Çin – Sermaye Hareketlerini Anlamaya Çalışmak

Shanghai_Pudong_Jan_2_2014

Bu yazı 17.08.2015 tarihinde yayınlanan Grafiklerle Çin’i Anlamaya Çalışmak başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

FX rezervleri konuşulduğunda yeterliliği konusunda akla ilk gelen metrik ithalatı karşılama oranıdır. Klasik oran da min 3 ay ama tercihan 6 ay olmasıdır. Ancak IMF dahil literatürde başka metriklerin de olduğunu biliyoruz. Özellikle de konu Çin ise ithalatı karşılama oranı fazla bir anlam ifade etmiyor (150 mn dolar), durumu çok rahat . Diğer iki ana metrik ise rezervlerin M2 para arzına oranı ve kısa vadeli yabancı borca oranıdır. Son kalemde de kabul edilen oran 100%dür. Yani piyasada ani bir kilitlenme olması durumunda FX rezervlerinin tüm borcu karşılayabilmesi. Burada da kimse Çin’in (kısa vadede)  bir sorunu olabileceğini düşünmüyor.

Kahraman Merkez küresel dalgaya karşı…

Geçtiğimiz haftaya  gelişmekte olan ülke piyasalarındaki sert satış dalgasına rağmen Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın para politikasında ilave sıkılaşmaya gitmeyecekleri ve Başkan Obama’nın kimyasal silah kullanan Esat hükümetine askeri müdahale yapacakları açıklamaları damgasını vurdu.

Küresel risklerin artması nedeniyle gelişmekte olan ülkelerdeki yatırımlarından daha yüksek getiri talep eden yatırımcılar Başkan Başçı’nın para politikasında ilave sıkılaşmaya gitmeyecekleri ve mevcut faiz seviyesinin Türk lirasının dolara karşı sene sonunda 1,92 seviyesine yükselmesi için yeterli olduğu açıklamasına sert bir satış dalgası ile cevap verdi.

Başkan Obama’nın kimyasal silah kullandığı gerekçesiyle Suriye’ye askeri müdahale yapacakları açıklaması piyasalardaki tedirginliğin daha da artmasına neden oldu. Petrol fiyatları (Brent) 115 doları geçerken Brezilya, Endonesya, Güney Afrika, Hindistan ve Türkiye gibi dış kaynak ihtiyacı yüksek ülkelerde 2011 sonbaharındaki Avro borç krizinden bugüne görülen en sert satış dalgası yaşandı.

Türk lirası dolara karşı 2.0’daki desteğini kırarak tarihi olarak gördüğü en düşük seviye olan 2,06 civarında dengelenirken, 10 yıllık tahviller 10,7 seviyesine kadar yükseldi, Borsa İstanbul 2012 yılındaki kazancının büyük kısmını vererek 65,000 seviyesinin altına geriledi.

Merkez Bankası’nın giderek sertleşen küresel dalgaya rağmen faiz oranlarında şok bir artışa gitmemesinin nedenini anlayabiliyoruz. Ekonomik büyümede sert bir inişin banka bilançolarında ve toplumsal dinamiklerde yapacağı tahribatı gören Merkez Bankası şok faiz artışıyla ekonomiyi vurmaktan kaçınıyor. Para politikası bize göre çok daha sıkı olan Brezilya, Hindistan ve Endonezya piyasalarındaki kayıpların bizden pek farklı olmaması Merkez Bankası’nın uyguladığı politikayı  destekliyor.

Peki tamam anladık… Bundan sonra ne olacak? Bir yanda FED dalgası diğer cephede Suriye şoku ile boğuşan piyasalarda gözler bu hafta Merkez Bankası’na kilitlenmiş durumda. Fonlama faizlerinin normal günlerde %6.75 ek sıkılastırma günlerinde ise %7.75 de kalacagını belirten ve şok faiz silahını masadan kaldıran Başçı’nın Türk lirasındaki değer kaybını kontrol altına almak için ne yapacağı merak ediliyor.

23 Ağustos itibariyle Merkez Bankası’nın döviz rezervleri 129 milyar dolar, altın hariç brüt rezerv büyüklüğü 109 milyar dolar, kullanabilir net rezerv büyüklüğü 40 milyar dolar düzeyinde. Mevcut rezerv büyüklüğü Merkez Bankası’nın agresif dolar satarak piyasalara müdahale etme gücünü sınırlıyor.

Son bir ay boyunca gerek Türkiye’de gerekse Hindistan, Endonezya gibi ülkelerde merkez bankaları’nın müdahalelerine rağmen yaşanan kayıplar döviz satışının pek işe yaramadığını gösteriyor. Küresel yatırımcı küçük havuzdaki büyük balık gibi ne çıkabiliyor ne de rahat duruyor.

Merkez Bankası’nın Mayıs ortasından bugüne kadar 8 milyar dolarlık döviz satmasına rağmen Türk lirası dolara karşı 2,05 seviyesine zayıfladı. 2011 yılından bugüne Türk lirası devlet tahvili piyasasına 40 milyar dolara yakın para girmesi döviz satışıyla piyasaların rahatlamasının mümkün olmadığını gösteriyor.

Bizim beklentimiz Merkez Bankası’nın döviz satarak rezervlerini ve kredibilitesini tüketmek yerine Brezilya Merkez Bankası gibi swap ve repo yoluyla  veya daha önce kullandığı döviz depolar yoluyla  piyasaların döviz talebini karşılayacağı yönünde. Bu sayede piyasalar ellerindeki devlet tahvillerini kullanarak döviz  temin ederken Merkez Bankası’nın döviz  rezervleri değişmeyecek.

Alınacak önlemler ne derece işe yarayacak? Türkiye’deki pozisyonunu her ne pahasına olursa olsun azaltmak isteyen isteyen küresel yatırımcıların derdine Merkez Bankası’nın ilacı deva olmayacak. Ama yüksek döviz borcu nedeniyle korkulu rüya gören Türk şirketleri bu sayede kısa vadeli borçlarını öteleyebilmek için zaman  kazanacak.

Merkez Bankası’nın ilacı derman olacak mı? Bu sorunun cevabı küresel şokun şiddetine ve süresine bağlı olarak belirlenecek. Küresel dalgaların zaman içinde sakinleştiği bir senaryoda Merkez Bankası’nı faizleri artırmadığı için alkışlayacağız. Küresel dalgaların tsunamiye döndüğü bir senaryoda ise faiz artıran ülkelerin durumunun  çok da farklı olmadığını göreceğiz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Para politikasında sınırlı gevşeme…

Türkiye ekonomisi zorlu bir döneme giriyor.  Euro bölgesindeki durgunluk ve Orta Doğu’da yaşanan gerginlik Türkiye ekonomisinde sert iniş ihtimalini artırmaya başladı. Ekonomi yönetimi zor bir tercih ile karşı karşıya! Dışarıdan ve içeriden gelen dalgalara rağmen görece sıkı para ve maliye politikası ile enflasyonu düşürmeyi hedefleyen politikalar mı sürdürülecek? Büyümeyi desteklemek için genişleyici ekonomi politikalara mı geçilecek?

Durgunluk riskine karşı savaşabilmek için düşük faiz, zayıf kur politikası izlenmesi gerektiğini savunan görüş ekonomi yönetiminde daha baskın görünüyor. Ancak enflasyon üzerindeki arz kaynaklı riskler ve küresel risk iştahının seyrine yönelik belirsizlikler ekonomi yönetiminin temkinli ve önünü görerek ilerlemeyi tercih eden bir politika izlemesine neden oluyor.

Merkez Bankası’nın geçen hafta aldığı kararları bu çerçevede değerlendiriyoruz. Merkez Bankası bankalara verdiği kaynağın faizini %10’lardan %6 civarına indirerek para politikasını geçtiğimiz aylarda fiilen gevşetmişti. Ama bunu yaparken gerek faiz koridorunun alt ve üst bantlarını gerekse haftalık repo faizini değiştirmemeyi tercih etmişti.

Merkez Bankası geçen hafta yaptığı toplantıda üst sınırı 150bp (beklenti 100bp)düşürerek piyasalara pozitif bir mesaj verdi. Buna karşılık Banka rezerv opsiyon karşılıklarını (ROK) 0.2 puan artırarak bir dengelemeye gitti. Merkez Bankası bu yolla piyasalardan 3,6 milyar dolar döviz çekerek rezervlerini artırmayı tercih etti.

Alınan kararlar yeterli midir? Merkez Bankası aldığı kararlarla bir yandan faizleri düşürerek iç talepteki daralmayı durdurmaya çalışırken diğer yandan ani sermaye çıkışlarına karşı rezervlerini güçlendirme yoluna gidilmiştir. Alınan kararlar doğru yönde atılmış adımlardır. Ekonomiyi canlandırmak için yeterli olduğu konusunda ise şüphelerimiz devam ediyor.

Merkez Bankası’nın bankalara verdiği kaynağın maliyetinde sağlanan 400bp civarındaki gerilemeye rağmen mevduat faizlerinde 200bp civarında düşüş sağlanmış, kredi tarafındaki gerileme ise daha da sınırlı olmuştur. Merkez Bankası’nın izleyeceği politikaya yönelik belirsizlikler ve ekonomik yavaşlama nedeniyle yükselen risk primi bankaların kredi faizlerini arzu edildiği kadar düşürmesini zorlaştırmıştır. Kısa vadede bu eğilimin değişeceğini gösteren bir ipucu bulunmamaktadır. 

Eğer Avrupa ekonomisi korktuğumuz gibi daralmaya devam ederse ve G4 merkez bankaları genişleyici para politikalarını sürdürürlerse Merkez Bankası faiz koridorunun üst sınırını hızla indirmek zorunda kalacaktır.  Ancak bu arada kaybedilen zaman ekonomideki yavaşlamanın istenenden daha şiddetli olmasına ve belki de para politikasındaki gevşemenin gerekenden daha sert olmasına neden olacaktır.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü