Kördüğüm sandıkta mı çözülecek Meclis’te mi?

ysk-secim-sandik-gorevlileri

Eylül ve ekim ayında yapılan anketler ve Mutsuzluk Endeksi modelimiz kasım başında yapılacak erken genel seçimlerin Meclis’teki parçalı yapıyı değiştirmeyeceğine işaret ediyor. Seçmenin siyasi tercihinde önemli değişikliklere yol açacak olağanüstü gelişmeler yaşanmazsa haziran seçimlerinde olduğu gibi parçalı bir Meclis yapısı ile karşı karşıya kalacağız.

Fırtına mevsimi devam ediyor

Fırtına mevsimi devam ediyor

Türkiye piyasaları dışarıdan ve içeriden gelen şoklarla ağustos ayında savruldu. Bir yanda Çin ve ABD ekonomilerinden gelen yavaşlama sinyallerinin vurduğu küresel risk iştahı, diğer yanda jeopolitik risklerin ve iç savaş tehlikesinin arttığı bir ortamda ortaya çıkan seçim sarmalı endişesi piyasaları dalgalandırdı. Petrol fiyatlarındaki gerileme ve Fed’in faiz artırma beklentisinin ötelenmesi piyasalardaki satışın bir çöküşe dönüşmesini engelledi.

Cin lambadan çıktı 
Şangay borsasından başlayarak küresel piyasalara yayılan satış dalgası Çin’in ekonomik ve finansal bir krize girmesinden değil büyümedeki sert iniş tehlikesi karşısında ekonomi yönetiminin kur savaşı başlatacağı endişesinden kaynaklanıyor. Dolara karşı parasını nominal olarak bir bant işinde tutan Çin uzun zamandır bölge için bir istikrar kaynağı oldu. Çin’in para ve kur politikasını değiştirmesi dış ticaret ortaklarıyla kur savaşı başlatabilir.

Ekonomi yönetiminin yapabilecekleri sınırlı 
Ekonomi yönetiminin aldığı önlemler Çin ekonomisindeki yavaşlamanın şiddetini azaltacak. Ancak ihtiyaç fazlası kapasite ve yüksek finansal kaldıraç orta vadede büyümeyi baskılamaya devam edecek. Çin hükümetinin büyümeyi uyarmak için faizleri düşürerek parasına değer kaybettirmesi Çin’e mal satan ve Çin ile rekabet eden ülkeleri olumsuz etkileyecek.

Küresel büyümede yön aşağı 
İktisadi büyüklüğüne göre Çin’in küresel piyasalardan aldığı pay çok sınırlı. Dolayısıyla Çin’den dünyaya yayılacak bir finansal kriz söz konusu değil. Çin ekonomisinin küresel büyüme üzerindeki etkisi ağırlıklı olarak ithalat kanalından gerçekleşiyor. Çin’in ithalatının %29’unu hammadde alımları, %26’sını sermaye malları oluşturuyor. Ekonomideki yavaşlama hammadde talebini baskılayarak emtia üretici ülkeleri (Brezilya, Rusya, Avustralya, Orta Doğu, Afrika), yatırımları azaltarak sermaye malı ihracat eden ülkeleri (Almanya ve Japonya) vuruyor.

Çin’in yavaşlaması ve parasına değer kaybettirmesi küresel büyümeyi aşağı çekecek ve dünyadaki dezenfl asyonist süreci destekleyecek. Yaşanmakta olan devalüasyon baskısı nedeniyle gelişmekte olan ülkelerde bu etki daha sınırlı olacak. Zaten deflasyon tehdidi ile uğraşan gelişmiş ülkelerde bu etki para politikasının daha uzun süre genişleyici olmasına neden olacak.

Küresel sermaye gelişmekte olan ülkelerden kaçıyor 
Çin’e emtia satan ve / veya küresel büyümeye duyarlı gelişmekte olan ülkeleri sonbahar aylarında zorlu bir konjonktür bekliyor. Gelişmekte olan ülkelerle büyüme farklarının azalması sermaye çıkışı yoluyla döviz kurunu baskılayarak bu ülkelerin finansal koşulların sıkılaştığı, enflasyonun yükseldiği ve büyümenin yavaşladığı kendi kendini besleyen olumsuz bir sarmala girmesine yol açacak.

Türkiye için ehvenişer bir durum 
Çin’in büyümesinin yavaşlaması ve dünyaya deflasyon ihraç etmesi Türkiye için ehvenişer bir gelişme. Çin’in büyümesinin yavaşlaması cari dengeyi desteleyerek Türkiye’yi destekleyecek. Çin’den yayılan defl asyonist etki ise düşük emtia fiyatları ve ucuz ihraç mallarıyla gelişmiş ülkelerin para politikasının normale dönüş sürecini geciktirerek, Türkiye gibi yabancı tasarrufa ihtiyacı olan ülkeleri olumlu etkileyecek.

Reel ekonomi küresel dalgalara karşı duyarlı 
Son yıllarda elde edilen kazanımlara rağmen Türkiye piyasaları yüksek finansman ihtiyacı nedeniyle risk iştahındaki olası bir bozulma karşısında kırılgan durumda. 2013 Fed dalgasında finansal dalgalanmanın reel ekonomi üzerindeki etkisi sınırlı olmuştu. Yeniden seçime gidilmesi, sınırlarımızda devam eden iç savaş, Rusya’daki küçülme ve artan terör eylemleri ile boğuşan, yüksek döviz açığı olan Türkiye’nin olası bir Fed şokundan 2013 yılına göre daha olumsuz etkileneceğine inanıyoruz. Bu nedenle 2015 – 2016 yıllarında ekonominin %2,5 civarında mütevazi bir hızla büyüyeceğini tahmin ediyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Fırtına mevsimi yeni başlıyor

businessman-umbrella-storm-shutterstockAsya ve Avrupa denizlerini eş zamanlı olarak vuran yıkıcı fırtınaların ardından dünya piyasaları hafta sonuna güçlü bir yükselişle girdi. Fırtınanın bittiğine inanan cesur yatırımcılar güvenilir limanlardan çıkıp yeniden avın bereketli olduğu riskli denizlere yönelmeye başladı. Risk iştahındaki artışın ilk işareti Perşembe günü Şangay borsasındaki sert yükselişle başladı. Ekonomi yönetiminin müdahalelerinden cesaret alan yatırımcıların alışlarıyla Çin hisse senetleri iki günde yüzde 10’dan fazla yükselerek son bir aydaki kaybının dörtte birinden fazlasını geri aldı. Yükselişin ikinci bacağı Yunanistan’ın daha önce kabul etmeyerek referanduma götürdüğü kurtarma paketinin benzerini parlamentosunda onaylatarak Euro Bölgesi yetkililerine göndermesi ile başladı. Yeni bir kurtarma paketiyle Yunanistan borç krizinin öteleneceğine inanan yatırımcıların alışlarıyla dünya borsalarında yüzde 3’ün üzerinde yükseliş yaşandı.

Dövizin Ağırlığının Artırması En Az Seçim Sonucu Kadar Önemli

418-1430392685

Türkiye ekonomisi dışarıdan ve içeriden gelen şoklar ile uzun ince bir yolda ilerliyor. Yurtdışında genelde gelişmekte olan ülkelere özelde Türkiye’ye yönelik risk iştahındaki dalgalanma devam ediyor. Yurtiçinde son yedi yılda biriken yapısal sorunlara seçim sonrası artan politik belirsizlikler eklendi. Belirsizliğin arttığı ve güvenin azaldığı bu ortamda tasarruf sahibi döviz ikamesi ile birikimini korumaya çalışıyor. Vatandaşın portföyünde dövizin ağırlığını artırmasını en az seçim sonuçları kadar önemli bir işaret olarak okuyoruz.

Doların kuvvetlenmesi üzerine

Doların kuvvetlenmesi konusunda üzerinde çok az konuşulduğunu düşündüğüm bir nokta var. QE’nin para basmak olmadığını piyasa pek çok alanda düşündüğünün 180 derece aksi bir fiyatlama ile öğrendi. Kabul etmek istemeyenler hala var. Ancak her durumda FED bilançosunun sadece ve sadece itfalarla küçüleceğini biliyoruz. Yani her şey yolunda gitse bile, ki gitmeyecek, FED bilançosu uzun yıllar trilyonlarla ifade edilecek. Bu durumda piyasada bol miktarda dolar olacak ancak faiz arttırımları, ki onun da çok sınırlı olacağını düşünüyorum, nedeni ile fiyatı artacak diyebiliriz.

Sistem Nasıl Çalışıyor-2

Bu yazı, 08.10.2014 tarihinde yayınlanan “Sistem Nasıl Çalışıyor-1” başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

Kaostan Doğan Düzen

İkinci Dünya Savaşının Müttefiklerin zaferi ile biteceğinin belli olmaya başlaması ile beraber iki dünya savaşına neden olan genelde ekonomik özelde ticari çekişmeyi ortadan kaldırabilmek, yıkıntıya dönmüş dünyada ekonomik destek sağlayacak yapıları kurmak ve elbette zaten malum olan yeni krala taç takılması için görüşmeler başladı.

Aşağıda gördüğünüz 2009 tarihli Bancor çalışmasında bu dönemde nasıl tartışmalar yaşandığını ve aslında çoğunluğun kafasında ne olduğunu paylaşmıştım. 

Keynes’in o dönem önerdiği çözümü bugün fazla veren Almanya ve açık veren diğerleri göz önüne alarak düşünmek gerekiyor. SDR’ın rezerv para olarak kullanılma önerileri, SDR’i kotasından fazla olan ülkenin faiz alması kota altında kalanın faiz ödemesi vs gibi günümüz uygulamaları kötü bir Bancor taklidi.

Yöneticiler ve Alım Satım İşlemleri -2

Yöneticiler ve Alım Satım İşlemleri - 2

Yöneticiler ve Alım Satım işlemleri – 1başlıklı yazımın ikinci serisi, işlemlerin içsel bilgilere ilişkin piyasa bozucu eylemler çerçevesinde değerlendirilmesi olacak.

Piyasa bozucu eylem nedir?

Piyasa bozucu eylem makul bir ekonomik veya finansal gerekçeyle açıklanamayan, borsa ve teşkilatlanmış diğer piyasaların güven, açıklık ve istikrar içinde çalışmasını bozacak nitelikte olan ve bir suç oluşturmayan eylemdir.

Piyasa bozucu eylemlere sadece yöneticiler mi dikkat etmelidir?

Yöneticiler, içsel bilgilere doğrudan ve sürekli erişimleri olmaları nedeniyle, gerçekleştirecekleri işlemlerin piyasa bozucu eylem kapsamına girip girmeyeceğine dikkat etmek zorundadırlar. Burada altının çizilmesi gereken önemli konu, yönetici ifadesinin sadece ihraççının yöneticilerini değil, aynı zamanda söz konusu ihraççının bağlı veya hakim ortaklıklarının yöneticilerinide kapsadığıdır; yani bu kişiler de piyasa bozucu eylemler düzenlemesine tabidir.

Bağlı ortaklık ifadesinin anlaşılmasında çoğu zaman sıkıntı yaşanmamakla birlikte, hakim ortaklık ile tam olarak neyin kastedildiğinin anlaşılmasında zaman zaman sorunlar yaşanabiliyor. Burada bahsi geçen hakim ortaklık yöneticileri;

  • İhraççının sermayesinin P’sinden fazlasına sahip olan ortaklığın yöneticileri ya da,
  • İhraççının sermayesinde sahip olduğu pay oranı önemli olmaksızın, ihraççının yönetim kurulunun çoğunluğu belirleme imtiyazına sahip olan ortaklığın yöneticileri

şeklinde anlaşılmalıdır. Bu konuda basit bir hatırlatma yapmak isterim; hakim ortaklık, üzerinde kontrol gücü olan ortaklığın finansal tablolarını kendi finansal tablolarına tam konsolide eder. Örneğin, sermayesinin ’si borsada işlem gören bir ortaklıkta @’ar paya sahip iki ortaklık bulunsun.  Hakim ortak olan şirketin hangisi olduğunu anlamak isteyen bir yatırımcı, finansal tablolardaki bağlı ortaklık bilgisinden kolayca yararlanabilir.

Bu çerçevede, ihraççıların veya bunların bağlı veya hakim ortaklık yöneticilerinin dışında;

  • İhraççıların veya bunların bağlı veya hâkim ortaklıklarında pay sahibi olmaları nedeniyle içsel bilgilere sahip olan kişilerin,
  • İş, meslek ve görevlerinin icrası nedeniyle içsel bilgilere sahip olan kişilerin,
  • İçsel bilgileri suç işlemek suretiyle elde eden kişilerin ve
  • Sahip oldukları bilginin içsel bilgi niteliğinde olduğunu bilen veya ispat edilmesi hâlinde bilmesi gereken kişilerin de

piyasa bozucu eylem düzenlemesine göre içsel bilgilere erişimi olan kişiler olarak değerlendirildiği de bilinmelidir.

Piyasa Bozucu Eylemler İçsel Bilgi - Sürekli Bilgiye Sahip Olan Kişiler

Hangi ihraççılar düzenlemeye konu edilmektedir?

 Sadece payları borsalar ile teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören veya işlem görmek üzere başvuruda bulunan tüzel kişiler söz konusu düzenlemeye konu edilmektedir.

Hangi sermaye piyasası araçlarında gerçekleştirilen işlemler düzenlemeye konu edilmektedir?

Bir önceki  cevaptan da  anlaşılacağı üzere, sadece borsalar ile teşkilatlanmış diğer piyasalarda işlem gören veya MKK’da kaydi olarak izlenen;

  • Paylar,
  • Payları temsil eden depo sertifikaları,
  • Paylara dayalı varantlar, yatırım kuruluşu sertifikaları, opsiyon sözleşmeleri, vadeli işlem sözleşmeleri

piyasa bozucu eylemlere konu edilmektedir. Buna göre, örneğin yöneticisi olduğu bir borsa şirketinin ihraç ettiği borçlanma araçlarında alım yapan bir yönetici, piyasa bozucu eylem düzenlemesine değil, kamuya açıklama yükümlülükleri bakımından özel durumlar düzenlemesine göre hareket etmelidir.

İşlem gerçekleştirmeden nelere mutlaka dikkat edilmelidir?

  • 6 ve 12 aylık finansal raporlar ilan edilmiş mi?  İhraççılar tarafından düzenlenen 6 ve 12 aylık finansal tablo ve raporlar ile bağımsız denetim raporlarının hazırlandığı hesap döneminin bitimini izleyen günden söz konusu tablo ve raporların mevzuata uygun şekilde kamuya duyurulmasına kadar geçen süre içerisinde, içsel bilgilere sahip olan kişilerin ilgili sermaye piyasası araçlarında işlem yapmaları piyasa bozucu eylem olarak değerlendirilir.

Buna göre, örneğin bir borsa şirketinin yöneticisi, 1 Ekim 2014 tarihinde şirketin paylarında işlem yaparsa, özel durum düzenlemesine göre kamuya açıklama yapsa dahi, dokuz aylık finansal raporlar henüz kamuya açıklanmadığı için piyasa bozucu eylem gerçekleştirmiş olur. Ancak, 30 Eylül 2014 tarihli finansal raporların kamuya açıklanmasından sonra (örneğin 30 Ekim 2014), bir sonraki hesap bitim tarihi olan 31 Aralık 2014 tarihine kadar gerçekleştireceği işlemler piyasa bozucu eylem olarak değerlendirilmez.  

İçsel Bilgi-Sürekli Bilgiye Sahip Olan Kişilerin İşlem Yapma Sınırmaları

  • Henüz kamuya açıklanmamış önemli bir gelişme var mı? İçsel bilgilerin kesinleşmesinden mevzuata uygun şekilde kamuya duyurulmasına kadar geçen süre içerisinde, içsel bilgilere sahip olan kişilerin işlem yapmaları da piyasa bozucu eylem olarak değerlendirilir.

Buna göre, dönem itibarıyla işlem yapmasında bir mani bulunmayan bir yönetici, henüz kamuya açıklanmamış bir önemli gelişmenin olup olmadığına da dikkat etmelidir.

Daha önce de çeşitli vesilelerle not ettiğim şekilde, bu yazıya konu olan kişilerin eşleri, çocukları ya da aynı evde yaşadıkları kişilerin gerçekleştirdikleri işlemlerin de piyasa bozucu eylem düzenlemesine dahil olduğunu bir kez daha hatırlatmak isterim.

Son olarak, içsel bilgi ifadesinin işlem gören sermaye piyasası aracının değerini ya da yatırımcının yatırım kararını etkileyebilecek nitelikte ve fakat henüz kamuya açıklanmamış bilgi anlamına geldiği; sürekli bilginin ise içsel bilgi dışında kalıp da özel durumlar tebliğine göre kamuya açıklanması gereken diğer bilgiler olduğunu; ve yazıda okuduğunuz içsel bilgi ifadelerinin sürekli bilgiyi de kapsayacak şekilde kullandığımı bilmenizi isterim.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

isvarant banner

Bilinen Bilinmeyen…

Bilinen Bilinmeyen…Sene başından beri artan jeopolitik riskler, örümcek ağını hatırlatan Avrupa’nın köklü şirketlerinde ortaya çıkan saadet zincirleri, ve üye ülkelerdeki politik çekişmeler Avrupa ekonomisini raya oturtmaya çalışan Mario Draghi’yi diğer Merkez Bankaları’nın geçtiği kaçınılmaz yola doğru yönlendirmeye yetti. Haziran ayında artan baskılara yanıt vererek piyasaların beklediği adımı atan Draghi Avrupa ekonomisinde eksi faiz dönemiyle yeni bir sayfa açtı. Aynı toplantıda Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (ABS) piyasasındaki alımlarında ilk sinyalini verildi. Ardından, Ağustos ayındaki Jackson Hole’da Yellen’dan beklenen güvercinliği üstlenerek öne çıkan Draghi, ay başındaki AMB toplantısında da faizler dışında somut adım atmayarak kelime oyunlarıyla Haziran toplantısında başlattığı algı yönetimine devam etti.

İngiltere: Güneş Batıyor mu?-1

ingiltere

İngiliz İmparatorluğunun ihtişamını bir kaç kelime ile özetleyen cümlelerden birisi imparatorluğun yayıldığı sınırların büyüklüğünü sembolize eden:Üzerinde güneş batmayan imparatorluktur.” Diğeri ise monarşinin sağlamlığını gösteren Mısır eski kralı Faruk’un: “Yakın gelecekte sadece 5 kral kalacak. Biri İngiliz Kralı diğer dördü de iskambil paketindeki krallar.” sözleridir.

18 Eylül’de İskoçya’nın birlikte kalma veya çıkma referandumu gerçekleştirilecek. Dün önemli bir kırılma yaşandı ve konu gündemden geldiği günden bu yana anketlerde geride olan ayrılıkçılar ilk kez öne geçti. Anketleri takip etmek isteyenler için bu linki önerebilirim.

Önce kısa bir tarih:

17 yy’ın başında Ingiltere ve İskoçya tamamen farklı iki ülke olarak bulunuyor. Ancak 1603 yılında İngiliz Kraliçesi Elizabeth’in ölümü ile taht en yakın akrabası ve aynı zamanda İskoçya kralı olan 6. James’e geçiyor (İngiliz monarşisinde ise Birinci James:). Bu olan İngiliz ve İskoç tarihinde Taçların Birleşmesi olarak bilinir. Kral James devletlerin ayrı vücut bulmaya devam eden ama şahsında birleşen yetkilerin de temsilcisi olarak bugün de gördüğünüz ve Union Jack olarak bilinen bayrağı dizayn eder. İngiliz bayrağı aslında St George’s Cross ve St Andrew’s Cross olarak bilinen İngiliz ve İskoç bayraklarının bir bileşimidir. Jack kelimesi de Latince Jacobus yani James kelimesini kısaltmasıdır. Her neyse, Kral James Londra’da mekik dokumasına rağmen fiili anlamda iki ülkeyi birleştirmeyi başaramaz. Adını verdiği bayrak kalır ama kendisi her fani gibi dünyadan göç eder. Yerine gelen oğlu 1.Charles dönemi İngiliz tarihinin en heyecanlı dönemlerinden birisi olan Cromwell’in dönemine de denk düşer. Din,iç savaş, darbe, idam vs hepsi var. Cromwell 19 Mayıs 1649’da bugün de kullanılan kelime ile İngiltere’yi bir Commonwealth olarak ilan eder ve İrlanda ile İskoçya’yı da ilhak eder. Bu tarihten sonra ilk kez mecliste yani Westminister’da İskoçlar ve İrlandalılar İngilizlerle beraber oturmaya başlar. Tüm bu olan biten Cromwel’in karizması ve ordusu sayesinde gerçekleşir. Henüz bir anlaşmadan bahsetmiyoruz.

İki ülke arasında birlik tartışmaları 1689 yılında William 3’ün konuyu ortaya atması ile başlıyor. William döneminde Parlamento Bill of Rights olarak bilinen yasayı çıkartır ve o tarihten sonra monarşi parlamentonun onayı olmadan karar alamaz.  İlk zamanlarda İskoçlar, ekonomik durumları nedeni ile, konuya daha sıcak bakan taraf. 1700’de birleşmeyi kabul eden bir yasa Lordlar kamarasından geçiyor ancak Avam kamarasından geri dönüyor. 1702’de İskoçlar pratikte meclislerini fesih etmeyi kabul etse de İngilizlerle aynı oranda vergi vermeyi kabul etmiyor. İngilizler de her şey netleşmeden İskoçlara kolonilerle ticaret hakkı tanımak istemiyor. Din konusu da elbette diğer bir konu.

Hızla geçiyorum ve 1707 yılına geldiğimizde, ki bugün oylanan konu da bu, 1 Mayısta geçerli olmak üzere 25 maddelik bir birleşme anlaşması üzerinde uzlaşı sağlanıyor. Tek monarşi, büyük Britanya ismi, bayrak, Lordlar Kamarasında 16, Avam Kamarasında 45 temsilci, eşit haklar gibi maddeler var. Şu anda 650 vekilden 59’u İskoçya’dan. Ve 307 yıl her evlilikte olduğu gibi arada sorunlar olsa da beraber geçiyor.

Günümüz:

Bağımsız İskoçya fikrini savunanlar (Scottish National Party) Kraliçe’nin devlet başkanı olarak kalmasını kabul ediyor, aynı zamanda otomatik olarak AB üyesi kalmayı ve Pound kullanmayı da istiyor. Yani 1707 öncesi duruma gönüş, sosyal ve taçların birleşmesi, politik ayrılık. Borçların paylaşımı, askeri konular ve petrol sahaları da tartışmalı konular. Düne kadar (hem lafın gelişi hem de gerçekten) Evet oyu pek mümkün görünmüyordu. Genel düşünce bazı tavizler karşılığında birliğin sürdürüleceği. Şayet Evet çıkarsa Eylül 2014-Mart 2016 arasında bölünmenin nasıl olacağı netleştirilecek. Arada Mayıs 2015 genel seçimleri var.

Ayrılma durumunda İskoçlar Pound kullanmaya devam etmek istiyor. Ingilizler ise aksi görüşte. BOE başkanı Carney de geçtiğimiz haftalarda böyle bir birliğin ancak AB’nin düştüğü hatalara düşülmemesi durumunda çalışabileceğini söyledi. Şu anda gelişmeler Pound negatif (önceki hafta paylaşmıştım ECB kararı da BOE’nin faiz artışını ertelemesine neden olabilir). AB üyeliği konusunda da görüşler farklı. İskoçlar 48. madde nedeni ile AB üyesi oluruz derken İngilizler 49 nedeni ile olmazsınız diyor.

İskoçya ekonomisi İngiliz ekonomisinin yaklaşık 8%si (JP). Petrolün dağılımı kadar önemli bir konu da finans. İngiltere’de bankalar GDP’nin 4 bağımsız bir İskoçya’da ise 12 kat büyüklüğünde. İhracatının 70%si de İngiltere’ye olacak. Petrol rezervlerinin ise sadece sınırlar üzerinden gidildiğinde 94%si İskoçlarda kalmalı. Buradan sağlanan gelirler İngiliz GDP’sinin  0.4%üne vergiler ise 1%sine denk geliyor. İskoçya için ise 4% ve 15% olacak. Yani çok kritik.

1921 tarihli şu anlaşmada gördüğünüz üzere İrlanda kendi payına düşen borçları almıştı. İskoçya da benzer bir duruma düşecektir. Bu konuları referandumun sonucuna göre çok daha detaylı paylaşacağım. Ancak şu anda daha fazlasına gerek yok.

Piyasalar açısından:

Evet oyu veya korkusu daha karışık bir Pound yapısının tartışılmasına ve soru işaretlerine neden olacağından Pound negatif. Referandumdan hayır çıkacağına inanıyorsanız da elbette alış fırsatı. Bonolarda (Gilt) bir default olmayacağını biliyoruz, ancak yine de satış gelebilir veya relatif bir trade olarak gilt short bund long denenebilir. Ingiltere ratingi açısından parçalanma olumlu bir gelişme değil. Bölünme İngiliz politik dünyasını da vuracaktır. Muhalefet böyle bir durumda başbakanın istifasını istiyor ancak şu ana kadar yapılan açıklamalarda başbakan istifa etmeyeceğini söyledi. Ayrılık AB Parlamentosunda zafer elde eden sağ tandanslı partileri de kuvvetlendirecektir.

Kıyametin küçük alametlerinden bahsetmek istemiyorum ama Avrupa’da ayrılıkçı hareketler giderek artacak. İskoçya referandumu bu açıdan kritik. Haftaya çok daha detaylı değineceğim, jeopolitik bazlı sermaye hareketleri ABD’yi ciddi anlamda öne çıkaracak.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Dünyanın gerisinde kalmak…

dunyanin_gerisi

Dünya piyasalarında yaşanan yükseliş ve politik belirsizliğin azalmasına paralel Borsa İstanbul ağustosun son haftasında görece güçlü bir performans gösterdi. Ancak ay genelinde Borsa İstanbul küresel piyasaların oldukça gerisinde kaldı. Ağustos ayı başından itibaren küresel piyasalardaki %2,0’lik yükselişe rağmen MSCI Türkiye %3,4 geriledi.

Neler oluyor? Küresel risk iştahına duyarlı ve yüksek betalı bir piyasa olan Borsa İstanbul Ağustos ayında neden dünya piyasalarının 6 puana yakın gerisinde kaldı. Bundan sonra ne olacak? Borsa İstanbul dünya piyasalarının gerisinde kalmaya devam edecek mi?

Türkiye piyasaları sonbahara dalgalı bulutlu bir hava ile giriyor. Başbakanın ve yeni bakanlar kurulunun açıklanması ile yaz aylarında piyasaları etkileyen politik belirsizlik büyük ölçüde ortadan kalktı.

Ancak Avrupa ekonomisinden gelen yavaşlama işaretleri ile Irak ve Ukrayna kaynaklı jeopolitik riskler nedeniyle ekonomi cephesinde aşağı yönlü riskler devam ediyor. Bu nedenle Borsa İstanbul’un önündeki risklerin fırsatlardan daha fazla olduğuna inanıyoruz. 

Siyaset cephesiyle başlayalım. Başbakanın ve yeni bakanlar kurulunun açıklanması ile AKP hükümetinin piyasa dostu politikalar izlemekten vazgeçeceğine yönelik endişeler büyük ölçüde giderildi. Başbakan yardımcısı Babacan’ın ve Maliye Bakanı Şimşek’in mevcut görevlerini sürdürmesi piyasaları rahatlattı.

Ancak komplo senaryoları sevenler için siyaset sahnesinde risklerin ortadan kalktığını söylemek mümkün değil. Popülist söylemleri ile tanınan Kurtulmuş, Akdoğan ve Canikli gibi isimlerin bakanlar kuruluna girmelerini genel seçimler giden yolda ve sonrasında izlenebilecek popülist politikaların işaretleri olarak okumak mümkün.

Ekonomi cephesiyle devam edelim. Temmuz ayı rakamları büyük pazarlarımızdan Irak’ta yaşanan iç savaşa rağmen ekonomideki yeniden dengelenmenin devam ettiğini göstererek piyasalara moral verdi. Irak’a olan ihracatımızdaki %45 gerilemeye rağmen Avrupa’ya olan ihracattaki %11 artış Temmuz ayını kurtardı.

Ancak Avrupa ekonomisinden gelen son veriler benzer performansın önümüzdeki aylarda sürdürülmesinin zor olduğunu gösteriyor. Ağustos ayına ait öncü göstergeler Avrupa ekonomisindeki toparlanmanın hız kestiğini gösteriyor. Irak’a olan ihracatımızın sert bir şekilde gerilediği bir ortamda Avrupa ekonomisindeki yavaşlama işaretleri Türkiye ekonomisi için zorlu bir döneme işaret ediyor.

Jeopolitik riskler ile devam edelim. Rusya ile ABD ve Avrupa arasındaki restleşme devam ediyor. Batının Rus şirketlerinin ve bankacılık sektörünün finansman imkanlarını kısıtlamasına karşı Rusya gıda ithalatına sınırlamalar getirdi.
Moskova batının Ukrayna’ya müdahaleye devam etmesi durumunda ithalat alanındaki sınırlamaları havacılık, otomotiv ve gemi yapımı gibi sektörleri de kapsayacak şekilde genişleteceğinin işaretini verdi. AKP hükümeti ve iş dünyası bu durumun Türkiye için yeni ihraç pazarları yaratabileceğine inanıyor.

Biz tam tersini düşünüyoruz. Rusya’ya konulan yaptırımlar Türkiye için önemli bir risk oluşturuyor. Batı ile Rusya arasında devam eden gerginlik Avrupa ekonomisini yeniden durgunluğa sokarak Türkiye ekonomisinin büyümesini önemli ölçüde aşağı çekebilir.

En büyük ihracat pazarlarımızdan Irak’ta iç savaş devam ederken Avrupa’nın durgunluğa girmesi seçimlere giden Türkiye’nin iç talebi canlandırmak için popülist politikalara başvurmasına neden olabilir.

Toparlayacak olursak: Avrupa ekonomisinden gelen yavaşlama işaretleri ile Irak ve Ukrayna kaynaklı jeopolitik riskler nedeniyle Borsa İstanbul’un önündeki risklerin fırsatlardan daha fazla olduğuna inanıyoruz. Bu nedenle yükselişleri satış fırsatı olarak görmeye devam ediyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma