Piyasalarda bahar sevinci…

Küresel risk iştahı iyileşmeye devam ediyor. Dünya piyasaları Paskalya tatiline erken bahar sevinci içinde girdi. ABD şirket karlarındaki yükseliş ve güçlü ekonomik veriler piyasalardaki olumlu havayı destekleyen temel itici gücü oluşturdu. 

Mevsim normallerinin çok altında seyreden hava sıcaklığı ve bitmek bilmeyen kar fırtınaları yüzünden ABD ekonomisinin yılın ilk çeyreğinde sert iniş yapacağından endişe ediliyordu. Ancak açıklanan şirket karları kötümserleri yalanlıyor. Bugüne kadar açıklanan ilk çeyrek karlarının %60’ı beklentilerden daha iyi geldi. Gelişmekte olan ülkelerde bu oran yılın son çeyreği için %30’lar mertebesindeydi.

Dörtlü Ukrayna görüşmelerinde bölgede istikrarın sağlanması için atılacak adımlar konusunda anlaşmaya varılması piyasaları destekleyen diğer bir gelişmeydi. Yapılan anlaşmaya göre ilk aşamada bölgedeki isyancıların silahlarını bırakması hedefleniyor. Ukrayna hükümeti bunun karşılığında karar alma mekanizmalarında bölgelerin rolünü artıracak bir reform süreci başlatacak.
Görüşmeler sonrası iyimserliğimizi sınırlayan iki temel neden var. Toplantılarda Ukraynalı muhalif güçleri temsil eden kimse yoktu. Rusya sınıra yığdığı askeri gücünü geri çekme konusunda bir taahhütte bulunmadı.  Buna rağmen piyasalar gerginliğin daha fazla yükselmeyeceği bir çözüm için umutlanıyor.

Küresel risk iştahına duyarlı Borsa İstanbul gelişmekte olan piyasalar liginde başa güreşmeye devam ediyor. MSCI Türkiye yerel seçimlerin hemen öncesinde başladığı yükselişini sürdürerek son üç ayda %27 getiri ile gelişmekte olan ülkelere (%8) tur bindirdi. Borsa İstanbul seçimlerin hemen sonrasında kar satış hedefi olarak önerdiğimiz 73,000 – 74,000 hedef bandına ulaştı.

Başkan Başçı’nın Merkez Bankası genel kurulunda yaptığı konuşma piyasalardaki yükselişi destekleyen diğer bir etkendi. Hükümetin Merkez Bankasına faiz indirimi için baskı yaptığı söylentilerinden rahatsız olan piyasalar Başçı’nın faiz indiriminin kısa vadede gündemde olmadığı konuşmasıyla rahatladı.

Başçı’nın konuşmasından şu aşamada faiz indirimi yerine makro ihtiyati tedbirler yoluyla gevşetici bir adım atılmasının daha uygun olacağını bunun için de doğru adresin BDDK olduğu mesajını aldık. Büyümenin görece güçlü ve enflasyonun yükseliş eğiliminde olduğu mevcut iktisadi görünüm faiz indirimi için uygun değil.

Gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahının yeterince yüksek olmaması kısa vadede faiz indirimini engelleyen bir diğer neden. Başçı bu nedenle olası bir yavaşlama riski karşısında faiz indirimi yerine BDDK’nın makro ihtiyati tedbirler yoluyla gevşetici bir adım atmasının daha uygun olacağını işaret ediyor.

Yaşanan gelişmeler sonrasında piyasalarla ilgili görüşlerimizde bir değişiklik yok. Portföylerde ağırlığın Türk lirasına verilmesini önermeye devam ediyoruz. Kısa vadede faiz indirimine gidilmeyeceğine işaret edilmesi Türk lirasını destekleyici bir gelişme.

Kısa ve orta vadeli sabit faizli tahvilleri önermiyoruz. Faiz indirimi beklentilerinin ötelendiği bir ortamda verim eğrisinin kısa ve orta bölgesinde ılımlı bir satış bekliyoruz. Bunun yerine kısa uçta banka mevduatını orta bölgede değişken faizli özel sektör tahvillerini öneriyoruz.

Son dönemde yaşanan sert yükseliş sonrasında Borsa İstanbul’u değerleme olarak eskisi kadar cazip bulmuyoruz. Makro ihtiyati daraltıcı adımların geri çekileceği beklentisiyle kısa vadede borsada yükseliş sürebilir. Söz konusu yükselişlerin pozisyon azaltmak için fırsat olarak kullanılabileceğine inanıyoruz. 

Serhat Gürleyen

Direktör | Araştırma

Artık demir almak zamanı geldi bu limandan…

Gelişmekte olan piyasalar Nisan ayına iyimser bir erken bahar havasında girdiler. ABD ekonomisindeki yavaşlama sinyallerinin mevsim normallerine göre çok kötü hava koşullarından kaynaklandığının görülmesi ve Çin ekonomisinde sert iniş endişelerinin azalması gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahını artırdı.

Türkiye beklenmeyen bir atakla yarışta öne geçti

Türkiye Mart ayında açık ara en güçlü performans gösteren borsa oldu. MSCI Türkiye endeksi %17 getiri ile gelişmekte olan ülke borsalar ortalamasının altı katına yaklaşan bir performans sergiledi.

Borsa İstanbul’daki yükselişte gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahındaki artısın yanı sıra iki temel neden rol oynadı:

  • Merkez Bankası’nın Türk lirası zorunlu karşılıklara faiz ödeyebileceğinin sinyalini vermesi
  • Yolsuzluk suçlamalarına rağmen yerel seçimlerde AKP’nin oy oranını büyük ölçüde koruması.

Merkez Bankası’nın hayat öpücüğü piyasayı kurtardı

Merkez Bankası ile başlayalım. Ekonomide sert bir yavaşlama olması durumunda Merkez Bankası’nın zorunlu karşılıklara faiz ödeyebileceği açıklaması üzerine bankaların %35 ağırlık ile önemli bir paya sahip olduğu Borsa İstanbul sert bir şekilde yükseldi. S&P, Moody’s ve Fitch gibi derecelendirme kuruluşları tarafından yayınlanan raporlarda kırılganlığı öne çıkartılan banka hisseleri Merkez Bankası açıklaması sonrası yeniden hayat buldu. 17 Aralık sonrasında sektör geneline göre daha fazla kan kaybeden kamu bankaları güçlü performansıyla dikkat çekti.

Seçim sonrası istikrar beklentisi yükselişi hızlandırdı

Yerel seçimler ile devam edelim. Geçici resmi sonuçlara göre AKP 30 Mart 2014’te yapılan yerel seçimlerde Türkiye genelinde %43 oy alarak açık ara birinci oldu. Parti 2009 yılı yerel seçimlerinde Türkiye genelinde %39 oy almıştı. Kesinleşmemiş sonuçlara göre AKP Ankara ve İstanbul’da oyların sırasıyla %48 ve %45’ini alarak bu iki şehirde de belediye başkanlığını korudu. Haziran ayında yaşanan Gezi olayları ve 2013 sonunda patlak veren yolsuzluk suçlamaları 2014 yılı yerel seçimlerini AKP ve Başbakan Erdoğan’ın güven oylamasına dönüştürdü. İktidar ve muhalefet partilerinin izlediği sert politika da yerel seçimlerin genel seçim ortamına dönüşmesinde etkili oldu.

Seçim sonuçları Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olma ihtimalini artırdı gözüküyor

Yerel seçimleri başarıyla arkada bırakan Başbakan Erdoğan önümüzdeki dönemde izleyeceği stratejiyi yakında oluşturacak. Ortak beklenti yerel seçimlerdeki yüksek destekten sonra Başbakan Erdoğan’ın Ağustos’ta iki turlu halk oylamasıyla seçilecek cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aday olması ve yerini Cumhurbaşkanı Gül’e bırakması.

Başbakan’ın mevcut anayasa ile cumhurbaşkanlığına aday olacağı konusunda şüphelerimiz var. AKP’nin yerel seçimlerde aldığı oylar BDP’nin desteğini almadan Başbakan’ın cumhurbaşkanlığını ikinci turda kazanmasını zorlaştırıyor. CHP ve MHP’nin genel kabul gören ortak bir aday üzerinde – Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ gibi anlaşması durumunda Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı hedefi zora düşebilir.

Erdoğan’ın Cumhurbaşkanlığı konusundaki kararını etkileyecek bir diğer konu da Gülen Cemaati ile yaşanan kavga. Yakın dönemde yapılan kanun değişiklikleri ile yasama organı üzerinde artan kontrol ve MİT’in yetkilerinin arttırılması başbakanlığın gücünü daha da arttırdı. Erdoğan’ın Gülen cemaati ile kavgasını başbakanlık görevinde sürdürmesi daha mantıklı.

Erdoğan’ın Başbakan olarak erken seçime gitme ihtimali bizce daha yüksek

Başbakan Erdoğan’ın belediye seçimlerinin rüzgarını AKP iktidarını sağlamlaştırmak için kullanıp erken seçimi gündeme getirmesini daha olası bir senaryo olarak görüyoruz. Seçim sonuçları Türk seçmeninin istikrar ve büyümeyi yolsuzluk ve rüşvet iddialarına göre daha fazla önemsediğini gösteriyor. Muhalefetin ülkeyi yöneteceğine karsı güven eksikliği de AKP’nin oy oranlarını korumasında etkili oluyor. Hükümetin bu konjonktürü kullanmak istemesi daha olası.

Yurtdışından ve yurtiçinden kaynaklanan şoklara rağmen yılın ilk çeyreğinde ekonomide önemli bir yavaşlama yaşanmaması yerel seçimde AKP hükümetini destekledi. Avrupa ekonomisindeki canlanmaya duyarlı ihracatımızdaki artış iç talepteki yavaşlamayı şimdiye kadar telafi etti. Bu durumun değişebileceğinin farkında olan hükümet yılın ikinci yarısında ekonomik büyümede olası bir yavaşlama endişesiyle erken seçim yapmak isteyebilir.

Bundan sonra ne olacak?

Seçimlerden önce piyasa oyuncularının çoğu AKP’nin %40-%45 bandında oy almasının piyasa için en iyi senaryo olduğu düşüncesindeydi. Açıklanan sonuçlar piyasanın iyi senaryo bandı içinde geldi. Piyasalar “politik istikrar” diye isimlendirilebilecek bu senaryoyu satın almaya iki hafta önce gelen ve AKP’nin %45 oy olacağını öngören Konda anketi sonrasında başladı. Borsa seçim öncesi hafta ortasında başlayan yükseliş ile sene basından beri kaybının fazlasını geri aldı.

Yaptığımız hesaplamalar son dönemde yaşanan yükselişe rağmen Türk varlıklarının gelişmekte olan ülkelere göre daha yüksek bir risk primiyle işlem gördüğünü gösteriyor. Ancak risk primindeki artısın önemli bir kısmının ekonomi cephesinde artan risklere ait olduğunu kabul etmek lazım.

Borsa İstanbul 73,000-74,000 seviyesine yaklaştığında pozisyonların azaltılmasını öneriyoruz.

Gelişmekte olan ülkelerle yapılan karşılaştırmalar Türkiye’nin benzer ülkelere göre büyümesinin daha düşük, enflasyonunun daha yüksek, cari dengesinin daha bozuk olduğunu gösteriyor. Seçim sonuçlarından bağımsız olarak Türkiye ekonomisi büyümede sert iniş, enflasyonda artış ve dış borçlanmada kırılganlık gibi önemli risklerle karşı karşıya bulunuyor. Mevcut değerlemeler bu risklere karsı yeterli marj içermiyor.

Özetleyecek olursak piyasalarda politik istikrarın yarattığı olumlu hava ile birlikte kısa süreli bir yükseliş yaşandı. Ancak bu olumlu havanın uzun soluklu olmayacağını düşünüyoruz. Gerek toplumda artan kutuplaşma, gerekse ekonomi cephesinde artan riskler ve hedef değerimize yaklaşan fiyatlar nedeniyle piyasalarda yaşanacak yükselişin fırsat bilinip Borsa İstanbul 73,000-74,000 seviyesine yaklaştığında pozisyonların azaltılmasını öneriyoruz.

Serhat Gürleyen

Direktör | Araştırma

Gelişmekte olan ülkelerde yavaşlama

Küresel yatırımcıların portföy tercihlerinde 2013 yılı başından bu yana gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülke hisse senetlerine bir geçiş görülüyor.  Sene başından bu yana ABD borsasında %19,9,  Euro bölgesinde %9,5 yükseliş görülürken,  gelişmekte olan ülke borsalarında %9,5 gerileme görüldü.

Geçen hafta yayınlanan PMI verileri küresel portföylerde gelişmekte olan piyasalar aleyhine yaşanan değişimin arkasındaki temel gerekçelerden birisinin ekonomik büyümedeki yavaşlama olduğunu bir kez daha gösterdi.   

Temmuz ayı küresel PMI verisi Haziran’a göre 0,9 puan artarak 52,1’e yükseldi. Dünya ekonomisindeki canlanma ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa ekonomilerinden kaynaklandı. ABD ISM verisi 55,4 ile son iki yılın en yüksek seviyesine çıkararak Wall Street’teki kırılan rekorların arkasını doldurdu.

Euro bölgesi sanayi PMI rakamı 48,8’den 50,3’e yükseldi. 2011 Temmuz’undan beri ilk defa 50 seviyesinin üzerine yükselen PMI rakamları Euro bölgesinin durgunluktan çıkmaya  başladığına işaret ediyor.

Gelişmekte olan ülkelerdeki yavaşlama Temmuz ayında da devam etti.  Temmuz ayı PMI rakamları 49,4 ile son dört yılın en düşük seviyesine geriledi. Gelişmekte olan ülkelerde son aylardaki sert yavaşlamada uygulanmakta olan sıkılaştırıcı ekonomi politikaları etkili oldu.

Verilerdeki gerilemede Asya önden gidiyor.  Çin PMI rakamı 47,7 arka arkaya dördüncü kez geriledi. Diğer büyük gelişmekte olan ülkeler de  -Hindistan (50,1), Taywan (48,6), Kore (47,2) – parlak bir tablo çizmiyor.

EMEA bölgesinde de ekonomik görünüm pek parlak değil. Temmuz ayı PMI rakamı 50,1 ile Haziran’daki 51,2’nin oldukça altında kaldı. Avrupa’daki canlanmaya duyarlı Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya yükselirken bölgedeki gerilemede iki ağır topun Rusya ve Türkiye’nin yavaşlaması etkili oldu.

Rusya’nın PMI verisi 51,7’den 49,2’ye gelerek son 43 ayın en düşük seviyesine geriledi.  Türkiye’nin PMI verisi 51,2’den 49,8’e düşerek son 12 ayın en düşük seviyesine geriledi.

Açıklanan veriler gelişmekte olan ülke merkez bankalarının zorlu bir denge ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ekonomik büyümede aşağı yönlü risklerin artması para politikasının gevşek tutulmaya devam edilmesini gerektiriyor.

Ancak gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahının düşük olduğu bir ortamda faizlerin düşük tutulması yerel paraları daha da zayıflatarak fiyat istikrarını ve finansal istikrarı tehdit edecek.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma | Direktörü