Vergi Barışı: Highway or my way?

Cumhuriyetçilerin her iki kanadı birden ele geçirmesi ile her 2 yılda bir duyduğumuz bir konu daha yüksek sesle telaffuz edilmeye başlandı: Vergi affı. Malum başta Apple (geçenlerde ihraç ettiği bono dikkatinizi çekmiştir) olmak üzere ABD şirketlerinin yurtdışında tuttuğu ciddi bir miktar var. Bu para gerçekten ABD doları dışı bir para birimi cinside tutuluyor da vergi affı ile dolara çevrilerek dolar trendine destek mi verecek yoksa zaten büyük kısmı dolar bazında da (ikincisi) etkisi daha sınırlı mı kalacak daha sonra tartışabiliriz. Ben daha ziyade vergi affı için var olan argümanın, yani “yatırımlar artar, işsizlik azalır ve zaten vergilendiremediğimiz karın en azından bir kısmını az bir oranla da olsa vergilendirebiliriz”‘i tartışmak istiyorum.

İskontolu Şirket ve Pasif Yatırımcı

Şirketlerin asli ve öncelikli görevlerinin, ortaklarının mal varlıklarının değerini, yani şirketin piyasa değerini yükseltmek olduğunu biliyoruz. Bazen asli ve öncelikli görevin kar etmek olduğu gibi yanlış bir düşünceye sahip olunduğunu da görüyoruz. Aslında, kar etmek şirketin piyasa değerinin yükselmesindeki önemli unsurlardan sadece biridir.

Peki, piyasa değerinin yükselmesi ifadesinden şirket değerinin maksimum seviyeye yükselmesi mi anlaşılmalıdır? Şirket değeri konusunda önemli olan şirketin maksimum değil, gerçek değerinde olmasıdır. Zira, hisse fiyatının gerçek değerinin çok üzerinde seviyelere çıktıktan sonra çoğu zaman hızlı düştüğünü ve uzun zaman iskontolu kalabildiğini biliyoruz ve görüyoruz. Bu nedenle şirketlerin öncelikli amacı, şirketin gerçek değeri için çaba harcanması olmalıdır.

Özellikle çalkantılı dönemlerde gerçek değeri koruyabilmek ya da bu değere ulaşabilmek için;

  • Hisse fiyatında hangi yatırımcıların belirleyici rol oynadığının bilinmesi ve
  • Yatırımcı ilişkileri faaliyetlerinin etkin koordine edilmesi

üzerinde dikkatle durulması gereken konulardır.

Hisse fiyatında hangi yatırımcıların belirleyici rol oynadığını bilmek son derece önemlidir.  Yatırımcı toplantılarında istenildiği kadar şirketin başarılı faaliyet ve finansal performansını anlatılsın, hatta bu anlatılanlar temel analize dayalı ve al tavsiyesi verilen araştırma raporlarıyla desteklensin, eğer yatırımcı temel analize bakmadan doğrudan endekse yatırım yapıyorsa, hisse fiyatınızda büyük ihtimalle bir değişiklik olmayacaktır. Hatta hisse endekste işlem görmüyorsa ya da endeksteki ağırlığı düşükse, endekse göre kötü bir performans sergilemesi de mümkündür. Normal şartlarda pasif yatırımcı, analiz yapıp uzun vadeli alan ve tutan yatırımcı olarak görülürken, artık analizi geri planda bırakarak doğrudan endekse yatırım yapan olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle, hedef yatırımcı olarak günümüz pasif yatırımcılarıyla değil, temel analize önem veren yatırımcılarla temasa geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, sene içinde verimli bir şekilde gerçekleştirilecek 20 toplantı, verimsiz bir şekilde gerçekleştirilecek 200 toplantıya tercih edilmelidir. Benzer şekilde, yatırım şirketlerinin de çoğunlukla endekste ağırlığı yüksek olan şirketler hakkında rapor yayımlayıp yatırımcılara tavsiyede bulunmaları da, şirketlerin gerçek değerlerine ulaşmasında önemli bir engel teşkil etmektedir.

Yatırımcı İlişkileri faaliyetlerinin koordine edilmesinden kastım ise basit anlamda bir koordinasyon değildir. Özellikle çalkantılı dönemlerde, genelde CFO’ya bağlı olarak faaliyet gösteren Yatırımcı İlişkileri’ nin, şirketin stratejilerinin yatırımcı beklentilerine aykırı olarak belirlenmemesi çabası içerisinde, yönetim kademeleriyle ve ilgili diğer birimlerle çok etkin bir koordinasyon içinde olması gerekir. Zira stratejilerin yatırımcı beklentilerine aykırı olarak belirlenmesi, şirket değerine katkı sağlamayacaktır,  bu da şirket yönetiminin sorgulanmasına neden olacaktır. Ayrıca, Kurumsal yönetimin, şirket değerindeki payının olduğunun ileri sürüldüğü bir ortamda, şeffaflık ve bilgilendirme faaliyetlerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya sanırım gerek yok.

Netice olarak, iskontolu işlem gören şirketler tarafından özellikle çalkantılı dönemlerde hedef yatırımcının doğru belirlenmesi ve CEO seviyesinde yatırımcı ilişkileri çalışmalarının etkinliğinin artırılması her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Aksi halde, pasif yatırımcıların çoğunlukta olduğu bir dönemde şirketlerin gerçek değerlerine ulaşmaları daha da zorlaşıyor. Bu konuyla ilgili Mark C. Scott’un “Achieving Fair Value: How Companies Can Better Manage Their Relationships with Investors” adlı kitabının okunmasını da tavsiye ederim.

Ozan Altan 

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Servet etkisi

Bir kez daha FED toplantA�sA� A�ncesinde bu yazA�yA� kaleme alA�yor olmanA�n verdiAYi sA�kA�ntA� ile FOMC kararlarA�nA� deAYil farklA� bir konuyu deAYerlendirmek zorunda kalA�yorum. KA�sa vadede FOMC kararlarA� elbette tüm piyasalarA� etkileyecek ve volatiliteye neden olacak. Ancak bu yazA�da daha uzun vadeli bir iki trende deAYinmek istiyorum. Yeni ve ikinci el konut satA�AYlar, Case Konut Endeksi piyasalarA�n yakA�ndan takip ettiAYi konut verilerinin baAYA�nda geliyor. Daha geniAY bir iA�eriAYi olan Housing Vacancies and Homeownership Report ise A�eyrek bazA�nda geliAYmeleri inceleyen bir rapor. A�arAYamba günü ikinci A�eyrek 2013 iA�in yayA�nlandA�. Elbette çok fazla detay var ve hepsinin burada tartA�AYA�lmasA� imkansA�z. Ancak önemli iki noktadan bahsedebilirim;A�ABDa��de ev sahibi olma oranA� yüzde 65 seviyesine gerilemiAY durumda.

1995 yA�lA� seviyelerinden bahsediyoruz. Bu kirada yaAYayanlarA�n oranA�nA�n da yükseldiAYini gA�steriyor. A�kinci veri ise bu rapordan deAYil, Gallup tarafA�ndan yapA�lan bir araAYtA�rmaya ait. Buna gA�re ABDa��de hisse senedi taAYA�yanlarA�n oranA� da yüzde 52a��ye gerilemiAY durumda.

Bu da son yA�llarA�n en düAYük seviyesi. 2008a��den, yani krizden A�nce, oranA�n yüzde 65 seviyesinde olduAYunu görüyoruz. Bu elbette hisse senedi piyasasA�nda dA�nüAY yapma potansiyeli olan büyük bir kesimin varlA�AYA�na dair bir veri olarak da deAYerlendirilebilir. Ancak ulaAYmak istediAYim sonuA� farklA�. Gallupa��un A�alA�AYmasA�nda gelir gruplarA�na gA�re de veriler var. A�rneAYin 75K ve üzeri gelir grubunda hisse sahibi olma oranA� 81% olurken 30-75 bin aralA�AYA�nda oran 50%a��ye geriliyor.

Kriz A�ncesi oran yüzde 66%. 30 bin dolarA�n altA�nda gelirse sahip kesimlerde ise 2008 yA�lA�nda hisse sahipliAYi 27% seviyesindeyken 2013te oran yüzde 21a��e gerilemiAY.

Bu durumda 1970'lerden kalma a�?servet etkisia�? üzerinden ABDa��li tüketici destekleniyor tezi fazlasA� ile iyimser kaA�A�yor. Zira biliyoruz ki, ister bono ister hisse olsun finansal enstrümanlarA�n büyük kA�smA� üst 1%lik kesimin elinde. A�lk yüzde 10a��luk kesimi baz aldA�AYA�mA�zda ise finansal enstrümanlarA�n önemli bir kA�smA�nA�n sahiplerini tespit etmiAY oluyoruz. Yani hisse senedi piyasalarA�nA�n yükselmesi ve endekslerin yeni zirveler yapmasA� doAYrudan John üzerinde bir etki yaratmA�yor. Konut sahipliAYi ise elbette biraz daha yaygA�n.

Ancak 2007-2013 dA�nemine baktığımızda oranA�n artmadA�AYA� aksine azaldA�AYA� gA�rülüyor. Yani konut fiyatlarA�ndaki yükseliAYten daha az sayA�da insan faydalanabilmiAY durumda. Bence bu gA�rüntü FEDa��in QE (parasal geniAYleme) stratejisini sorgulamasA�na neden olan verilerden birisi.

Ve elbette herkes kitaplarda var olan kalA�plarA�n ne kadar günümüze uygun olduAYunu da incelemeli. Zira ABDa��de resesyon biteli 4 yıl oluyor ancak faizler halen sA�fA�r. Yükselen endekslere rağmen bir AYeyler ters gidiyor olmalA�a��

Azant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

zp8497586rq
zp8497586rq

Yatırımcıların “dönem karı” diye baktıkları rakam doğru mu?

İstanbul gibi yaşamın hızlı aktığı büyük kentlerde, zaman da sanki diğer kentlere göre hızlı akar. Bunu kimi zaman mevsimlerin göz açıp kapayıncaya kadar çabuk değişmesinden, kimi zaman da finansal raporların kamuya açıklanma dönemlerinin henüz önceki dönemin izleri silinmeden kapımızı çalmasından anlarız. İşte, kasım ayına girdiğimiz şu günlerde gözler yine şirketlerin 9 aylık finansal raporlarına, dolayısıyla finansal analizlerine dönmeye başladı. Bu vesileyle, finansal raporların ne olduğu ve özellikle yatırımcıların dönem karıyla ilgili hangi rakamları dikkate alması gerektiği gibi bazı önemli konulara değinmekte yarar görüyorum.

Finansal raporlar ile finansal tablolar arasındaki fark nedir?

Öncelikle finansal raporlar ile finansal tabloların iki farklı kavram olduğunun bilinmesi gerekir.  Finansal raporlar dipnotlarıyla birlikte bilanço, gelir tablosu, nakit akım tablosu, özkaynak değişim tablosu, faaliyet raporu ve sorumluluk beyanından oluşan bir bilgi setini ifade ederken, finansal tablolar bu sayılanlardan faaliyet raporu ve sorumluluk beyanı dışında kalanları tanımlar. Özellikle küçük yatırımcılar açısından, finansal tablolar arasında en popüler olanı gelir tablosudur. Bunun nedeni ise, gelir tablosunun şirketin gelir/gider bilgileri ile kar/zarar durumunu göstermesidir. Ancak, özellikle finansal tablolarını konsolide ilan eden şirketlerin gelir tablolarında kar rakamı çoğu zaman hatalı okunmaktadır.

Şirketin konsolide karını öğrenmek için gelir tablosunda hangi rakama bakmalıyız?

Gelir tablosunda şirketin karına ilişkin ilk bakışta görülen “Dönem Karı” rakamı, şirketin mali tablolarına konsolide ettiği bağlı ortaklıklarıyla birlikte ürettikleri toplam grup karını gösterir. Bu noktada dikkat edilmesi gereken konu, bağlı ortaklığın sermayesinin tamamına sahip olunmadığı durumda, söz konusu dönem karı rakamının şirketin konsolide karını göstermediğidir. Bu konuyu muhasebe açısından konsolidasyon süreci ve eliminasyon gibi detaylara girmeden basit bir örnekle açıklamaya çalışayım; finansal tablolarını konsolide  ilan eden A şirketi, bağlı ortaklığı B şirketinin sermayesinde ` paya sahip olsun. A şirketinin 9 aylık konsolide olmayan (solo) net karı 100 milyon TL, B şirketinin 9 aylık karının ise 50 milyon TL olduğunu varsayalım. Bu durumda, kamuya açıklanan gelir tablosunda yer alan “Dönem Karı” alanında 150 milyon TL yazacaktır ve A şirketinin bazı küçük yatırımcıları, şirketin 9 aylık konsolide karı olarak bu 150 milyon TL’yi dikkate alarak hataya düşeceklerdir.

Konsolide şirketler için dikkate alınması gereken kar rakamı dönem karı değil, “Dönem Karının Dağılımı” başlığı altında yer alan “Ana Ortaklık Payları”dır. Ana ortaklık paylarında gözüken kar rakamı, sanıldığının aksine  A şirketinin solo karı değil, gerçek konsolide karıdır. Yani A şirketinin solo karı ile, konsolide ettiği B şirketinin karından sermayesinde sahip olduğu hisseye düşen karın toplamıdır. Böylece bizim örneğimizde, dönem karının dağılımı başlığı altında yer alan ana ortaklık payında gözüken kar rakamı 150 milyon TL değil, 130 milyon TL [100 milyon TL (50 milyon TL x `)] olacaktır.

Şirketin mali tablolarına konsolide edilen birden fazla bağlı ortaklık ve her bir bağlı ortaklığın sermayesinde de farklı oranlarda pay sahibi olunması, sıklıkla karşılaşılan bir durumdur. Yatırım kararının doğru alınabilmesi için, finansal performansa ilişkin rakamların doğru okunması gereklidir.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Yatırımcı – Şirket İlişkisinde Güven

 

Sermaye piyasalarımızın sürekli ve artan bir rekabet içinde gelişen küresel piyasalarda daha etkin bir konuma gelebilmesinin en önemli unsurlarından biri, şirketlerimizin faaliyet ve finansal performanslarının yatırımcılara doğru, tam ve zamanında aktarılması ile bu bilgilerin doğru yorumlanabilmesini sağlayarak, şirket ve yatırımcılar arasında güven duygusunun tesis edilmesidir.

Yakın geçmişte dünya kamuoyu tarafından tecrübe edilen şirket skandalları, yatırımcı-şirket ilişkisinde güven duygusunun zedelenmesinde önemli rol oynadı. Peki bu durumun tek sorumlusu şirketler miydi? Sermaye piyasası aracının değerini etkileyebilecek önemli gelişmelerin saklanması, ihtiyaç duyulduğunda bilgi alınabilecek yetkililere erişilememesi ve küçük yatırımcıların çoğu zaman ihmal edilmesi gibi yanlış uygulamalar şirketler hanesine yazılırken; kurumsal yönetim anlayışına uygun bir yapılanma konusunda şirketlere karşı talepkar olunmaması ve ortaklık haklarından sadece temettü hakkının gözetilip, yönetsel hakların önemsenmemesi ise yatırımcılar hanesine yazılan yanlışlar oldu.

Türkiye’de Yatırımcı İlişkileri, bazı büyük şirketler dışında, ancak SPK’nın Şubat 2009’daki düzenlemesi sonrasında önem kazanmaya başladı. Herşeye rağmen başlarda bazı mali tablo bilgilerinin yorumlanması veya bir çeşit pazarlama aracı olarak görülen Yatırımcı İlişkileri’nin gelişmiş sermaye piyasalarındaki uygulamalarınabakıldığında, aslında çok daha kapsamlı bir  alan olduğu, şirketin faaliyet ve finansal performansı hakkında yatırımcılara ve diğer menfaat sahiplerine bilgilendirilme yapılması, yatırımcı kayıtlarının güvenli ve güncel tutulmasının sağlanması, genel kurulların ilgili mevzuat ve ana sözleşmeye uygun olarak yapılmasının sağlaması, şirketin bilgilendirme politikası kapsamına kamuyu aydınlatma ile ilgili her türlü hususun gözetilmesi ve bu konularda gerekli koordinasyonun sağlanması gibi, sermaye piyasası aracının değerine doğrudan etki edebilecek nitelikte önemli sorumlulukları bulunduğu görülmektedir.

Bilginin şirketlerin değerini etkilediği günümüz sermaye piyasalarında, Yatırımcı İlişkileri’nin etkin olarak çalışması kaçınılmaz bir gerekliliktir. Yatırımcı İlişkileri faaliyetlerinin etkinliği ise, teknik bilgi ve mesleki tecrübesiyle kurumsal hafızasını oluşturmuş, faaliyet ve finansal performans arasındaki bağı doğru kurabilen ve kurumsal yönetim refleksi gelişmiş kişiler tarafından yerine getirilmelidir. Ancak bu şekilde yatırımcıların şirkete güven duyarak uzun vadeli yatırım kararı alabilmesinin mümkün olabileceği unutulmamalıdır.

 

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri