FED Faiz Artırmalı mı?

imf-fed-faiz-artisini-ertelemeli-41639-04062015163456

Küresel krizi geride bırakalı yedi yıla yakın zaman geçti. Ancak uygulanan olağandışı genişleyici maliye ve para politikalarına rağmen küresel büyüme halen kırılgan bir konumda. Dünya ekonomisi ABD ekonomisinin önderliğinde uçan tek motorlu bir uçak görünümü çiziyor. Avrupa ve Japonya finansal krizden çıktı ama büyüme hızları %1,0-1,5 bandını aşamıyor. Gelişmekte olan ülkelerin büyüme oranlarında (Hindistan hariç) kriz öncesine göre 2-3 puanlık gerileme söz konusu.

Dövizin Ağırlığının Artırması En Az Seçim Sonucu Kadar Önemli

418-1430392685

Türkiye ekonomisi dışarıdan ve içeriden gelen şoklar ile uzun ince bir yolda ilerliyor. Yurtdışında genelde gelişmekte olan ülkelere özelde Türkiye’ye yönelik risk iştahındaki dalgalanma devam ediyor. Yurtiçinde son yedi yılda biriken yapısal sorunlara seçim sonrası artan politik belirsizlikler eklendi. Belirsizliğin arttığı ve güvenin azaldığı bu ortamda tasarruf sahibi döviz ikamesi ile birikimini korumaya çalışıyor. Vatandaşın portföyünde dövizin ağırlığını artırmasını en az seçim sonuçları kadar önemli bir işaret olarak okuyoruz.

Rus Ruleti

rus ruleti

ABD ile Rusya arasında tırmanan gerginlik dünya ekonomisini soğuk savaş sonrasında görülen en ciddi jeopolitik risklerden biriyle karşı karşıya bırakıyor. Ukrayna ile Avrupa Birliği arasındaki serbest ticaret görüşmelerinden rahatsız olan Rusya’nın ülkede iç savaş kışkırtmasıyla başlayan gerginlik Rusya ve batı ülkeleri arasında bir Rus ruletine dönüştü.

Çin’de Gölge Bankacılık

“Gölge Bankacılık” ABD’de Lehman ile başlayan krizin ardından finans piyasasının gündemine oturdu. Genel olarak gölge bankacılık sistemi; tam anlamıyla banka konumunda bulunmayan ve bankacılık düzenlemelerine tabi olmadığı için denetlenemeyen fakat aynı zamanda ticari bankaların sağladığı hizmetlere yakın hizmetleri sağlayabilen kurumların faaliyetleri anlamına geliyor. Gölge bankacılığın Çin’de tehlikeli bir hal almaya başladığı yorumları ve ABD benzeri bir krize zemin hazırladığı haberleri sıcak konular arasına girmeyi başardı. Özellikle 20 Ocak tarihinde açıklanan gayri safi yurtiçi hasılanın 7,7% oranında artış göstererek bir önceki dönemin altında kalmasıyla Çin’de yeni dengelerin nasıl olacağı konuşulmaya başlandı. Gölge bankacılığın Çin’de ortaya çıkan hali daha çok kurumların servet yönetimi amacıyla topladıkları paraları kredi vermeleri olarak görülüyor.

Dünya çapında gölge bankacılığın net boyutları bilinmese de tahminler oldukça etkileyici. Örneğin Finansal İstikrar Kurulu, 2012 yılsonu itibariyle işlem hacmini 70 trilyon dolara yakın olarak tahmin ediyor. 2013 yılında yayınlanan raporunda ise toplam finans sektörünün yaklaşık 25%’ine eşit olduğunu yeniliyor. Çin’e bakarsak; Fitch ve JP Morgan gölge bankacılık hacmini 2012 sonu itibariyle 6 trilyon dolara yakın tahmin ediyor. Çin Sosyal Bilimler Akademisi ise 2012 sonunda gölge bankacılık sektör büyüklüğünün ülke GDP’sinin 40%’ına ulaştığını söylüyor.  Aynı zamanda gölge bankacılık büyüme hızı, bankacılık sektörü büyüme hızını ikiye katlamış durumda. S&P raporuna göre de Çin’de gölge bankacılığın sağladığı krediler 2010 yılı sonundan 2013 yılına kadarlık dönemde 34% oranında hızla artış gösterdi.

Sistemdeki önemli nokta gölge bankacılık içindeki kurumların ellerinde tuttukları varlıkların bankalara göre çok daha az likit ve riskli aynı zamanda da çok daha uzun dönemli olması. ‘The Economist’ dergisi Haziran ayında yayınladığı detaylı çalışmasında Çin bankacılık sistemi ile alakalı çarpıcı bir gerçeği gözler önüne seriyor; araştırmaya göre devlet bankaları tarafından kredi talepleri reddedilen Çin’deki küçük kurumlar hayatta kalabilmek için 20-24% oranında faiz ödemeye gönüllü oluyorlar; bu veri de bizi Çin bankacılık sisteminin yapısal sorunlarına götürüyor. Ülkenin bankacılık yapısına büyük kuruluşlar hakim ve bu bankalar daha çok büyük ve risksiz şirketlere kredi vermeyi yeğliyor. ABD gibi ülkelerde küçük bankalar büyük bankaların liginde olmayan bu boşluğu doldursalar da Çin’ de böyle bir sistem ‘henüz’ yok.

Çin gölge bankacılık düzenlemeleri için adımlar atmaya başladı; zaten çok önceden uyarı sinyalleri almışlardı; örneğin Moody’s 2013 yılı raporunda Çin için ‘gölge bankacılık sistematik riskler yaratıyor’ şeklinde uyarısını yapmış. Çin Sosyal Bilimler Akademisi uzmanları da maliye piyasasında talebi yumuşatarak gölge kredi işlemleri ile mücadeleyi arttırmanın şart olduğunu söylemişti. Çin tarafından atılan adımlar henüz net olarak paylaşılmasa da Ocak ayı başında basında yer alan haberlerde bankacılık sektöründe daha büyük bir denetim mekanizması oluşturulması ve gölge bankaların denetlenmesi öngörülüyor. Ayrıca Çin’de finans sektörünün genişletilmesi ve bu alanda rekabetin artırılması planları çerçevesinde bu yıl 5 yeni özel banka açılması tasarlanıyor. Gölge bankacılık ile savaşta kararlı olduklarını bu haberlerin hemen ardından zaten gördük; ‘Credit Equals Gold #1 Collective Trust Product’ isimli yatırım fonunu Commercial Bank of China’nın kurtarmayacağını açıklaması ile Çin’de ilk defa bir fon kurucusu olduğu banka tarafından kurtarılmıyor. Fonun batış hikayesinin arkasında ise ‘Shanxi Zhenfu Energy’ isimli şirkete verdiği 3 milyar Yuan krediyi geri alamaması yatıyor.

Çin tarafındaki ikilemde ise aynı zamanda gölge bankacılığın ülke ekonomisine yararlar getirdiğine de işaret ediliyor ve gölge bankaların, mali kalkınmanın ve yeniliklerin önlenemez sonucu olduğu belirtiliyor. Gölge bankacılığın engellenmeye çalışılmasının Çin ekonomik büyümesi üzerinde negatif sonuçlar yaratacağı görüşünü savunanlar da az sayıda değil…

Seyran Onay

Uzman Yardımcısı | Uluslararası Piyasalar – SGMK ve FX

ABD’de Tatil Sezonu başlıyor…

ABD’de tatil sezonu başlangıcı olarak kabul edilen ve perakende şirketlerinin bir yıl içinde yaptığı satışın 20% – 30%’luk kısmını oluşturan Thanksgiving (28 Kasım) Şükran günü, Cuma gününe denk gelen ve ekonomiyi canladırıcı ve geçici istihdam sağlamasıyla ünlü Black Friday (29 Kasım) ve internet alışveriş ayağı olan Cyber Monday (2 Aralık) ile devam edecek olan tatil satışları sezonu önümüzdeki haftadan itibaren başlıyor.

Aralık ayı boyunca da mobil, internet ve çeşitli promosyonlarla satışların tetikleneceği ve perakendecilerin karında artış beklentisi korunurken 9 Aralık günü daha çok internet promosyonlarının yer alacağı Green Monday,  Christmas (25 Aralık), New Years Eve (31 Aralık) gibi özel günler satışlar açısından ön plana çıkacak ve karlılık açısından yakından takip edilecek.

Ekonomik gidişat, konut sektöründeki hareketlenme, istihdamın artıyor olması ve ‘Government Shutdown’ gibi politik gelişmeler ile doğru orantılı olan tüketici güveni direkt olarak ekonomik aktivite ve şirket karlarını etkilemektedir. Ulusal Perakendecilik Federasyonu(NRF) beklentilerine göre, ekonomideki istikrar ile paralel olarak yılın son iki ayında 3,9% artış ile $602 milyarlık harcama beklentisi öngörülürken, bu oranın son 10 yılın ortalama tatil satışı artışı olan 3,3%’den daha fazla olması dikkat çekiyor. Ayrıca, online satışların 13-15% aralığında artması, mevsimsel istihdamın da 720 bin ile 780 bin aralığında olması beklenmekte.

NRF tarafından açıklanan geçmiş verilerin seyrine baktığımızda; 2008 krizinden sonra yapılan ekonomik destekler ve adımlar sonrası bu 4 günlük tatilde alışveriş yapan sayısı 2009’da 195 milyon, 2010’da 212 milyon, 2011’de 226 milyon kişiye ulaşılırken geçtiğimiz sene alışverişe erken başlanmasının da etkisiyle alışveriş yapanların sayısı 247 milyon kişiye ulaşmıştı. 2011 yılında $398 olan harcalama ortalaması ise 2012 yılında $423 olarak gerçekleşirken, toplam harcamalar $59,2 Milyar olarak açıklanarak tüketici güveninin eski günlerine döndüğünü görmüştük.

Geçen yılları baz alarak, Black Friday ve haftasonu yapılan satışların 40%’ının internet üzerinden yapıldığını, ve yapılan harcamaların sadece 20%’si hediye olarak gerçekleşirken, en çok harcama yapılan sektörlerin; giyim (American Eagle (AEO), GAP (GPS), Abercrombie (ANF)), aksesuar (eBay(EBAY) , Amazon(AMZN)), kitap (Barnes & Noble(BKS), CD, DVD, video oyunu, kuyumcu (Tiffany&co.(TIF), elektronik (Bestbuy(BBY)), eczane (Walgreen(WAG), department store (Macys (M),Target (TGT),Sears (SHLD), Walmart (WMT)) alışveriş yapıldığı bilgisinden yola çıkacak olursak genel anlamda perakende sektörünün veya şirketlerin bu dönemde karlarını arttıracağını öngörebiliriz. Bir diğer alternatif de kredi kartı kullanımının da artacağını ve dolayısıyla son çeyrek gelirlerinde artış yaşanacağını düşünerek Visa(V), Mastercard (MA), American Express’te(AXP) şirketlerini de yakından takip etmekte fayda var.

Yukarıda bahsedilen hisselerde risk almak yerine çeşitlendirme yoluna giderek perakendecileri  borsa yatırım fonu(ETF) şeklinde de değerlendirilebilir. SPDR kurumunun çıkardığı, takdirsel tüketime odaklı olan, $64’den işlem gören XLY( bu yıl getiri +37%) ve, $43’dan işlem gören XLP(bu yıl getiri +29%) etf’leri alternatif yatırım aracı olarak izlenmelidir.

Ayrıca hatırlatmak gerekir, S&P500 endeksi’nin son 4 yıl’ının 4. çeyrek performansı ortalama 6,45%’lik getiri sağlarken bunda tatil satışlarının payı oldukça yüksektir. S&P 500’ün bu sene aynı performansı sergilemesi düşünülülerek $179’dan işlem gören ve S&P 500 endeksine paralel hareket eden SPY kodlu etf’in de yukarı doğru hareket etmesi kaçınılmaz olacaktır.(government shutdown ve FED’in tapering konusunu unutmadan tabi).

Orkun Duruöz

Müdür Yardımcısı | Uluslararası Piyasalar – Hisse Senedi ve Türev

Filin Kendisi; Kuyruğu, Bacağı ya da Kulağı Değil

Finans kanallarına  izleyicilerden gelen “G. Kıbrıs neden bu kadar önemli, ufak ekonomi” sorusu euro krizinin geçen bu kadar zamandan sonra hala net anlaşılmadığını gösteriyor. Hiç fil görmemiş gözü bağlı bir grubun fili kuyruğu, kulağı, dişlerine göre tanımlaması gibi bu krizi de Yunanistan, Ispanya,G.Kıbrıs özelinde tanımlamaya kalkarsak büyük bir hata yapmış oluruz. Filin kendisi kriz. Bir kaç örnekle krizin niteliği ve nedenlerini tekrar paylaşmak istiyorum.

1- 2009-2010 döneminde mail listte olanlar FDIC ve DIF (ABD tasarruf sigorta fonu) çeyrek raporlarını yakından takip ettiğimi ve paylaştığımı hatırlar. Kriz sırasında DIF’te hiç para kalmamış ve örneğin Bloombergde 23 eylül 2010 ”

FDIC Is Broke, Taxpayers at Risk, Bair Muses” tarzından haberler çıkmıştı. Panik yaşandı mı? Kimsenin parası ödenmemezlik edildi mi? Hayır. Neden ? Çünkü herkes biliyor ki bu sadece bir muhasebe kaydı ve ABD Hazinesi istediği anda FDIC’ye kredi açar. Daha yalın söylersek FED para basıp DIF’e onlar da mudilere verebilir.

Peki tasarruf sigortası olmasına rağmen G. Kıbrısta veya herhangi bir EB ülkesinde bu neden yapılamıyor? Çünkü para basacak bir MB ve ortak bir Hazine olmadığından G. Kıbrıs diğer ülkelerden fonlama bulmak zorunda  Yani ortak bir tasarruf sigorta fonu olmadığı sürece bu sorun herhangi bir EB ülkesi başkanlık sisteminde ortaya çıkabilir.NY’da batan bir banka için NY değil DIF müdahale ediyor.

2- ABD-Japonya-Ingiltere, hepsi krize girmiş, biri konut balonundan muzdarip, diğeri aşırı borçlu, diğerinin ekonomisi hızla daralıyor notu düşürülüyor. Ancak hepsinin ortak bir noktası var; kendi para birimlerinden borçlanıyorlar ve kriz/resesyon süresince devlet tahvilleri değer kazandı. Ispanya ve Italya vb de neden tam aksi oldu? Çünkü kamuyu fonlayacak bir merkez bankası yok.

3- ABD’de her eyalet denk bütçe sağlamak zorundadır. Ve başarısız olursa batar, daha önce de default ornekleri gördük. Ancak 2009’da Eyaletler bütçelerini denkleştirmek için tasarrufa giderken Federal bütçede harcama paketleri, vergi indirimleri vb stimuluslarla genel ekonomiye destek verildi. Oysa Ispanya kemer sıkma politikası uygularken “federal EB bütçesi” extra harçama yaparak destek vermiyor .(bu nedenle krizin bitmesi Almanya’nın cari ekonomik politikasını değiştirmesine bağlı, başka yolu yok)

4- 13-3 maddesi uygulandığında bile piyasa operasyonlarını California veya NY eyalet bonolarını kullanarak değil Federal bonoları alıp satarak uyguladı. Şu anda da FED rezerv yaratmak için ABD tahvili alıp satıyor. Bu uygulamanın temelini bağımsızlık savaşı sonrasında eyalet borçlarını merkezileştiren A. Hamilton    atmıştır (politik nedenleri de var, mektuplarından okuyabilirsiniz). EB’de ise ECB rezerv yaratırken Yunan tahvillerini de, Alman tahvillerini de kullanıyor. Getiriler converge ederken ABD uygulamasına geçilerek ortak bir Eurobond çıkartılmadığından bugün ECB OTM gibi cambazlıklar peşinde koşuyor.

5- Çin 2002-3’te bankacılık sistemini bir anda yeniden sermayelendirdi. EB’de ise bu doğrudan yapılamadığından dolayı dolaylı yapılması ve kimin borç hanesine yazılacağı tartışılıyor.

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz (vergilerin kime ödendiğinden daha klasik örnekler olan işgüçü mobilitesi vsye kadar). Ancak gördüğünüz gibi sorun ülkelerde değil dizaynın kendisinde.

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar

FX Piyasalarında Global Trendler

FX piyasalarında işlem yapmakta olan yatırımcılar global ekonomik büyüme beklentilerine göre farklı para birimlerinde farklı yönlerde pozisyonlar alırlar. Global ekonomiye yönelik risklerin düşük olduğu zamanlarda yatırımcılar tercihlerini riski daha yüksek olarak nitelendirilen para birimlerinden yana kullanırlar. Örneğin global piyasalarda krizin yaşandığı 2008 senesi yatırımcıların riskli yatırım araçlarından uzak durdukları bir yıl olurken toparlanmanın yaşandığı 2009 yılı ise yatırımcıların riskli para birimlerinde pozisyon almayı tercih ettikleri bir yıl olmuştur. Burda bahsedilen riskten kasıt gelişmekte olan para birimlerinden ziyade ‘risk on’ para birimleri olarak nitelendirilen global ekonomik büyümeye duyarlılığı yüksek para birimleri. Yatırımcılar tarafından uzun yıllar boyunca risk iştahının yüksek olduğu dönemlerde tercih edilen Avustralya Doları’nın yerini değişen dinamiklerle birlikte yavaş yavaş Kanada Doları, Yeni Zelanda Doları, İsveç Kronu ve Meksika Peso’suna bıraktığını görüyoruz.

Avustralya Doları, krizin finans piyasalarını vurduğu 2008 üç aydan kısa sürede %37 değer kaybedip piyasanın toparlanma sürecine girdiği 2009 yılında bu kayıplarının tamamını geri kazanarak yatırımcıların riskli para birimleri sıralamasında üst sıralara yerleşmişti.  Uzun süre Çin’in büyük altyapı projelerine dayalı bir büyüme yolu tercih etmesi ve Avustralya’nın endüstriyel metallerin üretimindeki avantajlı pozisyonu Çin’in ekonomik büyümesi ile Avustralya Doları arasında yüksek korelasyon yarattı. Çin’in ekonomik büyümesine yönelik pozisyon almak isteyen yatırımcılar, Çin’in hala şeffaf olmayan ve dışa kapalı sayılabilecek finans piyasalarına yatırım yapmak yerine Avustralya Doları’nı tercih ediyorlardı. Fakat son dönemlerde Çin Hükümeti’nin ekonomik büyüme modelini “yatırım ve tüketim” arasında daha dengeli bir noktaya taşıma yönündeki isteği ve bu yöndeki girişimleri Çin’in endüstriyel emtialarda talebini azaltacağı ve Avustralya Doları ile olan korelasyonunu da azaltacağı yönünde yorumlanmaya başlandı.

Institutional Investor dergisinde yakın zamanda çıkan bir yazıda ekonomik büyümeye yönelik pozisyon alan yatırımcıların tercihlerini Avustralya Doları yerine Yeni Zelanda Doları’ndan yana kullanmaya başladığına dikkat çekildi. Dünyanın en serbest ekonomilerinden biri olarak nitelendirilen Yeni Zelanda’nın ekonomisi büyük oranda tarıma bağımlı durumda. Tarım GDP’nin yaklaşık % 9’unu oluşturmasına rağmen ihracat gelirlerinin yaklaşık dörtte üçünü oluşturuyor. Bu sebeple Asya bölgesindeki ekonomik büyüme ve Çin’in üretimden tüketime kayacak yeni büyüme modelinin Yeni Zelanda Doları’na pozitif yansıması ve korelasyonun artması bekleniyor. Diğer yandan artması beklenen korelasyonun önüne çıkan engel ise Yeni Zelanda’nın en büyük ticaret partneri olan komşusu Avustralya.  Zelanda’nın ihracatının dörtte birinin Avustralya ile olması sebebiyle AUD ve NZD arasında yüksek bir korelasyon bulunuyor.

Yeni Zelanda Doları gibi global ekonomik büyümeye yönelik pozisyon almak isteyen yatırımcıların diğer gözde para birimlerinden biri ise İsveç Kronu. İsveç Borsası’ndaki çok uluslu ve gelirlerinin çoğunluğunu uluslararası hizmet ve üretimden yaratan şirket sayısının fazlalığı (Ericsonn, Volvo, Astra Zeneca, Pfizer, Nokia gibi) İsveç Kronu’nu global ekonomik büyümeye karşı duyarlı hale getiren etkenlerden biri olarak öne çıkıyor. Diğer yandan İsveç’in 2013 yılında ekonomisi daralması beklenen komşusu Avrupa Birliği bir engel olarak çıkıyor.

Kanada’nın ihracatının dörtte üçünü gerçekleştirdiği ABD ekonomisiyle olan güçlü bağları ve petrol ihracatçısı statüsü Kanada Doları’nı hem ABD’nin ekonomik büyümesine hem de global ekonomik büyümeye yönelik pozisyon almak isteyen yatırımcılar için cazip hale getiriyor. Kanada Doları HSBC’nin Risk on/Risk off endeksine göre de ekonomik büyümeye yönelik pozisyon almak isteyen yatırımcılar için Avustralya ve Yeni Zelanda Doları’ndan daha yüksek korelasyona sahip.

Meksika Peso’su,  Meksika’nın büyük miktarda petrol ihracatçısı olduğu göz önünde bulundurulduğunda global ekonomik büyümeyle artacak petrol ihtiyacından pozitif etkilenecek para birimlerinden biri olarak öne çıkıyor. Diğer yandan son yıllarda mali, iş gücü ve enerji reformlarının etkisinde Meksika Peso’sunun olası global bir yavaşlamadan daha önceki krizlere oranla çok daha kuvvetli çıkması bekleniyor. Reformların yanı sıra ülkenin üretim sektöründe artan rekabet gücü ve Meksika’nın Kanada gibi Amerika ile olan yüksek ihracat hacmi, ABD ekonomik büyümesine yönelik pozisyon almak isteyen yatırımcılar için Meksika Peso’sunu öne çıkarıyor.

Pınar Özyüksel

Uzman | Uluslararası Piyasalar

Savaş: Siyasi Krizler

Son aylarda Suriye ile tırmanan ikinci büyük krizi yaşıyoruz. 30 yıldır PKK ile mücadele bir yana; 1974 yılından beri ülkemiz bu tür bir sıcak çatışmanın içinde olmadı. Bundan sonra da olmasını istemeyiz. Akçakale’ye düşen top mermisi haberleri ardından Türkiye’nin angajman kuralları doğrultusunda karşılık vermesi, hava sahalarının kapatılması gibi gelişmeler bu riski tekrar gündeme getirdi. Konunun siyasi ve sosyal yanlarını unutmadan, ama bir yana koyarak bu duruma piyasalar açısından bir göz atmak istiyorum. Aslında bu durum özelinde değil de; bu şekildeki siyasi ve askeri krizlerin piyasalarla olan etkileşimini ve ekonomik krizlerle farklarını hatırlamakta fayda var. Yazının içinde ve sonunda bu tür siyasi gerilim oluşan durumlarda İMKB 100 endeksinin seyrine ilişkin tablolar bulunabilir. Yazıyı siyasi kaynaklı; savaş ya da savaş benzeri durumlarda karşılaşılan durumlardaki piyasa tepkileriyle bundan bağımsız ekonomik krizlerdeki tepkilerin kriz anındaki yansımalarına ayırdık. Bu tepkileri makroekonomik faktörler, (borç rasyosu, sosyal refaha yönelik yasalar, istihdam yasalarının esnekliği vs.) uygulanan para politikaları (kur rejimi, para politikası), piyasada aktif olan oyuncuların profili (bankalar, hedge fonlar, kamu kurumları vs.) şekillendiriyor. Bu nedenle krizlerin doğası benzer de olsa farklı ülkelerde farklı reaksiyonlara yol açabiliyorlar.

2001 krizinden bu yana piyasalar Türkiye’de ekonomi dışındaki gelişmelereçok büyük tepkiler vermiyor. Büyük tepkileri de kısa süre içinde geri alıyor. 2003 yılında Irak savaşı’nın başlaması önemli bir satış getirdi; 2004 Aralık’ında hükümetin AB adaylık müzakerelerinin Kıbrıs yüzünden tıkanma noktasına geldiği anda başbakanın uçağı geri dönmeye hazır bekliyor açıklamaları, Türkiye’nin AB adaylığı ile yaşanan iyimserliğin hızla geri verilmesine ve büyük satışlara yol açmıştı. Fakat krizin aşılmasıyla beraber seviyeler hızla kriz öncesi seviyelere gelmiş, yaşanan yüksek volatilitede paniğe kapılan yatırımcılar zarar ettiğiyle kalmıştı. Daha sonra ise 2007 yılında yaşanan muhtıra krizi sırasında piyasaların yine çok sert reaksiyonları oldu. Acaba hükümet krizine yol açacak bir gelişme olur mu korkusu; satışları tetiklerken normalleşme ile beraber piyasalar hızla düzeldi.

Bugüne gelince; makroekonomik tehdit olarak arka planda görece yüksek bir cari açık  var ve bu Türk Lirası’nın kırılganlığını arttırıyor. Özellikle turizm gelirlerini tehdit edecek savaş türü bir gelişme kur üzerinde ciddi riskler oluşturabilir, ancak TCMB’nin esnek kur ve faiz politikası, kurlardaki dalgalanmaya hızla müdahale etme kabiliyetine sahip, bir kaos anında oluşacak talebi karşılamaya yetmeyecek olsa da oluşacak değer kaybının bir kısmının dengelenmesi beklenebilir.

Para politikasında kısa vadeli faizlerin 2001 yılındaki gibi tekrar tırmanmasını gerektirecek bir unsur yok. Keza kamunun borç yükü Avrupa’daki en makul oranlardan birinde olduğu için böyle bir gelişmede tahvil faizleri üzerinde de felakete varan bir satış beklememek gerekiyor, Hazine’nin reaksiyon gösterecek fırsatı olacaktır. Borsa tarafında satış kaçınılmaz. Ancak sektörel olarak doğrudan zarar görmeyen şirketlerin düşüşü (turizm sektörü veya döviz borcu yüksek şirketler) sınırlı olur.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar

Dünyanın gerisinde kalmak…

Dünya ekonomisi Avrupa’dan ve Orta doğu’dan gelen şoklara rağmen küresel ölçekte genişleyici para politikaları sayesinde ağır aksak büyümesini sürdürüyor. Dünya imalat sanayi PMI endeksi ABD ve Çin’in toparlanmasıyla Eylül ayında 48,9 ile Ağustos ayındaki 48,1 seviyesinin üzerine çıkarak son beş aylık gerileme eğilimini bozdu.
Avrupa borç krizi konusunda risk algısı iyileşmeye devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın eyleme geçeceği beklentisiyle İspanya ve İtalya’nın borçlanma piyasalarından başlayarak bankacılık hisselerine ve borsa geneline yayılan yükseliş zaman zaman görülen dalgalanmalara rağmen devam ediyor.

Sistemik öneme sahip İspanya ve İtalya’nın batmasına izin verilmeyeceğine güvenen yatırımcıların alımlarıyla MSCI Avro bölgesi endeksi Eylül ayında %3,2, son üç ayda % 9,5 getiri sağladı. Wall Street sene sonunda otomatik olarak devreye girecek mali tedbirlerin baskısına rağmen geçtiğimiz ay 2,4%, son üç ayda %5,8 artarak güçlü bir performans gösterdi.

Küresel büyüme beklentilerindeki artışa duyarlı gelişmekte olan ülke borsaları Eylül ayında %5.8 getiri ile gelişmiş ülke piyasalarının üzerinde performans sağladı. Çin’in Eylül ayı PMI verileri 50.1 ile önceki aya göre 1 puana yakın yükselerek ekonomide yumuşak iniş senaryolarını destekledi.

Türkiye hisse senetleri Mayıs ayından beri ilk kez dünya piyasalarından olumsuz anlamda ayrıştı. Gelişmiş ülkelerdeki %5,8’lik artışa karşı MSCI Türkiye endeksi Eylül ayından beri yatay bir seyir izledi. İMKB’nin dünyaya göre geride kalmasında bozulan bütçe performansı yüzünden kamu mallarına ve vergilere yapılan zamlar, kamu payı olan Halkbank ve Türk Telekom hisselerinde blok satış yapılabileceği açıklaması ve Suriye ile gerginliğin askeri boyuta taşınması etkili oldu.

Toplam gelirlerinin üçte ikisi dolaylı vergilerden oluşan merkezi bütçe iç talebin ve ithalatın daralması yüzünden tahminlerin üzerinde açık vermeye başladı. Gelirlerdeki azalmaya rağmen harcamalarını sert bir şekilde kısmak istemeyen hükümet vergi oranlarını artırarak ve kamu mallarına zam yaparak bütçedeki bozulmayı sınırladı. Bu sayede borç çevirme oranlarının piyasaları rahatsız edecek şekilde artmasının önüne geçildi.

Ancak yapılan vergi ve fiyat artışlarının önümüzdeki aylarda enflasyon ve büyümeyi olumsuz etkilemesi bekleniyor. Hükümetin içki, sigara, benzin, doğal gaz, elektrik, otomotiv gibi temel ürünlerde yaptığı zamların ve vergi ayarlamalarının tüketici enflasyonunu toplamda 1,2 puan yükseltmesi bekleniyor. Söz konusu tahmine maliyetlerindeki artış nedeniyle üretici şirketlerin zam yapması sonucu gelecek ikincil etkiler dahil değil.

Ekonominin içinde bulunduğu zorlu iç ve dış konjonktür nedeniyle hükümetin yaptığı vergi ayarlamaları ve kamu zamlarının ikincil etkilerinin sınırlı olmasını bekliyoruz. Bu nedenle Merkez Bankası’nın uygulamakta olduğu genişleyici para politikasında kısa vadede bir değişikliğe gitmesini beklemiyoruz. Merkez Bankası çekirdek enflasyonun görünümü bozulmadıkça mevcut politikasını sürdürecektir.

Ancak seçim yoğun gündem nedeniyle hükümetin kamu harcamalarını ve vergi artışlarını artırmaya devam edeceği önümüzdeki üç yıllık dönemde Merkez Bankası’nın “enflasyondaki bozulmanın kısa vadeli olduğu ve orta vadede hedefin tutturulacağı” savını savunması giderek zorlaşacaktır.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü

Şoför edebiyatı…

Türkiye ekonomisi dışsal ve içsel zorluklarla karşılaştığı uzun ince bir yolda ilerliyor.  Bir yanda Avro bölgesindeki uzun süreli durgunluk, Orta Doğu’da Suriye ve İran’da devam eden gerginlik,  diğer yanda ülkemiz için büyük önem taşıyan belediye, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerin önümüzdeki  üç yılda yapılacak  olması hükümetin ve ekonomi yönetiminin işini zorlaştırıyor.

Avrupa’daki durgunluk ve Orta Doğu’da yaşanan sıcak ve soğuk savaşlar Türkiye ekonomisi üzerinde etkili olmaya başladı. 2011 yılında %8’in üzerinde bir hızla büyüyen Türkiye 2012 yılında sert bir şekilde yavaşladı. Hükümet kanadından yapılan açıklamalar %4’lük büyüme hedefinin tutturulmasının  mümkün olmadığını gösteriyor. 2012 büyümesinin Ankara ve piyasa geneline göre çok daha muhafazakar olan %3’lük tahminimizin altında kalması ihtimali artmaya başladı.
Avrupa’daki küçülme öngördüğümüz gibi üzün dönemli bir durgunluğun başlangıcıysa Türkiye’nin orta  dönemli  büyüme dinamikleri zorlanabilir. 2009 krizinin ekonomimiz üzerindeki yıkıcı etkilerini  ihracatımız içinde Orta Doğu ve Kuzey Afrika’nın payını 10 puandan fazla artırarak hafifletmeyi başardık. Ancak Arap baharı ile başlayan Suriye’de sıcak savaş, İran’da soğuk savaş ile tırmanan jeopolitik riskler bu başarı tablosunun sürdürülmesini zorlaştırıyor.

Geçtiğimiz on yılda izlenen ekonomi politikaların genel olarak doğru olması  içinde bulunduğumuz durumun yarattığı belirsizliklere rağmen piyasaların temkinli bir iyimserlik içinde olmasını sağlıyor. Ak Parti yönetimi geçtiğimiz on yılda iktisadi anlamda başarılı bir karneye sahip. Özel sektörü ekonominin motoru olarak konumlandıran, mali disiplin ve fiyat istikrarını ekonominin güvencesi olarak tanımlayan politikalar piyasalara güven veriyor.

Ancak  son dönemde temel ekonomik ve siyasi konularda hükümet kanadından gelen çelişkili sinyaller kafaları karıştırmaya başladı. “Büyümede gaza basmalı mı yoksa ihtiyatlı kullanmaya devam mı edilmeli” konusunda hükümet kanadından  birbiriyle çelişen görüşler geliyor.
Merkez Bankası’nın Kasım 2010’da başlattığı ve Başbakan Yardımcısı Babacan’ın desteklediği görüş “dünya piyasalarında riskler devam ediyor şoför temkinli olmalı”  derken sanayicilerden gelen şikayetleri veri olarak alan Bakan Çağlayan “sürekli fren yapmaktan balataları yakacağız” diye “uygulanan politikaları” eleştiriyor.
Bizim kafamızda bir karışıklık yok. Ak Parti hükümeti seçmenin büyüme ve istihdam konusundaki hassasiyetini iyi biliyor. Ancak kamu harcamalarının hesapsızca artırılması ve bütçe açığının artırılması durumunda piyasaların risk primini ve faiz oranlarını  artıracağının da farkında. Risk priminin ve faiz oranlarının arttığı bir ortamda büyümenin itici gücü olan özel sektörün yatırımlarını erteleyeceğinin ve hane halkının konut ve araba gibi vadeli olarak satın alacağı mal talebini öteleyeceğinin bilincinde.

Hükümetin izleyeceği stratejinin ne olacağını anlamak için uzağa gitmeye gerek yok. Geçtiğimiz on yılda işe yarayan “benim en iyi dostum içkim, sigaram, arabam” politikasına devam edilirken, vergi affı, 2B yasası, özelleştirme gibi yöntemlerle bütçe desteklenecek.
Bu arada enflasyon arzu edildiği kadar düşmeyecekmiş. Olacak o kadar! Türkiye seçim yoluna girmek üzeredir. Seçim arabasının şoförü olan politikacılar seçmenin tercihinin düşük enflasyondan yana değil yüksek büyümeden yana olduğunu iyi bilmektedir.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü