Yarın kimler ayakta kalacak?

Belirli bir ölçeğe erişmiş her şirketten asgari olarak müşteri ve tedarikçileriyle ilişkilerini geliştirmesi, riskini yönetmesi, iç kontrol mekanizmasını oluşturması, yönetim kurulunun strateji belirlemesi, mevzuata uyması, etik ilkelerini oluşturması ve şeffaflık gibi önemli fonksiyonları yerine getirebiliyor olması beklenir.  Sanırım buraya kadar herkes mutabıktır. Ancak, bunlara bir de bağımsız üye ifadesini ekleseydim, eminim akıllara hemen kurumsal yönetim gelecekti ve maalesef birçokları tarafından konuya mesafeli bakılmaya başlanacaktı.

İkili (Binary) Opsiyonlar Kumar mı?

binary-options

Literatürde binary opsiyon olarak yer alan ikili opsiyonlar; bir finansal varlığın vade sonunda bir eşik değerin üzerinde (ya da altında) tamamlanması durumunda sabit bir ödeme yapan opsiyonlardır.

Eşik değer (Kullanım fiyatı) aşılmazsa ödenen prim yanar. Eşik değerin ne kadar aşıldığı; %1 ya da P, hiç farketmez. Standart düz opsiyonlarda opsiyon yazan tarafın kazanç potansiyeli sınırlı kayıp potansiyeli sınırsızken (opsiyon alan için de tersi geçerli); ikili opsiyonlarda olası kayıp da kazanç da tarafların ikisi için de sabittir. Örnek olarak; BIST30 endeksinin bugün 100,000 olan değerinin 2 ay sonraki kapanışının 105,000 üzerinde olması halinde sabit bir ödeme yapacak bir ikili opsiyonu alalım. Bunun prim tutarı bugün ödenir, vade sonunda endeks 105,000 üzerindeyse primden yüksek olan opsiyon ödemesi gerçekleşir. Kullanım fiyatı spot fiyatın ne kadar üzerindeyse; başka bir deyişle opsiyonun karda kapama ihtimali ne kadar düşükse; opsiyon ödemesi o kadar yüksek olacaktır.

Bu haliyle ikili opsiyonlar yatırımcı açısından hiç kompleks olmasa da, fiyatlaması ve hedge işlemleri açısından son derece kompleks ürünlerdir. Bu tür opsiyonları alan satan piyasa oyuncuları; özel hedge algoritmaları uygulamak zorunda kalır. Bu haliyle bu opsiyonlara kumar demek büyük haksızlık olur. Ancak piyasadaki uygulamalara da bir bakmakta fayda var. SPK’nın daha önce hakkında kumar oynanması için yer ve imkan sağlama başlıklı maddeden suç duyurusunda bulunduğu bazı ikili opsiyon siteleri gibi yapılar, yatırımcılara aslında finansal ürünler sunmamaktadır. Burada söz konusu işlemlerin vadesi çok kısa olduğu için muhataplarına yatırımcı demek de doğru olmaz, spekülatör daha yerinde bir ifade olur.

Özellikle Güney Kıbrıs gibi denetimin ve yasal düzenlemenin daha uygun olduğu ülkelerde kurulu olan bu tür şirketler, piyasaya internet üzerinden vadesi günlerle aylarla değil saatlerle dakikalarla ölçülen opsiyonlar sunmaktadır. Zaman aralığının bu kadar kısaldığı bir tabloda beklenen volatilite anlamını yitirecektir. Zaten anılan opsiyonların eşik değerleri, spot seviye ile hemen hemen aynı olduğu için; aslında dayanak varlığın önümüzdeki kısa sürede aşağı mı yoksa yukarı mı gideceğine yönelik bir bahis söz konusudur. İşin içinde zaman değeri olmadığı için vadede beklenen fiyat; spot fiyata eşittir, başka bir deyişle opsiyonun karda bitme ihtimali, zararda bitme ihtimaline eşittir. Piyasa beklentisi elbette önemlidir, ama bu kadar kısa vadeli değerlendirmelerde piyasa beklentileri veya temel analize dönük yaklaşımlar önemini yitirmekte; istatistiki sonuçlar öne çıkmaktadır; anılan ikili opsiyonlar içinse bu istatistik P’dir; yani kırmızı ve siyah (yeşili ihmal ediyoruz) ya da yazı tura istatistiği kadardır. Aslında anılan opsiyonların dışında, kaybın ya da kazancın sabit değil de lineer olduğu opsiyon yapılarında da eğer zaman değeri ortadan kalkıyorsa, işin finansal boyutu kaybolmaktadır. Ancak bu yapıların aritmetiği daha basit olsa bile, son kullanıcı tarafından anlaşılması daha zor oldukları için ikili opsiyonlar popüler olmuştur.

Şans faktörünün kavramlarla oynanarak işin içine bu kadar kolay dahil edilmesi, türev ürünlere haksızlık yapılmasına neden olabilir. Burada şans faktörünün ağırlığını arttıran; ürünün kendisi değil vadesidir. Aynı şekilde, türev olmayan spot piyasalarda da, mesela hisse senedi piyasasında da; alım satımların çok kısa zaman aralıklarında yapıldığı durumlarda (eğer flow bilgisi ya da algoritmik alım satımlar söz konusu değilse) da aynı şekilde sonucu belirleyecek faktör finansal değerlendirmelerden çok şans olacaktır.

Yasin Demir
Müdür | Hazine ve Portföy Yönetimi

Yakın ve Ciddi Bir Kaybın Varlığı Halinde Geri Alım (Buyback)

buyback

Küresel para politikasındaki gelişmeler, makro-ekonomik görünümdeki bozulmalar ve jeopolitik riskler gibi nedenlerle gerileyen Borsa İstanbul Pay Piyasası yatırımcıları, şu günlerde geri alım beklentilerini bir kez daha güçlendirmeye başladı. Geri alım beklentilerinin haklı olup olmadığı tartışmaları bir yana dursun, öncelikle Ocak 2014’te yayımlanan yeni düzenleme çerçevesinde ne kadar mümkün olduğuna bakmak gerek.

İskontolu Şirket ve Pasif Yatırımcı

Şirketlerin asli ve öncelikli görevlerinin, ortaklarının mal varlıklarının değerini, yani şirketin piyasa değerini yükseltmek olduğunu biliyoruz. Bazen asli ve öncelikli görevin kar etmek olduğu gibi yanlış bir düşünceye sahip olunduğunu da görüyoruz. Aslında, kar etmek şirketin piyasa değerinin yükselmesindeki önemli unsurlardan sadece biridir.

Peki, piyasa değerinin yükselmesi ifadesinden şirket değerinin maksimum seviyeye yükselmesi mi anlaşılmalıdır? Şirket değeri konusunda önemli olan şirketin maksimum değil, gerçek değerinde olmasıdır. Zira, hisse fiyatının gerçek değerinin çok üzerinde seviyelere çıktıktan sonra çoğu zaman hızlı düştüğünü ve uzun zaman iskontolu kalabildiğini biliyoruz ve görüyoruz. Bu nedenle şirketlerin öncelikli amacı, şirketin gerçek değeri için çaba harcanması olmalıdır.

Özellikle çalkantılı dönemlerde gerçek değeri koruyabilmek ya da bu değere ulaşabilmek için;

  • Hisse fiyatında hangi yatırımcıların belirleyici rol oynadığının bilinmesi ve
  • Yatırımcı ilişkileri faaliyetlerinin etkin koordine edilmesi

üzerinde dikkatle durulması gereken konulardır.

Hisse fiyatında hangi yatırımcıların belirleyici rol oynadığını bilmek son derece önemlidir.  Yatırımcı toplantılarında istenildiği kadar şirketin başarılı faaliyet ve finansal performansını anlatılsın, hatta bu anlatılanlar temel analize dayalı ve al tavsiyesi verilen araştırma raporlarıyla desteklensin, eğer yatırımcı temel analize bakmadan doğrudan endekse yatırım yapıyorsa, hisse fiyatınızda büyük ihtimalle bir değişiklik olmayacaktır. Hatta hisse endekste işlem görmüyorsa ya da endeksteki ağırlığı düşükse, endekse göre kötü bir performans sergilemesi de mümkündür. Normal şartlarda pasif yatırımcı, analiz yapıp uzun vadeli alan ve tutan yatırımcı olarak görülürken, artık analizi geri planda bırakarak doğrudan endekse yatırım yapan olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle, hedef yatırımcı olarak günümüz pasif yatırımcılarıyla değil, temel analize önem veren yatırımcılarla temasa geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, sene içinde verimli bir şekilde gerçekleştirilecek 20 toplantı, verimsiz bir şekilde gerçekleştirilecek 200 toplantıya tercih edilmelidir. Benzer şekilde, yatırım şirketlerinin de çoğunlukla endekste ağırlığı yüksek olan şirketler hakkında rapor yayımlayıp yatırımcılara tavsiyede bulunmaları da, şirketlerin gerçek değerlerine ulaşmasında önemli bir engel teşkil etmektedir.

Yatırımcı İlişkileri faaliyetlerinin koordine edilmesinden kastım ise basit anlamda bir koordinasyon değildir. Özellikle çalkantılı dönemlerde, genelde CFO’ya bağlı olarak faaliyet gösteren Yatırımcı İlişkileri’ nin, şirketin stratejilerinin yatırımcı beklentilerine aykırı olarak belirlenmemesi çabası içerisinde, yönetim kademeleriyle ve ilgili diğer birimlerle çok etkin bir koordinasyon içinde olması gerekir. Zira stratejilerin yatırımcı beklentilerine aykırı olarak belirlenmesi, şirket değerine katkı sağlamayacaktır,  bu da şirket yönetiminin sorgulanmasına neden olacaktır. Ayrıca, Kurumsal yönetimin, şirket değerindeki payının olduğunun ileri sürüldüğü bir ortamda, şeffaflık ve bilgilendirme faaliyetlerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya sanırım gerek yok.

Netice olarak, iskontolu işlem gören şirketler tarafından özellikle çalkantılı dönemlerde hedef yatırımcının doğru belirlenmesi ve CEO seviyesinde yatırımcı ilişkileri çalışmalarının etkinliğinin artırılması her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Aksi halde, pasif yatırımcıların çoğunlukta olduğu bir dönemde şirketlerin gerçek değerlerine ulaşmaları daha da zorlaşıyor. Bu konuyla ilgili Mark C. Scott’un “Achieving Fair Value: How Companies Can Better Manage Their Relationships with Investors” adlı kitabının okunmasını da tavsiye ederim.

Ozan Altan 

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Şirket Değerinde FED Etkisi

Bugünlerde amatöründen profesyoneline neredeyse herkesin FED politikalarına odaklandığı bir ortamda, yatırımcıların da yön belirleme konusunda tereddütlü olduğuna şüphe yok. Bu karmaşık ortamda ne kadar etkili olur bilemem ama yine de piyasanın temel kurallarının halen geçerli olduğunu hatırlatmak isterim.

Öncelikle, şirketin değerini FED politikalarının değil, şirketin esas faaliyetleri, özkaynak karlılığı, temettü politikası/verimliliği ile kurumsal yönetim uygulamalarının belirleyeceği unutulmamalıdır. Zira bu unsurlar, yatırımcının yatırım kararında etkili olacak en temel unsurlardır. Peki küresel likiditeye ilişkin politikalar şirket değerinde hiç  mi etkili olmaz? Piyasalarda yarattığı şoklar nedeniyle hisse fiyatında elbette etkili olur, hatta tam da bu satırları yazarken ABD Kasım ayı tarım dışı istihdam verileri beklenenden sadece 17-18 bin daha yüksek geldiği için BIST-100, 30 saniye içinde %1’e yakın geriledi ve sonraki 30 saniye içinde ise neredeyse verdiğini geri aldı. Aslında bu canlı örnek bile bu yazının amacına hizmet eden basit ama net bir durum.

Daha önce de belirtmeye çalıştığım gibi  şirketin esas faaliyetlerinden gelir yaratabilme kabiliyeti, bunu karlılığa yansıtabilmesi, karını yatırımcılarıyla paylaşma istek ve uygulamaları ile finansal değerlemeler çerçevesinde rakiplerine göre ucuz olması, yatırımcıların yatırım kararında son derece etkili olacaktır.

Piyasaların bu kadar dalgalı olabildiği dönemlerde yatırım kararı verilirken yukarıda belirttiğim unsurlara ilave olarak, şirketin ne kadar tahmin edilebilir ve şeffaf olduğu da büyük önem taşır. Tahmin edilebilirlik  ve şeffaflık; belki de özellikle böylesine derinlik taşımayan değerlendirmelerin, bilgilerin ve yorumların olduğu bir ortamda şirketler lehine avantaj yaratacaktır.

Nasıl ki insanoğlu tarih boyunca bilmediği varlıklardan korktu ve uzak durdu, yatırımcılar da bilmediği, tahmin edemediği ve içini göremediği şirketlere karşı mesafeli durur, yatırım yapmaz. Faaliyet ve karlılık açısından başarılı olan şirketler aynı zamanda tahmin edilebilir ve şeffaf bir yapıya sahip olduğunda, sadece rakiplerine göre tercih edilmekle kalmayacak, satışa neden olan tarım dışı istihdam verisi gibi haberlere de, piyasanın geneline göre dirençli olacaktır.

Bu çerçevede faaliyet ve finansal performansları iyi olan şirketler alacakları kararlarda;

  • Başta ortakları olmak üzere bütün menfaat sahiplerinin hak ve beklentilerini gözetirse ve
  • Özellikle stratejik konularda yatırımcı taleplerini karar süreçlerine dahil ederse

tahmin edilebilir şirketler ligine yükselir ve yatırımcılarına orta-uzun vadede mutlak değer yaratırken, kısa vadeli veri/beklenti/haberlerden de az etkilenir.

Sonuç olarak, yatırım kararı alınırken günlük ve geçici unsular değil, orta ve uzun vadeli tahmin edilebilir dinamikler öncelik taşımalıdır. Yabancı yatırımcıların borsada işlem gören paylardaki payının c fakat işlem hacmindeki payının sadece olduğu bilgisi ışığında, yatırım tercih ve politikalarının  ne kadar dikkatli yapılması gerektiği açıktır.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri 

Piyasaya değil, şirkete ortak oluyorsunuz

Bazen aynı anda inşaat, korna ve diğer rahatsız edici seslerin kontrolsüz bir şekilde neden olduğu gürültüye maruz kalır, rahatsız oluruz. Bugünlerde ise, yazılı ve görsel basında liyakatından şüphe edilen bazı kişiler tarafından para ve sermaye piyasalarındaki gelişmeler hakkında paylaşılan olur olmaz görüşler, benzer şekilde yatırımcılarda gürültü etkisi yaratıyor.

Makul bir yatırımcı, normal şartlarda yatırım yapmayı planladığı ülkenin makro ekonomik göstergelerini, şirketin faaliyet gösterdiği sektörün dinamiklerini ve nihayet şirketin sektördeki payını ve projeksiyonlarını anlamaya çalışır. Ancak, dedikodu ve rastlantısal değerlendirme ile yorumların başrol aldığı ve bundan dolayı da temel analizin neredeyse oyun dışı kaldığı bugünlerde, yatırımcıların sağlıklı bir değerlendirme yapabilmeleri maalesef olanaksız hale geldi. Bu durum, özellikle sayısı son derece sınırlı olan yerli yatırımcıların sermaye piyasalarından daha da uzaklaşmalarına neden oluyor.

Bu nedenle, özellikle orta ve uzun vadeli yatırımcılar için temel analizin halen esas olduğu unutulmamalıdır. Buna göre bir şirket;

  • Farklı faaliyet alanlarından gelir elde ediyor ve sürdürülebilir karlılığa sahipse,
  • İstikrarlı temettü politikalarıyla kazancını yatırımcılarıyla sürekli paylaşıyorsa,
  • Finansal değerlemeler sonucunda yurt içi ve dışı rakiplerine göre ucuzsa ve
  • Şeffaf bir yönetime sahipse

pay piyasası yatırımcısı için önemli bir yatırım fırsatı olarak görülmelidir.

Uluslararası ekonomik ve siyasi gelişmelerin piyasalar üzerindeki baskısının en yüksek düzeyde hissedildiği böylesi dönemlerde yatırımcılar, biraz soluklanıp, gürültüye bir süre kulaklarını tıkamalı ve yukarıdaki  kriterlere uyan şirketleri araştırmalıdır.

Diğer yandan, piyasalar için çeşitli gerekçelerle “al” ya da “sat” tavsiyesi verilmesi doğaldır. Hatta sadece siyasi risk nedeniyle fiyat artış beklentilerinin aşağı çekilmesi de doğaldır. Ancak bunların uzun vadeli öneriler olmadığı, her şekilde kendi özel koşulları nedeniyle piyasadan pozitif yönde ayrışabilecek şirketlerin olabileceği ve bu şirketlere de seçici bir yaklaşımla yatırım yapılabileceği dikkate alınmalıdır.

Bu yazının kısa vadeli kazanç sağlamayı hedefleyen yatırmcılar için olmadığını belirtmem gerekiyor. Konjonktürün bu kadar dalgalı ve belirsiz olduğu zamanlarda, şirket özelinde analiz yapıp uzun vadeli yatırımlara yönelmek daha da fazla önem taşıyor. Zira, piyasaya değil şirkete ortak oluyorsunuz.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Entegre Raporlama

Şirketler çoğunlukla finansal tablolar, denetim raporları, faaliyet raporları, kurumsal yönetim raporları, sürdürülebilirlik raporları ve derecelendirme raporları gibi dokümanlar aracılığıyla yatırımcılarına ve ilgili diğer menfaat sahiplerine  bilgilendirme yapmaktadır. İlgili mevzuat gereği bu raporlardan bazılarının hazırlanması zorunluyken, sürdürülebilirlik gibi bazı raporların hazırlanması ise isteğe bağlıdır.

Şirketlerin bu  raporları hazırlamak için ciddi mesai harcamasına karşın, yatırımcılar ve ilgili menfaat sahipleri, bu bilgi kaynaklarını çoğu zaman “dağınık” olarak görürler. Zira, son derece önemli olan bu tür konuların farklı raporlarda gösteriliyor olması, bilgiye doğrudan erişimi de zorlaştırmaktadır.

Buradan hareketle, Uluslararası Entegre Raporlama Konseyi (IIRC)  farklı kaynaklarda bulunan bu önemli bilgileri daha öz ve verimli bir şekilde,  fakat aynı zamanda içeriği küresel çapta kabul görmüş bir raporlama yöntemiyle biraraya getirmeyi hedeflemektedir.

IIRC tarafından oluşturulmaya çalışılan “Entegre Raporlama” basitçe, şirketlerin ve kuruluşların strateji, yönetim, performans ve  hedeflerinin, faaliyet gösterilen sektörün ekonomik, sosyal ve çevresel faktörlerinin birbirleriyle bağlantısının da gösterildiği, fırsatların ve risklerin anlaşılır bir şekilde yazıldığı bir raporlama yöntemi olarak karşımıza çıkıyor.

Entegre Rapor’un özellikle;

  • Organizyon,
  • Yönetişim,
  • Fırsatlar ve riskler,
  • Strateji ve kaynak dağılımı,
  • İş modeli ve
  • Performans

konularında ikna edici seviyede yanıt verebilir nitelikte hazırlanması beklenmektedir. Bu konuların detaylarına baktığımızda ise özet olarak aşağıdaki unsurların öne çıktığını görüyoruz;

Organizasyonun Tanıtımı; şirketin misyonu, vizyon, etik değerleri, ortaklık ve yönetim  yapısı, ana faaliyet kolları, ürün ve hizmetleri, piyasanın rekabet yapısı, piyasa payları, mali bilgileri, çalışan sayısı ve faaliyetlerini etkileyen içsel ve dışsal faktörlere ilişkin karşılaştırılabilir bilgi.

Yönetişim; şirketin lider kadrosu ve yönetim yapısı, yöneticilerin uzmanlık alanları ve çeşitliliği, stratejik karar alma prosedürleri, kurum kültürünün nasıl oluşturulduğu, yönetim kurulu ve üst yönetimde etik uygulamalarla ilgili kontrol mekanizmaların nasıl oluşturulduğu, risk yönetimi uygulamaları, kullanılan farklı sermaye kollarından (finansal, insan kaynağı, doğa vb) organizasyonun nasıl etilendiği, yasal düzenlemelerin üzerinde yönetişim uygulamalarının gerçekleştirilip gerçekleştirilmediği, değer yaratılmasında kullanılan teşvik ve ödüllendirme yöntemleri.

Fırsatlar ve Riskler; fırsat ve risklerin kaynakları, bunların gerçekleşme olasılıkları ile içsel ve dışsal etkileri ve ayrıca bu fırsat ve riskler için atılan adımlar.

Strateji ve Kaynak Dağılımı; şirketin kısa, orta ve uzun vadeli hedefleri, uygulamakta olduğu ve hedeflediği stratejiler, kaynak dağılımı planları ve hedeflere ulaşmanın  nasıl ölçüldüğü.

İş Modeli; üretimde kullanılan girdilerin farklı sermaye kolları arasında nasıl ilişkilendirildiği, piyasada faaliyetlerin rakiplerine göre nasıl ayırt edilebilir kılındığı, müşteriye erişim ve dağıtım kanalları, gelir yaratılmasında önemli etkisi olan faaliyetler, inovasyon politikaları, iş modelinin değişikliklere karşı uyum sağlama esnekliği ile bütün bunların sonucunda yaratılan dahili ve harici değerler.

Performans; belirlenen hedefler, riskler ve fırsatlara  dair sayısal göstergeler ve bu göstergelerin önemi ile gerçekleşme olasılıkları, organizasyonun insan kaynağı, finansal kaynak, üretim, fikri mülkiyet, doğal kaynak ile sosyal ve ilişki yönetimi gibi sermaye kollarına olan olumlu ve olumsuz etkileri, geçmiş dönem-cari dönem ile cari dönem-gelecek dönem arasındaki karşılaştırmalar ve beklentiler.

Entegre Raporlamanın esasen sürdürülebilirlik raporu ile kurumsal yönetim raporunun etkin bir konsolidasyonu olarak şekillendiğini söylemek yanlış olmaz. Entegre Raporlama, Temmuz ayının başında  İş Yatırım olarak kurumsal üyesi olduğumuz ve benim de Sermaye Piyasaları Çalışma Grubu Başkanlığı görevini yürüttüğüm Türkiye Kurumsal Yönetim Derneği (TKYD)’nde gündeme geldi ve bu kapsamda IIRC’nin Entegre Raporlama Çerçevesi Taslağı’na katkı sağlanmaya çalışıldı. On gün kadar önce de konu  Borsa İstanbul tarafından şirketlere  ayrıca aktarıldı ve taslak hakkında görüşlerin IIRC’ye iletilmesi talep edildi.

Paylaşmaya ve basit bir şekilde bilgi vermeye çalıştığım Entegre Raporlama’nın yakın gelecekte Türkiye dahil tüm dünyada uygulamaya geçmesi bekleniyor. Bu nedenle benim de kişisel olarak çok önemli bulduğum Entegre Raporlama hakkında şirketlerin bugünlerden başlayarak bilgi edinmesinin önem arz ettiğini düşünüyorum. Dilendiği takdirde Entegre Raporlama ile ilgili detaylı bilgiye  http://www.theiirc.org/ adresinden erişilebileceğini de hatırlatmak isterim.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Şirketlerin Kendi Paylarını Geri Alması (Buyback)

Şirketlerin kendi paylarını geri alması (buyback), pay piyasasının son zamanlarda önemli oranda değer kaybetmesi nedeniyle  bazı yatırımcıların gündeminde yeniden yer almaya başladı. Hızla düşen  piyasa ortamında orta ve uzun vadeli olumlu beklentiler yerini bazıları için kaygılı bekleyişe bırakmışsa, payların geri alımı konusunun düşünülmesi de doğaldır.

Geri alım işlemine  gerek olup olmadığının değerlendirilmesi ve bunun sonucunda geri alım kararının alınması, nihayetinde  şirketin tasarrufundadır. Geri alım konusu önemlidir ve bir dizi kurala bağlıdır. Bununla ilgili bazı konulara dikkat çekmek isterim.

Geri alım kararı nasıl alınır?

Normal şartlarda genel kurulun geri alım programını onaylayarak yönetim kuruluna yetki vermesi esastır. Azami 18 ay için verilebilecek bu yetki çerçevesinde, geri alım işlemleri ancak borsadan gerçekleştirilebilir. Peki şirket dilediği kadar geri alım yapabilir mi? Geri alınan  payların toplam nominal değeri, şirketin ödenmiş/çıkarılmış sermayesinin ’unu aşamaz. Bu sınırın aşılması durumunda, aşıma konu olan payların alım tarihinden itibaren 6 ay içerisinde elden çıkarılması gerekir.

Geri alım işlemlerinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise, geri alım için verilen fiyat emrinin, mevcut fiyat tekliflerinden veya en son gerçekleşen satış fiyatından daha yüksek olamayacağı ve bir gün içinde yapılacak geri alım miktarının ise , payların son üç aydaki günlük işlem miktarı ortalamasının %’ini geçemeyeceğidir.

Acil bir durum olduğu düşünüldüğünde genel kurul yetkisi beklenmeli midir?

Şirketin yönetim kurulu, yakın ve ciddi bir kayıptan kaçınmak düşüncesiyle, genel kurulun yetkilendirme kararı olmadan da, söz konusu makul gerekçe ile  geri alım koşullarını içerecek şekilde geri alım tarihinden en az 2 iş günü öncesinde kamuya açıklama yapmak şartıyla geri alım yapabilir. Ancak genel kurul yetkisi olmaksızın yapılan geri alım işlemleri için genel kurula mutlaka bilgi sunulması unutulmamalıdır.

Geri alınan paylardan doğan haklar kullanılabilir mi?

Ana şirketin iktisap ettiği kendi payları ile finansal tablolarına tam konsolide olan bağlı ortaklıkları tarafından iktisap edilen ana şirket payları, ana şirketin genel kurulunun toplantı nisabının hesaplanmasında dikkate alınmaz. Ayrıca, bedelsiz paylar hariç olmak üzere, şirketin  iktisap ettiği kendi payları herhangi bir pay sahipliği  hakkı  da vermeyecektir. Buna ilave olarak, tam konsolidasyona dahil olan şirketler tarafından iktisap edilen ana şirket paylarına ait oy hakları ile buna bağlı hakların da donacağının bilinmesi gerekir.

Geri alınan paylar için azami elde tutma süresi nedir?

Geri alınan paylar ile bu paylardan dolayı edinilen bedelsiz paylar en fazla 3 yıl elde tutulabilir ve 3 yıl içinde elden çıkarılmayan payların sermaye azaltımı yoluyla iptal edilmesi gerekir.

Şirket geri aldığı ve elden çıkardığı  paylardan kar elde edebilir mi?

Şirket, geri aldığı paylarını finansal durum tablosunda (bilanço) özkaynaklar altında bir indirim kalemi olarak kaydetmek durumundadır. Payların elden çıkarılmasında oluşacak kazanç ve kayıplar ise gelir tablosuyla ilişkilendirilemeyecek; dolayısıyla kar/zarar söz konusu olmayacaktır.

Geri alınan paylar nasıl elden çıkarılabilir?

Şirket borsadan yapmak durumunda olduğu geri alım işlemi sonucunda edindiği paylarını, geri alım süresi dolduktan sonra ve yine ancak borsada satış yöntemiyle elden çıkartabilir. Bu paylar nedeniyle edinilmiş olan bedelsiz paylar için de aynı koşullar geçerlidir.

Geri alım işlemi yapılamayacak bir dönem var mıdır?

Kayıtlı sermaye sisteminde olan şirketler tarafından sermaye artırmına dair yönetim kurulu kararı tarihi ile, esas sermaye sisteminde olan şirketlerde de sermaye artırmına dair alınan genel kurul kararı ile sermaye artırımı işleminin tamamlandığı tarihe kadar geri alım yapılamayacağı biilnmelidir.

Geri alım işleminde kamuyu aydınlatma işlemleri nasıl yapılır?

Şirketlerin geri alım işlemlerinde, geri alım programının duyurulması ve yapılan geri alım işlemleri sonrası detayların özel durum açıklaması ile kamuya açıklanması gibi detaylara SPK’nın 2011/32 sayılı haftalık bülteninden  erişmek mümkündür.

Son olarak, yapılan geri alım işlemi sonrasında, geri alınan payların bedelleri düşüldükten sonra kalan özkaynak, en az ödenmiş/çıkarılmış sermaye ile mevzuat gereği dağıtılmasına izin verilmeyen yedek akçelerin toplamı kadar olması gerektiği de unutulmamalıdır.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Etik Şirketler Büyümez mi?

Etik değerlere uygun davranan şirketlerin, bu tür sorumluluk refleksleriyle hareket ettiği sürece, büyümeyi ihmal edeceği ve karlılığını artıramayacağı gibi yanlış, ama maalesef bir o kadar yaygın bir algı var. Bu yanlış algının, şirketlerin potansiyellerinin altında büyümelerine neden olduğu gibi, tam aksine, küçülmelerine yol açtığı da  artık görülmelidir.

Şirketler, faaliyetlerinin saygınlık kazanması, toplumsal ve ekonomik faydanın artması ve daha fazla katma değer yaratıp büyümelerini sürdürülebilir kılmak için; rakipleriyle, müşterileriyle, tedarikçileriyle ve ortaklarıyla ilişkilerinde adil ve dürüst davranmalı, haksız rekabete neden olacak her türlü uygulamadan kaçınmalı, yasal ve idari düzenlemelere tam uyum sağlamanın yanı sıra, uluslararası kabul görmüş evrensel değerleri benimsemelidir.

Başlı başına bir değerler manzumesi olan ve aynı zamanda kurumsal yönetim anlayışının da önemli bir unsuru olan etik uygulamalar, piyasanın aksak rekabetten uzaklaşıp tam rekabet koşullarına yaklaşması, şeffaflığın benimsenmesi ve kaynakların etkin kullanımı anlamına gelir ki bunlar da, şirketler için optimum seviyede faaliyet gösterip, maksimum seviyede kar etmek için gerekli yol haritası demektir.

Her şirket, evrensel değerlerin yanı sıra, faaliyet gösterdiği sektöre göre kendi etik değerlerini oluşturmalı ve bunlara faaliyetlerinin her aşamasında sıkı sıkıya bağı kalmalıdır. Zaman içinde etik değerlere uygun hareket eden şirketler, büyümelerini sürdürülebilir kıldıklarını göreceklerdir.

Etik değerlere uyumun, finansal kriz dönemlerinde de şirketlerin sağlıklı bir yapıyla yola devam etmelerini sağlayan en önemli akıl hocasıdır. İş Yatırım ise; dürüst ve adil davranma, mesleki özen ve titizlik, saydamlık, kaynakların etkin kullanımı, rekabet ve toplumsal yararın gözetilmesi, kara paranın aklanması ile mücadele, çalışan-müşteri ilişkileri, çıkar çatışmaları, sır saklama, mesleki sorumluluk, haksız rekabetin önlenmesi, doğru ve dürüst tanıtım ve meslek kurallarına uyum gibi başlıklar altında oluşturduğu etik kurallarını kamuya açıklamış ve her zaman bu değerlerinin arkasında olduğunu beyan etmiştir.

Etik Değerler Merkezi (EDMER) tarafından, etik değerlere önem veren şirketlerin ve yöneticilerin gençler tarafından rol modeli olarak görülmesini sağlamak ve etik bilincini yaygınlaştırmak amacıyla 4 Nisan 2013 tarihinde ilk defa gerçekleştirilen  ETİKA 2012 Türkiye Etik Ödülleri töreninde, İş Yatırım’ın ödüle layık görülen şirketler arasında yer alması da, bu konuda gösterdiğimiz hassasiyetin önemli bir göstergesi olurken, bu konudaki sorumluluğumuzu daha da arttırmıştır.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Kurumsal Yönetim Notları Ne Kadar İnandırıcı?

Küresel ekonomilerin durgunluk yaşadığı ve yatırım yapma iştahının azaldığı son yılların ardından, dünya genelinde krizden çıkış beklentilerinin yavaş yavaş olumluya dönmeye başlaması, iyi kurumsal yönetim uygulamalarının önemini bir kez daha gündeme getirdi.  Kurumsal yönetim, Türkiye’de de 2013 yılında  şirketlerin büyümesi ve faaliyetlerinin sürdürülebilirliği açısından en önemli göstergelerden biri olacak. Zira, ülkemize yönelen uluslararası sermayenin kalitesini ve miktarını artırmak, ancak kurumsal yönetim anlayışının yaygın olarak  kabul görmesiyle mümkündür.

Yatırımcılar, ilgilendikleri şirketlerin kurumsal yönetim uygulamaları hakkında nasıl bilgi edinecekler?

Yatırımcıların, özellikle de bireysel olanların şirketlerle görüşüp kurumsal yönetime ne denli önem verildiğinin anlaşılması konusunda detaylı bilgi alma olanakları yoktur. Buna bazen coğrafi engeller, bazen organizasyon yapısındaki eksiklik ve bazen de bilgilendirme konusundaki isteksizlik neden olur.

Nasıl ki şirketlerin borçlanma araçlarını almak isteyen yatırımcılar için kredi dereceleri önemli bir rehber niteliği taşıyorsa, şirketin hisse senedini alıp ortak olmak isteyen yatırımcılar için de kurumsal yönetim derecesi önemli bir rehberdir. Çünkü şirketin, ortaklık haklarının kullanımı ve iyileştirilmesi konusundaki duruşunu;

  1. pay sahipleri,
  2. kamuyu aydınlatma ve şeffaflık,
  3. menfaat sahipleri,
  4. yönetim kurulu

şeklinde dört ana başlık altında detaylı olarak gösterir. Alınan notlar, bu duruşun ne kadar iyi ya da kötü olduğunun göstergesidir. Kredi derecelendirmesinde notun seviyesinin harflerle gösterilerek herkes tarafından kolayca anlaşılması sağlanırken, kurumsal yönetim derecelendirmesinde yine kolayca anlaşılacak şekilde rakamlarla ifade edilir. Böylece yatırımcılar, şirketle hiç görüşmeden ortaklık haklarının kullanımının kalitesi ve atılan her adımda menfaat sahiplerinin beklenti ve haklarının ne denli gözetildiğine dair bilgi edinebilecekleri bir rapora sahip olurlar, ki bu da şirkete ortak olup olmama konusunda verilecek kararda etkilidir.

Kurumsal yönetim derecelendirmesi her şirket için farklı mı uygulanıyor?

Derecelendirme şirketleri çalışmalarını, SPK’nın ağırlıklarını belirlediği ana başlıklar çerçevesinde kamuya açıkladıkları derecelendirme metodolojilerine uygun olarak yerine getirir. Bana göre derecelendirme sürecinin en önemli unsuru, derecelendirme uzmanlarının çalışmalarını bir kontrol listesi yaklaşımıyla kağıt üzerinde değil, fiili olarak gerçekten uyum sağlandığına kanaat getirecek şekilde yürütmeleridir.

Türkiye’de bugün itibarıyla borsa şirketleri arasında kurumsal yönetim derecesine sahip 45 şirket bulunuyor. Alınan derecelere bakıldığında, 43 şirket 8 ve üzerinde notlar alırken, 12’si, 9 ve üzerinde notlar almış. Bu notlar ilk bakışta, bir taraftan Türkiye’de kurumsal yönetim ilkelerini çok iyi seviyede uygulayan şirketler olduğu konusunda memnuniyet sağlarken, bir yandan da bu şirketlerin artık iyi uygulama anlamında neredeyse atacakları adım kalmadığı konusunda da endişe uyandırıyor.

Türkiye’deki şirketler mükemmel mi?

Neredeyse mükemmel kıvamını temsil eden bu notların, yatırımcılar ve profesyoneller nezdinde itibarının azalmaya başladığını üzülerek görmeye başlıyorum. Burada dikkat çeken bir kaç konu var;  ilki, kurumsal yönetim ilkelerinin başlıca hususlarına henüz SPK tarafından uyumu zorunlu hale getirilmeden uyum sağlamış şirketlerin aldığı dereceler, uyumu zorunlu hale getirildikten sonra alınan bazı derecelerden geri kalabiliyor. Aynı konuda uyum sağlamış şirketler arasında alınan derecelerin, farklı derecelendirme şirketleri tarafından nasıl bu denli uyumsuz olabileceği rahatsızlık uyandırmaya başlıyor. Hatta verilen notların sıhhati konusunda soru işaretleri oluşmasına neden oluyor. Bunun son işaretini, TKYD tarafından gerçekleştirilen son Kurumsal Yönetim Zirvesi’ nde gözlemleme fırsatı buldum. Notlar bu denli yüksek seyredince, yüzlerde ironik bir tebessüm oluşuyor.(!)

Dikkat çeken ikinci konu ise, ilkelere uyum sağlamaya hevesli olan bazı şirketlerin, İMKB Kurumsal Yönetim Endeksi’nde işlem görmeye yetecek seviyede not alabileceklerken, endeks ortalaması olan 87,46’ nın (8,75) çok altında kalıp yatırımcılar nezdinde “kötü” olarak algılanma kaygısı nedeniyle, derecelendirme yaptırmaktan kaçınmalarıdır.

Kredi derecelendirmesinin esas olarak rakamlara dayalı bir çalışma olması nedeniyle benzer durumdaki şirketlerin benzer notlar almaları kaçınılmazdır. Ancak kurumsal yönetim dereceledirmesinde uygulamanın gerçekliği konusunda bir kanaat kullanılıyorsa, bu kanaatinhakkaniyetli ve inandırıcı olması gereklidir. Yatırımcılar ve genel olarak kamuoyunda oluşmaya başlayan bu olumsuz algı, kurumsal yönetim anlayışına zarar vereceği gibi, orta vadede sermayenin ülkemize yönelmesine de olumsuz etki edecektir. Unutmayalım ki, yabancı yatırımcıların Türkiye’yi, genellikle karşılaştırdıkları Doğu Avrupa’ya göre tercih etmelerinin önemli nedenlerinden biri, Türkiye’deki iyi kurumsal yönetim uygulamalarıdır. Yatırım yapılabilir seviyeye yükseldiğimiz bugünlerde uluslararası sermayenin daha fazla gelmesi için orta ve uzun vadeli beklentilerimiz yüksekken, bu inandırıcılığın bozulmaması gerekir.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri