Faiz indirimine devam…

Merkez Bankası para politikası kurulu toplantısında bir hafta vadeli politika faizini %8,75’ten %8,25’e indirirken, faiz koridorunun alt bandını 50 baz puanlık indirimle %7,5’e taşıdı. Üst bandı ise olumsuz şoklara karşı %12’de tutmaya devam etti. Para piyasası faizleri zaten %8,0 civarında olduğu için piyasalar üzerindeki etki sınırlı kaldı.

Merkez Bankası küresel risk iştahına oynamaya devam ediyor. Önceki toplantıya benzer şekilde TCMB, küresel likidite koşullarındaki iyileşmeyi faiz indirimindeki ana neden olarak ortaya koydu. Avrupa ekonomisinden gelen yavaşlama sinyalleri ve petrol fiyatlarındaki gerileme Merkez Bankası’nın elini rahatlatmış görünüyor.

Enflasyondaki düşüşü arz yönlü şoklar sınırlıyor. Önceki toplantıya paralel enfl asyondaki çıkışın kuraklık nedeniyle gıda fiyatlarındaki artıştan kaynaklandığı vurgulandı. Kur geçişkenliği nedeniyle yaşanan enfl asyon baskısının sonuna yaklaşıldığı savunuldu. Banka enfl asyon beklentilerinde ve fiyatlama alışkanlıklarında bozulma görmedikçe arz kaynaklı şoklar nedeniyle para politikası duruşunu değiştirmeyeceği mesajını verdi.

Alt bantta yapılan indirim öncelikle mevduat faizlerine yansıyabilir. Öncelikle, son dönemde gecelik repo faizlerinin %8,0’e yakınsaması da dikkat alındığında alt bantta indirim aslında sürpriz değil. Bu indirime ilk tepkinin mevduat faizlerinde gerileme şeklinde olacağını, kredi faizlerindeki olası bir düşüşün ise üst bantta bir değişiklik olmaması nedeniyle gecikmeli olabileceğini düşünüyoruz.

Yeniden dengelenme hız kesebilir. Açıklanan son veriler Irak ve Suriye’deki gelişmelerin ihracat performansımıza olumsuz yansıdığını gösteriyor. Benzer şekilde, Euro Bölgesine ait son PMI ve sanayi üretimi verileri ekonomik toparlanmada yavaşlamaya işaret ediyor. Dolayısıyla yılın 2. yarısında yeniden dış dengelenmede bir miktar ivme kaybı görebileceğimizi düşünüyoruz.

Üst bant risklere karşı sabit bırakıldı. TCMB’nin hâlihazırda borç verme faizinde bir değişiklik yapmamasını küresel risk iştahında keskin bir düşüşe ve ani bir sermaye çıkışı senaryosuna karşı ihtiyatlı kalması olarak yorumluyoruz.

Getiri eğrisi yatay kaldıkça yeni indirimler gelebilir. Politika faizindeki indirimini küresel likidite koşullarındaki iyileşmeye bağlayan TCMB, para politikasındaki sıkı duruşun enfl asyonda kayda değer bir iyileşme görülünceye kadar yatay getiri eğrisi sayesinde sağlanacağını belirtti.

Piyasa etkisi: Beklentilerle büyük ölçüde uyumlu olan karara piyasa tepkisi sınırlı oldu. Yılın kalanında G3 ülkelerinden yeni bir parasal gevşeme sinyalinin gelmesi durumunda TCMB faiz indirimine devam edecektir. Beklenmedik bir nedenle küresel risk iştahı bozulursa Merkez Bankası politika faizi ile oynamadan likidite koşulları ile oynayarak politikasını sıkılaştıracaktır.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Faiz indirimi bize Irak

Piyasa oyuncularına üç dilek sorsanız, çoğunun cevabı “para, para, para” olur. Piyasa iktisatçılarına aynı soruyu sorsanız zarf değişir mazruf aşağı yukarı aynı kalır.

• ABD Merkez Bankası’nın (FED) para piyasasını sıkılaştırmakta aceleci olmaması 
• Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) para politikasında ilave genişlemeye gitmesi 
• Türkiye Merkez Bankası’nın (TCMB) faiz indirmeye devam etmesi. 

Piyasaların şimdiye kadar tüm dilekleri tuttu. Mayıs ayında %2,1’e yükselen enflasyona rağmen FED faiz tahminlerinde önemli bir değişikliğe gitmeyerek küresel risk iştahını destekledi. Avrupa Merkez Bankası faizleri indirerek ve bankalara uzun vadeli, sabit faizli, ucuz kredi kanallarını açarak piyasalara güven verdi.

Sıra piyasaların üçüncü dileğine, Türkiye Merkez Bankası’nın faiz indirimine geldi. Başkan Başçı geçtiğimiz haftalarda yaptığı basın toplantılarda risk primindeki düşüşün para politikasını amaçlanandan çok sıkılaştırdığını söyleyerek faiz indirimine kapıyı araladı.
Dereyi görmeden paçayı sıvamayı seven piyasalar faiz indirimi beklentisiyle tahvil piyasasında alışa geçti. Önceki hafta Irak’ta patlak veren iç savaş tehdidine rağmen tahvil piyasasında vadesine göre 50-100 baz puan arasında gerileme korundu.

Piyasa iktisatçıları arasında yapılan anketlerde de benzer bir sonuç çıktı. Ekonominin öngörülenden hızlı büyümesine ve enflasyonda yukarı yönlü baskının devam etmesine rağmen piyasa iktisatçıları Merkez Bankası’nın faiz indireceğini tahmin ediyor.

Piyasaların tahvil indirimi beklentisinde FED ve ECB kadar hatta onlardan daha fazla etkili olan bir unsur daha var. Başbakan Erdoğan’ın açık ve net bir şekilde Türkiye’de faizlerin çok yüksek olduğunu ve indirilmesi gerektiğini söylemesi.

Ancak Irak’ta giderek artan sivil savaş tehlikesi bu mutlu tabloyu bozuyor. Irak’taki üç etnik güç arasındaki (Şii, Sünni, Kürt) gerginliği sıcak çatışmaya döndüren IŞİD işgal ettiği toprakları artırmaya devam ediyor. Irak’taki durum Türkiye ekonomisini ve piyasalarını üç kanaldan vuruyor.
• 12 milyar dolar ile ikinci büyük pazarımız olan Irak’a ihracatımızın düşmesinin reel ekonomi üzerinde yapacağı tahribat. Irak ile iş hacmimiz bakliyattan, tavuk etine çeşitli gıda ürünlerinden tutun, petro-kimya sektörüne ve taahhüt işlerine uzanan geniş bir alana yayılıyor. Irak’ta uzun süreli bir yavaşlama büyümeyi aşağı çekebilir.
• 115 dolara yükselen petrol fiyatlarının ve gerileyen Ortadoğu ihracatının ödemeler dengesine vereceği zarar. Petrol fiyatlarındaki on dolarlık bir artış ödemeler dengesini 4 milyar dolar artırırken, döviz kuru ve enflasyon üzerinde yukarı yönlü baskı yapıyor.
• IŞİD’in Musul konsolosluğunu basarak Türkiye vatandaşlarını rehin alması karşısında hükümetin sert bir tavır almaması Türkiye’nin bölgenin önde gelen ülkelerinden olduğu algısını bozarak itibarımızı düşürdü.

Tüm bu risklerin olduğu ortamda üç yıldır enflasyon hedefini tutturamayan bir Merkez Bankası’nın faiz indirmemesinin daha doğru olacağına inanıyor ve faiz indirimi bize ırak diyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Kırçıllı keçiden kerteriz almak

Tekne ile balık avlamaya çıkanlar balığın bol olduğu bir yer bulunca bulundukları yeri sabitlemeye çalışırlar. Bunun için teknenin burnunu akıntıya veya rüzgara karşı verip motoru çalıştırarak veya kürek çekerek mevkilerini korumaya çalışırlar. Bu işi yaparken kıyıda sabit bir hedef belirleyerek kerteriz alınması önemlidir. Yoksa balık yatağının yerini kaybedersiniz.

Enflasyon hedeflemesi uygulayan Merkez Bankaları hükümet ile birlikte belirledikleri enfl asyon hedefine ulaşmak için ellerindeki tüm para politikası araçlarını kullanırlar. Ancak ellerindeki en önemli politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır.

Kısa vadeli faiz oranları enflasyon hedefine ulaşmak için kullanılır. Bu hedeften yukarı veya aşağı yönlü önemli sapmalar yaşanacağı anlaşıldığında Merkez Bankası politika faizinde yukarı veya aşağı yönlü düzeltmeler yaparak, piyasalara hedefe ulaşmak için kararlı olduğunun sinyalini verir. 

Merkez Bankaları politika faizlerini fiyat istikrarı dışındaki bir hedefe – finansal istikrar gibi – ulaşmak için kullanırlarsa enflasyon hedefine ulaşılacağı konusunda piyasa oyuncularını ikna etmek zorlaşır.

Bu nedenle Merkez Bankaları finansal istikrarı sağlamak için öncelikle faiz dışı politika araçlarını kullanmaya çalışırlar. Politika faiz oranını ise enfl asyon hedefine ulaşmak için piyasaların referans noktası olarak kullanacakları “görece sabit” bir referans noktası olarak kullanılır.

Merkez Bankaları bu temel politikadan uzaklaşıp politika faizlerini piyasadaki risk algısı gibi bir değişkene paralel değiştirirlerse, “kırçıllı keçiden kerteriz alan” denizci konumuna düşerler. * 

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) Perşembe günkü toplantısında politika faiz oranını (bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı) 50bp düşürerek %10,0’dan %9,5’e çekti. Piyasa profesyonellerinin çoğunluğu enfl asyondaki yukarı yönlü seyir nedeniyle Merkez Bankası’nın faiz indirimine yaz döneminde başlayacağına inanıyordu.

Ancak evdeki hesap çarşıya uymadı. Merkez Bankası “bekle ve gör” politikası yerine proaktif olmayı tercih etti. Banka “azalan belirsizlikler ve risk primi göstergelerindeki iyileşmeyi” gerekçe göstererek haftalık fonlama faizini aşağı çekti.

Politik belirsizliğin azaldığı ve küresel risk iştahının arttığı bir Türkiye için %10,0 faizin fazla olduğuna inanıyor ve düşürülmesi gerektiğini kabul ediyoruz. Ama zamanlaması konusunda itirazımız var.

Büyümenin canlı olduğu ve enfl asyonun yükselmeye devam ettiği bir ortamda Merkez Bankası faiz indirerek piyasalara benim önceliğim fiyat istikrarı değil finansal istikrardır mesajı vermiştir.

Önümüzdeki dönemde politik belirsizliğin azalması veya küresel risk iştahının artması gibi bir nedenle sermaye girişi artar, risk primleri düşer ve Türk lirası değer kazanmaya başlarsa Merkez Bankası’nın faiz indirmeye devam edeceği anlaşılmıştır.

Risk priminin ve kırçıllı keçinin ortak özelliği aşırı hareketli olmalarıdır. Kırçıllı keçiden kerteriz alarak yerimizi nasıl sabitleyemezsek, risk primini referans olarak kullanan bir para politikası ile enfl asyonun düşürüleceğine piyasaları ikna edemezsiniz.

*Merkez bankacıların denizcilik maceraları ile ilgilenenler eski Merkez Bankası Başkan Yardımcısı Şükrü Binay’ın Sabah Gazetesinde 26 Haziran 2006 tarihli “Kırçıllı keçiden referans almak ve piyasanın referans noktası” isimli fıkra tadında yazısını okuyabilirler.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Avrupa’dan gelen soğuk rüzgarlar…

Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek büyüme rakamları, Avrupa ekonomisinin durgunluktan çıkmasını kutlamak için henüz çok erken olduğunu gösterdi. Eurostat tarafından açıklanan mevsimselliğe göre düzeltilmiş verilere göre yılın ilk çeyreğinde Avro bölgesi geçen senenin son çeyreğine göre sadece yüzde 0.2 büyüdü. Piyasa tahminleri büyümenin yüzde 0.2 olacağı yönündeydi.

Ancak kötü haber Avro Bölgesinin büyümesinin önceki çeyreğe göre yavaşlaması değil. Asıl sorun Almanya ekonomisinin büyümesi güçlenirken çoğu Avrupa ülkesinin yeniden durgunlukla boğuşmaya başlaması.

Almanya ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 0.8 genişleyerek, geçen çeyrekteki yüzde 0.4’lük rakama göre vites büyüttü. Durgunluktan çıktığını teyit eden bir diğer ülke İspanya oldu. İspanya’nın büyümesi yüzde 0.2’den yüzde 0.4’e yükseldi.

Ancak Avro bölgesinin diğer ağır topları Fransa, İtalya ve Hollanda ekonomilerinden gelen haberler iyi değil. Avrupa’nın iki numarası Fransa’nın büyümesi yılın ilk çeyreğinde sıfıra gerilerken, üç numaradaki İtalya yüzde 0.1 küçülüyor. Avrupa’nın beş numarası Hollanda’da işler çok daha kötü. Yılın ilk çeyreğinde Hollanda ekonomisi yüzde 1.4 küçülüyor.

Enflasyonun gerilediği bir ortamda büyümenin de yavaşlaması yüksek borçlu Avrupa ekonomisi için çok kötü bir haber. Borç deflasyon sarmalından çıkmak için Avrupa’nın uzun dönemli büyümesini yüzde 3.0’ün üzerine çıkarması gerekiyor. Yüksek borçlu çevre ülkelerinde borç dinamiklerini düzeltecek büyüme oranı yüzde 5.0’in üzerine çıkıyor.

Mevcut büyüme rakamlarıyla Avrupa’nın borçluluğunun artmaması için reel faizlerin düşürülmesi gerekiyor. Yüksek borçluluğa paralel risk priminin arttığı ve enflasyonun gerilediği bir ortamda faizlerin düşmesinin tek bir yolu var. Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasında şok bir genişlemeye gitmesi.

Para piyasası faizlerinin zaten yüzde 0.25 civarında olduğu bir ortamda faiz indirimiyle bunu başarmak mümkün değil. Avrupa Merkez Bankasının bilançosunu kullanarak piyasalara verdiği para miktarını artırması gerekiyor.

Türkiye için bir iyi bir kötü haber var 

Bilindiği üzere bunun yolu bankacılık sektörüne uzun dönemli ve düşük faizli kredi açılmasından veya ABD ve Japonya örneğinde olduğu gibi doğrudan varlık alımlarıyla ülkelerin borçlanma maliyetlerini düşürülmesinden geçiyor.

Avrupa ekonomisindeki yavaşlama Türkiye için kötü bir haber. Türkiye’nin yurt dışından ve yurt içinden son dönemde gelen şoklara rağmen büyümesini sürdürmesinde Avrupa ekonomisindeki canlanma esas rolü oynamıştı.
Türkiye’nin ihracatı ağırlıklı olarak otomotiv, beyaz eşya, televizyon ve tekstil gibi büyümeye duyarlı mallardan oluşuyor. Bu yüzden Avrupa’nın büyümesindeki 0.2-0.3 yüzde puanlık bir gerileme ihracatımızda 3-4 yüzde puanlık bir gerilemeye yol açabiliyor.

Avrupa’nın genişleyici para politikasında vites büyütmesi Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bir iyi bir de kötü haber içeriyor. 

İyi haber ile başlayalım. Türkiye’nin yurt dışından sağladığı finansmanda Avrupa piyasaları yüzde 50’nin üzerinde bir payla aslan payına sahip. Avrupa bankalarının daha ucuz ve bol finansman bulmaları Türkiye ekonomisinin büyümesi için ihtiyaç duyduğu kaynağı sorunsuzca temin etmesini sağlayacak.

Kötü haber ile devam edelim. Uygulanacak politikalar hedefine ulaşır ve avronun değeri düşürülürse ihracatçılarımızın Avrupa pazarlarındaki rekabet avantajı azalacak. Bu durum yeniden kur savaşlarının gündeme gelmesine ve Türkiye’de dahil bir dolu Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesinde neden olabilir.

Soma’da hayatını kaybeden madenci kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Ömürlerini bizim için karanlıkta geçirdiler, nur içinde yatsınlar.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

ECB QE üzerine

Madem konu “başımıza Euro yağacak” noktasına kadar geldi (BOJ 1.4 trilyon dolarlık QE açıkladı, ne kadar Yen yağdı?) kabaca ne olduğuna değinmekte fayda olabilir. Bu aşamada az detay vererek ana düşünceyi paylaşıyorum. Şayet iş uygulamaya geçerse daha uzun bir yoruma da girerim. Olası bir QE’nin pek çok alternatifi içinde 2 yol var. Bir tanesi EB içinde GDP’ye yönelik ağırlıklarına bağlı olarak ülkelerin tahvillerinin alınması (ve Almanların delirtilmesi). Diğeri ise ECB’nin daha fazla üzerine düştüğüne inanılan ABS piyasasında alım yapmak yolu ile SME’leri desteklemek.

Neden SME’ler?

Kriz sırasında finansal piyasaların etkinliği bozuldu ve ABD dahil MB’lerin müdahalesine ihtiyaç duyuldu. Bozulma Eurobölgesinde tedavi edilmiş değil. Bu bozulmayı BIS 3 aşama üzerinden özetliyor:

  • Miktar. Aşağıdaki grafikte M3 verileri ile beraber paylaştığım bankaların kredi büyümesi var. Daralıyor. Draghi bu daralmanın yeni krediler değil eski krediler üzerinden yaşandığını söylese de istenilen tablo bu değil.
  • Fiyat. ECB’nin faiz indirimleri aktarma mekanizması dağılmadığından bazı ülkeler ve finansal yapılarak yansımıyor.
  • Dağılım. Küçük ve orta boy şirketler (SME) miktar ve fiyat denkleminden daha negatif etkileniyor.

SME’ler özellikle İspanya ve İtalya gibi bölgelerde büyüme ve istihdam içinde 60+%a yakın paya sahipken kredi başvurularının ise sadece 30%si olumlu yanıt alabiliyor (Avrupada şirketlerin 99.7%si SME). Bu nedenle ECB doğrudan bu şirketlere yönelik bir uygulamayı tercih eder durumda. Zira Draghi’nin de belirttiği gibi ABD’de sermaye piyasaları üzerinden borçlanmak mümkünken AB’de bunu sadece büyük şirketler başarabiliyor. Bu nedenle banka kredileri son derece kritik. Ancak bilançosu nispeten düzgün bankalar merkezde bozuk olanlarsa çevre ülkelerinde.

Piyasanın büyüklüğü?

BB- üstü ABS piyasası 513 bn euro büyüklüğünde ancak bunun önemli bir kısmı emlak üzerine ve sadece 50 milyar euroluk kısmı SME ilişkili. 2013’te bölgede ABS ihracı 70 bn euro civarında oldu. Bu 2009’dan bu yana en düşük rakam. MS’e göre bunun miktarın içinde sadece 4 SME ihracı var ve 1 bn eurodan küçükler. ABD’de ise rakam çoktan yüz milyarlarca dolara ulaşmış durumda.

Sorun nedir?

Bankalar temelde SME’lere kredi vererek bilançolarında riskli kredileri arttırmayı istemiyor. Bunun çözümü ABS yani kredileri menkulleştirerek riski aktarmak olabilir. Ancak bu noktada bile bir kaç sorun var. 1. sub-prime sonrası regülatörler ABS’leri , AAA, bile olsa kısa vadeli likidite rasyolarına dahil etmiyor. Bazel kriterlerine uymayan bu varlıkları bankalar taşımak istemiyor. Zaten yeni regülasyonlar bankalara bu tip ihraçların bir kısmını taşıma mecburiyeti getiriyor. 2- 1. madde nedeni ile likidite yok. Default oranı 2008’den beri 0.6%-1.5% aralığında (ABD’de 9.3-18.4%) bile olsa 1. madde nedeni ile orneğin rasyolara dahil edilen covered bonolar çok daha likit ve tercih ediliyor. AQR ile beraber bankalar pozisyon almak değil deleverage etmek istiyor ( 3 trilyon daha satılmalı).

Ancak ECB’nin ve Eurosystemin yeni kuralları dahilinde ABS’ler artık çok daha şeffaf ve kolay anlaşılır hale geldi. Ayrıca ECB belli bir ratingin üzerinde ABS’i teminat olarak kabul edeceğini de kriz sırasında biraz gecikmeli bile olsa açıklamaktan çekinmedi.

Çözüm:

Regülasyonlarda gevşeme sağlandığı ve bankaların SME kredi riskini piyasa ile paylaşabilmesi durumunda sorunun çözüleceği düşünülüyor. Şu anda detaya girmiyorum ancak SME’nin tanımından tutun kredilerin değerlendirilmesi, paketlenmesi, fiyatlanmasına kadar pek çok ülkeler arası farklılıklar mevcut. European DataWarehouse’un kullanılması, Eurosystem içinde ABS’ın nasıl algılanacağı gibi bir sürü sorun var (yukarıda belirttiğim gibi ECB BBB- üstünü teminat kabul ediyor şu anda). Bunlar aşılır ve bankalar  ECB başta olmak üzere ABS talebi (sadece miktar değil belli bir süre de söz konusu olmalı) olduğuna kanaat getirirse bilançolarını SME’lere açabilir ve sistem işlemeye başlayabilir. OMT vakasında olduğu gibi ECB sadece belirli bir koşul altında alacağını söyleyerek piyasayı Pavlov-Jedi uygulamaları ile kandırması da olası tabii.

Konu özetle budur, realize olacak gibi olduğundan detaylandırmak üzere…

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Ulusların Düşüşü…

Merkez Bankası’nın faizlerde şok artışa gitmesinin üzerinden iki aya yakın zaman geçti. Türkiye %10,0’luk resmi politika faizi ve %11,0’in üzerindeki fiili piyasa faiziyle dünyanın en yüksek para piyasası faizini veriyor. Buna rağmen küresel sermayenin Türkiye iştahında bir düzelme yok.

Merkez Bankası’nın yayınladığı verilere göre şok faiz artırımı yapılan Ocak sonundan Mart ortasına kadar geçen sürede devlet tahvillerinden 3,1 milyar dolar, repodan 2,3 milyar dolar, hisse senedinden 0,25 milyar dolar olmak üzeretoplamda Türkiye’den 5,6 milyar dolar yabancı sermaye portföy çıkışı gerçekleşti.

Türkiye piyasalarından portföy çıkışını FED’in para politikasını sıkılaştıracağı endişesiyle gelişmekte olan ülke varlıklarına yönelik risk iştahının azalmasıyla açıklamak doğru değil.  Yapısal reformlarını yapacağına ve ekonomilerinin direncini dışsal şoklara karşı artıracağına yatırımcıları ikna eden Meksika, Hindistan, Kolombiya gibi ülkelere küresel sermaye girişi azalarak da olsa devam ediyor.
Yabancı ilgisindeki azalmayı ekonomi cephesinde işlerin kötü gitmesiyle de açıklamak mümkün değil. Dışarıdan ve içeriden gelen deli dalgalara rağmen 2014 yılının ilk çeyreğinde ekonomikbüyüme devam ediyor. Hükümetin sene başında verdiği %4,0’lük hedefin tutmayacağı kesin ancak büyümenin bizim %1,5’lik tahminimizin üzerinde geleceği aşikar.

Tüketici güveni ve hane halkı kredileri gibi göstergeler yurt içi talepteki zayıflamanın şiddetine işaret etse de Avrupa’ya olan ihracatın artması sayesinde reel ekonomi büyümesini sürdürüyor. Türkiye’nin ihracat mallarının genelde döngüsel ürünlerden oluşması Avrupa’nın büyümesindeki hafif artışların bize önemli katkı sağlamasını sağlıyor.

Ekonomi yönetiminden gelen sinyaller 2014 yılında cari açıkta öngörülerin çok üzerinde bir daralma yaşanabileceğini gösteriyor. Avrupa’nın durgunluktan çıkması, enerji fiyatlarındaki gerileme, emtia fiyatlarındaki düşüş ve altın ithalatındaki gerileme 2013 yılında milli gelirin %8,0’ine ulaşan cari açığın 2014 yılında %5,0-%5,5 bandına gerileyebileceğini gösteriyor.

İç talepte görülen yavaşlamaya rağmen bütçe performansı hedeflere uygun seyrediyor. Yılın ilk iki ayında 4,5 milyar TL bütçe fazlası, 14,7 milyar TL faiz dışı fazla elde edildi. Maliye Bakanı Şimşek iç talepteki daralma nedeniyle 2014’ün zorlu bir yıl olacağını vurguladı. Seçimler öncesinde artacak kamu harcamaları da hiç şüphesiz bütçeyi zorlayacaktır.

Gelişmekte olan ülkelerle büyüme, enflasyon, cari denge ve bütçe saç ayaklarında yapılan karşılaştırmalar Türkiye’nin karnesinin halen pek de parlak olmadığını gösteriyor. Türkiye gelişmekte olan ülkeler ortalamasına göre daha yavaş bir büyüme hızına sahip, buna karşı gerek enflasyon gerekse cari açıkta gelişmekte olan ülkeler ortalamasına göre daha kötü bir konumda. Diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha iyi olduğumuz tek alan bütçe performansı. Kısa vadede bu durumun değişeceğine yönelik bir gösterge de mevcut değil.

Küresel risk iştahında kalıcı bir bozulma söz konusu değilse ve ekonomi tarafında durum geçtiğimiz yıllardan çok farklı değilse yabancı sermaye niçin ülkeden çıkmaya devam ediyor. Sorunun cevabı bizce Daron Acemoğlu ve James Robinson: Ulusların Düşüşü / Güç, Zenginlik ve Yoksulluğun Kökenleri kitabında saklı.

Kitap ulusların uzun dönemli başarısını kurumların düzgün çalıştırılmasına bağlıyor. Kitlelerin ihtiyacını doğru anlayan kapsayıcı kurumlar siyasi, ekonomik ve toplumsal gelişmeyi besliyor, ülkeyi ileri götürüyor. Baskıcı kurumlar ise tam tersine ülkeyi aşağı çekiyor.

Piyasalardaki gelgitlerden sıkıldığınız bir gün okumanızı öneririm.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Yatırımcıları ikna etmek…

“Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmişiz.” Böyle başlardı çocukken dinlediğimiz masallar. Anlam veremezdik, sorardık. Dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol nasıl gidilir?

Masal bu, derdi büyüklerimiz. Masalda her şey olur.

Alınan önlemlere rağmen cari açığın neden inmediğini soran yatırımcılarımıza masal ile karışık bir cevap veriyorum: Türkiye burası, her şey olur.

Ekonomi yönetimi 2010 yılı Kasım ayından beri “yüksek cari açık ve kısa vadeli finansmanın” Türkiye için yarattığı tehdide karşı önlem alıyor.

Aradan üç yıl geçti. Bir yığın önlem alındı. Ama açıklanan rakamlara göre bir arpa boyu yol bile gidememişiz.

2010 yılında Türkiye’nin cari açığı 45 milyar dolar ile milli gelirin %6.2’si düzeyindeydi.

2013 yılında Türkiye’nin cari açığı 65 milyar dolar ile milli gelirin %8.0’i düzeyine yükseldi.

Alınan önlemlere rağmen neden cari açık yükseldi? Türkiye daha hızlı mı büyüyor?

Maalesef hayır. 2010 yılında büyüme hızımız %8.9 idi. 2013 yılında büyüme hızımızın %3.8’e gerilemesini bekliyoruz.

Büyümenin 5 puana yakın gerilemesine rağmen cari açığımızın 2 puana yakın artmasını anlatmak kolay değil. Özel sektörün yaptığı yatırımlarda bir artış yok. Tam tersine azalmış.

Dış dengemizdeki bozulmayı araba sevdası ile anlatmak istemiyoruz. Cep telefonu hiç olmaz! Allah’tan altın ticareti ve enerji yardımımıza yetişiyor. Altın ticareti hariç bakıldığında cari açığın 45 milyar dolardan 53 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz.

Altın hariç bakıldığında cari açık milli gelirin yüzdesi olarak %6,1’den %6,5’e yükselmiş.

Enerji ithalatındaki artışı vurgulayınca, durumun o kadar da kötü olmadığına ikna oluyorlar. Türkiye’nin enerji ithalatı 38 milyardan 56 milyar dolara çıkmış.

Altın ve enerji hariç bakınca cari dengemizde bir düzelme var. Ama yatırımcılarımız tam olarak ikna olmuyor.

Bizim gibi enerji ithalatçısı olan Kore ve Çin’i örnek veriyorlar. Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere göre dış dengede kırık not aldığını söylüyorlar.

Sabredin biraz diyorum. 2014 yılında zayıf TL, yüksek faiz düşük büyüme üçlüsü ekonomide yeniden dengelenmeyi destekleyecek.

Cari açığın 2014 yılında 65 milyar dolardan 48 milyar dolara gerilemesini bekliyoruz. Milli gelirin %8.0’inden, %5.9’una gerileyen cari açık iyi bir gelişme.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Merkez nereye koşuyor?

Türk lirasında yaşanan şiddetli değer kaybı nedeniyle piyasalarda oluşan faiz artırımı beklentisine karşı Merkez Bankası faiz oranlarında ve para politikası araçlarında bizim beklentimize uygun bir şekilde bir değişikliğe gitmedi. Ancak kurul enflasyon görünümünün orta vadeli hedeflerle uyumlu hale getirmek amacıyla ek parasal sıkılaşma günlerinde piyasadaki faizlerin %7,75 yerine %9,0 civarına yükselteceğini söyleyerek piyasaları gene şaşırttı.

Merkez Bankası geçen ay yatırımcılarla yaptığı toplantıda bankalar arası piyasada gecelik faizleri %7,75 düzeyine çıkartacağını ve bankalara kullandırdıkları kaynağın maliyetini % 7,0 civarına yükselteceğini söylemişti. Kurulun yaptığı açıklama bankalar arası piyasada faiz oranlarının normal günlerde %7,75, ek sıkılaşma günlerinde %9,0 civarında gerçekleşeceğine işaret ediyor. Ortalama faizlerinne düzeyde gerçekleşeceği konusunda banka bir ipucu vermiyor. Kurulun açıklamasından para piyasasında öngörülebilirliğin öne çıktığı dönemin sona erdiği ve yeniden esnek para politikasının hakim olduğunu anlıyoruz. Yeni dönemde Merkez Bankası’nın iki farklı politika faizi olacak. Normal günlerde politika faizi – bankalar arası piyasadaki faizler- %7,75 olacak. İlave sıkılaşma günlerinde ise politika faizi %9,0 civarında oluşacak. Bundan sonra ne olacak? Merkez Bankası’nın mahcup parasal sıkılaşması sonrasında ülkeye para girişi hızlanacak mı? Türk lirasında yaşanan hızlı değer kaybı sona erecek mi? Enflasyon beklentilerinde ve fiyatlama alışkanlıklarındaki bozulma düzelecek mi?

Para girişi ile başlayalım. Aralık ayında politika cephesinde yaşanan deprem sonrasında küresel sermayenin Türkiye varlıklarına yönelik risk iştahında önemli bir gerileme yaşandı. Merkez Bankası’nın izleyeceği politika ile ülkeye para girişinde önemli bir artış sağlanması zor gözüküyor. Merkez Bankası’nın yaptığı esnek ve örtülü faiz artırımı vade riski almak istemeyen müşterilere öngörülebilir ve yüksek bir getiri garanti etmiyor. Son dönemde artan politik risklere karşı ilave bir prim içermiyor. Dolayısıyla küresel risk iştahının azaldığı ve Türkiye’ye yönelik risk algısının bozulduğu bir ortamda para politikasında yapılan mevcut sıkılaşma yeterli olmayacaktır.

Türk lirası ile devam edelim. Türk lirası para piyasası faizleri %7,75 ile Brezilya ve Rusya’nın oldukça altında, Endonezya ve Hindistan’ın hafif üzerinde bulunuyor. Bir başka deyişle, mevcut durumda para piyasası faizleri TL’yi diğer gelişmekte olan ülke paralarına karşı daha cazip yapmıyor. Son dönemde ortaya çıkan politik riskler ve dış finansman gereksiniminin yüksekliği TL’nin aleyhine çalışmayadevam ediyor. Dolayısıyla, TL’de kısa sürede toparlanma beklemiyoruz.  Merkez Bankası’nın yüksek boyutlu döviz müdahaleleri durumu iyileştirmek için yeterli değil. Son dönemdeki döviz talebi yabancı yatırımcıdan yerleşik yatırımcıya kaymaya başladı. Dolayısıyla çok daha tehlikeli bir durumla karşı karşıyayız. Gelelim enflasyon cephesine. Merkez Bankası’nın mevcut para politikasının enflasyon hedeflerine ulaşmada yeterli sıkılıkta olmadığını kabul etmesini önemsiyoruz. Sıkılaştırmanın dozu, yani ek parasal sıkılaştırmaya hangi sıklıkta başvurulacağı enflasyon beklentilerini şekillendirmekte kritik önem taşıyacak. Ancak döviz kurlarındaki engellenemeyen yükseliş enflasyon beklentilerini ve fiyatlama alışkanlıklarını bozmaya başladı. Merkez Bankası eğer enflasyon beklentilerini kontrol altına almak istiyorsa piyasaya kararlı olduğunu daha sık ve uzun süreli ilave sıkılaşma açıklayarak göstermeli.

Banka’nın mevcut para politikasında bugünkü sıkılaştırıcı hamlesini doğru yönde atılmış bir adım olarak görüyoruz. Ancak, bir çok belirsizliği içinde barındıran esnek sıkılaşma yerine faiz koridorunun üst bandında bir artış yoluyla yapılacak bir sıkılaştırmanın enflasyon, kur ve sermaye akışlarını dengelemek açısından daha faydalı olabileceğini düşünüyoruz.

Serhat Gürleyen

Direktör | Araştırma

“Lost in Translation”

2013 yılının gündemini finans piyasaları açısından meşgul eden en önemli konuların başında gelen FED’in çıkış stratejisi hakkında yatırımcılar Aralık ayında cevap alabildiler.  FED’in tahvil alımlarında $10 milyarlık marjinal azaltma kararı ile resmen başlayan çıkış stratejisine rağmen, faiz oranlarının mevcut düşük seviyelerini koruyacağının belirtilmesiyle Amerika başta olmak üzere gelişmiş ülke hisse senedi endeksleri tarihi zirvelerinde işlem görmeye devam ediyorlar.  Faiz tarafına müdahale için FED’in dile getirdiği işsizlik tarafında %6,5 ve enflasyonda ise %2’lik bağlayıcı olmayan eşiklere odaklanmaya başlayan piyasalar açısından bu sefer micro taraftaki gelişmelerin yönü belirleyeceği bilanço sezonuna girmiş bulunmaktayız. Gözü kapalı olarak alınan hisse senedinin büyük ihtimalle kazandırdığı bir dönemde olmamız nedeniyle, bilançolar ile tetiklenebilecek olası kar realizasyonları sırasında hipnoz durumundaki yatırımcıların iyi ve kötü ayrımını yapacak durumda olmamaları nedeniyle tehlikeli bir dönemece girdiğimizi söyleyebiliriz.

Yatırımcılara bu dönemde erken uyarı mekanizması görevi yapabilecek teknik analiz yöntemlerinden biri olan Point&Figure hakkında kısaca bilgi vermek isterim. Aslen, herkesin bir dönem oynadığı “X O X” oyunundan mantık olarak farklılık göstermemektedir. Hedef, oyunda olduğu gibi aynı dizide 3 tanesini bir araya getirmektir. Tanım olarak ise Point&Figure grafikleri güniçi dalgalanmaları ve kafa karıştırabilen teknik göstergeleri göz ardı eden kullanımı basit ve trendleri kolayca çizip finansal enstrümanlar arasında kuvvetli ile zayıf ayrımını yapabileceğiniz bir teknik analiz yöntemidir.

Grafikteki X’lerin anlamı yükselen fiyatları, O’lar ise düşen fiyatları,  trend çizgilerini ise yukarı ve aşağı yönlü noktalar göstermektedir. Dikey üst çizgi sene başlarını, grafikte yer alan 1’den 9’a rakamlar ve A’dan C’ye olan harfler yıl içerisindeki ayları belirtmektedir.  Bir grafikte fiyat hareketinin O’dan X’e dönebilmesi için grafik üzerinde yukarı yönlü üç adımlık (üç kutu boyutunda) hareket yaşanması gerekmektedir. Örnek olarak yan tarafta görülen Apple (AAPL) grafiğinde, tekrardan X kolonuna geçebilmemiz için Apple’ın 544 seviyesi ya da üzerine kapanması gerekmektedir. Diğer grafiklerde teknik analizcilerin uyguladığı teknik formasyonların kullanıldığı Point&Figure grafiklerinde, hisse senetleri için dikkat edilmesi gereken önemli bir gösterge de konu olan hissenin performansının gösterge endekse olan oranının gösterildiği “RS-Relative strength (göreceli güç)” grafiğidir.  RS hesaplaması hisse fiyatının gösterge endeksine bölünmesiyle elde edilen orandır. Hisse fiyatının olduğu gibi hissenin RS oranları da Point&Figure grafiğinde takip edilebilir.  Ortalama bir senenin üzerindeki dönemlerde değişkenlik gösteren RS grafiğinde, X kolonuna sahip bir hissenin gösterge endeksine oranla daha iyi bir performans göstermesi beklenmelidir.

Point&Figure grafiğinin etkinliğini gösteren klasikleşmiş bir örnek olarak 2001 yılındaki enerji devi Enron’un iflası öne çıkmaktadır.  Grafikte Enron hisse senetleri 2001 yılının Mart ayında aşağı trende girerek satış sinyali vermiştir.  O tarihte $68 seviyesinde işlem görmekte olan Enron’da sadece finansal raporlamalarına ve piyasadaki analistlerin tavsiyelerine bakılmış olsaydı; satışları normal bir blue-chip hissesinde olan kar realizasyonlarına bağlamak ve alım için fırsat kollamak gerekirdi.  2001 yılının Ekim ayına kadar çeyrek bazda finansal raporlamalarını düzenli yaparak kağıt üzerindeki karlılığını gösteren Enron’u takip eden Amerika’nın önde gelen finans kurumlarında çalışan analistler de Ekim ayına kadar piyasalarda aşina olduğumuz “Strong Buy”, “Recommend List” ya da “Accumulate” ibareleri ile Enron hisse senetlerinin desteklemeye çalıştılar. Ancak, sonu iflasa kadar giden Enron sagasında teknik analiz bir kez daha temel analiz kadar önemli olduğunu kanıtlamış oldu.

21 yüzyılın ilk yıllarındaki internet balonunun etkisinde hangi hisse senedini alırsanız alın kazandığınız piyasaya benzeyen likidite balonunda, rüzgar tersten esmeye başladığında portföyünüzdeki çürük elmaları ayıklamanızda yardımcı olması dileğiyle.

Cüneyt Akdemir

SGMK ve FX Müdürü | Uluslararası Piyasalar

Hedeflerin tutmadığı bir yıl daha…

TÜİK tarafından açıklanan fiyat endekslerine göre Aralık ayında tüketici fiyatları aylık bazda 0,5 artarak, piyasanın %0,4 ve bizim %0,3’lük tahminimizin üzerinde gerçekleşti. Gıda fiyatları enflasyondaki artışın arkasındaki temel nedendi. Böylece Kasım ayında %7,3 seviyesinde bulunan yıllık enflasyon Aralık ayında %7,4’e yükseldi.

Üretici fiyatları aylık bazda %1,1 artarak yıllık rakamı %5,7’den %7,0’ye çekti. Tarım fiyatlarının %2,5 artması üretici fiyatlarındaki artısı yukarı çekti. Ancak imalat sanayi fiyatlarındaki %0,8 ve enerji fiyatlarındaki %1,1 yükseliş de rahatsızlık vericiydi.  Gıda fiyatları Aralık ayında %1,5 artarak aylık enflasyonu 0,4 yüzde puan (yp) yukarı çekti. Aylık bazdaki artışa rağmen senelik gıda enflasyonu %9,8’den %9,7’ye geriledi.

Enflasyon sepetindeki yüksek ağırlığı nedeniyle gıda fiyatları TÜFE’nin en belirleyici ve dalgalı bileşeni olmaya devam edecek. Enflasyondaki gerilemenin sürmesi için gıda fiyatlarının yıllık değişiminin Merkez Bankası’nın tahmini olan %7’ye gerilemesi gerekiyor.
Giyim grubundaki fiyat düşüşü mevsimselliğin üzerinde gelerek şaşırttı. Ay içerisinde % 2,6 gerileyen giyim grubu fiyatları, geçen sene Aralık ayındaki %1,5’lik düşüşün çok altında kaldı. Fiyatları aylık %1,1 artan ulaştırma grubu enflasyondaki yükselişe katkı sağlayan sektörler arasında yer aldı. Döviz kurunda ve enerji fiyatlarındaki artış Ocak ayında da enflasyonu yukarı çekecek. Manşet enflasyondaki artışa rağmen çekirdek göstergelerde aşağı yönlü eğilim devam ediyor.

Mevsimlik ürünleri dışarıda bırakan A tanımlı çekirdek göstergeye baktığımızda fiyatların aylık %0,7 arttığını görüyoruz. A tanımı dışındaki göstergelerdeki mevsimsel oynaklığın yüksekliği nedeniyle senelik değişimlere bakıyoruz. Merkez Bankası’nın ön plana çıkartmayı tercih ettiği H ve I tanımlı göstergelerde de yıllık fiyat artışlarının gerilediğini görüyoruz. Buna göre “H tanımlı göstergenin yıllık seviyesi % 7,3’den %7,1’e, I tanımlı göstergenin yıllık seviyesi %7,2’den %7,1’e geriledi.

TÜFE enflasyonu Merkez Bankası’nın son enflasyon raporunda işaret ettiği %6,8’in oldukça üzerinde %7,4 seviyesinde yılı kapattı.

2014 yılı için %7,0 olan tahminimizi koruyoruz. Döviz kurundaki sert yükseliş ve senenin ilk günü gelen kamu zamları nedeniyle %1,1’in üzerinde gelecek Ocak ayı enflasyonuna rağmen tahminimizi değiştirmememizin arkasında üç neden var.

  • 2013 yılında %10’a yakın yükselen gıda fiyatlarındaki artısın 2014 yılında yavaşlamasını bekliyoruz.
  • Ekonomideki yavaşlama nedeniyle üreticilerin maliyetlerindeki artısı fiyatlarına tam olarak yansıtamamasını bekliyoruz.
  • Merkez Bankası’nın enflasyon beklentilerindeki bozulmayı kontrol altına almak için yılın ilk yarısında faizleri 100bp artırmasını bekliyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma