Çin Hisselerinde İşlem

cin hisseleri

Kimler katılabilir

SSE hisselerinde tüm yatırımcılar işlem yapabilir ama SEHK (The Stock Exchange of Hong Kong Limited) hisseleri için Çin şirketi veya gerekli koşullara sahip bir şirket olmak gerekiyor.

Hangi menkuller işlem görecek?

Northbound (Yani Çin hisseleri):SSE hisselerinden sadece A tipi hisseler işlem görecek. SSE 180 ve 380 endeks hisseleri ile bu endekslerde olmasa bile HK-H tipi olarak işlem gören hisseler olacak. Toplam 568 hisse ve piyasa değerinin 90%si işlem hacminin ise 80%sinden bahsediyoruz            Southbound: Çin’li yatırımcılar HS Composite LargeCap ve HS Midcap ile H hisselerini trade edebilecek. Yazdıklarım ana hatları, önemli istisnalar var.

Kota var mı?

Northbound için toplam 300 bn rmb Southbound için 250rmb. Günlük kotaları ise 13 ve 10.5bn rmb.Her ikisi de net basis.  Kotalar dolduğunda tek yönlü olarak işlemler durdurulabilecek. Toplam ve günlük kotaların nasıl çalıştığı konusunda detaylara girmiyorum.

Shanghai-Hong Kong Stock Connect uygulamasının cari QDII / QFII uygulamasından farkı nedir?

SHKSC tüm SSE üyelerine,  Southbond işlemlere yetkili kurumsal ve bireysel yatırımcılara ve tüm Northbound işlemler bir kısıtlama olmaksızın tüm müşterilerine açık ve yukarıda belirttiğim gibi bazı SSE A hisseleri ile HK hisselerini kapsıyor. QDII ve QFII’da kota uygulaması kurum bazında olurken bu vakada tüm piyasa için geçerli.

İşlem Saatleri Nasıl?

SSE hisselerinde (Northbound) Çin saatleri Southboundda ise SEHK saatleri geçerli olacak.

İşlemler ve takas hangi kurda olacak?

SSE hisseleri sadece RMB olarak işlem görecek, Çinli yatırımcılar ise SEHK işlemlerini HKD ile yapacak ve fakat takas RMB bazında olacak.

Emir Tipleri Nasıl? Day trade olacak mı?

SSE hisseleri için sadece limit emir olacak. Çin’de A hisselerinde day trade olmadığından SSE hisselerinde T günü alım yapıldığında T+1 ve sonrasında satım yapılabilecek.

Açığa satış yapılabilecek mi?

Naked olmamak şartı ile evet ancak çeşitli koşullar söz konusu.

Kısacası Çin hisseleri globalleşiyor.

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

mail ve rapor alti banner 468x68_20141027

Yöneticiler ve Alım Satım İşlemleri -1

alım satım

4 Mart 2014 tarihli “Yöneticiler ve Piyasa Bozucu Eylemler” başlıklı yazımdan sonra mevzuatta meydana gelen bazı değişiklikler ve sıklıkla yöneltilen sorular üzerine konuyu tekrar gündeme almakta yarar görüyorum. Ancak, bu defa kapsamı genişleterek alım satım işleminin yapılmasından, işlemin piyasa bozucu eylem sayılıp sayılmamasından ve elde edilen net kazançların ihraççıya iadesine kadar olan süreci A’dan Z’ye üç yazı dizisi halinde ve olabildiğince yalın bir şekilde anlatmaya çalışacağım.

Hız Tuzağı

Filmseverler hatırlayacaklardır; 2011 yılında vizyona giren, Brad Pitt’in canlandırdığı Billy Beane’in Oakland Athletics beyzbol takımında istatistiki veriler yardımıyla yakaladığı başarıyı anlatan “Moneyball” adlı filmi Oscar’a da en iyi film kategorisi başta olmak üzere 6 kategoride aday gösterilmişti.  Filmin alıntı yapıldığı “Moneyball: The Art of Winning an Unfair Game” adlı kitabın yazarı Michael Lewis, 31 Mart’ta yayınlanmasına rağmen şimdiden En Fazla Satan Kitaplar kategorisinde ilk sıraya yerleşen “Flash Boys” ile bu sefer film kriterleri yerine birçok piyasa düzenleyici kurumu ve hatta FBI’ın dikkatini çekmiş durumda.

High Frequency Trader’ları konu alan kitap Amerika Hisse Senedi piyasalarındaki emir iletim hızına yönelik yapılan yatırımlarla kazanılan milisaniyelik avantajla nasıl gerçek emirlerin frontlandığı detaylandırılıyor. Aslında, emir iletim hızını arttırmaya yönelik yarışı 2007-2010 yılları arasında Spread Network adlı firma Chicago ile New York arasındaki 1300 kilometrelik mesafeye düz bir fiber-optik hattı döşemek için $300 milyon harcayarak başlattı. Hattı kullananların normalde 17 milisaniye olan erişim hızını 13 milisaniyeye indirebildiği ancak 4 milisaniyelik avantajın o dönemde senelik $14 milyonluk bir fatura karşılığında geldiğini belirtmek gerekir (bir insanın gözünü açıp kapama hızı 150 milsaniyedir).

Kitapta yer alan iddialar Amerika piyasalarında o kadar ses getirdi ki, Nisan ayının ilk haftasında halka açılarak $3 milyar piyasa değerine ulaşması beklenen HFT şirketi Virtu Financial (VIRT)’da bu kararını ertelemek zorunda kaldı.  Bir not olarak Virtu Financial’ın son 5 sene içerisinde sadece 1 gün zarar ettiğini belirtmeden geçemeyeceğim. HFT şirketlerine yönelik SEC, CFTC ve FBI’ın başlattığı inceleme, son dönemde NASDAQ’ta yüksek hacim ve hisse senedi fiyatına sahip hisse senetlerindeki satışlarında arkasındaki nedenlerden birisi olarak öne çıkmaktadır.

Son yıllarda hisse senedi piyasalarında artan HFT işlemlerinin ayrıca, Spot FX işlemlerindeki günlük $5 trilyonluk hacmin %40’ına ulaştığı belirtiliyor. Piyasa yapıcısı bankaların Londra, New York ve Chicago’da bulunan işlem serverlarına mümkün olduğu kadar yakın lokasyonlarda data merkezlerini kuran HFT’ler, emir iletim hızlarını 1 milisaniyenin altına indirmiş durumdalar. FX piyasalarında işlem yapan HFT’lerin ellerindeki hızın verdiği avantajla, en fazla işlem gören EUR/USD, USD/JPY ve EUR/JPY pariteleri arasında anlık arbitraj fırsatları yakalamaya çalıştığı, diğer kurumların gecikme süreleri nedeniyle yüksek montanlı emirler öncesi pozisyon aldıkları, FX platformları arasındaki arbitraj fırsatlarını yakaladıkları ve örnek olarak ekonomik verilere hızlı tepki vermeye yönelik modeller üzerinde yoğunlaştıkları bilinmektedir. Ancak, FX piyasalarının hisse senedi piyasaları gibi merkezileştirilmemiş oluşu ve eksik olan şeffaflık nedeniyle, Amerika’da HFT’lere yönelik incelemelerin FX piyasalarına uzanması şimdilik uzak bir ihtimal olarak gözükmektedir.

Regülasyon dalgasının finans piyasalarında yayıldığı bir dönemde, HFT’lere 1987 yapımı Wall Street filmindeki Gordon Gekko karakteriyle özdeşleşen “Insider Trading” konseptinin 21. Yüzyıl damgası vurulduğu takdirde, hisse senedi piyasalarına ek olarak global FX hacimlerinde de dalgalanmalara neden olabileceğinden gelişmeleri yakından takip etmekte fayda olacaktır.  

Cüneyt Akdemir

SGMK ve FX Müdürü | Uluslararası Piyasalar

Ulusların Düşüşü…

Merkez Bankası’nın faizlerde şok artışa gitmesinin üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Türkiye %10,0’luk resmi politika faizi ve %11,0’in üzerindeki fiili piyasa faiziyle dünyanın en yüksek para piyasası faizini veriyor. Buna rağmen küresel sermayenin Türkiye iştahında bir düzelme yok.

Merkez Bankası’nın yayınladığı verilere göre şok faiz artırımı yapılan Ocak sonundan Mart ortasına kadar geçen sürede devlet tahvillerinden 3,1 milyar dolar, repodan 2,3 milyar dolar, hisse senedinden 0,25 milyar dolar olmak üzeretoplamda Türkiye’den 5,6 milyar dolar yabancı sermaye portföy çıkışı gerçekleşti.

Türkiye piyasalarından portföy çıkışını FED’in para politikasını sıkılaştıracağı endişesiyle gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelik risk iştahının azalmasıyla açıklamak doğru değil.  Yapısal reformlarını yapacağına ve ekonomilerinin direncini dışsal şoklara karşı artıracağına yatırımcıları ikna eden Meksika, Hindistan, Kolombiya gibi ülkelere küresel sermaye girişi azalarak da olsa devam ediyor.
Yabancı ilgisindeki azalmayı ekonomi cephesinde işlerin kötü gitmesiyle de açıklamak mümkün değil. Dışarıdan ve içeriden gelen deli dalgalara rağmen 2014 yılının ilk çeyreğinde ekonomikbüyüme devam ediyor. Hükümetin sene başında verdiği %4,0’lük hedefin tutmayacağı kesin ancak büyümenin bizim %1,5’lik tahminimizin üzerinde geleceği aşikar.

Tüketici güveni ve hane halkı kredileri gibi göstergeler yurt içi talepteki zayıflamanın şiddetine işaret etse de Avrupa’ya olan ihracatın artması sayesinde reel ekonomi büyümesini sürdürüyor. Türkiye’nin ihracat mallarının genelde döngüsel ürünlerden oluşması Avrupa’nın büyümesindeki hafif artışların bize önemli katkı sağlamasını sağlıyor.

Ekonomi yönetiminden gelen sinyaller 2014 yılında cari açıkta öngörülerin çok üzerinde bir daralma yaşanabileceğini gösteriyor. Avrupa’nın durgunluktan çıkması, enerji fiyatlarındaki gerileme, emtia fiyatlarındaki düşüş ve altın ithalatındaki gerileme 2013 yılında milli gelirin %8,0’ine ulaşan cari açığın 2014 yılında %5,0-%5,5 bandına gerileyebileceğini gösteriyor.

İç talepte görülen yavaşlamaya rağmen bütçe performansı hedeflere uygun seyrediyor. Yılın ilk iki ayında 4,5 milyar TL bütçe fazlası, 14,7 milyar TL faiz dışı fazla elde edildi. Maliye Bakanı Şimşek iç talepteki daralma nedeniyle 2014’ün zorlu bir yıl olacağını vurguladı. Seçimler öncesinde artacak kamu harcamaları da hiç şüphesiz bütçeyi zorlayacaktır.

Gelişmekte olan ülkelerle büyüme, enflasyon, cari denge ve bütçe saç ayaklarında yapılan karşılaştırmalar Türkiye’nin karnesinin halen pek de parlak olmadığını gösteriyor. Türkiye gelişmekte olan ülkeler ortalamasına göre daha yavaş bir büyüme hızına sahip, buna karşı gerek enflasyon gerekse cari açıkta gelişmekte olan ülkeler ortalamasına göre daha kötü bir konumda. Diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha iyi olduğumuz tek alan bütçe performansı. Kısa vadede bu durumun değişeceğine yönelik bir gösterge de mevcut değil.

Küresel risk iştahında kalıcı bir bozulma söz konusu değilse ve ekonomi tarafında durum geçtiğimiz yıllardan çok farklı değilse yabancı sermaye niçin ülkeden çıkmaya devam ediyor. Sorunun cevabı bizce Daron Acemoğlu ve James Robinson: Ulusların Düşüşü / Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri kitabında saklı.

Kitap ulusların uzun dönemli başarısını kurumların düzgün çalıştırılmasına bağlıyor. Kitlelerin ihtiyacını doğru anlayan kapsayıcı kurumlar siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeyi besliyor, ülkeyi ileri götürüyor. Baskıcı kurumlar ise tam tersine ülkeyi aşağı çekiyor.

Piyasalardaki gelgitlerden sıkıldığınız bir gün okumanızı öneririm.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

İskontolu Şirket ve Pasif Yatırımcı

Şirketlerin asli ve öncelikli görevlerinin, ortaklarının mal varlıklarının değerini, yani şirketin piyasa değerini yükseltmek olduğunu biliyoruz. Bazen asli ve öncelikli görevin kar etmek olduğu gibi yanlış bir düşünceye sahip olunduğunu da görüyoruz. Aslında, kar etmek şirketin piyasa değerinin yükselmesindeki önemli unsurlardan sadece biridir.

Peki, piyasa değerinin yükselmesi ifadesinden şirket değerinin maksimum seviyeye yükselmesi mi anlaşılmalıdır? Şirket değeri konusunda önemli olan şirketin maksimum değil, gerçek değerinde olmasıdır. Zira, hisse fiyatının gerçek değerinin çok üzerinde seviyelere çıktıktan sonra çoğu zaman hızlı düştüğünü ve uzun zaman iskontolu kalabildiğini biliyoruz ve görüyoruz. Bu nedenle şirketlerin öncelikli amacı, şirketin gerçek değeri için çaba harcanması olmalıdır.

Özellikle çalkantılı dönemlerde gerçek değeri koruyabilmek ya da bu değere ulaşabilmek için;

  • Hisse fiyatında hangi yatırımcıların belirleyici rol oynadığının bilinmesi ve
  • Yatırımcı ilişkileri faaliyetlerinin etkin koordine edilmesi

üzerinde dikkatle durulması gereken konulardır.

Hisse fiyatında hangi yatırımcıların belirleyici rol oynadığını bilmek son derece önemlidir.  Yatırımcı toplantılarında istenildiği kadar şirketin başarılı faaliyet ve finansal performansını anlatılsın, hatta bu anlatılanlar temel analize dayalı ve al tavsiyesi verilen araştırma raporlarıyla desteklensin, eğer yatırımcı temel analize bakmadan doğrudan endekse yatırım yapıyorsa, hisse fiyatınızda büyük ihtimalle bir değişiklik olmayacaktır. Hatta hisse endekste işlem görmüyorsa ya da endeksteki ağırlığı düşükse, endekse göre kötü bir performans sergilemesi de mümkündür. Normal şartlarda pasif yatırımcı, analiz yapıp uzun vadeli alan ve tutan yatırımcı olarak görülürken, artık analizi geri planda bırakarak doğrudan endekse yatırım yapan olarak değerlendiriliyor.

Bu nedenle, hedef yatırımcı olarak günümüz pasif yatırımcılarıyla değil, temel analize önem veren yatırımcılarla temasa geçilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, sene içinde verimli bir şekilde gerçekleştirilecek 20 toplantı, verimsiz bir şekilde gerçekleştirilecek 200 toplantıya tercih edilmelidir. Benzer şekilde, yatırım şirketlerinin de çoğunlukla endekste ağırlığı yüksek olan şirketler hakkında rapor yayımlayıp yatırımcılara tavsiyede bulunmaları da, şirketlerin gerçek değerlerine ulaşmasında önemli bir engel teşkil etmektedir.

Yatırımcı İlişkileri faaliyetlerinin koordine edilmesinden kastım ise basit anlamda bir koordinasyon değildir. Özellikle çalkantılı dönemlerde, genelde CFO’ya bağlı olarak faaliyet gösteren Yatırımcı İlişkileri’ nin, şirketin stratejilerinin yatırımcı beklentilerine aykırı olarak belirlenmemesi çabası içerisinde, yönetim kademeleriyle ve ilgili diğer birimlerle çok etkin bir koordinasyon içinde olması gerekir. Zira stratejilerin yatırımcı beklentilerine aykırı olarak belirlenmesi, şirket değerine katkı sağlamayacaktır,  bu da şirket yönetiminin sorgulanmasına neden olacaktır. Ayrıca, Kurumsal yönetimin, şirket değerindeki payının olduğunun ileri sürüldüğü bir ortamda, şeffaflık ve bilgilendirme faaliyetlerinin ne kadar önemli olduğunu vurgulamaya sanırım gerek yok.

Netice olarak, iskontolu işlem gören şirketler tarafından özellikle çalkantılı dönemlerde hedef yatırımcının doğru belirlenmesi ve CEO seviyesinde yatırımcı ilişkileri çalışmalarının etkinliğinin artırılması her zamankinden daha büyük önem taşıyor. Aksi halde, pasif yatırımcıların çoğunlukta olduğu bir dönemde şirketlerin gerçek değerlerine ulaşmaları daha da zorlaşıyor. Bu konuyla ilgili Mark C. Scott’un “Achieving Fair Value: How Companies Can Better Manage Their Relationships with Investors” adlı kitabının okunmasını da tavsiye ederim.

Ozan Altan 

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

#Merhaba derken…

Elektronik emir iletim platformlarının gelişimiyle, yeni kuşak yatırımcılar piyasalara direkt erişim olanaklarına sahip oldu. Hızlı emir iletiminin sağladığı avantaj ile yatırımcılar haber paylaşımında da eski klasikleşen yöntemlerin dışında yeni kaynak arayışlarını hızlandırdı.  Son dönemde özellikle halka arzları ses getirmekte olan Facebook ve Twitter yatırım dünyasının bu çağrısına yavaş yavaş çare olmaya başladı.  

İlk olarak 2012 yılının Temmuz ayında online film kiralama hizmeti sunan Netflix (NFLX)’in CEO’su Reed Hastings’in kişisel Facebook hesabından Netflix kullanıcılarının video izleme sürelerinin aylık 1 milyar saati geçtiği açıklaması ile Netflix hisse senetleri gün içi %6 yükseliş kaydetti. İlk etapta Netflix ve Hastings’i konu hakkında uyaran Amerika Sermaye Piyasası Kurulu (SEC), yatırımcılara sosyal medya sitelerinden şirket hakkında bilgilere ulaşabilecekleri açıklamaları yapıldığı takdirde bu şekilde istatistiki ve şirket bazlı haberlerin yayınlanmasında sakınca olmadığını belirtti.

Twitter’da anlık atılan mesajların ne kadar piyasa tarafından yakından takip edildiğinin bir örneğini ise 23 Nisan 2013 tarihinde yakından şahit olduk. Güncel rakamlarla 2,5 milyon takipçisi olan Associated Press (@AP) kanalı üzerinden 23 Nisan 2013 tarihinde Beyaz Saray’da iki patlama olduğu ve Obama’nın yaralandığı mesajı ardından, Dow Jones 30 endeksi anlık olarak 140 puan değer kaybetti. Diğer endeksleri de aşağı çeken Twitter mesajı ile yaklaşık $200 milyarlık piyasa değerinin kaybedildiği belirtildi. Kısa bir süre sonra haberin gerçek olmadığı ve mesajın @AP Twitter hesabından silinmesi ardından piyasa tekrardan toparlanıp eski seviyesinde işlem gördü.  Ancak, sosyal medyanın piyasalar üzerindeki artan etkisi bir kez daha kendisini kanıtlamış oldu.

Teknoloji kanadında gözlemlenen gelişmelerin yatırımcıların foreks piyasalarına erişimini kolaylaştırdığını görüyoruz.  Artık sektör standardı haline gelen uygulamaların yanı sıra akıllı telefonlar aracılığıyla kullanılan mobil platformlar, yatırımcıların 5/24 açık olan tezgahüstü forex piyasalarına erişimine katkı sağlamakta.  Etkin ve anlık bilgi akışının sürekli erişilebilirlik ile birleşmesiyle yatırımcılar istedikleri gibi yatırımlarını birinci elden kontrol edebilme imkanına sahipler.Yukarıdaki örneklerden sosyal medyayı manipülatif bir iletişim aracı olarak algılamamak lazım. 2013 yılının Nisan ayında Amerika Sermaye Piyasası Kurulu SEC, sosyal iletişim kanallarının kurallar dahilinde kullanıldığı takdirde yatırımcıların bilinçlendirilmesi hususunda faydalı birer araç olduğunu açıkladı. Ayrıca, küresel piyasalarda profesyonel anlamda aktif olarak kullanılan Bloomberg terminallerinin artık Twitter mesajlarını içeren pencereden de takip edilebiliyor olması da piyasadaki sosyal iletişim çağına herkesin kulak vermesi gerektiğinin açık birer sinyalidir.

TradeMaster FX Sosyal Medyada!

İş Yatırım olarak biz de sosyal paylaşımın artan önemini ve kaldıraçlı FX işlemlerinin piyasadaki gelişmelere karşı olan duyarlılığını göz önünde bulundurarak TradeMaster FX’in sosyal medya kanallarıyla güncel ve anlık bilgileri uzmanlarımızın yorumlarıyla yatırımcıların erişimine sunmaya başladık.

Hashtag’imiz #ForeksArtıkBöyleBirŞey!

https://www.facebook.com/TradeMasterFX

https://twitter.com/TradeMasterFX

Cüneyt Akdemir

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Yeni Türev Ürünler ve Sıradışı Bir Örnek: Türkiye -1

İMKB kısa süre içinde iki yeni piyasayı devreye alıyor. İstanbul’un finans merkezi olması hedefine paralel bir şekilde, ülkemizde gelişmiş ülke piyasalarında bulunan ürünlerin de işlem göreceği piyasalarla beraber yeni ürünler peşpeşe sahneye çıkıyor. İMKB bünyesindeki Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası, yıllardır konuşulan bir boşluğu dolduracak. Ülkemizde bir borsada işlem gören vadeli işlem sözleşmeleri VOB’un 2005’te açılmasıyla beraber yatırımcılarla tanışmıştı. Aslında ağırlıklı döviz üzerine olmak üzere tezgahüstü vadeli işlemler ise çok uzun süre öncesinden beri mevcuttu, ancak daha sofistike ya da kurumsal yatırımcıların ulaşabileceği miktar ve fiyatlarla yapılmaktaydı. VOB’la beraber döviz ve İMKB endekslerini dayanak alan vadeli işlem sözleşmeleri işlem görmeye başladı. Özellikle endeks üzerine vadeli işlem sözleşmeleri, hem kaldıraç imkanı getirmesi, hem de o güne kadar piyasada olmayan bir imkanı; borsanın düşüşünden para kazanma imkanını getirmesi nedeniyle büyük ilgi gördüler. Ancak hisse senedi üzerine vadeli işlem sözleşmeleri gerek bürokratik problemler, gerekse global piyasa çalkantıları nedeniyle bugüne kadar devreye giremedi.

Opsiyon sözleşmelerinin işleme başlayacak olması ise asıl olay olacak. Bugüne kadar ancak tezgahüstünde ve yüksek tutarlar ile yapılabilen opsiyon sözleşmeleri artık borsada işlem görecek. Başlangıçta hisse senedi üzerine yazılacak opsiyonlara zaman içinde endeks opsiyonları hatta döviz ve altın üzerine opsiyonlar eklenebilecek. Aslında opsiyon türü türevler borsaya 2010’da geldi. Ağırlıklı olarak İMKB 30 endeksine dayalı üzerine olmakla beraber çeşitli hisse senetleri, altın, döviz ve yabancı endekslere dayalı varantlar piyasada işlem görüyor. Varantları menkul kıymetleştirilmiş opsiyon sözleşmeleri olarak düşünebiliriz. Menkul kıymet oldukları için varantların açığa satışı mümkün değil, başka bir deyişle varantlar üzerinden yatırımcılar opsiyon yazamıyor, sadece satın alabiliyor. Ancak hesaplama prensipleri yönünden bir fark yok.

Vadeli işlem ve opsiyon sözleşmeleri ile beraber İMKB Pay Senetleri Repo Piyasası’nı da devreye alıyor. Hisse Repo olarak adlandırılan bu piyasa aynı normal repo piyasası gibi işleyecek ancak teminat olarak İMKB 30 içinde yer alan hisse senetleri kullanılacak. Bu piyasa aracı kurumlar, bireysel yatırımcılar ve yatırım fonları için daha önce varolmayan bazı alternatifleri sunacak. Takasbank bünyesinde bir ödünç piyasası olmasına rağmen bu mekanizma çok yaygın kullanılmıyordu. Hisse Repo ile bazı oyunculara hisse senedi fonlamasında alternatif  yaratılırken bazı oyunculara kaldıraç imkanı sağlanacak, bazı piyasa oyuncuları ise ellerindeki nakti piyasadaki alternatif para piyasalarına göre daha iyi oranlarla değerlendirme imkanı bulacak. Bu arada açığa satış için de hisse senedi borçlanma imkanı olacak.

2008 krizinden sonra bütün dünyada kamuoyunun türev ürünlere karşı bir antipatisi oluştu. Dünyanın büyük yatırım bankalarının yüksek kaldıraçlarla pozisyon alması ya da mevcut risklerini türev ürünler sayesinde son ana kadar bilançolarında gizlemeyi başarması; bu antipatiyi yarattı. Ülkemizde de türev ürünlere karşı kamuoyunda kumar şeklinde bir algı göze çarpıyor. Bu haksız algılama; kanun koyucu ya da piyasa düzenleyici otoritelerin de önyargılı uygulamalarını beraberinde getirebiliyor. Finansal kurumların ya da daha özel finans profesyonellerinin ve spekülasyon meraklısı yatırımcıların kumar iştahının batıda olduğu gibi sistemi tehdit edecek riskleri getirmesinden endişe duyuluyor.

Aslında gerçek durumda, gerek batıda gerekse ülkemizde türev ürünler ve gelişen sermaye piyasalarının ülke ekonomisine büyük katkısı var. Sermayenin tabana yayılması, tasarrufların artması gibi  idealist hedefler buna uygun piyasa ve ürünlere ihtiyaç duyuyor. Vatandaşların küçük büyük farketmez birikimleriyle kalıcı yatırımlar yapabilmesi, bu yatırımlarını istedikleri zaman nakte çevirebilmelerine, piyasadaki dalgalanmalardan etkilenmemelerine bağlı olacaktır. Bunun için de türev ürünler büyük önem taşıyor. Basitleştirerek örnekler verirsek; hisse senedi yatırımı yapmak isteyen yatırımcı; likiditesini koruyabilmek için kaldıraçlı vadeli sözleşmelerde pozisyon alacak, piyasadaki şoklardan kendini koruyabilmek için de opsiyon sözleşmeleri satın alacaktır. Bu imkanları bulduğunda hisse senetlerine talep gösterecek, bu da halka açılan şirket sayısını arttıracak, şirketlerin mevcut durumda ulaşmakta güçlük çektiği fonlara erişimini sağlayacak; kalıcı yatırımlara dönüşecektir.

Bu yatırımlar ülkeye istihdam ve verimlilik artışı olarak geri dönecektir. Bu şekilde anlatılınca dikenli tellere takılacak koyunların yününden kazak yapma fantazisi gibi gelebilir ancak pratikte sermayenin devridaimi aynen bu şekilde olmaktadır. Bu zincir sırasında piyasadaki dalgalanmalardan yararlanmaya çalışan ve öcü gibi görülen spekülatörler de piyasanın likiditesinin ve derinliğinin artmasına büyük katkı verecektir.

Yasin Demir

Müdür | Yurtiçi Piyasalar

Hangi borsa daha güvenilir?

Küresel çalkantı dönemlerinde hisse senedi yatırımcılarının risk alma iştahında azalma meydana gelmesi ve daha güvenilir borsa/şirket arayışlarına girilmesi doğal bir reflekstir. Peki bir hisse senedinin güvenilir olup olmadığı konusunda yatırımcılar rotayı nasıl belirlemeli? Konuyu etkileyebilecek bir çok değişken olması nedeniyle bu soruya standart bir formulle yanıt verilmesi zor, ancak güven konusuna biraz değindiğimizde, rota da kendiliğinden belirlenecektir.

Hisse senedini güvenli kılan en önemli unsurlardan biri, o hisse senedinin fiyatını ve yatırım kararlarını etkileyebilecek önemli gelişmelere zamanında, doğru, tam ve mümkün olan en düşük maliyetle  erişimin mümkün olmasıdır. Bir diğer önemli unsur ise, spekülatif (kar amaçlı alım satım)  işlemler ya da önemli iktisadi/siyasi gelişmeler karşısında, hisse senedi fiyatında meydana gelebilecek ani dalgalanmaların asgari seviyede olmasıdır. Hisse senedi fiyatının bu tür ani ve etkili gelişmeler karşısında istikrarını koruyabilmesi ise,  öncelikle hisse senedinin derinliğiyle,  yani fiyat adımlarının sıralı ve kuvvetli olan çok sayıda alım satım emirleri içermesine bağlıdır.

Hisse senedinin derinliği, şirketin halka açıklık oranının yüksekliği ile doğrudan ilgilidir. Buna göre, faaliyet ve finansal performansı ile büyüklüklerinin aynı olduğu varsayılan iki şirketi ele aldığımızda, halka açıklık oranı yüksek olan şirketin hisse senetlerinin, diğer şirketin hisse senetlerine göre daha güvenli olduğu söylenebilir. Bu tür hisse senetleri, istendiği zaman ya da beklenmeyen önemli ve ani  gelişmeler karşısında kolay satılabilme  kabiliyetinin yüksekliği nedeniyle, diğer hisse senetlerine göre daha fazla tercih edilir ve yatırım kararlarında öncelik taşır. Yukarıda belirttiğim varsayımlar çerçevesinde, bu şekilde öncelikli olarak tercih edilen şirketlerin daha değerli olması da beklenen bir sonuçtur.

Bu konuda mutlaka dikkat edilmesi gereken bir  husus ise, şirketlerin halka arz oranlarıyla fiili dolaşım oranlarının aynı olmayabileceği ve bu iki kavramın kesinlikle farklı anlamlar taşıdığıdır. 100 milyon TL sermayesinin  0’unu, yani 30 milyon TL’sini halka arz eden bir şirket düşünelim; şirketin kurucusu, yakın aile üyeleri ya da şirketin bağlı ortaklıkları tarafından borsadan söz konusu şirketin hisse senetlerinde 10 milyon adet alım yapılmış olsun; bu durumda,  şirketin halk arz oranı 0 olmakla birlikte, fiili dolaşım oranı, yani yatırımcıların borsada işlem yapabileceği büyüklük, olmaktadır. Bu konuda mağduriyetleri önlemek için tedbir alma gereği hisseden Sermaye Piyasası Kurulu da, 23.07.2010 tarihli kararıyla şirketlerin fiili dolaşım oranlarının, halka arz oranları olarak kabul edileceğini ilan etti. Buna göre, bizim örneğimize konu olan şirketin halka arz oranı 0 değil, olarak kayda geçecektir. Dolayısıyla yatırımcıların, yatırım kararlarını verirken ve şirketin kurumsal yapısı hakkında değerlendirme yaparken, Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından ilan edilen fiili dolaşım oranlarını dikkate almaları son derece önemlidir. Zira, şirketlerin fiili dolaşım oranları (gerçek halka arz oranları), ortaklar dahil bütün menfaat sahiplerinin haklarının gözetilmesi konusunda da etkili olmaktadır.

Güvenilir borsa üzerine değerlendirme yaparken elbette uyuşmazlık durumları için ihtisas mahkemelerinin önemi ve benzeri konulardan da söz edilmelidir. Ancak, daha ziyade piyasa işleyişi üzerinde durduğumuz için, bir hisse senedinin ne kadar güvenilir olduğu, iktisada giriş  derslerinde anlatılan tam rekabet koşullarına ne derece yakın olduğuyla ilgilidir. Bu tür hisse senetlerinin sayısının çokluğu ise, işlem görülen borsaya olan güveni ve ilgiyi artırır.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Simyacı

 

 

Paulo Coelho’nun adının kitlelerce duyulmasını sağlayan ve çok satan bu kitabındaki hikayenin aslında bizim bildiğimiz anlamıyla altın veya simya ile çok ilgisi yok.  Ancak altın yatırımı yapanlar için simyanın önemi büyük. Dünyadaki arzı sınırlı, üretim maliyeti yüksek olan altın, bakırdan üretilebilseydi fiyatı geri dönmemek üzere düşerdi. Son zamanlarda bakırdan değilse de kağıttan yapılıp yapılmadığı tartışılıyor: Dünyada  2008 krizinden sonra tırmanışını hızlandıran altın fiyatları, finansal simyacıları gündeme getirdi. Altın özelinde değerli madenlere ya da emtiaya olan yüksek talep, yatırımcıların bu ürünlere yatırım yapmasını ve yatırımlarını nakte çevirmesini kolaylaştıracak ürünleri de beraberinde getirdi. Bu ürünler dünya piyasalarında gelişimine 2008 krizinden çok önce başlamış olmakla beraber bizim gündemimize biraz daha geç girdi. Ortaçağ’da bakır başta olmak üzere, ucuz elementlerden altın yapamayan simyacıların aksine, finansal simyacılar kağıttan altın yapmayı başardılar. Bunu söylerken altını temsil eden finansal ürünlerin kağıt değerinde olduğunu söylemiyorum. Bu finansal ürünlerin sanayide kullanımı hariç, yatırım anlamında altının bütün işlevlerini yerine getirebildiğine işaret ediyorum.

Hızlı yükseliş, altını bireysel yatırımcılar nezdinde de popüler kıldı. Bu yükselişleri izleyen sert düşüşler, muhafazakar yatırımcılar kadar spekülasyon arayan oyuncular için de altını popüler hale getirdi.

Burada ürünlere girmeden önce altın ile ilgili karışıklık yaratan bazı kavramlara açıklık getirmek gerekiyor. Gazetelerde ya da kuyumcularda gördüğümüz gram altın fiyatı Türk Lirası bazında olduğu için, değer artış azalışları kadar Türk Lirası’ndaki değişiklikleri de yansıtıyor. Türk Lirası değer kaybettiğinde -yani dolar yukarı gittiğinde-, altın da paralel bir yükseliş gösteriyor. Dolayısıyla fiyatı 93 TL’den 96 TL’ye yükseldi dediğimiz zaman, aslında altının mı yükseldiğini, yoksa kurun 1,80’den 1,82’ye yükselmesinin mi buna neden olduğunu bilmemiz gerekir. Sonuç değişmez desek de, bu yükseliş dolar kaynaklıysa altına yatırım yapmadan dolarla da aynı sonuca ulaşabiliriz. Başka bir deyişle, Türk Lirası bazında altın aldığımız zaman aslında dolaylı olarak dolara da yatırım yapmış oluyoruz. Bu ikilem gazetede global piyasalarda altın fiyatlarındaki ralliyi okuyan yatırımcıların baktıklarında önemli değişiklik göremediği zamanları açıklıyor. Doların değer kaybı sonucunda ons altın fiyatının 1,600 dolardan 1,700 dolara yükseldiği bir periyotta kur da aynı nedenle 1,82’den 1,70’e gerilemiş olabilir. Bu da altın fiyatının Türk Lirası bazında çok da değişmemesine neden olur.

Bu hatırlatmadan sonra altında pozisyon almak isteyen yatırımcıların Türkiye’de ne gibi alternatifleri olduğunu sıralayalım ve bu alternatifleri kısaca tanıtalım. Altında pozisyon almak derken, sadece altının yükselişi yönündeki değil, düşüşü yönündeki de beklentileri değerlendirmeyi kastediyorum.

En çok rastlanan fiziki olarak altın almak ve satmak; bir ölçü birimi olan “çeyrek”, artık ülkemizde tek başına da altını ifade eden bir söz haline geldi. Külçe, tam, yarım veya çeyrek olsun bu şekilde yatırım yapmanın avantajı, aldığınız altını fiziki olarak görmektir. Ancak yüksek bir alım satım makasına razı gelmeniz gerekiyor. Altını bozmak istediğiniz zaman bu anlamda zararlı olabiliyorsunuz. Ayrıca altınla ilgili olumsuz beklentileriniz olduğunda tek yapabileceğiniz, varsa elinizdeki altını satmak olur. Ancak elinizde altın yoksa düşüşü yönünde pozisyon alamazsınız.

Bankaların da altın mevduatı, sertifikası gibi ürünleri bulunuyor. Bu ürünler fiziki olarak arkasında altın olan yatırım araçları; yani karşılığında isterseniz gidip fiziki olarak  altın alabilirsiniz anlamına geliyor. Alım satım makası ve kısa pozisyonla ilgili kısıtlar burada da var, ancak saklamayla ilgili külçe altın almaya göre bir rahatlık da mevcut. Bu günlerde bankalar altın günleri düzenleyerek yastık altındakileri ekonomiye kazandırmanın peşine düştüler. Değişik bankalar belli şubelerde yatırımcılara evlerindeki çoğu ziynet eşyası altınları getirip TL olarak ya da yine altın olarak mevduat yapma imkanı sunuyorlar.

Altın fonları 2000’lerin ikinci yarısında popülaritesini arttırdı. Bu fonlar da ağırlıklı olarak fiziki altına yatırım yapıyorlar. Alım satım makası ile ilgili problem burada söz konusu değil, fon katılma paylarını aynı fiyattan alıp satmak mümkün. Ancak bu fonlar kısa vadeli yatırımlar için uygun değil. Çünkü fon fiyatı, içindeki varlıkların bir gün önceki piyasa ortalamasına göre belirlenmiş fiyatlardan hesaplanıyor. Yani siz bugün altının yeterince yükseldiğini düşündüğünüzde; verdiğiniz satım emri, bugünkü ortalamadan yarın gerçekleşiyor. Uzun vadeli bir yatırım olduğunda bu çok da önemli bir fark değil. Bu üründe bir diğer problem de fonun en iyi ihtimalle %100’ünün altına yatırılabilecek olması. Pratikte bu oran daha düşük oluyor ve fon altının yükselişinden ve düşüşünden %100 oranında değil %90, %95 gibi oranlarda etkileniyor. Yine kısa pozisyon alma ihtimali yok. Altına dayalı borsa yatırım fonları da var. Bu fonların konvansiyonel fonlardan bir farkı gün içinde İMKB Hisse Senetleri Piyasası’nda işlem görüyor olmaları. Dolayısıyla altının yükseldiğini düşündüğünüz an, o seviyeye denk gelen fiyattan fonunuzu satabilirsiniz ya da yeterince düştüğüne inandığınızda alabilirsiniz. Ancak bu defa işin içine tekrar alım satım makası girecek. Tabi bu alım satım makası fiziki olarak altın almakla kıyaslandığında ufak kalacaktır.

Bu noktada simyaya geri dönüyoruz; altın yatırımı yapmanın alternatif yolları, likiditesi sorunlu yukarıdaki ürünler yerine daha likit, daha kolay alınıp satılan ve işlem maliyetlerinin çok daha ucuz olduğu türev ürünlere yönelmekte yatıyor. Dünyada çok yaygın olmasına karşın ülkemizde o kadar yaygın olmayan bir ürün vadeli işlem sözleşmeleridir. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nda işlem gören altına dayalı sözleşmeler, yatırımcılara dilerlerse Türk Lirası ya da Amerikan Doları bazında altın yatırımı yapma imkanı sağlıyor. Üstelik burada uzun pozisyon alabileceğiniz gibi kısa pozisyon da alabilirsiniz. Altının 1,900 dolara yükseldiği anda “artık yeter bu düşer” diyorsanız satış yapabilirsiniz. Bir cazip nokta da burada pozisyon aldığınızda pozisyon büyüklüğü kadar değil, daha küçük bir kesri olan teminat tutarı kadar para yatırmanız gerekir. Bu paraya da ayrıca nema ödenir. Örnek olarak 100 gramlık bir tek sözleşmenin fiyatı 99,700 TL olsun; 100 gram alarak ya da satarak pozisyon almak isteyen bir yatırımcının bu tutarı değil, 750 TL teminatı yatırması yeterli olacaktır. Eğer dolar bazında sözleşmede pozisyon alınması isteniyorsa, yaklaşık 1600-1700 dolar büyüklüğünde bir sözleşme almak (satmak) için 200 TL teminat yatırmak yeterlidir. Yatırımcı eğer elindeki 100,000 TL ile altın almak yerine VOB’da sözleşme almak isterse, yapması gereken 750 TL yatırıp 1 sözleşme almaktır. Eğer 100,000 TL’yi teminat olarak yatırıp bunun izin verdiği oranda sözleşme alırsa, parasının 10 katından fazla pozisyon alır ve kendine bu oranda bir kaldıraç yaratır. Karı ya da zararı altının hareketinin bu oranda artmış olarak portföyüne yansıyacaktır. Buna dikkat ettikten sonra kontrollü bir şekilde bu kaldıraçtan istifade etmek mümkündür. VOB’da dezavantaj vade sonlarında pozisyonu devam ettirmek için pozisyon kapatıp yeni pozisyon alma zorunluluğudur. Likidite ile ilgili problemler piyasa yapıcılığının devreye girmesi ile geride kalmıştır. İş Yatırım Türk Lirası veya Amerikan Doları bazında tüm altın sözleşmelerinde piyasa yapıcılığı yaparak piyasaya likidite ve derinlik kazandırmaktadır.

Altın yatırımı yapmanın bir diğer alternatifi ise, İMKB’de Varant Pazarı’nda işlem gören altın varantlarında işlem yapmaktır. Burada İş Yatırım’ın ihraç ettiği hem alım, hem satım varantları işlem görmektedir. Dolayısıyla altın yükselişine pozisyon almak isteyen yatırımcı alım varantı, altının düşüşüne yatırım yapmak isteyen yatırımcı satım varantı alarak beklentisini pozisyona çevirebilir. Varantlar ile ilgili püf noktaları başka bir yazının konusu olmakla beraber, avantajları özetle yine kaldıraç sağlamaları, düşük işlem maliyetlerine sahip olmaları olarak özetlenebilir. Dezavantaj noktası ise, belli bir vadeleri olması ve bu nedenle yatırım perspektifinin bu vadeyle sınırlı olmasıdır. Mevcut durumda varantlar kısa ve orta vadeli alım satım için uygundur, ancak uzun vadeli yatırımcılar için çok uygun değildir.

Altına yatırım yapan anapara korumalı fonlar ya da benzer yapılandırılmış ürünler de mevcuttur. Burada listelediğimiz ürünler piyasalardaki gelişmelere yönelik beklentilerden yararlanmak için sağlıklı işleyen piyasalarda işe yarar. Yazının başında belirttiğimiz gibi altında işlem yapan oyuncuların büyük çoğunluğu bunu spekülatif amaçla yapmaktadır. Ancak dünyanın çok kötü bir sona gittiğini ve Mad Max ya da Waterworld’deki bir distopyanın bizi beklediğine inanan yatırımcılar da alternatif olarak altın yatırımı yapmaktadır, bu şekilde düşünenler için finansal ürünler bir çare olamaz çünkü felaket beklentileri gerçekleşirse bu finansal ürünler ya da finansal kurumlar da ayakta kalamaz. Onlar için en iyi çare fiziksel olarak altını alıp sağlam bir kasaya koymakta yatıyor. Simyaya geri dönersek, altına dayalı ürünlerle sentetik olarak altın üretildiğini söylemek kısmen doğru olsa da tamamen doğru değildir. Çünkü bu ürünleri ihraç eden kurumlar kendilerini gerçek altın alarak ya da satarak korumaktadırlar. Elbet bunu yapmayan, riske eden kurumlar olabilir. Ayrıca altındaki sert hareketler bu kurumların sermayelerini eritebilir. Ancak bunun sistemin geneli için bir risk oluşturduğunu söylemek iddialı olur. Daha doğrusu global para sisteminin geldiği noktada sistemik risk altında ya da değerli metallerde değildir.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar

Piyasalara Bakış

Küresel risk iştahı yaz tatiline çıkmamaya kararlı. Ekonomi cephesinde açıklanan veriler boğa piyasasını desteklemiyor. Ama yatırımcıların umurunda değil. Avrupa’nın borç krizini çözmek için doğru yönde adımlar atmaya başlaması ve ABD Merkez Bankası’nın durgunluk riskine karşı ilave miktarsal genişleme (QE3) silahını çekeceğine duyulan güven risk iştahının sürmesini sağlıyor.

 

Avrupa ve ABD’de açıklanan veriler durgunluk ile büyüme arasında sıkışan bir gelişmiş dünyaya işaret ediyor.  Eylül ayı PMI verisi 45,1 ile önceki aya göre hafif gerileyerek Avrupa’nın durgunlukta kalmaya devam edeceğini gösteriyor. ABD imalat sanayi PMI verisinin 50 civarında gelmesi ve büyümeyi  %2’nin altına çekmesi bekleniyor.

Avrupa borç krizi konusunda risk algısı iyileşmeye devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası’nın alıma başlayacağı beklentisiyle İspanya ve İtalya’nın borçlanma piyasalarından başlayarak bankacılık hisselerine ve borsa geneline yayılan yükseliş devam ediyor. Avrupa Merkez Bankası ilave parasal genişlemeye gideceği ve tahvil alımına başlayacağına yönelik somut bir açıklama henüz yapmadı.  Ama yatırımcılar 6 Eylül’de yapılacak toplantı öncesinde beklentileri satın almaya devam ediyorlar.

Sistemik öneme sahip İspanya ve İtalya’nın batmasına izin verilmeyeceğine güvenen yatırımcıların alımlarıyla MSCI Avro bölgesi endeksi Ağustos ayında %6,4, son üç ayda %15,4 getiri sağladı. Wall Street sene sonunda otomatik olarak devreye girecek mali tedbirlerin gölgesinde bir parça hız kesmesine rağmen aybaşına göre 2,1%, son üç ayda %7,2 yükseldi.

Gelişmekte olan ülke borsaları Ağustos ayında -%0,5 son üç ayda %4,5 getiri ile gelişmiş ülkelerin gerisinde kalmaya devam etti. Gelişmiş ülkelerdeki durgunluk bu ülkelere ihracat ile büyüyen gelişmekte olan ekonomilerde kaçınılmaz olarak bir yavaşlama getiriyor. Bu yavaşlama küresel büyümeye duyarlı olan BRIC ülkelerinde (Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin) daha güçlü bir şekilde hissediliyor.

Çin’in Ağustos ayı PMI verileri 49,2 ile son 9 ayın en düşük seviyesine geriledi.  Piyasa beklentisi PMI verisinin Temmuz ayındaki 50,1 değeri ile benzer seviyelerde kalmasıydı. İhracat siparişlerinin arka arkaya ikinci ay 46,6 seviyesinde kalması dış talep eksikliğinin Çin ekonomisinin büyümesine köstek olmaya devam edeceğini gösteriyor.

Açıklanan rakamlar Çin ekonomisindeki yavaşlamanın öngörülenden daha sert olacağını gösteriyor. Çin 2012 büyüme hedefini %7,5 olarak açıkladığında çoğu uzman hükümetin beklentileri düşük tutmak için hedefi özellikle düşük tuttuğunu savunmuşlardı. İlk sekiz aylık veriler büyümenin hedefin altında kalması ihtimalinin arttığını gösteriyor.

Türkiye hisse senetleri 2012 yılının sürprizi olmaya devam ediyor. MSCI Türkiye endeksi sene başına göre %35,7 yükselerek gelişmekte olan ülkeler arasında Mısır’dan sonra (%48,4) en çok kazandıran borsa oldu. Borsanın “BİRİKTİR” tavsiyesi verdiğimiz Haziran başından beri dolar bazında getirisi %27,5 oldu.

İMKB’nin üstün performansında geçen sene alınan tedbirler sayesinde ekonomide iç ve dış talep arasındaki dengesizliği azaltan, enflasyonda yönü aşağı çeviren ve para politikasında normalleşmeyi başlatan bir “yumuşak iniş” sağlanması etkili oldu.

Türkiye’nin küresel büyümedeki yavaşlamaya duyarlılığının düşük olması da bu süreci destekledi. Küresel büyümenin yavaşlaması başta Çin olmak üzere Asya’nın ihracat şampiyonlarını ve bu ülkelere emtia satan Brezilya ve Avustralya gibi ülkeleri olumsuz etkiledi. Türkiye iç talebe ve dış kaynağa dayalı büyümesiyle gelişmekte olan ülkelerden ayrışmayı başardı.

Türkiye ihracattan ziyade iç talebe duyarlı ekonomisiyle dünya ekonomisinin  yavaşlamasından doğrudan etkilenmiyor. Hatta Çin’in yavaşlaması ve büyüme modelinde tüketimin ağırlığını artırması nedeniyle emtia fiyatlarında yaşanan gerilemeden olumlu etkileniyor. Ancak küresel yavaşlamanın “sert inişe” dönüşmesi durumunda Türkiye’nin de olumsuz etkilenmesi kaçınılmaz olacaktır.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü