Avrupa’dan gelen soğuk rüzgarlar…

Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek büyüme rakamları, Avrupa ekonomisinin durgunluktan çıkmasını kutlamak için henüz çok erken olduğunu gösterdi. Eurostat tarafından açıklanan mevsimselliğe göre düzeltilmiş verilere göre yılın ilk çeyreğinde Avro bölgesi geçen senenin son çeyreğine göre sadece yüzde 0.2 büyüdü. Piyasa tahminleri büyümenin yüzde 0.2 olacağı yönündeydi.

Ancak kötü haber Avro Bölgesinin büyümesinin önceki çeyreğe göre yavaşlaması değil. Asıl sorun Almanya ekonomisinin büyümesi güçlenirken çoğu Avrupa ülkesinin yeniden durgunlukla boğuşmaya başlaması.

Almanya ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 0.8 genişleyerek, geçen çeyrekteki yüzde 0.4’lük rakama göre vites büyüttü. Durgunluktan çıktığını teyit eden bir diğer ülke İspanya oldu. İspanya’nın büyümesi yüzde 0.2’den yüzde 0.4’e yükseldi.

Ancak Avro bölgesinin diğer ağır topları Fransa, İtalya ve Hollanda ekonomilerinden gelen haberler iyi değil. Avrupa’nın iki numarası Fransa’nın büyümesi yılın ilk çeyreğinde sıfıra gerilerken, üç numaradaki İtalya yüzde 0.1 küçülüyor. Avrupa’nın beş numarası Hollanda’da işler çok daha kötü. Yılın ilk çeyreğinde Hollanda ekonomisi yüzde 1.4 küçülüyor.

Enflasyonun gerilediği bir ortamda büyümenin de yavaşlaması yüksek borçlu Avrupa ekonomisi için çok kötü bir haber. Borç deflasyon sarmalından çıkmak için Avrupa’nın uzun dönemli büyümesini yüzde 3.0’ün üzerine çıkarması gerekiyor. Yüksek borçlu çevre ülkelerinde borç dinamiklerini düzeltecek büyüme oranı yüzde 5.0’in üzerine çıkıyor.

Mevcut büyüme rakamlarıyla Avrupa’nın borçluluğunun artmaması için reel faizlerin düşürülmesi gerekiyor. Yüksek borçluluğa paralel risk priminin arttığı ve enflasyonun gerilediği bir ortamda faizlerin düşmesinin tek bir yolu var. Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasında şok bir genişlemeye gitmesi.

Para piyasası faizlerinin zaten yüzde 0.25 civarında olduğu bir ortamda faiz indirimiyle bunu başarmak mümkün değil. Avrupa Merkez Bankasının bilançosunu kullanarak piyasalara verdiği para miktarını artırması gerekiyor.

Türkiye için bir iyi bir kötü haber var 

Bilindiği üzere bunun yolu bankacılık sektörüne uzun dönemli ve düşük faizli kredi açılmasından veya ABD ve Japonya örneğinde olduğu gibi doğrudan varlık alımlarıyla ülkelerin borçlanma maliyetlerini düşürülmesinden geçiyor.

Avrupa ekonomisindeki yavaşlama Türkiye için kötü bir haber. Türkiye’nin yurt dışından ve yurt içinden son dönemde gelen şoklara rağmen büyümesini sürdürmesinde Avrupa ekonomisindeki canlanma esas rolü oynamıştı.
Türkiye’nin ihracatı ağırlıklı olarak otomotiv, beyaz eşya, televizyon ve tekstil gibi büyümeye duyarlı mallardan oluşuyor. Bu yüzden Avrupa’nın büyümesindeki 0.2-0.3 yüzde puanlık bir gerileme ihracatımızda 3-4 yüzde puanlık bir gerilemeye yol açabiliyor.

Avrupa’nın genişleyici para politikasında vites büyütmesi Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bir iyi bir de kötü haber içeriyor. 

İyi haber ile başlayalım. Türkiye’nin yurt dışından sağladığı finansmanda Avrupa piyasaları yüzde 50’nin üzerinde bir payla aslan payına sahip. Avrupa bankalarının daha ucuz ve bol finansman bulmaları Türkiye ekonomisinin büyümesi için ihtiyaç duyduğu kaynağı sorunsuzca temin etmesini sağlayacak.

Kötü haber ile devam edelim. Uygulanacak politikalar hedefine ulaşır ve avronun değeri düşürülürse ihracatçılarımızın Avrupa pazarlarındaki rekabet avantajı azalacak. Bu durum yeniden kur savaşlarının gündeme gelmesine ve Türkiye’de dahil bir dolu Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesinde neden olabilir.

Soma’da hayatını kaybeden madenci kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Ömürlerini bizim için karanlıkta geçirdiler, nur içinde yatsınlar.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Euro Bölgesi

23 Nisan günü Eurostat Eurobölgesi ve ülkeler bazında borç, açık,gelir ve gider rakamlarını yayınladı. Toplamda Kamu harcamaları krizden bu yana azalırken 2011-2012 öneminde hafif artmış. Gelirlerde de hafif bir artış görüyoruz. Borçun ise hem nominal hem de GDP içindeki payı artmış görünüyor. Reinhart ve Rogoff’nun 90% benchmarkında bir excel hatası olmasının etrafında patlayan tartışma sonucunda Krugman gibi paket destekcileri daha fazlasının yapılması için argümanlarını kuvvetlendirirken  çalışmadan tek bir rakamı ayırıp geri kalanı çöpe atmanın anlamsız olduğunu söyleyenlerde  çok şükür ki var.Hatırlarsanız bu çalışma borç/GDP oranı 90%yi aştığında ekonomik büyümenin durduğunu ve enflasyonun gündeme geldiğini gösteriyordu. İstatistiklere dönersek ; bütçe açıkları ise daralmış durumda.

Ülke bazında baktığımızda bazı ülkelerin (İspanya) merkez ülkelerden daha iyi borç/gdp oranına sahip olduğunu ancak bütçe dengelerinin çok bozuk olduğunu, bazılarında ise (Italya) tam aksi bir durum olduğu görülüyor. Portekiz gibi bazı ülkelerde ise her ikisi de var. Ancak bence bu istatistiklere bakıldığında yapılması gereken EA17 geneli ile ABD ve Japonya’nın muadil verilerinin karşılaştırılması. O zaman görülecektir ki EA bu iki ülkeye göre bariz geride olmadığı gibi cari denge gibi bazı dengelerde net bir şekilde daha iyi. EA’da yaşanan sorun kendi içinde dengesizlik yaşayan bir sistem olması. Bu da bizi bir kez daha Almanya’nın uygulaması gereken stratejilere getiriyor. Ancak bu konuya tekrar girmek istemiyorum, zira Finans Bakanı bu ortamda bile ECB’nin likiditeyi kısması gerektiğini söyledi. LTRO geri dönüşleri nedeni ile büyük merkez bankaları arasında bilançosunu daraltan tek merkez bankası zaten ECB. Daralma Almanların talep ettiği gibi daha hızlı bir şekilde yaşanırsa bölgenin yeniden, henüz girmedi ise, resesyona girmesi kaçınılmaz. Bu arada son PMI verilerinin ardından ECB’nin bir faiz indirimine gitmesi beklentisi kuvvetlendi. Gerçekten de son toplantısında bunun sinyalini veren ECB Alman ekonomisinde de görülen yavaşlama ile 25 baz puanlık bir indirime gidebilir. Ancak bu pek bir işe yaramayacak. Zira sorun LTRO geri dönüşlerinde de gördüğümüz üzere sorun paranın miktarı veya fiyat değil. Bankalar küçük ve ortaboy şirketlere kredi açmak istemediği gibi sağlıklı şirketlerin de önemli bir kısmı büyüme planlarını ertelediğinden kredi talep etmiyor. Bu nedenle ECB faiz indiriminin ötesinde kredilerin garanti edilmesi gibi bazı sıradışı önlemleri de gündeme getirebilir.

 

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar