Panik yapmayalım ama hazır olun

2013 Kasımında Yellen’in VP olduğu dönemde oluşturduğu Optiomal Control modeli üzerine bir konuşmasına değinmiştim yine bu blogda değinmiştim http://blog.isyatirim.com.tr/kral-oldu-yasasin-kralice . Cuma günü açıklanan veriden sonra bu konuya geri dönmekte fayda görüyorum. Yaklaşık 1 yıl 1 ay önce paylaştığım yazıyı ” Asıl “Balon” bu adımdan sonra oluşacaktır. ” diyerek bitirmiştim. ABD endekslerinde halen bir balon yok ve düzeltmeler alım fırsatı, çok daha yukarıya gidecekler.

Samuraylar geliyor

samurai

Çocukken izlediğimiz kovboy filmlerinde kötü niyetli Kızılderililer masum beyazların şehrini ele geçirmek üzere iken son dakikada süvariler yetişir ve kötü sona engel olurdu. Kızılderililerin aslında topraklarını beyazlara karşı savunan masum insanlar olduğunu öğrendiğimde hayal kırıklığına uğramıştım.

Fischer’in dünkü çok önemli konuşması

Fischer'in dünkü çok önemli konuAYmasA�

Fischer hem FED başkan yardımcısı olması hem de entelektüel kapasitesi nedeni ile çok önemli bir isim. Dün yaptığı konuşmanın da kısa ve uzun vadede etkileri olacaktır (orta vadede ise düzeltme sürecek) . Fed ve Global ekonomi başlıklı konuşmanın tamamını bu linkten okuyabilirsiniz. ABD ekonomisinin finansal kanal üzerinden global ekonomide ağırlığı, Gelişmekte olan ülkelerle olan ticaret ilişkisinin politikalara etkisi ve FED politikaları. Uzun vadede önem taşıyan bölüm ise bir süredir değindiğim “sistemin değişmesi” üzerine

Ben bazı noktaları paylaşarak devam edeceğim:

Bu hafta da bitti…

Bu Hafta Da Bitti

Öncesinde heyecanı yüksek ancak sonrasında son derece sıkıcı olan beklentilerin bulunduğu bir haftayı tamamladık. FED FOMC açıklamasından “considerable time” kelimelerini çıkartsa ve İskoçlar W. Wallace anıtının karşısındaki plakette yazan “Dico Tibi Verum, Libertas Optima Rerum: Nunquam Servili Sub Nexu Vivito, Fili” kelimelerini hakını verse finans piyasaları büyük bir deprem yaşayacaktı.

Her ikisi de gerçekleşmedi ve olup bittikten sonra her şeyi zaten bildiğini iddia eden finans piyasasında bir kez daha “beklendiği gibi..” ile başlayan cümleler okuduk. Evet her iki gelişme de beklendiği gibi sonlandı. Mı acaba….

Tren yola çıktı, hangi istasyonda duracağı değil hangi gara gittiği önemli

İngiltere’nin (ve yarattığı) sorunları bitmedi. Ülke  7 Mayıs 2015 Perşembe günü secime gidecek. Ingiliz siyasetinde Troy, bizde Conservative/Muhafazakar parti olarak bilinen ancak tam adı -Conservative and “Unionist”- partinin lideri ve Başbakan Cameron’u sorunlu bir dönem bekleyecek. “Unionist” bir lider olarak referanduma izin verdiği sırada bu kadar zorlanabileceğini beklemiyordu. Kendi partisinin içinden hırpalanacaktır.Hayır kampında bulunan ve İşci Partisinden Milliband da seçimi kazandığı bazı bölgelerde referandumda yenildi.

Bugün yapılan siyasi yorumlar her durumda İngiltere’nin yeni bir İngiltere olmak zorunda olduğu ve İskoçlara verilen sözler nedeni  (or.1979 tarihli Barnett alokasyonunun devamı = İskoçlar için kamu harcamasında kişi başında extradan +1300 pound demek) ile bir anayasal kriz yaşayacağı yönünde. Cameron’un AB’den çıkma konusunda bir referanduma izin verip vermeyeceği de diğer önemli bir konu. İskoçlara birliğin nimetlerini anlatan Cameron Bileşik Krallığa Avrupa birliğinden çıkmayı savunabilir mi? Aslında savunması gerekiyor ama yapamayacaktır.

Referanduma izin verilmesi ise Katalanlar başta olmak üzere Ukrayna’dan Taiwan’a benzer beklenti ve talepler yükselecekti. Bugün yerel saat 16:30 da Katalan Meclisi 9 Kasım referandumunu kabul edip etmemeyi görüşecek. Ayrılıkcı hareketler 2015’te Euro bölgesinin ekonomik krizine paralel kuvvetlenecektir. Sosyal olaylar ve savaş döngüleri bunu net bir şekilde gösteriyor.

FED’in Vücut Dili:

Önce kısa bir fıkra: Temel mezar taşına şunları yazdırmış: Hastayum dedum inanmadinuz, Hastayum dedum inanmadinuz, Hastayum dedum inanmadinuz… Ne oldi?

Soru: Satışların kaynağı ne? FED açıklamasında şahinleşti mi?

Cevap: Hayır, ancak Yellen’i FOMC’nin konuşan dili  “noktaları” FOMC’nin vücut dili olarak değerlendirirsek FED’in söyledikleri ile hareketleri birbirini tutmadı. Sakin bir şekilde faiz artmayacak merak etmeyin derken gözlerini kaçırdı, ellerini koyacak yer bulamadı ve terledi.

Soru: Ama enflasyon düşük geldi?

Cevap: Evet FED üzerinde “enflasyonla savaş” baskısı yok. Zaten kimsenin böyle bir beklentisi de yok. Anlaşılması gereken şey şu; enflasyonun normale dönmesi ve yataya geçmesi bile FED’in sıfır faiz ve 4 trilyon dolar büyüklüğünde bilançosu ile uyumsuz. Faizler artık yükselsin diyenler bu yeni gerçeğe adapte olunmasını istiyor. Şayet trend aşağıya olursa elbette FED’de tavrını ona göre ayarlamalı.

Soru: Peki faiz artışı başlarsa panik olmamız gerekiyor mu? 2017 için 3.75% görünüyor?

Cevap: Hayır, cari veriler ışığında FED faizleri en fazla 25’er puan arttırabilir. Dahası 3.75% seviyelerini hayal olarak görüyorum. 2015 ve sonrasında dolar o kadar kuvvetlenecek ki ABD faizleri 2%ye getirirken  bile şüphe taşıyacak. Daha sonra da zaten global gidişata bağlı yeni bir resesyon ve deflasyon korkusu gelecek.

Soru: O zaman FED şu anda durumundan memnun.

Cevap: FED’in kafasında biri kısa vadeli biri uzun vadeli iki sorun olduğunu düşünüyorum. İkisi de uykularını kaçırıyor. Biri daha önce de dediğim gibi erken faiz arttırmış durumuna düşmek. Bu tamiri zor bir hata olacağından tamiri kolay olan geç arttırmış durumuna düşmeyi tercih ediyor. Piyasa bunu sanki veriler nedeni ile geç arttırmak istiyor şeklinde yorumlayabiliyor. İkincisi ise sonraki aşamada bir kaç yıl sonra gelecek olan (bence 2) resesyona düşük faizler (1.5%) büyük bir bilanço (3.5 tr dolar) ve 5.5% civarı işsizlikle girme korkusu.

Soru: Peki FOMC açıklamasında ne zaman düzenlemeye gidebilir.

Cevap: Düne kadar Ekim ayında gitme ihtimalini yüksek görüyordum. Hala mümkün ancak Yellen çok az uyarıda bulundu. Bu nedenle strateji değiştirecekse basın toplantısı olan Aralık FOMC’yi beklemeyi tercih edebilir. Her durumda FED “hastayum” diyor.

Faiz arttırmamasını gerektirecek koşulların kuvvetlenmesi faiz arttırmasından daha kötü bir gelişme olur. Nette faizler ABD ekonomisi normale döndüğü için yükseltilecek. Ancak her zaman vurguladığım gibi, piyasalar 5 yıl boyunca devamlı merkez bankalarını ve QE’yi tartıştığı için Euro Bölgesinde, Çin’de olan biteni ve reel gelişmeleri yeterince önemsemiyor. 6.9%’a gerileyen end. üretim değil buna karşılık bankalara verilen 81 milyar dolarlık likidite daha ciddiye alınıyor. Ancak bilirsiniz gerçeklerin her zaman ortaya çıkmak gibi rahatsız edici bir huyu vardır….

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Bu Hafta Da Bitti_banner

Tarihte Bugün: Hayır İkiz Kuleler Değil

Tarihte Bugün HayA�r A�kiz Kuleler DeAYil

Normalde   “tarihte bugüne” bu konuyu ayırmazdım. Ancak son gelişmeler ışığında paylaşmakta fayda görüyorum. Önce kısa bir anekdot. 1970’lerin başında Çinli Çu En Lay’a (Mao olarak anlatılan versyonu da var ama yanlış) sormuşlar “Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?” cevap olarak “Bir şey söylemek için erken” demiş. Aslında bir tercüme hatası söz konusu. Sorulan soru 1789 ihtilali değil 1968 Fransız öğrenci hareketleri ama yine de ortaya güzel bir düşünce yapısı çıkmış.

Bugün Katalan Milli Günü “Diada”.

Sıcak para Türkiye’ye gelir mi?

Sıcak para Türkiye’ye gelir mi

Avrupa ve ABD ekonomilerinde beklentilerden zayıf gelen veriler, gelişmekte olan ülkelere sıcak para girişini yeniden manşetlere taşıdı. Japon ev kadınlarının tasarruflarını Avustralya ve Yeni Zelanda’da değerlendirmesi ile tanınan “carry- trade” tartışmaları yeniden gündeme geldi.

Hal böyle olunca yatırımcılardan çok miktarda soru gelmeye başladı. FED ve ECB’nin faizleri düşük tutmaya devam ettiği bir ortamda Türk lirası değer kazanır mı? Merkez Bankası Türk lirasının değer kazanmasını engellemek için yeniden faizleri düşürmeye başlar mı? Faiz düşüşünden yararlanmak için uzun vadeli tahvillere yatırım yapılabilir mi?

Küresel koşulların Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelere para girişini desteklediğini söyleyerek başlayalım. Gelişmiş ülkelerde büyümenin zayıf, enflasyonun düşük olduğu uzun soluklu bir konjonktür öngörmeye devam ediyoruz. 

ABD ve İngiltere görece daha güçlü bir ekonomiye sahip oldukları için faiz artırmaya 2015’in ikinci yarısında başlayabilirler. Ancak söz konusu artış 50-100 baz puan ile sınırlı olup daha önceki faiz artışı döngülerine göre çok daha düşük olacaktır.

Avrupa ve Japonya’nın uzun süreli yapısal bir durgunluk ile boğuştuğu bir ortamda ABD ve İngiltere merkez bankaları sert faiz artışları yaparak paralarına değer kazandırmak ve büyümelerini tehlikeye atmak istemeyeceklerdir. 

Küresel sermaye, düşük faiz ortamında öncelikli olarak kendi ülkesindeki hisse senetlerine ve özel sektör tahvillerine yatırım yapacak. Risk alma iştahı daha fazla olanlar büyümesi güçlü ve faizleri yüksek gelişmekte olan ülke devlet kağıtlarına, özel sektör hisse senetlerine ve tahvillerine kademeli olarak geçeceklerdir.

Dolayısıyla faizlerin düşük, risk alma iştahının düşük olduğu bir konjonktürde gelişmekte olan piyasalarda 2013’ün ilk aylarında yaşadığımıza göre daha küçük bir balon oluşabilir. Ancak tarihin tekerrürden ibaret olmadığını ve mevcut koşulların geçmişten çok farklı olduğunu belirtelim.

FED’in varlık alımlarını azaltması korkusuyla başlayan satış dalgası 2013 yılında Türk lirasının da aralarında olduğu gelişmekte olan ülke paralarında ciddi boyutta devalüasyona yol açtı. Küçük havuzdaki büyük balık gibi sıkışan küresel sermaye gelişmekte olan ülke piyasalarında önemli miktarda zarar etti. Bu nedenle uygun finansal koşullara rağmen 2014 yılında gelişmekte olan ülkelere akan para 2010- 2013 dönemindekinin yarısında kaldı.

Türkiye gelişmekte olan ülkeler liginde 2013 yılına göre daha zor koşullarda rekabet ediyor. Avrupa ekonomisinden gelen durgunluk işaretleri, en büyük ikinci dış ticaret ortağımız Irak’ta yaşanan iç savaş, Kuzey komşumuz Rusya ile Avrupa arasında devam eden gerginlik ve 2015 yılı Haziran’ında yapılacak genel seçimler Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere akan sermayeden sınırlı pay almasına neden oluyor.

Bu nedenle son dönemde yeniden gündeme gelen sıcak para Türkiye’ye akın eder, Türk lirasında hızlı bir değer kazancı yaşanır görüşüne katılmıyoruz. Gerek görece yüksek cari açığımız gerekse yüksek dış borç servisimiz Türk lirasının aşırı değer kazanmasına izin vermeyecektir. Açık pozisyonu yüksek şirketler kesimi Türk lirası değer kazandığında piyasaya girip döviz alarak önümüzdeki aylardaki ödemeleri için cephane biriktirmek isteyeceklerdir.

Üstelik, Türk lirasının diğer gelişmekte olan ülke paralarına göre cazip olduğu ve hızla değer kazandığı bir konjonktürde Merkez Bankası’nın faiz indirerek kurlara müdahale edeceğine inanıyoruz. Bu nedenle 2014 sene sonu dolar kurumuzu 2,20 gibi görece yüksek bir seviyede tutmaya devam ediyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Olsun Varsın Sen Yine Yellen’ler Söyle Bize

Yellen’ın konuşmasını dinlerken: Trust but verify –Güven ama kontrol et!

Bazı akşamlar yatağa uzanıp tavana baktığımda “acaba Yellen faiz artışı QE bittikten 6 ay sonra” dediğinde gerçekten basit bir hata mı yaptı yoksa Freudyen bir sürçme miydi diye düşünüyorum. Zira geldiğimiz noktada bu artan bir ihtimal haline geliyor. Şu anda piyasada Nisan toplantısında bir faiz artışı 20.5% fiyatlanıyor. Ben daha önce de olduğu gibi piyasanın beklediğinden önce geleceği düşüncemi koruyorum.

Aslında birkaç aydır piyasa FED’in gerisinde. Önce Mayıs ayında Yellen enflasyonda yükseliş bir sapma dediğinde “evet evet gürültü üst kattan geliyor bizden değil” seslerini duyduk. Ancak bir anda FED dezeflasyon süreci bitmiştir dediğinde görüşler “daha fazla yükselmez panik yok” şeklinde adapte edildi. Gerçekten de PCE’de panik gerektirecek bir görüntü yok.

Ancak durduğumuz yerde konu enflasyonun alıp başını gitmesi değil zaten.Enflasyonun bu seviyelerde kalması durumunda bile faizler bu seviyede olmalı mı?” sormamız gereken soru bu. 98 yılında CPI 1.4% seviyesinde bulunduğunda FFR 5.5% seviyesindeydi. 2004’te 1.7% seviyesinde bulunduğunda 1.0% seviyesindeydi. Dolayısı ile şu anda da enflasyonun yükseliş trendine girmesine gerek yok cari durumda faizlerin olması gereken seviye 0- 0.25% değil.

Ancak elbette her mutsuz ailenin farklı hikayeleri olması gibi her döneminde farklı hikayeleri var. Ve bu dönemde de hikaye “İşsizlik”. Piyasa uzun bir süre FED’in katılım oranı gerekçesini doğru kabul etti. Ardından FED bu gerekçenin kısmen doğru olduğunu söyleyince yine taraf değiştirdi ve 2016’da beklenen faiz artışı 2015 son çeyrek veya son yarıya çekildi.

Cuma günü şu açıdan kritik olacak.Yellen  gerçekten de daha önce ortalaması 2.1% olan istifa oranlarının şu anda 1.8% olması nedeni ile istihdam piyasasının normal koşullardan çok uzakta olduğuna inanmamızı mı bekliyor? İşsizlik başvuruları rekor diplerde dolaşırken Hires rate’in 3.8% değil de 3.5% olmasını mı kritik görüyor? NFP ortalaması 245K seviyesinde giderken Yellen Nairu’yu 5.6% (prof. tahminciler anketinde 5.5%) olarak mı görüyor yoksa daha yüksek bir seviye mi telaffuz edecek. 2007’de açık pozisyon başına 1.8, 2009’da 6 aday düşerken şu anda 2 aday düşmesi “elevated bir” işsizliğe mi işaret? JOLTS ve Beveridge eğrisine baktığında faizle çözülecek bir sorun mu görüyor yoksa yapısal bir sorun mu?

Yarın piyasanın duymak istedikleri bunlar. Ancak son birkaç ayda verilere güvenmek yerine FED’e güvenenler her açıklamada yavaş yavaş mevzi kaybediyorlar. Bu nedenle yarın Yellen gerçekten güvercin ve ikna edici bir konuşma yapamaz ise şahin açıklama yapmasına gerek olmadan piyasa bozulacaktır. Piyasa elbette ikna olmaya dünden hazır. Ama her durumda Eylül ayında satışlar yoğunlaşacak.

(Evet Konu kısmı nedeni ile kendimden utanıyorum:))

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Piyasalar neden aniden yükselir ve düşer?

Dün Faber CNBC’de endekslerde 30% düşüş beklediğini söyledi.2013’de de söylemişti. 2012’de de söylemişti.
Faber’in yeteneklerini tartışmak için yazmıyorum. Piyasanın neden umulmadık bir anda yükseldiği veya düştüğüne dair dinamikler üzerine istiyorum. Değerlemeler çok yüksek olsa da neden önümüzde önce çok daha yüksek fiyatlar ve ardından tarihte görülmüş en büyük çöküşün gelebileceğine dair.

Milton Friedman spekülasyonun piyasayı bozucu değil dengeleyici bir faaliyet olduğunu savunurken Darwin kanunlarını geçerli olduğunu söyler: Spekülasyon stabiliteyi azaltan bir unsur olmasını savunmak spekülatörlerin hep para kaybettiğini söylemek anlamına gelir. Oysa para kaybeden spekülator piyasa dışına itilecektir. En iyi olanın yaşaması kuralı gereğince sadece kar eden spekülatörler kalır. Bu rasyonel spekülatörler de A. Smith’in “görünmez el” mekanizmasını kuvvetlendirerek piyasanın daha stabil olmasını sağlar.

Peki bu spekülatörler nasıl başarılı olur? Keynes‘in The General Theory kitabında bahsettiği Güzellik Yarışması kavramını herkes, eksik olarak, bilir. Bilinen hali ile yarışmayı kazanacak adayı bulmak için kendi beğendiğiniz adayı değil diğerlerinin (veya juri) beğendiği adayı kestirebilmeniz gerekir. Borsada işlem yapan herkes şu cümleyi duymuştur : XYZ hissesini “alıyorlar” veya  çok ciddi satışa “geçtiler”.Hep bu “diğerleri” olanlar kim?Kimden bahsediyoruz?

Gerçek hali ile Güzellik Yarışmasını Keynes  söyle anlatır: Seçilecek güzellik kraliçesini bulması durumunda bir ödül alacak olan yarışmacılar fotograflara baktığında  şayet kendi secimini yaparsa hatalı çıkma ihtimali yüksektir. Bu nedenle diğer yarışmacıların tercih edeceği adayı düşünmesi gerekir. ANCAK diğer yarışmacılar da aynı şekilde düşüneceğinden sadece kendi adayınızı değil (1. derece) diğerlerinin beğeneceği yarışmacıyı değil (2. derece) diğerlerinin “diğerlerinin ” beğeneceği adayın kim olduğunu kestirebilmeniz (3.derece) gerekir. Keynes bu işlemi 4-5-6. aşamalara kadar götürerek karar verebilenler olduğunu söyler. Bu durumda aslında en güzel aday secilmemiştir ” “a case of choosing those which, to the best of one’s judgment, are really the prettiest, nor even those which average opinion genuinely thinks the prettiest. We have reached the third degree where we devote our intelligences to anticipating what average opinion expects the average opinion to be. …

Dolayısı ile kısa ve orta vadede sizin veya benim değerlemeler veya teknik göstergelere bakarak ne düşündüğü önemli değildir. Diğerlerinin ne düşündüğü önemlidir ancak diğer yatırımcılar da diğer yatırımcıların ne düşündüğüne bağlı olarak pozisyon alacaktır.

PEKİ “diğerlerinin” düşüncelerini kim dikte eder? İşte burada Merkez Bankalarının rolü ortaya çıkıyor.Daha doğrusu FED’in. Yine bir mantık sorusu , bir oyun teorisi bilmecesi üzerinden ifade etmeye çalışacağım

Bir kabilenin yaşadığı bir ada var.Ada kurallarına göre şayet mavi göz rengine sahipseniz adayı şafakta derhal terk etmeniz gerekiyor. Adada ayna yok ve insanlar birbirleri ile göz renkleri hakkında konuşamazlar. Tüm insanlar mantıklı kişiler.

Kabilede 1,2,3.. (veya 100) kişi mavi geri kalanı  de yeşil göze sahip. Renkli gözlülerin olduğu gizli bir bilgi değil, herkes herkesin göz rengini görebiliyor (yani N-1). Ama tam sayı bilinmiyor doğal olarak. Bir gün adayı ziyaret eden ve sözüne kesin olarak güvenilen bir misyoner adada ” en az 1 mavi gözlü olduğunu” söyleyerek adadan ayrılır.

Misyoner aslında zaten bilinen bir bilgiyi paylaştı (ekonomik veriler herkese açık, değerlemelerin tarihi olarak ucuz veya pahalı olduğunu herkes görüyor, MACD’i al/sat verdi sinyali çok net). Ancak bu bilginin ciddi sonuçları olacak.ÇÜNKÜ misyonerin bu açıklaması ile şimdi “herkes herkesin (bunu N sayıda arttırabilirsiniz) adada en az bir kişinin mavi gözlü olduğunu bildiğini biliyor. (http://en.wikipedia.org/wiki/Common_knowledge_(logic) . Daha önce de herkesin özel olarak bildiği  şimdi genel bilgi oldu.

Şayet adada 1 tek mavi gözlü varsa diğerlerinin yeşil gözlerine bakarak  kendisinin mavi gözlü olduğunu anlar ve adayı terk eder. Şayet 2 kişi varsa birbirlerini görüyorlar demektir. Bu nedenle ilk gün mavi gözlüler birbirine bakarak “herhalde misyoner onu kast etti der” ancak ilk gün kimse ayrılmayınca ikinci gün “sanırım 1 mavi gözlü daha var ama herkesin gözü yeşil olduğuna göre bu kişi benim” diyerek ikisi birden adayı terk eder. Bu durum 3 ,4 ve N’e kadar devam eder. Yani N gününde N sayıda insan toplu olarak adayı terk edecektir. (iş görüşmelerinde de sorulan bir sorudur bu ,meraklılarına bu ve daha fantastikleri için : http://www.math.dartmouth.edu/~pw/solutions.pdf )

İyice dağıldı ve çok az kişi okuyor var sayarak tamamlıyorum. Misyoner FED. Bir kısmımız enflasyonun yükseldiğini ve istihdam piyasasının toparlandığını biliyoruz, bir kısmımız aksi görüşte (mavi gözlüler var). Ama birbirimizin bunu bilip bilmediğini bilmiyoruz (ben veya Faber gibi gevezelerin fikirleri hariç). FED enflasyon yükselmiyor,balon yok ve istihdam piyasaları zayıf diyor (mavi göz yok) biz de veriye rağmen alışa geçiyoruz (mavi göz varsa bile kimse söyleyemeyeceğinden adayı terk etmeye gerek yok).Yellen bir gün enflasyon yukarı trendde/işsizlik toparladı  veya balon var diyecek. Hepimiz hepimizin enflasyonun yükseldiğini bildiğini biliyor olacağız. Herkes aynı anda satışa geçecek (mavi gözlüler aynı anda adayı terk edecek) . Büyük satış başlayacak ama o zamana kadar kimse adayı terk etmeyecek.

Buffet veya Soros konuştuğunda veya pozisyonlarını açıkladıklarında Soros aldığı için almıyoruz,başkaları Soros’un yaptığını yapar ve alır, alırsa da yükselir diye alıyoruz, bizim bu nedenle alacağımızı düşünenler de alıyor. Olay bu. Tabii yazıdan da anlaşılacağı üzere hiç birisi benim orjinal fikrim  değil çeşitli bloglarda konu daha fazla detayla işleniyor 🙂

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Faiz indirimi bize Irak

Piyasa oyuncularına üç dilek sorsanız, çoğunun cevabı “para, para, para” olur. Piyasa iktisatçılarına aynı soruyu sorsanız zarf değişir mazruf aşağı yukarı aynı kalır.

• ABD Merkez Bankası’nın (FED) para piyasasını sıkılaştırmakta aceleci olmaması 
• Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) para politikasında ilave genişlemeye gitmesi 
• Türkiye Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirmeye devam etmesi. 

Piyasaların şimdiye kadar tüm dilekleri tuttu. Mayıs ayında %2,1’e yükselen enflasyona rağmen FED faiz tahminlerinde önemli bir değişikliğe gitmeyerek küresel risk iştahını destekledi. Avrupa Merkez Bankası faizleri indirerek ve bankalara uzun vadeli, sabit faizli, ucuz kredi kanallarını açarak piyasalara güven verdi.

Sıra piyasaların üçüncü dileğine, Türkiye Merkez Bankası’nın faiz indirimine geldi. Başkan Başçı geçtiğimiz haftalarda yaptığı basın toplantılarda risk primindeki düşüşün para politikasını amaçlanandan çok sıkılaştırdığını söyleyerek faiz indirimine kapıyı araladı.
Dereyi görmeden paçayı sıvamayı seven piyasalar faiz indirimi beklentisiyle tahvil piyasasında alışa geçti. Önceki hafta Irak’ta patlak veren iç savaş tehdidine rağmen tahvil piyasasında vadesine göre 50-100 baz puan arasında gerileme korundu.

Piyasa iktisatçıları arasında yapılan anketlerde de benzer bir sonuç çıktı. Ekonominin öngörülenden hızlı büyümesine ve enflasyonda yukarı yönlü baskının devam etmesine rağmen piyasa iktisatçıları Merkez Bankası’nın faiz indireceğini tahmin ediyor.

Piyasaların tahvil indirimi beklentisinde FED ve ECB kadar hatta onlardan daha fazla etkili olan bir unsur daha var. Başbakan Erdoğan’ın açık ve net bir şekilde Türkiye’de faizlerin çok yüksek olduğunu ve indirilmesi gerektiğini söylemesi.

Ancak Irak’ta giderek artan sivil savaş tehlikesi bu mutlu tabloyu bozuyor. Irak’taki üç etnik güç arasındaki (Şii, Sünni, Kürt) gerginliği sıcak çatışmaya döndüren IŞİD işgal ettiği toprakları artırmaya devam ediyor. Irak’taki durum Türkiye ekonomisini ve piyasalarını üç kanaldan vuruyor.
• 12 milyar dolar ile ikinci büyük pazarımız olan Irak’a ihracatımızın düşmesinin reel ekonomi üzerinde yapacağı tahribat. Irak ile iş hacmimiz bakliyattan, tavuk etine çeşitli gıda ürünlerinden tutun, petro-kimya sektörüne ve taahhüt işlerine uzanan geniş bir alana yayılıyor. Irak’ta uzun süreli bir yavaşlama büyümeyi aşağı çekebilir.
• 115 dolara yükselen petrol fiyatlarının ve gerileyen Ortadoğu ihracatının ödemeler dengesine vereceği zarar. Petrol fiyatlarındaki on dolarlık bir artış ödemeler dengesini 4 milyar dolar artırırken, döviz kuru ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yapıyor.
• IŞİD’in Musul konsolosluğunu basarak Türkiye vatandaşlarını rehin alması karşısında hükümetin sert bir tavır almaması Türkiye’nin bölgenin önde gelen ülkelerinden olduğu algısını bozarak itibarımızı düşürdü.

Tüm bu risklerin olduğu ortamda üç yıldır enflasyon hedefini tutturamayan bir Merkez Bankası’nın faiz indirmemesinin daha doğru olacağına inanıyor ve faiz indirimi bize ırak diyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma