Geride kalmaya devam edecek miyiz?

Dünya borsaları ABD’de mali uçurum riskinin ötelenmesi, beklentilerden iyi gelen küresel büyüme verileri ve Avro bölgesindeki durgunluğun dibe vurduğunu işaret eden göstergelerin desteğiyle 2013 yılı Ocak ayında da yükselişini sürdürdü.

Küresel risk iştahındaki artış ve en kötünün geride kaldığı beklentisi küresel sermayenin gelişmekte olan ülkelerden daha fazla Avro bölgesinin yüksek borçlu gelişmiş ülkelerine yönelmesini sağladı.

Geçen sene %61 getiri ile MSCI gelişmekte olan ülkeler liginde şampiyonlar kupasını kazanan İMKB, son haftada yabancı yatırımcılardan gelen satışlarla %9’a yakın gerileyerek  Ocak ayıni %1,6 yükseliş ile gelişmekte olan ülke ortalamasının (%1,3) hafif üzerinde kapattı.

Borsadaki gerilemede Merkez Bankası’nın para politikasını beklenenden  önce ve daha sert sıkılaştırabileceği endişesi ve Moody’s’in kısa vadede Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyesine çıkarmayacağının işaretini vermesi etkili oldu.

Geçmişi bırakıp, geleceğe bakalım… Dünya piyasalarındaki yükseliş sürer mi? Türkiye piyasaları dünyadan olumsuz anlamda ayrışmaya devam eder mi? Bu soruların cevapları küresel konjonktüre olduğu kadar ekonomi yönetiminin izleyeceği politikalara da bağlı olarak şekillenecek.

Küresel konjonktür ile başlayalım. 2013 yılında risk iştahının yüksek,  büyümenin zayıf ve faiz oranlarının düşük  olduğu bir  konjonktür öngörmeye devam ediyoruz.

Geçtiğimiz aylarda ABD ve Avrupa’da yaşanan  gelişmeler  2011 ve 2012 yıllarında piyasaları vuran felaket senaryolarının 2013 yılında da tekrarlanma olasılığını düşürdü.

Küresel büyüme cephesinde kısa vadede temkinli iyimser görüşümüzü koruyoruz. Ocak ayı verileri  ABD, Avrupa ve Çin’de beklentilerin çok üzerinde gelerek küresel büyümenin yeniden hızlanmaya başladığını gösterdi ve dünya borsalarındaki yükselişi destekledi.   Ancak Avrupa ve Japonya yüksek borcu ve yapısal sorunları yüzünden küresel büyümeyi aşağı çekmeye devam ediyor.

Dolayısıyla küresel büyümenin yavaş seyretmesine rağmen sistemik risklerin azaldığı, faiz oranlarının düşük kalacağı, risk iştahının görece yüksek seyredeceği  uzun yıllar sürecek yeni normal bir konjonktürle karşı karşıyayız.  

Türkiye ile devam edelim. Küresel büyümeden çok risk iştahına duyarlı olan Türkiye ekonomisinin genel görünümünde 2013 yılında bir bozulma öngörmüyoruz.

Büyüme hızının düşük faiz ortamının desteğiyle %3’den %4’e ‘artmasını bekliyoruz. Cari açık ve enflasyon büyümenin canlanmasına paralel sırasıyla %7 ve %7.5’e yükselecek. Ancak bunu genel görünümü bozan bir gelişme  olarak görmüyoruz. Ocak sonunda yaptığı tele-konferansda verdiği ihtiyatlı mesajlara rağmen Moody’s’in 2013 yılı içinde Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir ülke seviyesine çıkarmasını bekliyoruz.

Toparlayacak olursak, Ocak ayının son haftasında yabancı yatırmcılardan gelen  satışı trend değişikliğinden ziyade geçici bir dalga olarak görüyor ve  piyasalar ile ilgili görüşlerimizde bir değişikliğe gitmiyoruz.Türk lirası ile ilgili uzun dönemli yapısal olumlu görüşümüzü koruyoruz. Orta ve uzun vadeli sabit faizli devlet tahvillerinde alım önermiyoruz.

Borsa için 55,000 seviyesınde verdiğimiz olumlu görüşümüzü koruyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Not artışının ardından…

Geçtiğimiz hafta dünyanın gündemini ABD başkanlık seçimleri Türkiye’nin gündemini ise Fitch’in ülke kredi notunu yatırım yapılabilir düzeyine yükseltmesi belirledi. Küresel risk iştahı  ABD seçimleri sonrasında artan mali uçurum riski nedeniyle bozuldu. Türkiye piyasaları not artırımının verdiği destekle dünya borsalarındaki satış dalgasından kurtuldu. ABD başkanlık seçimlerini sağlık sigortasının kapsamını genişletmeyi ve zenginlerden aldığı vergileri artırmayı vaat eden Obama kazandı. Seçim sonuçlarının Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki güç dengesini değiştirmemesi “mali uçurum” korkusunu yeniden gündemde ilk sıraya taşıdı.

Mali uçurumun ABD ekonomisini durgunluğa sürükleyeceği korkusu dünya borsalarında sert satışlara yol açtı. Almanya ekonomisinin Avrupa’da yaşanan sorunlardan etkilenmeye başladığını gösteren veriler piyasalardaki satışları hızlandırdı.  ABD ekonomisinden ve Çin’den gelen görece güçlü veriler piyasalardaki satış dalgasını tersine çevirmekte yeterli olmadı. Avrupa ve ABD borsaları %2 civarında gerilerken dolar avroya karşı son iki ayın en yüksek seviyesine yükseldi.

Haftanın sürprizi Fitch’den geldi. Fitch genel beklentinin ve bizim tahminimizin tersine Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir seviyesine çıkardı.  Not artışı sonrasında borsa yeni zirveler görürken, DİBS faizleri bugüne kadar gördüğü en düşük seviyelere geriledi. Fitch yaptığı açıklamada kredi notundaki artışı yumuşak iniş sayesinde makro finansal risklerin azalmasına, azalan kamu borçlarına, sağlam bankacılık sistemine ve güçlü büyüme dinamiklerine bağladı. Perşembe günü yapılan toplantıda Fitch’in cari açıkda kısa vadede önemli bir düzelme beklemediğini ancak finansman cephesinde bir sorun görmediğini örendik.

Geç kalmış bir adımdı, yıllardır hakkımızı yediler gibi tribün tartışmalarını bırakıp geleceğe bakalım. Bundan sonra ne olacak? Not artırımı sonrasında yapılan ilk yorumlarda olduğu gibi  Türkiye’ye 100 milyar dolara yaklaşan yeni kaynak girecek mi? Ekonomi yönetiminin yeni dönemde izleyeceği politikalar ne olacak?
Önce işin teknik tarafına bakalım. Not artışı sonrasında küresel sermayenin Türkiye’ye daha fazla kaynak aktarması için en az bir kredi kuruluşunun daha notumuzu yatırım yapılabilir seviyesine yükseltmesi gerekiyor.

İki hafta sonra İstanbul’da toplantısı olan Moody’s not artırımına en yakın aday olarak karşımıza çıkıyor. Moody’s Fitch’in açtığı yolu izleyip not artırımına gider mi, bekleyip göreceğiz. Bizim görüşümüz belli. Büyümedeki yumuşak inişe rağmen cari açık ve enflasyon cephelerinde henüz yeterince yol alınamadığını söylüyoruz. Gelişmekte olan ve yatırım yapılabilir ülkeler arasında cari açığı ve enflasyonu %7-%8 civarında olan bir ülke bulunmuyor.

Piyasalarla ilgili görüşlerimizde  bir değişiklik yok.  Türk lirası için müzmin iyimserliğimizi koruyoruz. Haziran başında Merkez Bankası’nın genişleyici para politikasına geçmesi nedeniyle İMKB için verdiğimiz olumlu görüşü koruyoruz.  Tahvil cephesinde sabit faizli kıymetler yerine değişken faizli veya enflasyona endeksli kıymetleri öneriyoruz.

Bize ayrılan yerin sonuna geldiğimizden ekonomi yönetiminin önümüzdeki dönemde izleyeceği politikaları haftaya tartışacağız.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü