Tarımsal emtialar için heyecanlı günler bizi bekliyor

2012 yılı ABD’de son 50 yılın en şiddetli kuraklığının yaşanmasıyla gözlerin tahıl fiyatlarına çevrildiği bir yıl oldu. ABD, mısır ve soyada dünyanın en büyük üreticisi konumunda bulunuyor (soya için bu durum geçtiğimiz Cuma günü biraz değişti). Aynı zamanda tüm tahıl grubu için büyük ihracatçıların da başında geliyor. Dolayısıyla geçtiğimiz yaz yaşanan kuraklık tahıl fiyatları üzerinde oldukça etkili oldu. Mısır ve soya fiyatlarında tarihi rekor seviyeler görüldü.

Yılın son aylarında hem talep hem de kuraklık paniğinin azalması ile tahıl fiyatlarında gerilemeler yaşandı. Ancak yılın ilk ayları tekrar heyecanın arttığı aylar olacaktır. Bunun ilk örneğini Cuma günü açıklanan ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) aylık arz-talep raporunda (WASDE) gördük. Ocak ayında açıklanan WASDE raporu, yılın son rakamları olduğu için ve önceki yıllarda Ocak ayı raporları sonrası taban ya da tavan fiyat görülmesi oranının yüksek olması nedeniyle de önem taşıyor.

Cuma günü yayınlanan WASDE raporunda dikkat çeken noktalar ise şu şekilde:

  • Mısırda ABD stok tahmini artması beklenirken 602 milyon kileye çekildi. Bu seviye, 1996’dan bu yana en düşük seviye olması açısından önemli. ABD üretim tahmini 10,725 milyar kileden 10,78 milyar kileye çekilse de bu seviye kurumun ekim zamanı yaptığı 14,8 milyar kile seviyesinin çok altında olmasıyla mısır fiyatları için destek oluşturmaya devam ediyor. Mısırda çeyrek dönem mısır stokları 8,2 milyar kile beklentisinden daha aşağı, 8,03 seviyesine çekilirken bu seviye yılın aynı dönemi için 2003 yılından bu yana en düşük seviye. ABD’de mısır ekim alanı 97,2 milyon akre seviyesine yükseltilirken bu seviyenin 1937’den bu yana en yüksek seviye olması dikkat çekici.
  • Buğdayda global ve ABD stok tahmini aşağı çekildi. Global stok tahmini geçen seneki seviyenin yaklaşık %10 altında. ABD dışında Rusya da bu seneki olumsuz hava koşulları nedeniyle üretim ve stok seviyesi aşağı çekilen önemli üreticiler arasında bulunuyor. Ancak buğdayda stok seviyesinin mısır kadar kritik seviyelerde düşük olduğunu söyleyemeyiz.
  • Soyada çeyrek dönem stok seviyesi 1,966 milyar kile seviyesine gerilerken bu seviye yılın aynı dönemi için 2003 yılından beri en düşük seviye. Soyada ABD üretim ve stok tahminleri yukarı çekilse de fiyatları etkileyen en önemli faktör Güney Amerika için açıklanan seviyeler oldu. En önemli gelişme Brezilya üretim tahmininin 81’den 82,5 milyon metrik tona yükseltilerek yeni bir rekor seviyeye çekilmesi oldu. Aynı zamanda en büyük soya üreticisi konumunu da ilk kez ABD’nin elinden alması bekleniyor. Bu gelişmeler önümüzdeki sezon için Güney Amerika soya üretiminin mevcut koşullar göz önüne alındığında oldukça yüksek bir seviyede gerçekleşeceğini ve dolayısıyla ABD ihracat talebini düşüreceğini bekleyebiliriz.
  • Pamukta hala rekor seviyelerde bulunan stok seviyesi fiyatlar için baskılayıcı unsur olmaya devam ediyor. Son WASDE raporunda da global stok tahmininin yukarı çekildiğini gördük. Ancak pamuk için de fiyatları belirleyici en önemli gelişme Mart ayından itibaren başlayacak olan ekim döneminde belirlenecek olan ekim alanı miktarı olacak. Düşük fiyatlar nedeniyle üreticilerin pamuk ekim alanlarını düşürüp daha yüksek fiyatlı ürünleri tercih etmelerini beklemek çok yanlış olmaz. 

ABD’de hala kuraklığın etkileri devam ediyor. Geçen seneki oldukça düşük hasat sonrası artık önemli olan ilkbahardaki ekim sürecine kadar yeterli yağışlarla toprağın uygun seviyeye gelip gelmemesi olacak. Yetersiz nem durumunda önümüzdeki yaz hasat dönemi yine yükselen tahıl fiyatlarına şahit olabiliriz.

Takip edilmesi gereken ve önümüzdeki günlerde tahıl fiyatlarında, özellikle soyada, heyecan yaratacak bir diğer etken ise Güney Amerika üretim durumu olacak. Brezilya’da kısa süreli bir kuraklık ve Arjantin’de aşırı yağışlar nedeniyle soya ekimi gecikse de şu an hava koşullarının olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Beklenildiği gibi Brezilya’da rekor seviye üretim olması soya fiyatlarını baskılayacaktır. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç ay bunun belli olacağı ve fiyatların volatil olacağı bir dönem olacak.

Son olarak konuyla ilgili dikkat çekmek istediğim tahıl fiyatlarının dolaylı etkilerinin olduğu birkaç nokta. Gıda üretimi dışında hayvan yemi olarak da geniş kullanım alanı olan tahılların yüksek seviyelerde fiyatlanmasının devamı gıda fiyatlarını da yukarı taşıyacaktır. Bunun da ülke ekonomileri üzerindeki etkileri önem taşıyor. Tarım sektörü ile ilgili şirketlere de bu dönemde dikkat etmekte fayda var. Özellikle gübre ve tarım kimyasalları üreten şirketlerin ilkbahar dönemindeki ticaret potansiyeli şirket hisseleri için olumlu olabilir. Özellikle yüksek fiyatlar nedeniyle üreticilerin daha fazla ekim yapacağı varsayımı göz önüne alınırsa bu tip şirketleri izlemeye almakta fayda olabilir. Bunun için daha detaylı bir analiz yakın zamanda ilginize sunacağım. Şimdilik Güney Amerika hava durumunu ve tahıl fiyatlarını izlemeye devam ediyorum.

Ayşegül Kabakçı

Uzman Yardımcısı | Uluslararası Piyasalar

Egzotik Varant Dönemi Başlıyor

Türk Lirası- döviz kurundaki hareketlerden etkilenmek istemeyen yatırımcılar için, İş Yatırım’ın oluşturduğu dört yeni altın varantı 14 Ocak Pazartesi günü İMKB’de işlem görmeye başlayacak.

Şu anda işlem gören altının Türk Lirası fiyatı üzerine çıkarılmış varantlara ilave olarak oluşturulan bu yeni varantlarla birlikte, yatırımcılar altın hareketlerine Türk Lirası- Amerikan Doları kurundan etkilenmeksizin yatırım yapma imkanı sağlayacak.

Yatırımcının bakış açısı ve tercihine göre Quanto ve Flexo şeklinde isimlendirilen varant seçenekleri karşımıza çıkacak. Yatırımlarını Türk Lirası açısından değerlendirenler için Quanto, döviz için Flexo varantları sunulacak.

Quanto ve Flexo varantlarının öne çıkan avantajlarını incelediğimizde;

Quanto Varantları

  • Altının yurtdışındaki Dolar fiyatını baz alan varant, olası uzlaşı ödemelerini döviz kuru ne olursa olsun sabit kurdan yapacak.
  • Yatırımcı, döviz kuru ne olursa olsun altının dolar fiyatının değişmesi durumunda aradaki farkı Türk Lirası olarak alacak.
  • Bir Amerikan Doları bir Türk Lirası’na sabitlenmiş olacak.

 Flexo Varantları

  • Altının yurtdışı fiyatı üzerine çıkarılan varantın olası ödemeleri dolar bazında hesaplanacak ve cari kur ile Türk Lirası olarak ödenecek
  • Yatırımcının olası kullanım sonrası elde edeceği ödemenin dolar karşılığı sabitlenmiş olacak.
  • Yatırımcı döviz kuru ne olursa olsun altının dolar fiyatının değişmesi durumunda elde edilecek TL ödemenin karşılığının ne kadar Dolar olacağını bilecek.

İş Yatırım Yurtiçi Piyasalar Direktörü Yiğit Arıkök’ün konuyla ilgili yazdığı “Altın Varantları: TL – Quanto – Flexo” başlıklı yazıyı incelemek için http://bit.ly/altinvarant adresini ziyaret edebilirsiniz.

Altın Varantları: TL – Quanto – Flexo

Son zamanlarda altın en gözde yatırım araçlarından biri haline geldi. Türk yatırımcısı için ise altının daha da özel bir yeri var. Yatırımcılar tarihsel olarak Cumhuriyet altını gibi fiziksel altına rağbet gösterirken, son yıllarda altına diğer yollardan da yatırım yapma imkanı ile tanıştı. Altın yatırım fonları veya bankalardaki altın mevduat hesapları fiziksel yatırıma cazip alternatifler olarak yatırımcıların hizmetine sunuldu. Yurtdışındaki örneklerinin gösterdiği performansın çok gerisinde kalan Türk Borsa Yatırım Fonu (BYF) sektöründe bile en büyük payı Altın BYF’leri üstleniyor. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsasında (VOB) hem 1 gram altının Türk Lirası fiyatı hem de ons altının ABD doları fiyatı üzerinden vadeli sözleşmeleri işlem görüyor.

İş Yatırım dayanak varlığı altın olan aracı kuruluş varantlarının ilk ve tek ihraççısı olarak faaliyet gösteriyor. Bunun yanında aslında nakavtlı varantlar olan Turbo Sertifika adı altında sunulmuş diğer ihraççıların ürünleri de buluyor.

Her ne kadar dayanak varlığı altın olan yapılandırılmış ürünlerin işlem hacimleri şu an için kısıtlı da olsa, yatırımcıların bu ürünler hakkındaki bilgi dağarcığının artması ile ileride talebin artacağını düşünüyoruz. Bu nedenden dolayı yeni ihraçlar için hazırlıklarımız devam ediyor.

Altına yatırımının ayrı bir özelliği bulunuyor: altın fiyatı aynı zamanda Türk Lirası kur etkisini de içerir. Bu özellikle Türk Lirası bazında işlem gören bir ürün aracılığı ile gerçekleştirilen işlemlerde daha da belirgin hale gelir.

Gram altının fiyatı, ons altının yurtdışı fiyatının Türk Lirası ile çarpımı baz alınarak elde ediliyor. Bir de ons ölçeğini grama çevirmek için sabit dönüştürme katsayısı ( 1/31,1035) ile çarpımı gerekiyor. Bir başka deyiş ile ons altının ABD doları fiyatı üzerinden bir gramın Türk Lirası cinsinden ne kadar ettiği bulunuyor. Buradaki en aşikar kur riski yurtdışındaki altının fiyatının değişmediği halde Türk Lirasının değer kazanmasıdır. Bu durumda yatırımcıların altın pozisyonları Türk lirası cinsinden azalma riski ile karşı karşıyadır. Bu riski belli ölçüde Türk Lirası – ABD Doları Döviz kuru varantları ile bertaraf etmek mümkündür, ancak bu varantlar, hakkında derin bilgiye sahip olmayı gerektirdiği için ve dönüşüm hesapları karışık olacağı için pratikte pek uygulanmamaktadır.

Kur riskini bertaraf etmenin en kolay yolu gerekli bilgi birikimine sahip yapılandırılmış ürün ihraççılarının bu doğrultuda ürünler çıkarmasıdır. Kur riski taşımayan yapılandırılmış ürünler yurt dışında sıklıkla ihraç edilmekte ve bu yönde talep gösteren yatırımcılar tarafından rağbet görmektedir.

Ancak kur riski göründüğünden daha karmaşık bir olgudur. Bunun nedeni kur riskinin yatırımcının bakış açısına göre değişkenlik göstermesidir. Elinde altın bulunduran bir yatırımcıyı ele alarak bu olguyu daha kolay açıklayabiliriz. Yatırımcının ons altın fiyatının artacağı beklentisi ile gram altının Türk Lirası cinsinden işlem gören bir araca yatırım yaptığını ve beklentisinin doğru çıkarak ons altının 1.700 dolardan 1.750 dolara yükseldiğini varsayalım. Bunun yanında Dolar Türk Lirası kuru 1.80’den 1.75’e düşmüş olsun. Altının ons fiyatı 50 dolar arttığı halde gram altının değeri hemen hemen aynı kalacaktır. Beklentisi doğru çıktığı halde yatırımcı hiç kar elde edemeyecektir.

Eğer yatırımcının varlıklarını dolar bazında değerlendirdiğini varsayarsak (dolar bazlı yatırımcı), kur riskinden korunmak için yatırımcı ons altının dolar cinsinden fiyatını sunan bir ürüne yatırım yapmalıdır. Mesela VOB’da işlem gören VOB Dolar/Ons Vadeli İşlem Sözleşmesi uygun bir örnek olabilir. Varantlarda ise bunun karşılığı literatürde “Flexo” (veya “Composite”) diye tabir edilen yapılardır. Flexo varantlarda kullanım fiyatı ve vade sonu fiyatı bir döviz cinsinden hesaplanır ve uzlaşı olması durumundan ödeme başka bir döviz cinsine cari kur ile çevrilerek yapılır. Örnek olarak flexo altın varantı 50 dolar kar etmişse, yatırımcıya 50 dolar karşılığı cari kurdan çevrilerek Türk lirası olarak ödenir. Yatırımcı isterse kolaylıkla elde ettiği ödemeyi tekrar dolara dönebilir. Sonuçta 50 dolar kar elde eder. Döviz kuru ne olursa olsun hep 50 dolar karşılığı Türk lirası alacağı için dolar bazlı yatırımcı kur riskinden kurtulmuş olur.

Bu noktada “Neden Türk Lirası bazında ödeme yapılıyor, Yatırımcıya doğrudan 50 dolar ödenemez mi?” diye sorabilirsiniz. Bunun nedeni ihraç edilen yapılandırılmış ürünlerin Türk lirası bazında kote edilmeleri gereğidir.

Flexo varantlar dolar bazlı yatırımcılar için çözüm sunuyor. Peki, yatırımcı varlıklarını dolar bazında değil, Türk Lirası bazında değerlendiriyorsü İkinci örnekte Türk Lirası bazlı yatırımcıyı ele alalım. Yatırımcıya yukarıdaki örnekte 50 doların karşılığı ödenecek, ancak 50 dolar cari kurdan çevrileceği için ne kadar Tük Lirası’na tekabül edeceği belirsizliğini koruyacaktır. Bu tür yatırımcı için de çözüm var: Quanto varantları.

Quanto varantta, döviz kuru sabitlenir. Bu nedenden dolayı bazen “sabit kurlu varant” diye de adlandırılmaktadır. Dayanak varlıktaki değişimi bire bir sunmak için çoğu kez sabitlenen kur da bire bir olarak belirlenir. Yukarıdaki örneğe tekrar dönersek quanto varantlarda dolar ons fiyatı 50 dolarlık ödeme gerektiriyorsa quanto varant 50 TL ödeme yapar. Türk Lirası bazlı yatırımcı kendi döviz cinsinden olmayan bir varlığa döviz kuru riski taşımadan yatırım yapar. Dayanak varlık ne kadar kazandırırsa, yatırımcı o kadar Türk Lirası elde eder. Quanto yapılar altın dışındaki diğer varlık veya göstergelere kolaylıkla uygulanabilir.

Altın varantları ister TL bazlı olsun, ister Flexo veya Quanto olsun belirli bir amaca hizmet ettiklerinin altını çizmek lazım. Hiçbirinin diğerlerinden daha üstün olduğunu ileri sürmek doğru olmaz. Hepsinin farklı özellikleri bulunduğundan önemli olan yatırımcının kendine uygun varantı seçmesidir. Altının TL cinsinden fiyatına yatırım yapmak isteyen yatırımcı için Flexo veya Quanto varantları uygun değildir. Aynı şekilde dolar bazlı yatırımcı için quanto varantları uygun olmayacağı gibi TL bazlı yatırımcılar da Flexo ile istedikleri getiriyi elde edemeyebilirler.

Flexo alan yatırımcı ons altının dolar fiyatı arttığında ne kadar dolar kazanacağını bilir. Quanto alan yatırımcı ise ons altının dolar fiyatı arttığında ne kadar TL kazanacağını bilir.

“Ben dolar bazlı yatırımcıyım, kur ne olursa olsun, ons altın artarsa ne kadar dolar kazanacağımı bilmek istiyorum” diyen yatırımcı için Flexo varantı uygundur. “Ben TL bazlı yatırımcıyım, kur ne olursa olsun, ons altın artarsa ne kadar TL kazanacağımı bilmek istiyorum” diyen yatırımcı için ise Quanto varantlar uygundur. Bu bakış açısı ile Flexo veya Quanto varanttan birinin diğerinden daha iyi olduğunu iddia etmek mümkün değildir. Çünkü bahsi geçen birbirinin alternatifi değil, farklı kesimlere hizmet eden iki farklı üründür.

Biz üç çeşit varantın da piyasamızda yer almasının gerektiğini düşünüyoruz. Gram altının TL fiyatı üzerine varantlarımız halen işlem görüyor. Flexo ve Quanto için ise önümüzdeki hafta başvuru sürecini başlatmayı planlıyoruz.

Yiğit Arıkök

Direktör | Yurtiçi Piyasalar

Hangi borsa daha güvenilir?

Küresel çalkantı dönemlerinde hisse senedi yatırımcılarının risk alma iştahında azalma meydana gelmesi ve daha güvenilir borsa/şirket arayışlarına girilmesi doğal bir reflekstir. Peki bir hisse senedinin güvenilir olup olmadığı konusunda yatırımcılar rotayı nasıl belirlemeli? Konuyu etkileyebilecek bir çok değişken olması nedeniyle bu soruya standart bir formulle yanıt verilmesi zor, ancak güven konusuna biraz değindiğimizde, rota da kendiliğinden belirlenecektir.

Hisse senedini güvenli kılan en önemli unsurlardan biri, o hisse senedinin fiyatını ve yatırım kararlarını etkileyebilecek önemli gelişmelere zamanında, doğru, tam ve mümkün olan en düşük maliyetle  erişimin mümkün olmasıdır. Bir diğer önemli unsur ise, spekülatif (kar amaçlı alım satım)  işlemler ya da önemli iktisadi/siyasi gelişmeler karşısında, hisse senedi fiyatında meydana gelebilecek ani dalgalanmaların asgari seviyede olmasıdır. Hisse senedi fiyatının bu tür ani ve etkili gelişmeler karşısında istikrarını koruyabilmesi ise,  öncelikle hisse senedinin derinliğiyle,  yani fiyat adımlarının sıralı ve kuvvetli olan çok sayıda alım satım emirleri içermesine bağlıdır.

Hisse senedinin derinliği, şirketin halka açıklık oranının yüksekliği ile doğrudan ilgilidir. Buna göre, faaliyet ve finansal performansı ile büyüklüklerinin aynı olduğu varsayılan iki şirketi ele aldığımızda, halka açıklık oranı yüksek olan şirketin hisse senetlerinin, diğer şirketin hisse senetlerine göre daha güvenli olduğu söylenebilir. Bu tür hisse senetleri, istendiği zaman ya da beklenmeyen önemli ve ani  gelişmeler karşısında kolay satılabilme  kabiliyetinin yüksekliği nedeniyle, diğer hisse senetlerine göre daha fazla tercih edilir ve yatırım kararlarında öncelik taşır. Yukarıda belirttiğim varsayımlar çerçevesinde, bu şekilde öncelikli olarak tercih edilen şirketlerin daha değerli olması da beklenen bir sonuçtur.

Bu konuda mutlaka dikkat edilmesi gereken bir  husus ise, şirketlerin halka arz oranlarıyla fiili dolaşım oranlarının aynı olmayabileceği ve bu iki kavramın kesinlikle farklı anlamlar taşıdığıdır. 100 milyon TL sermayesinin  0’unu, yani 30 milyon TL’sini halka arz eden bir şirket düşünelim; şirketin kurucusu, yakın aile üyeleri ya da şirketin bağlı ortaklıkları tarafından borsadan söz konusu şirketin hisse senetlerinde 10 milyon adet alım yapılmış olsun; bu durumda,  şirketin halk arz oranı 0 olmakla birlikte, fiili dolaşım oranı, yani yatırımcıların borsada işlem yapabileceği büyüklük, olmaktadır. Bu konuda mağduriyetleri önlemek için tedbir alma gereği hisseden Sermaye Piyasası Kurulu da, 23.07.2010 tarihli kararıyla şirketlerin fiili dolaşım oranlarının, halka arz oranları olarak kabul edileceğini ilan etti. Buna göre, bizim örneğimize konu olan şirketin halka arz oranı 0 değil, olarak kayda geçecektir. Dolayısıyla yatırımcıların, yatırım kararlarını verirken ve şirketin kurumsal yapısı hakkında değerlendirme yaparken, Merkezi Kayıt Kuruluşu tarafından ilan edilen fiili dolaşım oranlarını dikkate almaları son derece önemlidir. Zira, şirketlerin fiili dolaşım oranları (gerçek halka arz oranları), ortaklar dahil bütün menfaat sahiplerinin haklarının gözetilmesi konusunda da etkili olmaktadır.

Güvenilir borsa üzerine değerlendirme yaparken elbette uyuşmazlık durumları için ihtisas mahkemelerinin önemi ve benzeri konulardan da söz edilmelidir. Ancak, daha ziyade piyasa işleyişi üzerinde durduğumuz için, bir hisse senedinin ne kadar güvenilir olduğu, iktisada giriş  derslerinde anlatılan tam rekabet koşullarına ne derece yakın olduğuyla ilgilidir. Bu tür hisse senetlerinin sayısının çokluğu ise, işlem görülen borsaya olan güveni ve ilgiyi artırır.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri