Türkiye Gıda, Tarım ve Hayvancılık Sektörleri ve Birleşme ve Devralma İşlemleri

gıda tarım hayvancılık

Türkiye’nin iklim ve toprak yapısı, bir kaç tropikal bitki hariç, her türlü bitkisel üretimin ve hayvan yetiştiriciliğinin ekonomik olarak yapılmasına uygundur. Dünya Gıda ve Tarım Organizasyonu (“FAO”) verilerine göre Türkiye üretilebilen ürün çeşitliliğinde dünyada üst sıralarda bulunmaktadır. Dünya ticaretinde 25 meyvede ilk üç üreticiden biri olan Türkiye, fındık, incir, kayısı üretimde tartışmasız lider konumundadır.

Türkiye Elektrik Sektöründeki Birleşme Devralma Trendleri

elektrik sektörü

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığına göre, enerji sektörüne yönelik olarak, önümüzdeki 10 yıl boyunca her yıl en az 12 milyar ABD doları tutarında yatırım yapılması gerekmektedir.

Türkiye’de son dönemde uygulanan enerji politikaları ile yeni yatırımlarda yerli kaynaklara (yenilenebilir ve yerli kömür) ve nükleer enerjiye ağırlık verilmesi; doğalgaz santrallarının toplam elektrik üretimindeki payının%30’lar seviyesine düşürülmesi hedeflenmektedir. Ayrıca, başlamış olan özelleştirme programı ile EÜAŞ’a ait toplam kurulu gücü 16000MW olan termik ve hidrolik santralların özelleştirilmesi ile kamuya ait pazar payının azaltılması ve daha rekabetçi bir piyasaya ulaşılması öngörülmektedir.

Kurumsal Yönetim Tebliği Yatırımcılar İçin de Önemli -1

2012 sonunda yürürlüğe giren yeni Sermaye Piyasası Kanunu’ndan sonra özellikle payları borsada işlem gören şirketler ve yatırımcılar tarafından beklenen en önemli ikincil düzenlemelerden birisi de şüphesiz Kurumsal Yönetim Tebliği (“Tebliğ”) oldu. Tebliğin içereceği konular ya da uygulanması zorunlu ilkelerde değişiklik olup olmayacağı gibi bilinmezler bu bekleyişin nedenini oluşturan unsurlar gibi gözükürken, gerçek nedenin aslında yatırımcıların kurumsal yönetim konusunda şirketlere karşı sorgulayıcı yaklaşımları olduğu sanırım içten içe biliniyordu.  Zira özellikle yabancı kurumsal yatırımcılar tarafından şirketlerin kurumsal yönetim uygulamalarının, yatırım kararı verilmesinde oldukça önemli bir gösterge haline geldiği herkesçe malum. 

Tebliğe bakıldığı zaman ilk olarak önemli nitelikteki işlemler ve ayrılma hakkının, taslak düzenlemeden çıkartılarak ayrı bir düzenlemeye konu edildiği görülüyor. Bu değişikliği oldukça olumlu karşılıyorum.

Uygulanması zorunlu olan ilkelerin belirlenmesi ve gözetiminde payları Ulusal Pazar, İkinci Ulusal Pazar ve Kurumsal Ürünler Pazarında işlem gören şirketlerin sistemik önemlerine göre piyasa değerleri ve fiili dolaşımdaki payların piyasa değerlerine göre birinci, ikinci ve üçüncü grup olarak belirlenmesinde kullanılacak rakamsal eşiklerde, önceki düzenlemeye göre bir farklılık olmadığı görülüyor. Ortalama halka açıklık oranında önemli bir değişiklik olmadığı sürece,  söz konusu rakamsal eşiklerde değişiklik olmaması da aslında doğal. Daha önce de olduğu gibi bahse konu gruplar SPK tarafından her yıl Mart, Haziran, Eylül ve Aralık ayları itibarıyla son işlem günlerinde oluşan şirketlerin ikinci seans kapanış fiyatlarının ve fiili dolaşımdaki pay oranlarının ortalaması esas alınarak her yıl Ocak ayında kamuya açıklanmaya devam edilecek. Peki paylarının ilk defa halka arz edilmesi ve/veya borsada işlem görmesi için SPK’ya başvuran şirketler hangi grupta yer alacak? Bu şirketler liste ilan edilinceye kadar üçüncü grupta yer alan şirketlerin yükümlülüklerine tabi olacak ancak, paylarının borsada işlem görmeye başlaması sonrasında yapılacak ilk genel kurul tarihi itibarıyla gerekli uyumu sağlamak zorunda olacaklar. Özellikle halka arz sürecinde olan şirketlerin bu önemli detaya çok dikkat etmeleri gerekiyor ve zamanında gerekli tedbirleri almaları gerekiyor. Aksi halde diğer konular bir yana, özellikle birinci grupta yer alacak şirketler bağımsız üye aday gösterme sürecinde sıkıntı yaşayabilecektir.

Gruplarla ilgili bir konuya daha dikkat çekmekte yarar görüyorum. SPK tarafından bir üst gruba yükseltildiği ilan edilen şirket, hesaplamanın ait olduğu yılı izleyen yıldan itibaren ilkelere uyum konusunda yeni gruba ilişkin yükümlülüklere tabi olacak. Aksi durum ise yükümlülük konusunda herhangi bir değişiklik yaratmayacak. Buna göre şirketlerin piyasa değerinde meydana gelen düşüşler, tabi oldukları uygulanması zorunlu kurumsal yönetim ilkelerinde bir farklılık yaratmayacaktır. Bu uygulamayı da yerinde buluyorum çünkü yatırımcı açısından bakıldığında, şirkete yatırım yaparken kriter olarak gördüğü kurumsal yönetim ilkelerine uyum seviyesinin, şirketin piyasa değerinin gerilemesine bağlı olarak azalmaması, bir çeşit çıpa olarak görülür ve bu da her şekilde şirketlerin lehinedir.   

2014 yılı için birinci grup şirket sayısı 27, ikinci grup şirket sayısı ise 29 oldu. SPK’nın grup şirketlerini ilan ettiği tarih olan 14 Ocak 2014 itibariyle birinci grup şirketlerinin toplam piyasa değeri 347,3 milyar TL ile borsada işlem gören şirketlerin toplam piyasa değerinin (504,1 milyar TL) i’unu oluştururken, bu oran ikinci grup şirketler için oldu. İkinci ve üçüncü grupta bulunan şirketler bağımsız üye adaylarını genel kurul tarihinden 60 gün önce SPK’ya onaya sunma yükümlülüğünden muaf olurken, sadece üçüncü grup şirketleri için en az iki bağımsız üyenin seçilmesi yeterli olacak.

Tebliğde Yatırımcı İlişkileri Bölümü başlıklı konulara da şirketler tarafından dikkat edilmesi gerektiğini düşünüyorum. Bilindiği gibi yürürlükten kaldırılan Seri: IV, No:41 sayılı “Sermaye Piyasası Kanuna Tabi Ortaklıkların Uyacakları Esaslar Tebliğinde Pay Sahipleri ile İlişkiler adıyla tanımlanan birimin, dünya ve Türkiye’deki iyi uygulamalara paralel olarak Yatırımcı İlişkileri olarak adlandırılmasını memnuniyetle karşılıyorum. Şeffaflığın ve kaliteli bilgi paylaşımının fiyatlandığı günümüz sermaye piyasalarında, şirketlerin sadece ortaklarla değil, yatırımcılar, analistler, derecelendirme uzmanları ve şirket faaliyetlerinden etkilenebilecek diğer ilgili bütün taraflarla ilişkilerin yürütülmesi, bilgilendirme yapılması ve bu kesimlerle sürekli temas halinde olunması son derece önemlidir.

Diğer yandan, Yatırımcı İlişkileri görev tanımına kurumsal yönetimin de eklenmesi bana göre isabetli olmuştur.  Pek çok kimsenin düşündüğünün aksine yatırımcılar masaya oturduklarında sadece şirketin faaliyet ve finansal performansı hakkında bilgi talep etmezler, şirketin ortaklık haklarının kullanımındaki yaklaşımı ve genel olarak kurumsal yönetim uygulamaları hakkında da bilgi talep ederler. Unutmayalım ki şeffaflık hem yatırım öncesinde hem de yatırım sonrasında yatırımcı için hayati önem taşır ve şirket hakkında bilgi alabileceği en önemli muhatabın da Yatırımcı İlişkileri olduğu düşünüldüğünde,  bu düzenlemenin yerinde olduğunu düşünüyorum.  Bu yaklaşımla, Yatırımcı İlişkileri Bölüm Yöneticilerinin şirketin faaliyet ve finansal performansının yanı sıra, yatırımcıları yakından ilgilendiren sadece kurumsal yönetim değil, payların geri alımı, önemli nitelikteki işlemler, ortaklıktan çıkarma ve satma hakkı ile özel durumların kamuya açıklanmasına ilişkin düzenlemelere de hakim olmaları gerektiğini hatırlatmak isterim.

Buna ilave olarak, Yatırımcı İlişkileri yöneticisinin Kurumsal Yönetim Komitesi’ne üye olma zorunluluğunun da, Komite çalışmalarının daha fonksiyonel olmasına katkı sağlayıcı bir gelişme olduğunu düşünüyorum.

Önümüzdeki günlerde konunun devamını içeren bir yazı daha yayınlayacağım.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Mevduata Cazip Alternatif

İş Yatırım Kurumsal Finansman Müdürü Başak Selçuk, konuk yazar olarak mevduata alternatif yatırım araçlarıyla ilgili sorularımızı cevapladı. Değerli görüşleri için kendisine teşekkür ederiz…

Tasarruflarımı mevduata alternatif nerede değerlendirebilirim?

Türkiye’deki tasarrufların %70’in üzerinde bir kısmı mevduatta kalan kısım ise fonlarda ve hazine bonolarında değerlendiriliyor. %10’un altında olan çok sınırlı bir kesim de Borsa’da yatırım yapmayı tercih ediyor.

Hal böyle olunca, yatırımcıların büyük bir kısmı piyasaya yeni giren bankaların sundukları cazip mevduat faiz oranları üzerinden bile hesaplansa, nette %8,5 (1 aylık bileşik brüt mevduat faizi %10) civarında bir getirinin üzerine çıkamıyor. Tüketici enflasyonuna ilişkin beklenti de yıllık %7-7,5 civarında olunca yatırımcıların reel getirisi %1-1,5 ile sınırlı kalıyor.

Alternatif yatırım arayışını artıran bu durumda, ihraçcı şirketin kredi riskine bağlı olarak devlet tahvillerinin üzerine “Ek Getiri” ödeyen ve düzenli faiz geliri sunan “Özel Sektör Tahvilleri” son 3 yılda ulaştığı 42,7 milyarlık ihraç rakamı ile değerlendirmeye değer bir alternatif olarak öne çıkıyor.

Mevcut piyasa koşullarında 2 yıllık devlet tahvillerinin üzerine %3 (300 baz puan) ek getiri ödeyen özel sektör tahvili yatırımcılarına %12,60 (nette %11,30) bileşik getiri sunuyor. Bu rakam 1 aylık bileşik mevduat faizi ile kıyaslandığında oldukça cazip.

İş Yatırım, son olarak  Mercedes Benz Finansman’ın 75 milyon TL büyüklüğünde 2 yıl vadeli sabit faizli tahvili ile Rönesans Holding’in 175 milyon TL’lık 3 yıl vadeli değişken faizli tahvil ihraçlarını nitelikli yatırımcıya satış yöntemiyle gerçekleştirdi.

En son halka arz yöntemiyle gerçekleştirilen ihraç ise Pakpen Plastik Boru ve Yapı Elemanları’nın geçtiğimiz Mayıs sonunda tamamlanan 100 milyon TL nominal tutarlı 2 yıl vadeli 3 ayda bir kupon ödemeli işlemi oldu. Pakpen’in gösterge devlet tahvilinin üzerine %4 (400 baz puan) ek getiri ödeyen tahvili yatırımcısına Ağustos ayındaki faizlere göre güncellenen yeni kuponu ile yıllık bileşik %14,17 getiri sunuyor.

Mevduata göre vergi avantajı var mı?

Bireysel yatırımcıların stopaj kesintisi sonrası elde edeceği net getiride özel sektör tahvilleri yatırımcıların sıklıkla tercih ettikleri 6 aydan kısa vadeli mevduata göre %5 avantajlı. Bireysel yatırımcılar için 6 aydan kısa vadeli mevduata uygulanan stopaj kesintisi %15 düzeyindeyken, bu oran özel sektör tahvilleri için %10.

2-3 yıl vade çok uzun tasarrufumu farklı alanlara kaydırmak istersem ne olacak?

Türkiye’de vergi teşviklerine rağmen kısa vadeli yatırım tercihi devam ediyor, TL mevduatın ortalama vadesi halen 60 gün ancak çoğu mudi genelde mevduatını uzatmayı tercih ediyor.

Özel sektör tahvilleri ise bazı kıymetlerde aylık, bazılarında ise 3 ve 6 aylık kupon ödemesi yaptığı için yatırımcılara alışmış oldukları düzenli getiriyi sunmaya devam ediyor.

Yatırımcılar tahvillerini vadesinden önce satmak isterlerse ikincil piyasada oluşacak fiyata göre anaparalarını o güne kadarki birikmiş faizleri ile birlikte geri alıyor. Ancak, tahvillerin fiyatları piyasa faiz oranlarındaki dalgalanmalara bağlı olarak değişebildiğinden geri alınacak anapara miktarında piyasa riski mevcut.

Oysa ki tahvilleri vadesine kadar elinde tutan yatırımcılar için faiz oranlarındaki artış ya da azalışlar, ihraççının ödeyeceği toplam faiz tutarında bir değişikliğe neden olmayacağından tahviller tasarrufların uzun vadeli kısmı için daha uygun…

Kredi riskinden çekiniyorum, hangi özel sektör tahvilini satın alayım?

Kredi riskinin tespiti için ihraççı firmanın finansal durumunun analiz edilmesi gerekiyor, halka arz yöntemi ile yapılan ihraçlarda dokümanlar çok detaylı hazırlandığından, yatırımcılara bu analizi yapmak için yeterli veri sağlanıyor. Halka arz yöntemini uygulayan ihraççılar kamuya aydınlatma, finansal denetim ve raporlama yükümlülüklerine girdiklerinden ihraççıların finansal durumunun takibi daha kolay oluyor.

Bu nedenle İş Yatırım olarak halka arz yöntemi ile gerçekleşen ihraçları öncelikle şeffaflık ve bilgiye kolay ulaşım açısından öneriyoruz.

Bunun yanı sıra bağımsız derecelendirme kuruluşları tarafından kredi derecelendirme notu almış ve almış olduğu kredi notu en üst 3 seviyede olan ihraççıların tahvil ihraçları da içermekte oldukları düşük kredi riskleri nedeniyle rahatlıkla tercih edilebilir.

Nasıl Yatırım Yapılabilir?

Halka arz yöntemiyle yapılan tahvil ihraçlarına bireysel ve kurumsal yatırımcılar herhangi bir nitelik sınırlaması olmadan katılabilir. Genelde 1.000 TL’lik minimum talep tutarı belirlenen ihraçlardan yatırımcılar dilediği tutarda talepte bulunabilir.

Başak Selçuk

Müdür | Kurumsal Finansman

Kurumsal Yönetim Notları Ne Kadar İnandırıcı?

Küresel ekonomilerin durgunluk yaşadığı ve yatırım yapma iştahının azaldığı son yılların ardından, dünya genelinde krizden çıkış beklentilerinin yavaş yavaş olumluya dönmeye başlaması, iyi kurumsal yönetim uygulamalarının önemini bir kez daha gündeme getirdi.  Kurumsal yönetim, Türkiye’de de 2013 yılında  şirketlerin büyümesi ve faaliyetlerinin sürdürülebilirliği açısından en önemli göstergelerden biri olacak. Zira, ülkemize yönelen uluslararası sermayenin kalitesini ve miktarını artırmak, ancak kurumsal yönetim anlayışının yaygın olarak  kabul görmesiyle mümkündür.

Yatırımcılar, ilgilendikleri şirketlerin kurumsal yönetim uygulamaları hakkında nasıl bilgi edinecekler?

Yatırımcıların, özellikle de bireysel olanların şirketlerle görüşüp kurumsal yönetime ne denli önem verildiğinin anlaşılması konusunda detaylı bilgi alma olanakları yoktur. Buna bazen coğrafi engeller, bazen organizasyon yapısındaki eksiklik ve bazen de bilgilendirme konusundaki isteksizlik neden olur.

Nasıl ki şirketlerin borçlanma araçlarını almak isteyen yatırımcılar için kredi dereceleri önemli bir rehber niteliği taşıyorsa, şirketin hisse senedini alıp ortak olmak isteyen yatırımcılar için de kurumsal yönetim derecesi önemli bir rehberdir. Çünkü şirketin, ortaklık haklarının kullanımı ve iyileştirilmesi konusundaki duruşunu;

  1. pay sahipleri,
  2. kamuyu aydınlatma ve şeffaflık,
  3. menfaat sahipleri,
  4. yönetim kurulu

şeklinde dört ana başlık altında detaylı olarak gösterir. Alınan notlar, bu duruşun ne kadar iyi ya da kötü olduğunun göstergesidir. Kredi derecelendirmesinde notun seviyesinin harflerle gösterilerek herkes tarafından kolayca anlaşılması sağlanırken, kurumsal yönetim derecelendirmesinde yine kolayca anlaşılacak şekilde rakamlarla ifade edilir. Böylece yatırımcılar, şirketle hiç görüşmeden ortaklık haklarının kullanımının kalitesi ve atılan her adımda menfaat sahiplerinin beklenti ve haklarının ne denli gözetildiğine dair bilgi edinebilecekleri bir rapora sahip olurlar, ki bu da şirkete ortak olup olmama konusunda verilecek kararda etkilidir.

Kurumsal yönetim derecelendirmesi her şirket için farklı mı uygulanıyor?

Derecelendirme şirketleri çalışmalarını, SPK’nın ağırlıklarını belirlediği ana başlıklar çerçevesinde kamuya açıkladıkları derecelendirme metodolojilerine uygun olarak yerine getirir. Bana göre derecelendirme sürecinin en önemli unsuru, derecelendirme uzmanlarının çalışmalarını bir kontrol listesi yaklaşımıyla kağıt üzerinde değil, fiili olarak gerçekten uyum sağlandığına kanaat getirecek şekilde yürütmeleridir.

Türkiye’de bugün itibarıyla borsa şirketleri arasında kurumsal yönetim derecesine sahip 45 şirket bulunuyor. Alınan derecelere bakıldığında, 43 şirket 8 ve üzerinde notlar alırken, 12’si, 9 ve üzerinde notlar almış. Bu notlar ilk bakışta, bir taraftan Türkiye’de kurumsal yönetim ilkelerini çok iyi seviyede uygulayan şirketler olduğu konusunda memnuniyet sağlarken, bir yandan da bu şirketlerin artık iyi uygulama anlamında neredeyse atacakları adım kalmadığı konusunda da endişe uyandırıyor.

Türkiye’deki şirketler mükemmel mi?

Neredeyse mükemmel kıvamını temsil eden bu notların, yatırımcılar ve profesyoneller nezdinde itibarının azalmaya başladığını üzülerek görmeye başlıyorum. Burada dikkat çeken bir kaç konu var;  ilki, kurumsal yönetim ilkelerinin başlıca hususlarına henüz SPK tarafından uyumu zorunlu hale getirilmeden uyum sağlamış şirketlerin aldığı dereceler, uyumu zorunlu hale getirildikten sonra alınan bazı derecelerden geri kalabiliyor. Aynı konuda uyum sağlamış şirketler arasında alınan derecelerin, farklı derecelendirme şirketleri tarafından nasıl bu denli uyumsuz olabileceği rahatsızlık uyandırmaya başlıyor. Hatta verilen notların sıhhati konusunda soru işaretleri oluşmasına neden oluyor. Bunun son işaretini, TKYD tarafından gerçekleştirilen son Kurumsal Yönetim Zirvesi’ nde gözlemleme fırsatı buldum. Notlar bu denli yüksek seyredince, yüzlerde ironik bir tebessüm oluşuyor.(!)

Dikkat çeken ikinci konu ise, ilkelere uyum sağlamaya hevesli olan bazı şirketlerin, İMKB Kurumsal Yönetim Endeksi’nde işlem görmeye yetecek seviyede not alabileceklerken, endeks ortalaması olan 87,46’ nın (8,75) çok altında kalıp yatırımcılar nezdinde “kötü” olarak algılanma kaygısı nedeniyle, derecelendirme yaptırmaktan kaçınmalarıdır.

Kredi derecelendirmesinin esas olarak rakamlara dayalı bir çalışma olması nedeniyle benzer durumdaki şirketlerin benzer notlar almaları kaçınılmazdır. Ancak kurumsal yönetim dereceledirmesinde uygulamanın gerçekliği konusunda bir kanaat kullanılıyorsa, bu kanaatinhakkaniyetli ve inandırıcı olması gereklidir. Yatırımcılar ve genel olarak kamuoyunda oluşmaya başlayan bu olumsuz algı, kurumsal yönetim anlayışına zarar vereceği gibi, orta vadede sermayenin ülkemize yönelmesine de olumsuz etki edecektir. Unutmayalım ki, yabancı yatırımcıların Türkiye’yi, genellikle karşılaştırdıkları Doğu Avrupa’ya göre tercih etmelerinin önemli nedenlerinden biri, Türkiye’deki iyi kurumsal yönetim uygulamalarıdır. Yatırım yapılabilir seviyeye yükseldiğimiz bugünlerde uluslararası sermayenin daha fazla gelmesi için orta ve uzun vadeli beklentilerimiz yüksekken, bu inandırıcılığın bozulmaması gerekir.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Sürdürülebilir İlişkinin Formülü

 

Sermaye piyasalarımızın bugün geldiği noktada yatırımcı ilişkileri ya da kurumsal yönetimin tanımını yapmak, piyasa profesyonelleri açısından malumun ilamından öte olmayacaktır. Ancak, kurumsal yönetim ile kurumsal yönetimin temsilcisi konumunda olan yatırımcı ilişkileri arasındaki bağın doğru anlaşılması, şirketler ve yatırımcılar için katma değer yaratılabilmesi açısından önemlidir.

Uluslararası sermayeden daha fazla fon sağlayarak faaliyetlerini genişletmek amacıyla kurumsal yönetim uygulamalarını doğru uygulayan şirketler, yatırımcılar tarafından düşük riskli olarak algılanmakta ve bunun da şirketlerin piyasa değerine olumlu yansıdığı görülmektedir. Bu tür etkin kurumsal yönetim uygulamaları olan şirketlerde Yatırımcı İlişkileri  tarafından şirketin faaliyet ve finansal performansı aktarılırken, sadece oranlar ya da rakamlarla sınıırlı kalınması, şirkete olan ilginin de sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Söz konusu oran ve rakamların nasıl meydana geldiği, karar süreçleri, geleceğe dönük stratejiler, kurumsal politikalar, iç kontrol sistemi ve riskin nasıl yönetildiği gibi konularda da ikna edici bilgilendirmeler yapılması, geleceğin fiyatlandığı bir yatırım ortamında şirkete olan ilgiyi orta ve uzun vadeye çevirmektedir. Şirketin faaliyet ve finansal performansındaki başarısının sürdürülebilir kılınması konusunda, yatırımcılar tarafından bir çeşit teminat olarak değerlendirilen kurumsal yönetim uygulamaları hakkında yatırımcılara bilgilendirme yapılması, yatırım kararlarının uzun vadeli tercihlere ve dolayısıyla şirketin piyasa değerine katkı açısından önemlidir.

 Peki bu ilişki tek yönlü mü?

Denklemin karşı tarafına bakıldığında ise, kurumsal yönetim konusunda yatırımcı beklentilerini tespit etmek ve çözüm bulunması konusunda arayışlar içerisinde olmak, yine Yatırımcı İlişkileri tarafından üstlenilmesi gereken önemli bir sorumluluktur. Zira, ortaklık haklarının kullanımı ve genel olarak bu hakların iyileştirilmesiyle ilgili konulara duyarsız kalan şirketler, potansiyel yatırımcılarla arasına mesafe koyduğu gibi, mevcut yatırımcılarını da kaybedebilmektedir. 1990’lı yıllarda ABD’de görülen ve “yatırımcı hareketi (shareholders’activism)” olarak adlandırılan süreç, yatırımcıların şirketlerde kurumsal yönetim anlayışının benimsenmesi ve uygulanması konusunda etkili olduklarına dair önemli bir örnektir. Bu nedenle, yatırımcı beklenti ve taleplerinin dikkate alınması ve başta pay sahipleri olmak üzere, ilgili bütün taraflarla olan ilişkilerin sürekli gözden geçirilmesi bir kurum kültürü haline gelmelidir.

 Yatırımcı İlişkileri ve kurumsal yönetim arasındaki bu iki yönlü ilişkinin doğru yönetilmesi, yatırımcılarda menfaatlerinin bir çeşit teminat altına alındığı algısını oluşturacak ve hisse fiyatının yükselmesinde önemli rol oynayacaktır.

 İş Yatırım, bu karşılıklı değer yaratma sürecinde pay ve menfaat sahipleriyle olan ilişkilerini şeffaf, hesap verebilir ve adil bir şekilde yönettiğini, Kasm 2011’de henüz SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri’nin önemli unsurları zorunlu hale getirilmeden kurumsal yönetim derecesini 10 üzerinden 8,63 alarak kamuoyuna duyurdu ve Eylül 2012’de ise söz konusu derecesini 8,87’ye yükselterek kurumsal yönetim uygulamalarını daha da iyileştirme konusundaki  kararlılığını gösterdi.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri