Seçim Sarmalı

secimm

CHP ile yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gözler bugün yapılacak MHP görüşmesine çevrildi. Başbakan Davutoğlu’nun Bahçeli ile yapacağı toplantıya iki alternatif teklifl e gitmesi bekleniyor.

  1. Sınırlı süreli koalisyon teklifi: Daha önce CHP’ye de sunulan bu teklifte MHP’ye sınırlı süreli bir hükümet kurma önerilecek. Görev süresi muhtemelen bir yıldan daha kısa olacak bu hükümetin önceliği ülkeyi seçime taşırken biriken acil sorunlara çözüm getirmek olacak. 
  2. Azınlık hükümeti: Mevcut hükümet ile en kısa zamanda (Ekim sonu – Kasım ortası) seçime gidilmesi için MHP’den destek istenecek. Cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin tekrarlanması kararı verilmesi durumunda kurulacak seçim hükümetinde tüm partiler yer alıyor. HDP’nin hükümette yer almaması için MHP’nin Ak Parti’ye destek vereceği ümit ediliyor. 

Ankara kulislerinde gelen sinyaller MHP ile yapılacak görüşmelerin ‘sınırlı bir hükümet’ çözümü ile sonuçlanması ihtimalinin çok düşük olduğunu gösteriyor. Hafta sonu yaptığı MYK toplantısında erken seçime destek vermeme kararı alan MHP’nin Davutoğlu’nu görevi Cumhurbaşkanına iade etmeye zorlaması bekleniyor. Genel görüş, bu meclisten kalıcı bir hükümet çıkması şansının sıfıra indiği yönünde. MHP ile yapılacak görüşme daha çok seçimlere hangi hükümetle gidileceğini göstermesi açısından önemli. Bu saatten sonra Ak Parti – MHP hükümetinin kurulması çok zor gözüküyor.

Bizim görüşümüz de önemli bir değişiklik yok. Seçimler sonrasındaki ilk değerlendirmemizde, siyaset sahnesinde ve toplumdaki kutuplaşmanın kalıcı bir koalisyon hükümeti kurulmasını zorlaştırdığını savunuyorduk. Şimdi de aynı görüşteyiz. Koalisyon senaryolarına vade sonuna yaklaştıkça değeri sıfıra giden bir opsiyon gibi yaklaşıyoruz. Seçimlerin hemen sonrasında bir yıl içinde erken seçime gidilmesine %60 ihtimal veriyorduk. Koalisyon görüşmelerinin başlamasının uzaması ve müzakere sürecine bir türlü geçilememesi üzerine Temmuz ayında bu ihtimali %80’e artırdık. Geçen hafta açıklanan anket sonuçlarında Ak Parti’nin oylarında görülen iki puan civarı artış erken seçim ihtimalini %100’e yaklaştırdı.

Ekonomi kulislerinden gelen haberler de erken seçim yoluna girdiğimizi gösteriyor:

  1. Emekli, dul ve yetimlerin TOKİ’den avantajlı koşullarla ev almasının yolu açılıyor.
  2. Emeklilere 700 TL kurban yardımı yapılması,
  3. Maaş ödemeleri için bankaların emeklilere 800 TL’ye ulaşan promosyon ödemesi yapması için görüşmeler sürüyor.

Lafı çok uzatmayalım. Türkiye seçim sathına girdi. Daha doğrusu seçim sathında kalmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde yayınlanacak kamuoyu anketleri büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde seçmenin tercihi son anketlerdeki gibi olmaya devam ederse Türkiye bir seçim sarmalına girebilir. Piyasalar henüz bu senaryoyu fiyatlamaya çok uzak. Ancak asla asla dememek lazım.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Dövizin Ağırlığının Artırması En Az Seçim Sonucu Kadar Önemli

418-1430392685

Türkiye ekonomisi dışarıdan ve içeriden gelen şoklar ile uzun ince bir yolda ilerliyor. Yurtdışında genelde gelişmekte olan ülkelere özelde Türkiye’ye yönelik risk iştahındaki dalgalanma devam ediyor. Yurtiçinde son yedi yılda biriken yapısal sorunlara seçim sonrası artan politik belirsizlikler eklendi. Belirsizliğin arttığı ve güvenin azaldığı bu ortamda tasarruf sahibi döviz ikamesi ile birikimini korumaya çalışıyor. Vatandaşın portföyünde dövizin ağırlığını artırmasını en az seçim sonuçları kadar önemli bir işaret olarak okuyoruz.

Dursun kim?

dursun_kim

Temel evlenmek istiyor. Ama kafası karışık. Dursun’a açılır. “Evlenmek için iki adayım var. İlki genç, güzel ama fakir; diğeri biraz yaşlı, hafif çirkin ama çok zengin. Sence ne yapmalıyım?” Dursun Temel’e kalbinin sesini dinlemesini, mutlu olmak için zengin olmaya ihtiyacı olmadığını söyler ve çirkin kızı teselli etmek için yardımcı olmak üzere telefonunu ister. 

Koalisyon görüşmeleri Cumhurbaşkanı görevlendirmeyi yaptıktan sonra resmi olarak muhtemelen haziranın son haftasında başlayacak. Ancak Ankara kulislerinde pazar gününden beri artan hareketlilik televizyondaki evlilik programlarını aratmıyor.

İngiltere Seçimleri

ingiltere seA�imleri

Yazıma bir arkadaşımın dalga geçtiği şekilde tarihin derinliklerinden başlayacağım. 7 Mayıs seçimleri İngiltere’de gelenek olmuş üzere Başbakanın talebi üzerine Majestelerinin (aslında Monark sanıldığı kadar süs bitkisi değildir ama konuyu uzatmayım:) ) meclisi feshi ederek secime götürdüğü yöntemin tarihe karıştığı ilk secim olması açısından da önem taşıyor. 2011 tarihli bir yasa ile artık her beş yılda bir seçim olacak.

Riskler ve Fırsatlar

fırsatlar ve riskler

İhracat pazarlarındaki yavaşlamaya paralel 2015 yılı büyüme tahminimizi şubat ayında %3,5’ten %3’e çekmiştik. Açıklanan veriler ve şirketlerle yaptığımız görüşmeler ekonomideki yavaşlamanın öngördüğümüzden daha sert olduğunu gösteriyor. Ekonomi Bakanı Zeybekçi ilk çeyrek büyümesinin %1,5 civarında olmasını beklediğini açıkladı. Bizim görüşümüz yılın ikinci çeyreğinde de büyümedeki artışın sınırlı olacağı yönünde. Böyle devam ederse 2015 yılı büyümesi %2,5’in altına gerileyebilir.

Avrupada Seçim

Avrupa’nın pek çok bölgesinde (Yunanistan, İskoçya, İngiltere) yerel seçimler olmasına rağmen aynı zamanda 22 Mayısta başlayan ve pazar günü sona erecek olan  Avrupa Parlamentosu seçimleri de gerçekleştirilecek (751 koltuk için). Avrupa Parlamentosu AB’nin seçimle iş başına gelen tek organı. Birliğin büyük ülkeleri, Almanya, İngiltere ve Fransa’da, kapalı liste adı verilen bir sistem üzerinden seçim gerçekleşecek. Seçmen isimlere değil partilere oy verecek ve partiler kişileri belirleyecek.

İlginç bir şekilde bu kez Avrupa Parlamentosunda AB’ye şüpheci yaklaşan partilerin net bir rakama ulaşmaları ve Parlamentoda çok daha gür bir sese kavuşmaları mümkün görünüyor.

Parlamentonun Avrupa komisyonunu atama, uluslararası anlaşmaların imzalanmasını engelleme ve hatta bütçeyi bile bloke etme yetkisi olması nedeni ile “Euroscepticler” yani birliğe şüphe ile yaklaşanların ne ölçüde zafer kazanacağı kritik. 2007’de yani kriz öncesinde bile üye yurttaşlar arasında pozitif imajı sadece yüzde 52 olan AB’ye destek şu anda yüzde 31 seviyesinde. Negatif ise yüzde 15’ten yüzde 28’e yükselmiş.

Aslında Euro şüphecileri grubu 4’e ayrılıyor. 

  1. Grup aşırı sağcı olarak tanımlanabilecek göçmen karşıtı ve demokrasinin kendisini de sorgulayan partiler. 
  2. Grup demokrasi ile sorunu olmayan ancak ulusal yetkilerin devinden yana olmayan ve sınırların geri gelmesini savunanlar. 
  3. Grup muhafazakarlar ki euro ve sınırlar üzerine farklı görüşleri var. 
  4. Grup sol şüpheciler. Ağırlıklı olarak birliğin şu haline karşı çıkıyorlar. Bu dörtlü secim sonucunda 200-220 civarı koltuk kazanabilir. Bunun 123 adedi sağ ağırlıklı 55 adedi sol ağırlıklı 20+ civarı da İtalyan 5 Yıldız hareketine ait olması bekleniyor.

Bu rakam GeertWilders ve Le Pen’in hedeflediği “kendini imha eden parlamento” yaratılmasına izin vermez. Ancak merkez sağ ve sol beraber hareket etmediği sürece hiç bir adım atılamamasına neden olabilir. Aynı durum AB şüphecileri için de geçerli. Pek çok partiden oluşmuş bir bloktan bahsettiğimiz için bir arada hareket etmeleri oldukça zor görünüyor.

Bu merkez partiler için bir avantaja dönüşebilir. Ancak parlamento en verimli çalışması gereken zamanda en verimsiz performansını gösterebilir. Öte yandan tek korku AB parlamentosunun yapısı değil. Söz konusu Euro şüpheci partiler dört ülkede en büyük parti konumunda. Bu  dört ülke Yunanistan (Syriza belediye seçimlerini önde götürüyor) Polonya,Hollanda ve Çek. İngiltere (N. Farage’ın ekonomi ile ilgili bazı görüşlerini isabetli buluyorum), Danimarka, İtalya, Avusturya, Fransa, Finlandiya ve Macaristan’da da ciddi oy potansiyeline sahipler.  Bu durum yerel politikaları da baskı altında tutarak hükümetlerin daha “az birlik sever” hareket etmesine neden olabilir.

Şüphecilerin mevzi kazanması kısa vadede sert bir şekilde fiyatlanacak bir gelişme değil. Belirttiğim gibi “şüpheci” başlığının altına AB’nin devam etmesini savunanlar olduğu gibi dağılması gerektiğini de savunanlar var. Bu nedenle kimse panik olmayacaktır. Ancak zaten işleyişi benzerlerine oranla (ABD, Avustralya vs) çok daha etkisiz ve sorunlu olan Avrupa Birliği biraz daha zor bir şekilde ortak karar alacaktır. Reformların hala tam gerçekleşmediği, ECB’nin bile karar almakta zorlandığı/geciktiği bir ortamda Parlamentonun daha da uzlaşılmaz bir hal alması tabuta çakılacak son çivi olmasa da çivilerden birisi olarak kayda geçecektir. Yerim kalmadığı için Ukrayna Başkanlık seçimlerine değinmiyorum. Bu kısa vadeli fiyatlamaları daha sert etkileyebilecek bir gelişme olacaktır.

Konu özetle budur, realize olacak gibi olduğundan detaylandırmak üzere…

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Eldeki Kuş Daldaki Kuştan İyidir…

Dünya borsaları zorlu bir haftayı güçlü bir yükselişle kapattı. Çin’de açıklanan zayıf verilere rağmen küresel risk iştahında görülen toparlanma Başbakan Li Keqiang’ın ekonomiyi canlandırmak için genişleyici bir paket açıklayacağı beklentisiyle gerçekleşti. Hedefin çok altına gerileyen enflasyonun Avro bölgesinde ilave parasal genişlemeyi destekleyeceği beklentisi küresel borsalardaki yükselişi destekleyen bir diğer gelişmeydi.

Küresel risk iştahına duyarlı yüksek betalı bir piyasa olan Borsa İstanbul %13’e yaklaşan dolar getirisi ile Mart ayında en çok kazandıran gelişmekte olan piyasaları arasında yer aldı. Borsadaki sert yükselişte Salı günü açıklanan Para Politikası Kurulu özetinde yer alan Merkez Bankası’nın önümüzdeki dönemde Türk lirası zorunlu karşılıklara faiz ödemeye başlayabileceği açıklaması önemli rol oynadı.

Ekonomide sert bir yavaşlama durumunda Merkez Bankası’nın zorunlu karşılıklara faiz ödeyebileceği açıklaması üzerine bankaların %35 ağırlık ile önemli bir paya sahip olduğu Borsa İstanbul hafta içinde kademeli olarak %8’den fazla değer kazandı. 

S&P,  Moody’s ve Fitch gibi derecelendirme kuruluşları tarafından yayınlanan raporlarda kırılganlığı öne çıkartılan banka hisseleri Merkez Bankası açıklaması sonrası yeniden hayat buldu. 17 Aralık sonrasında sektör geneline göre daha fazla kan kaybeden kamu bankaları güçlü performansıyla dikkat çekti. Katar sermayesinin satın almak için ilgilendiği Bank Asya yükselişte açık ara başı çekti.

Borsa İstanbul’un dünya piyasalarına göre olumlu ayrışmasını destekleyen diğer bir gelişme, çarşamba günü yayınlanan ve Ak Parti’nin %46 ile yerel seçimleri açık ara kazanacağına işaret eden anket çalışmasıydı. Anket sonuçlarını seçim sonrasında siyasi belirsizliğin azalacağı olarak okuyan yatırımcıların alışlarıyla Borsa İstanbul sert bir şekilde yükseldi.

Aralık ayının ikinci yarısında Borsa İstanbul’daki düşüşlerin fırsat olarak kullanılması yönünde görüş bildirmiştik. Endeks 66,000 civarındayken verdiğimiz öneri sonrasında Borsa İstanbul 61,000 seviyesine kadar geriledi. Yerel seçimler sonrasında politik belirsizliğin azalacağı ve siyasi istikrarın korunacağına inanan yatırımcıların alışlarıyla Borsa İstanbul uzun bir aradan sonra Cuma günü ilk kez 69,000 seviyesinin üzerinde kapandı.

Bundan sonra ne olacak? 

Ekonomik büyümede aşağı yönlü risklere ve önümüzdeki 15 ayda yapılacak iki temel seçime rağmen piyasalardaki iyimser hava devam edecek mi? Seçim sonuçları sonrasında piyasalarda kısa bir yükseliş dalgası yaşanabilir. Ancak söz konusu yükselişin alım değil satış fırsatı olarak kullanılmasının daha doğru olacağına inanıyoruz.

Türkiye ekonomisi gelişmekte olan ülkelerle büyüme, cari denge ve enflasyon bazlı yapılan karşılaştırmalarda parlak bir karneye sahip değil. Bu yüzden küresel yatırımcıların daha seçici davrandığı mevcut konjonktürde diğer gelişmekte olan ülkelere göre belirli bir iskonto ile işlem görmek zorunda.

İktidar partisi için bir referanduma dönüşen yerel seçimler ve son dönemde yurtiçinde yaşanan kamplaşma Türkiye ekonomisiyle ilgili olumsuz algının daha da bozulmasına neden oldu. Ağustos ayında yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 2015 Haziran’ında yapılacak genel seçimler öncesinde bu algının düzelmesi çok zor gözüküyor.

Bu nedenle küresel risk iştahında sert bir toparlanma olmaması durumunda borsanın 70,000 – 74,000 bandında kar satışlarıyla karşılaşması daha olası gözüküyor. Son yükseliş sonrasında Borsa İstanbul’un gerek 2014 sonu  hedef değerimiz olan 79,000 seviyesine göre, gerekse diğer gelişmekte olan ülkelere göre iskontosunun azalması da bu görüşü destekliyor. Aralık ayında görüşümüz doğrultusunda düşüşleri alış fırsatı olarak gören yatırımcıların kısa vadede yaşanabilecek olası yükselişleri satış fırsatı olarak değerlendirmesinde fayda görüyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Not artışının ardından…

Geçtiğimiz hafta dünyanın gündemini ABD başkanlık seçimleri Türkiye’nin gündemini ise Fitch’in ülke kredi notunu yatırım yapılabilir düzeyine yükseltmesi belirledi. Küresel risk iştahı  ABD seçimleri sonrasında artan mali uçurum riski nedeniyle bozuldu. Türkiye piyasaları not artırımının verdiği destekle dünya borsalarındaki satış dalgasından kurtuldu. ABD başkanlık seçimlerini sağlık sigortasının kapsamını genişletmeyi ve zenginlerden aldığı vergileri artırmayı vaat eden Obama kazandı. Seçim sonuçlarının Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki güç dengesini değiştirmemesi “mali uçurum” korkusunu yeniden gündemde ilk sıraya taşıdı.

Mali uçurumun ABD ekonomisini durgunluğa sürükleyeceği korkusu dünya borsalarında sert satışlara yol açtı. Almanya ekonomisinin Avrupa’da yaşanan sorunlardan etkilenmeye başladığını gösteren veriler piyasalardaki satışları hızlandırdı.  ABD ekonomisinden ve Çin’den gelen görece güçlü veriler piyasalardaki satış dalgasını tersine çevirmekte yeterli olmadı. Avrupa ve ABD borsaları %2 civarında gerilerken dolar avroya karşı son iki ayın en yüksek seviyesine yükseldi.

Haftanın sürprizi Fitch’den geldi. Fitch genel beklentinin ve bizim tahminimizin tersine Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyesine çıkardı.  Not artışı sonrasında borsa yeni zirveler görürken, DİBS faizleri bugüne kadar gördüğü en düşük seviyelere geriledi. Fitch yaptığı açıklamada kredi notundaki artışı yumuşak iniş sayesinde makro finansal risklerin azalmasına, azalan kamu borçlarına, sağlam bankacılık sistemine ve güçlü büyüme dinamiklerine bağladı. Perşembe günü yapılan toplantıda Fitch’in cari açıkda kısa vadede önemli bir düzelme beklemediğini ancak finansman cephesinde bir sorun görmediğini örendik.

Geç kalmış bir adımdı, yıllardır hakkımızı yediler gibi tribün tartışmalarını bırakıp geleceğe bakalım. Bundan sonra ne olacak? Not artırımı sonrasında yapılan ilk yorumlarda olduğu gibi  Türkiye’ye 100 milyar dolara yaklaşan yeni kaynak girecek mi? Ekonomi yönetiminin yeni dönemde izleyeceği politikalar ne olacak?
Önce işin teknik tarafına bakalım. Not artışı sonrasında küresel sermayenin Türkiye’ye daha fazla kaynak aktarması için en az bir kredi kuruluşunun daha notumuzu yatırım yapılabilir seviyesine yükseltmesi gerekiyor.

İki hafta sonra İstanbul’da toplantısı olan Moody’s not artırımına en yakın aday olarak karşımıza çıkıyor. Moody’s Fitch’in açtığı yolu izleyip not artırımına gider mi, bekleyip göreceğiz. Bizim görüşümüz belli. Büyümedeki yumuşak inişe rağmen cari açık ve enflasyon cephelerinde henüz yeterince yol alınamadığını söylüyoruz. Gelişmekte olan ve yatırım yapılabilir ülkeler arasında cari açığı ve enflasyonu %7-%8 civarında olan bir ülke bulunmuyor.

Piyasalarla ilgili görüşlerimizde  bir değişiklik yok.  Türk lirası için müzmin iyimserliğimizi koruyoruz. Haziran başında Merkez Bankası’nın genişleyici para politikasına geçmesi nedeniyle İMKB için verdiğimiz olumlu görüşü koruyoruz.  Tahvil cephesinde sabit faizli kıymetler yerine değişken faizli veya enflasyona endeksli kıymetleri öneriyoruz.

Bize ayrılan yerin sonuna geldiğimizden ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde izleyeceği politikaları haftaya tartışacağız.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü