu anti bail out (ülkeleri/bankaları kurtarma operasyonu) kesimin ayrılmasından oluşuyor. Merkel bunu bildiği için konuşmalarında hep KKY koalisyonunun enselerinde olduğunu söylüyor. Özellikle Almanya seçimleri nedeni ile FOMC sonrası parite ne olur sorusunu cevaplamak zor. Zira kiminle konuşsanız Avrupa’da her şey Alman secimler nedeni ile ertelenmiş durumda, sonrasında masaya konulacak diyor.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar