2014’te Dünya Enerji Piyasasını Bekleyen Gelişmeler

Son yıllarda gelişen teknoloji ile enerji üretiminde dikkat çekici oranda hızlanan ABD ve Orta Doğu’daki yeni gelişmeler 2014 yılında da enerji piyasasında önemli hareketlerin olacağını gösteriyor. Piyasadaki arz-talep dengesindeki değişimler ABD’de uzun yıllardır uygulanan ticari sınırlamaların da sene sonundaki seçimler öncesi tekrar tartışılmaya başlanmasına neden oluyor. ABD petrol üretimindeki artışla maliyetlerdeki düşüş ABD petrol ihracatının liberalizasyonunu gündeme getiriyor. Orta Doğu’da ise İran’a uygulanan ambargo üzerine yapılan görüşmeler ve Libya’daki gelişmeler petrol fiyatları üzerinde etkili olacak faktörler arasında öne çıkıyor. Enerji piyasasında bir diğer dikkat çeken unsur ise doğalgaz fiyatları. 2013 yılında toparlanmaya başlayan ABD doğalgaz fiyatları ve LNG ihracatındaki yeni gelişmeler global bazda doğalgaz fiyatlarını yakından ilgilendiriyor. Tüm bu gelişmeler ışığında hem enerji fiyatları hem de bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin hisse senetleri etkilenecektir.

2013 yılında dikkat çeken gelişmeler

  • ABD petrol üretimi 2013 yılında %16,3 artış göstererek 8,12 milyon varil/gün ile 1988’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Sondaj teknolojisindeki gelişmelerle son beş yılda petrol üretiminde yaklaşık %60 artış gerçekleşmiş oldu. Buna karşılık petrol ithalatı ise 1990’lardan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Rafineriler ise herhangi bir ihracat kısıtlaması olmadığı için rekor seviyede, yaklaşık 3,5 milyon varil/gün, petrol türevi (benzin, dizel, vb.) ihracatı yapıyor. Bu seviye 2008 yılındaki seviyenin yaklaşık %150 üzerinde.

ABD petrol üretimi vs. petrol ithalatı (‘000 varil/gün) – Kaynak: DOE

ABD petrol türevleri ihracatı (‘000 varil/gün) – Kaynak: DOE

  • Rusya’nın petrol üretimi Eylül ayı sonu itibariyle 10,082 milyon varil/gün ile rekor seviyeye ulaştı.
  • 2011 yılında onay verilen Cheniere Energy’ye ait Sabine Pass kanalının yanı sıra 2013 yılında toplam üç lisans daha verildi. Mayıs ayında, ABD Enerji Bakanlığı serbest ticaret anlaşması olmayan ülkelere doğalgaz ihracatını içeren Freeport LNG projesini şartlı olarak onayladı.
  • 2013 yılı sonunda, Kanada dört tane projenin LNG ihracatına onay verdi.

2014 yılında takip edilmesi gereken muhtemel değişimler ve beklentiler

  • Obama hükümetinin Kanada’dan Nebraska’ya petrol taşıyacak olan Keystone XL boru hattının kuzey bölümünün faaliyete geçmesine izin vermesi

Çevreciler tarafından karşı çıkılan Keystone XL boru hattı konusunda bu sene karar vermesi beklenen Obama’nın bir yandan da bu alanda yatırım yapan şirketlerin ve işçi birliklerinin desteğini kaybetmek istememesi konuyu önemli bir merak konusu haline getiriyor. Projenin iklim üzerindeki etkisi Obama’nın kararında etkili olacaktır. Ancak yaklaşık 42 bin istihdam yaratması beklenen projenin onayının sürekli ertelenmesi konuyla ilgili baskıları arttırıyor. Projeye karşı olan Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi başkanı Ron Wyden’ın görevini bu sene devralması beklenen senatör Mary Landrieu ise projeyi destekleyenlerden biri olduğu için bu konu 2014 yılında da gündemin önemli maddelerinden biri olacak.

  • ABD petrol ihracatındaki sınırlamanın kaldırılması

ABD’de artmaya devam eden, 2016 yılında rekor seviyeye ulaşması hatta Rusya ve Suudi Arabistan’ın önüne geçmesi beklenen petrol üretimi nedeniyle yaklaşık 40 yıldır uygulanan ihracat sınırlamasının gözden geçirilmesi için Kongre’ye ve Obama’ya baskı yapılacak gibi görünüyor. EIA (The Energy Information Administration) tarafından yayınlanan 2014 yılı enerji görünümü raporunda hidrolik kırılma teknolojisi ile hızla artan petrol üretiminin her yıl 800 bin varil/gün artış göstererek 2016 yılında 9,5 varil/gün seviyesine ulaşması beklendiği belirtildi. 2019 yılında ise 9,61 milyon varil/gün ile 1970’deki 9,64 milyon varil/gün seviyesine yaklaşması bekleniyor. 2012 yılında ABD’de kullanılan petrolün %40’ı ithal kaynaklıyken bu oranın 2016’ya kadar %25 seviyesine gerilemesi bekleniyor.

İhracat sınırlaması 1973 OPEC petrol ambargosuna dayanıyor. Bu dönemde ABD petrol seviyesinde azalmayı ve fiyat yükselişini engelleme amaçlı ihracata sınırlama getirildi. Petrol ihracatı için şirketlerin Ticaret Bakanlığı’ndan özel izin alması gerekiyor. Sadece Kanada için istisnalar olabiliyor. İhracat yasağının kaldırılması ise petrol üreticileri ve rafineriler arasında anlaşmazlığa yol açabilir. Benzin, dizel ve diğer ürünlerin artan ihracatıyla kazançlarını arttıran rafinerilerin gelirlerini tehlikeye atacak olan teklif petrol üreticilerinin ise kazançlarını arttıracak bir gelişme olduğu için bu kesim tarafından destekleniyor.

Petrol üreticisi şirketleri temsil eden DEPA’nın (Domestic Energy Producers Alliance) web sitesinde, aşağıdaki linkte bulunan formu doldurarak ABD vatandaşlarının ülkenin enerji bağımsızlığını desteklemesi isteniyor.

http://www.depausa.org/independence

Hükümet tarafında ise dikkat çeken açıklamalardan biri Enerji Bakanlığı’ndan geldi. ABD Enerji Bakanı Ernest Moniz, ABD’de enerji konusunda resmin 1970’lerden farklı olduğunu ve ihracat sınırlamasının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Sektördeki şirketlerin bir kısmı da konuyla ilgili fikirlerini açıkça dile getiriyor. Hem üretici hem de rafineri olan Exxon Mobil’den de geçtiğimiz ay ihracat sınırlandırılmasının tekrar gözden geçirilmesinin gerektiğine dair açıklamalar geldi. Petrol üreticisi olan ancak rafineri olmayan şirketlerden Continental Resources’ın CEO’su Harold Hamm, rafinerilerin limitsiz olarak ihracat yapabildiğini ancak petrol üreticilerinin bunu yapamamasının bu şirketler için haksızlık olduğunu belirtti. Önemli rafinerilerden biri olan Valero ise ihracat yasağının kaldırılmasını desteklemediklerini açıkladı. Şirket adına konuşan temsilci, ABD’nin yüksek miktardaki enerji kaynaklarını daha değerli ürünlere dönüştürerek kullanması ve ihraç etmesinin daha avantajlı olacağını belirtti. Bir diğer rafineri Marathon Petroleum Corporation, serbest piyasa koşullarını desteklediği için yasağın kalkmasına karşı çıkmasa da petrol yerine rafineri ürünlerini ihraç etmenin ticari açıdan faydalı olduğunu vurguladı. Rafinerileri temsil eden bir birlik olan The American Fuel and Petrochemical Manufacturers da yasağın kaldırılmasına karşı olmadıklarını açıkladı.

Petrol ihracat yasağının kalkmasına destek verenlerden biri de sektörün önemli bir bölümünü temsil eden API. API yöneticilerinden Erik Milito, serbest ticareti desteklediklerini belirtti. Milito, API olarak özellikle demokrat senatör Ron Wyden ve Cumhuriyetçi senatör Lisa Murkowski olmak üzere Enerji Komitesi ile konuşmayı planladıklarını açıkladı. Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi üyelerinden olan Lisa Murkowski, ihracat sınırlamalarının kaldırılmasıyla ülkenin enerji piyasasındaki liderliği konusunda önemli bir mesaj verilmiş olacağını ve ülkenin enerji güvenliğinin aratacağını, fiyatların yükselmesine neden olabilecek ve ülkenin istihdam durumuna zarar verebilecek sorunlar yaşanmadan bu sınırlamaların kaldırılması gerektiğini savunuyor. Konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde Obama’ya mektup yazan Murkowski konunun sıkı takipçilerinden olmaya devam edecek gibi görünüyor.

İhracat yasağının kaldırılmasına karşı olan bazı Demokratlar ise bu durumun petrol şirketlerini zenginleştirerek artan benzin fiyatlarının tüketiciye zarar vereceğini öne sürüyor.

  • Libya petrol ihracatında artış olması

2013 yılının son aylarında ihracat terminallerinde protestocu gruplarla kısmen de olsa anlaşmaya varılması 2014 yılı için Libya petrol üretimine dair görünümü daha pozitif hale çevirdi.

  • P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya) tarafından İran’a uygulanan yaptırımların azaltılması ve İran petrol ihracatında artış olması.

2013 yılı sonunda yapılan görüşmeler sonucu petrol ihracatındaki sınırlama kaldırılmasa da İran ve P5+1 ülkeleri arasında kısmen uzlaşmaya varılması altı ay sonraki görüşmeler için umut vadediyor. Ancak petrol ihracatındaki mevcut engeller kaldırılsa da alt yapı sorunları nedeniyle bu sorunlar giderilmeden İran petrol ihracatında çok hızlı bir yükseliş olması düşük bir ihtimal.

  • Irak petrol üretiminde artış olması

Libya, İran, Irak petrol üretimleri (‘1000 varil/gün) – Kaynak: DOE

  • ABD, LNG (liquefied natural gas) ihracatı için Enerji Bakanlığı tarafından verilen lisans onaylarının hızlanması.

Şu an onay için bekleyen yaklaşık 20 başvurunun kaçının 2014 yılında onaylanacağı merak konusu. Bu yıl Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi başkanı olması beklenen senatör Mary Landrieu, Keystone XL projesinde olduğu gibi LNG ihracatı konusunda da destekçi konumunda bulunuyor. Şu an yapımı devam eden ve yaklaşık $12 milyar maliyeti olması beklenen Sabine Pass terminalinin 2015 yılında Asya’ya LNG ihracatına başlaması bekleniyor. Şu an dünyanın en fazla doğalgaz stoğuna sahip Rusya için ABD’nin Asya’ya olan erişiminin artması Rusya ekonomisini ve global doğalgaz fiyatlarını önümüzdeki yıllarda etkileyecek önemli faktörlerin başında geliyor. EIA (The Energy Information Administration) tarafından yayınlanan 2014 yılı enerji görünümü raporunda doğalgaz üretiminin 2012-2040 yılları arasında %56 artarak 37,6 trilyon kübik feet seviyesine ulaşması beklentisi açıklandı. Önümüzdeki yıllarda elektrik üretiminde doğalgaz kullanımının da kömür kullanımını geçmesi bekleniyor. Daha kısa vadeli bir bakış açısıyla ise 2014 yılına oldukça hızlı bir yükselişle başlayan doğalgaz fiyatları kömürü elektrik üretiminde daha cazip bir konuma sokabilir.

Tüm bu potansiyel gelişmeler, 2014 ve sonrası için enerji piyasasında gündemi oluşturacak konu başlıkları olarak öne çıkıyor. Sadece petrol, doğalgaz, benzin gibi ürünler değil ayrıca bu sektördeki şirketlerin hisse senetleri de bu gelişmelerden etkilenecek ve takip edilmeye değer enstrümanlar arasında yer alıyor. 

Ayşegül Kabakçı

Uzman | Uluslararası Piyasalar – Hisse Senedi ve Türev

Yatırımcıları ikna etmek…

“Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmişiz.” Böyle başlardı çocukken dinlediğimiz masallar. Anlam veremezdik, sorardık. Dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol nasıl gidilir?

Masal bu, derdi büyüklerimiz. Masalda her şey olur.

Alınan önlemlere rağmen cari açığın neden inmediğini soran yatırımcılarımıza masal ile karışık bir cevap veriyorum: Türkiye burası, her şey olur.

Ekonomi yönetimi 2010 yılı Kasım ayından beri “yüksek cari açık ve kısa vadeli finansmanın” Türkiye için yarattığı tehdide karşı önlem alıyor.

Aradan üç yıl geçti. Bir yığın önlem alındı. Ama açıklanan rakamlara göre bir arpa boyu yol bile gidememişiz.

2010 yılında Türkiye’nin cari açığı 45 milyar dolar ile milli gelirin %6.2’si düzeyindeydi.

2013 yılında Türkiye’nin cari açığı 65 milyar dolar ile milli gelirin %8.0’i düzeyine yükseldi.

Alınan önlemlere rağmen neden cari açık yükseldi? Türkiye daha hızlı mı büyüyor?

Maalesef hayır. 2010 yılında büyüme hızımız %8.9 idi. 2013 yılında büyüme hızımızın %3.8’e gerilemesini bekliyoruz.

Büyümenin 5 puana yakın gerilemesine rağmen cari açığımızın 2 puana yakın artmasını anlatmak kolay değil. Özel sektörün yaptığı yatırımlarda bir artış yok. Tam tersine azalmış.

Dış dengemizdeki bozulmayı araba sevdası ile anlatmak istemiyoruz. Cep telefonu hiç olmaz! Allah’tan altın ticareti ve enerji yardımımıza yetişiyor. Altın ticareti hariç bakıldığında cari açığın 45 milyar dolardan 53 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz.

Altın hariç bakıldığında cari açık milli gelirin yüzdesi olarak %6,1’den %6,5’e yükselmiş.

Enerji ithalatındaki artışı vurgulayınca, durumun o kadar da kötü olmadığına ikna oluyorlar. Türkiye’nin enerji ithalatı 38 milyardan 56 milyar dolara çıkmış.

Altın ve enerji hariç bakınca cari dengemizde bir düzelme var. Ama yatırımcılarımız tam olarak ikna olmuyor.

Bizim gibi enerji ithalatçısı olan Kore ve Çin’i örnek veriyorlar. Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere göre dış dengede kırık not aldığını söylüyorlar.

Sabredin biraz diyorum. 2014 yılında zayıf TL, yüksek faiz düşük büyüme üçlüsü ekonomide yeniden dengelenmeyi destekleyecek.

Cari açığın 2014 yılında 65 milyar dolardan 48 milyar dolara gerilemesini bekliyoruz. Milli gelirin %8.0’inden, %5.9’una gerileyen cari açık iyi bir gelişme.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Yeniden dengelenmede kısa bir mola

TÜİK’in açıkladığı Ekim ayı dış ticaret verilerine göre ihracat yıllık bazda %8,2 azalarak 12,1 milyar dolar, ithalat ise yıllık bazda %3,7 artarak 19,5 milyar dolar seviyesinde gerçekleşti. Böylece aylık dış ticaret açığı 7,4 milyar dolar ile geçen senenin %32 üzerinde geldi. 

Dış ticaret açığındaki artışta altın ithalatındaki artış etkili oldu. Geçtiğimiz sene net ihracat ile dış ticaret açığını azaltıcı etki yapan altın ticareti bu sene net ithalata dönerek açığın büyümesine  neden oldu.

Ama asıl rahatsız edici olan altın hariç dış ticaret açığının içinde bulunduğumuz olumlu konjonktüre rağmen azalmaması.

Son aylarda dış ticaret açığının azalmasına katkı yapması beklenen üç temel gelişme yaşandı:  

  1. Avrupa ekonomisindeki canlanma işaretleri
  2. FED’in varlık alımlarını azaltacağı endişesiyle yaşanan parasal sıkılaşma
  3. Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırması.

Buna rağmen dış ticaret cephesinde sadece sınırlı bir düzeltme yaşanıyor. Euro bölgesi PMI verilerindeki güçlenmeye rağmen Avrupa’ya ihracatımız Ekim ayında yatay seyretti. Türk lirasında yaşanan değer kaybına ve faizlerdeki artışa rağmen tüketim malı ithalatındaki hızlı artış devam ediyor. Çin’den yapılan ithalat engellenemez bir şekilde artarak toplam dış açığımızın beşte birini oluşturuyor. Söz konusu konjonktür BDDK tarafından geçen hafta açıklanan makro ihtiyati tedbirlerin  önemini daha da artırıyor. Ekonomi yönetimi kredi kartı harcamalarında ve tüketici kredilerinde vadeleri  kısaltan ve teminat oranlarını artıran yeni tedbirler ile borca dayalı tüketimi kısıtlayarak ekonomideki dış ticaret lehine dengelenmemeyi hızlandırmayı amaçlıyor.

BDDK tarafından alınan önlemleri önemsiyor ve destekliyoruz. Temkinli para politikası duruşunun, zayıf seyreden sermaye akımlarının ve alınmakta olan makro-ihtiyati önlemlerin önümüzdeki aylarda finansal koşullarda önemli bir sıkılaşma sağlamasını bekliyoruz. Söz konusu sıkılaşma tüketici kredilerinin büyüme hızının sürdürülebilir seviyelere indirilmesinde önemli katkı sağlayacak, altın-hariç cari açıktaki iyileşmeyi destekleyecektir. Bu nedenle Ekim ayı dış ticaret dengesindeki bozulmaya rağmen 2014 için eskisine göre daha iyimseriz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Uzaydan Görülebilen Stoklar

Her yıl Kasım ayının 4. Perşembe günü kutlanan Şükran Günü sonrasında küresel piyasalarda genel olarak Yılsonu /Noel Baba rallisi olarak bilinen süreç başlar. Piyasaların tatil havasına girmeye başladığı bu dönemde genellikle alımların güçlendiği, yılsonuna yaklaştıkça hacimlerin azaldığı gözlemlenir. Son on yıla bakıldığında, 2008 yılında yaşanan global mali kriz süreci gibi olağanüstü durumlar dışında çoğunlukla bu görüntünün oluştuğunu görüyoruz.

Emtia piyasalarına kısaca göz atıldığında, özellikle endüstriyel metaller tarafında Kasım ayı itibariyle bu sürecin kendini hissettirmeye başladığı görülüyor. Ekim ayında sert satış baskısı altında kalan LME alüminyum, Kasım’da %10 değer kazanarak $2100/ton seviyesine yaklaştı. 50-100-200 günlük hareketli ortalamalar ve önemli direnç seviyelerinin kırılmış olması hafif metaldeki hızlı yükselişin kısa zamanda $2200’e ulaşacağı beklentisini gündeme getirdi. Aynı zamanda yılsonuna yaklaşırken kapatılan pozisyonlar ve “short covering” etkisinin metal fiyatını yukarı taşıyan etkenler olduğuna tanık olduk. ABD’deki mali uçurum görüşmeleri, yeni yılın ilk günlerinde diğer piyasalarla birlikte alüminyuma da güçlü yükselişler getirdi. Yılın ilk iki işlem gününde toplam %5.4 değer kazanarak piyasanın beklentisini karşılamaya oldukça yaklaştı.

Son dönemde, alüminyum teknik olarak güçlü görünse de, temel dinamikler incelendiğinde metaldeki yükselişin yeterince desteklenmediği görülüyor. Bu anlamda, son dönemde Çin’in ürün bazında açıkladığı ithalat-ihracat verileri dikkat çekiyor. Ekim ayında, ülkenin alüminyum ithalatını yıllık bazda dörde katlamış olması ve piyasadaki en büyük oyuncu olarak net ithalatçı konumunu korumuş olması temel anlamda metali destekler nitelikte bir veri olarak öne çıkmıştı. Ancak Şangay Futures Borsası (SHFE) ve Londra Metal Borsası (LME) stoklarına bakıldığında metalin bu denli güçlü olmadığı göze çarpıyor. SHFE stokları, Temmuz ayından bu yana kısa düşüşler dışında sürekli artış kaydediyor. Bu süre içinde %317 artarak 46,000 tondan, Aralık ayında 192,000 tona ulaşan alüminyum stokları Haziran 2011’den bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştı. LME stoklarında ise 2012 yılı başından bu yana %5’in üzerinde artış ile tarihi zirve olan 5.24 milyon tona ulaşıldı.

Bunun yanı sıra, Çin Devlet Rezerv Bürosu’nun (SRB) zarar eden maden üreticilerine destek vermek amacıyla metal alımı yapması ilk etapta talep yaratıyor izlenimi oluştursa da, orta vadede stok fazlasına yol açacağından aslında bu da alüminyum fiyatı üzerinde baskı oluşturması beklenen bir etken. Bu yılki LME haftasında, alüminyum traderları arasında geçen “Uzaydan bakıldığında Dünya üzerinde çıplak gözle görülen şey nedir?” “Vlissingen (LME’nin Hollanda’daki kayıtlı alüminyum deposu) stokları.” şeklindeki diyaloglar basit şakalar gibi görünse de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

Temel anlamda metal üzerinde baskı oluşturan bir diğer faktör ise üretim. Bu alanda da önemli oranda artış göze çarpıyor. Son beş yıla bakıldığında, dünyanın en büyük alüminyum üreticisi olan Çin’in birincil alüminyum üretiminin %51 oranında artış gösterdiği görülüyor. Uluslararası Alüminyum Enstitüsü’nün raporuna göre, 2012 yılı Ocak-Aralık döneminde üretim 18 milyon tona ulaştı. Azalan maliyetler, üretimdeki artışı tetikleyen en önemli etken olarak öne çıkıyor olsa da hammadde ithalatındaki artışın da önemli bir yere sahip olduğu dikkat çekiyor.

İthalat verilerine hammadde bazında daha yakından baktığımızda, 2012’nin son beş aylık döneminde, Çin’in alümina ithalatında ciddi oranda artış yaşandığını görüyoruz. Yıllık bazda, Ağustos’ta sekiz, Eylül’de beş kat artış gösteren ithalat, Ekim ayında yavaşlayarak yalnızca %41 artmış olsa da Kasım’da tekrar güçlü bir çıkış gerçekleştirdi. Ülke, Kasım ayında alümina ithalatını %139 artırarak 543bin tona çıkardı. Böylece ülkenin alümina ithalatı Ocak-Kasım döneminde %175 artışla 4.6 milyon tona ulaşmış oldu. Boksit ithalatı ise bir süredir yıllık bazda geriliyor olmasına rağmen aylık bazda artış göstermeye devam etti. Ocak-Kasım döneminde ülkenin toplam boksit ithalatının 36 milyon tona ulaştığı kaydedildi.

Tüm bu veriler dahilinde, pek çok yabancı kurumun 2013 ilk yarı için alüminyum piyasası beklentisini yaklaşık 1 milyon ton arz fazlası olarak belirlemiş olması şaşırtıcı değil. Diğer yandan alüminyum talebindeki büyümenin diğer metallere oranla daha hızlı olacağı beklentisi ve olumlu teknik görünüm bir süre daha metal fiyatındaki yukarı yönlü hareketliliği destekleyebilir. Ancak yine de uzun vadeli görünüm çok güçlü olmadığından temkinli yaklaşmakta fayda var.

Elif Keskin

Uzman | Uluslararası Piyasalar