Fed’in yeni para politikasının etkileri…

Gelişmiş ülke merkez bankalarının pandemi sonrasında enflasyondaki yükselişe kayıtsız kalacağının ilk işaretini geçen hafta Fed Başkanı Powell’in konuşmasında gördük. Piyasalar, ortalama enflasyonun yüzde 2 olmasını hedefleyen yeni Fed politikasını enflasyondaki yükselişe para politikasının bir süre müdahale etmeyeceğinin işareti olarak okudu.

Konuşma sonrası piyasa tepkisi sınırlı oldu. Açıklama piyasalar için sürpriz değildi. Eylül toplantısında yeni politikanın işareti verileceği beklentisi bir süredir fiyatlanıyordu. Uzun vadeli faizlerdeki yükseliş, verim eğrisinin dikleşmesi ve doların değer kaybetmesi bunu gösteriyordu.

Konu hakkındaki görüşümüzü biliyorsunuz. Büyümenin yavaşladığı ve borç dinamiklerinin sürdürülemez boyutlara geldiği bir dünyada finansal baskılamayı “kötüler arasında en az kötü yöntem olarak” görüyoruz

Tasarruf sahibinden borçluya servet transferi olarak tanımlayabileceğimiz bu politika 2008 krizi sonrasında ismi konmadan zaten uygulandı. Ancak enflasyon seviyesinin ve nominal faizlerin düşüklüğü bu politikadan yeterli verim alınmasını engelliyordu.

Yeni dönemde enflasyondaki yükselişe bir süre göz yumularak bu süreç hızlandırılmaya çalışılacak. Bu sayede, sabit faizle geçmişte yapılmış uzun dönemli ihraçların faiz ve anaparası eritilerek finansal istikrarsızlık riski azaltılmaya çalışılacak.

Bu süreçte servetini korumaya çalışacak tasarruf sahibinin elinde sınırlı sayıda alternatif var:

(i) Sabit nominal faizli yatırım araçlarından değişken faizli veya enflasyona karşı korumalı araçlara geçmek;

(ii) Uzun vadeden kısa vadeye geçerek durasyon riskini azaltmak;

(iii) Altın, gayrimenkul gibi enflasyona karşı koruma sağlayan yatırım araçlarının ağırlığını artırmak;

(iv) Hisse senedi gibi reel olarak değer kazanan ve/veya temettü verimi sağlayan yatırım araçlarına yönelmek.

Yeni politikanın Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisini olumlu görüyoruz. Yeter ki nisan-temmuz döneminde olduğu gibi dramatik politika hataları yapmayalım.

(i) Fed’in faizleri uzun süre artırmaması risk iştahını destekler;

(ii) Doların değer kaybettiği, Euro’nun değer kazandığı bir ortam Türkiye için güzel olur;

(iii) Ortalama libor oranının artmaması ağırlıklı olarak değişken faizli borçlanan Türkiye için iyi haber.

Bu süreci bozacak, hatta tersine döndürebilecek gelişme uzun dönemli ABD devlet tahvili faizlerinde sert bir yükseliş olur. Bu durumda, 2013 yılında Bernanke’nin “Fed’in varlık alımlarını kademeli olarak azaltacağı” açıklaması üzerine gelişmekte olan ülke varlıklarındaki satış benzeri bir düzeltme görürüz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Introducing: Trading for the 21st century

platforms_screenshot

Recently, our exclusive Turkish partner İş Yatırım, launched a marketing campaign featuring its brand-new offering, TradeMasterFX Plus powered by Tradable trading technology. When watching the advertisement, you’ll notice that the key feature of the platform is unlike that of many other trading platforms − in fact, at first glance, it might not feel like an advertisement for a trading platform at all.  As the CEO & Co-founder of Tradable, I’d like to offer some insight into why we build Tradable and why we believe it brings trading into the 21st century.

Most trading platforms in the market today are still based on technology that dates back to the late 90s.  At a time when trading was reserved mainly for heavy institutions on Wall St. and select individuals that had to place phone calls to their brokerage in order to place orders.  With the uprising of the Internet, the process of getting a quote, placing a trade, and getting a confirmation, suddenly all happened on your screen, within milliseconds. This greatly democratized the access to the financial markets and brought about e-trading as we know it today.

The problem facing many traders today, however, is that trading is not just about getting a quote and placing a trade anymore. There’s much more to becoming a successful trader than that. A quick look into the various trading communities flourishing online will show you the simple truth that traders are different. There are different philosophies, trading styles and trading tools, which sets good traders apart from bad ones. A quick Google search for “financial trading tools” will list over 100,000,000 search results. And for good reason: Like a contractor, a carpenter or a software developer − it’s difficult to succeed in trading without the right tools. But how do you find the right tools in a world where you get over a hundred million search results when searching your topics? The bottom line is that while there is a great number of tools out there to help traders trade better, with today’s traditional platforms, it’s difficult to find the right tools and to make them work with your existing trading platform.

This is where Tradable comes in.

Jannick Malling HD_profile_picIn a world where there is a wealth of information available, the challenge becomes arranging it, rather than producing it. So when we started Tradable, we threw out the traditional rulebook for financial trading and fundamentally tried to re-think how you would build a trading platform for the 21st century: In an era where the world’s largest transportation company (Uber) doesn’t own any cars, where the world’s most popular media owner (Facebook) creates no content and the world’s most valuable retailer (Alibaba) has no inventory – how do you build a smarter, sustainable and more valuable trading platform?

The answer we found in combining the best of the sharing economy, cloud computing and modern user experiences.

We’ve designed Tradable from the bottom up not just to be a platform for trade execution, but to be a one-stop-shop for all your trading needs.  We do this by bringing all of your trading tools into the trading platform environment. When all your trading tools sit within one integrated platform, they can all talk with each other, which makes everything much smarter and much easier. Your risk management tool knows when your automated trading tool just sent an order to the market. If you forgot to protect it, it can automatically protect it for you. Your charting applications know what positions you have and can visualize those in real-time.  Your audio alert tool can provide you visual and audio notifications when your margin settings are about to get hit.

Moreover, as an open platform, we crowd-source these tools from some of the most experienced traders in the world and makes them available for any clients of our brokerage partners, with the click of a button. In other words, you install the platform once. And from there, you can add any trading tool integrated with your account with simply one click.

Since our launch in 2012, we quickly went on to gain recognition from our industry peers by being voted “Most Innnovative Financial Product” at the largest industry trade show. We believe the recognition comes from realizing that an open model where people can share their trading tools in a much easier way, ultimately benefits everyone; brokers, developers and traders alike. Since our inception, we have launched in markets such as the US, Japan and the UK, providing new ways of idea generation, trade entry, risk management, technical analysis and much more. And we’re excited to have finally brought this to the Turkish marketplace as well.

This paradigm shift from a world of fragmented, disconnected trading tools to having everything integrated in one, beautiful and easy to use trading experience, is what Tradable and TradeMasterFX Plus is all about. And it’s how we envision a trading platform should work in the 21st century.

Jannick Malling

Tradable
CEO & Co-founder
@malling twitter.com/malling
linkedin.com/in/jmalling

ga_coverBu yazı Mehmet Tolga Özgür tarafından dilimize çevrilerek Capital Dergisi ile ortak hazırladığımız Geniş Açı ekinde yayımlanmıştır.  

Geniş Açı’nın Temmuz ayında yayımlanan “Sermaye Piyasalarında Dijital Dönem” konulu sayısına buradan ulaşabilirsiniz.

468x68

SNB Kararı üzerine

swiss_national_bank

Dün yaşananlara, bildiklerimize ve olasılıklara bir bakmak istiyorum

 

1- SNB Euro krizi sırasıda CHF’ye giren para nedeni ile kurun fazla değerlendiğini ve bunun deflasyonist baskıyı arttırdığını söyleyerek 1.20 seviyesinde bir taban belirledi.

2- Bu gün ise yaptığı açıklama ile kurda aşırı değerlenmenin azaldığını ve ekonominin yeni normale uyum sağladığını söyledi.

Ayın karanlık yüzü…

dark side of the moon

Küresel piyasalar petrol fiyatlarında devam eden gerileme ve Avrupa Merkez Bankası’nın yılın ilk çeyreğinde FED benzeri bir varlık alımına başlayacağı beklentisi ile 2014 yılını bahar havasında bitirdi. Ancak yeni yıla bahar havasından çok kara kış koşullarında başlandı.

Piyasalardaki iyimserlik düşen petrol fiyatlarının büyüme beklentisini yukarı çekerken enflasyon tehdidini azaltacağı ve parasal genişlemenin devam edeceği varsayımına dayanıyordu. Ocak ayında açıklanan veriler büyüme cephesinde sınırlı bilgi veriyor.

Ancak enflasyon cephesindeki gerilemenin piyasaların istediğinden daha sert olacağı anlaşılıyor. Aralık ayında avro bölgesi tüketici fiyatları senelik olarak %0,2 gerileyerek deflasyon işareti veriyor. Tek bir gözlemden çıkarak deflasyona girildiğini söylemek doğru olmaz. Ancak avronun değer kaybettiği ve ekonominin durgunluğa girmediği bir konjonktürde fiyatların gerilemesi hayra alamet değil.

Avrupa’nın Japonya benzeri bir deflasyon döngüsüne girmesi harcamaların ertelenerek ekonominin uzun süreli bir durgunluğa girmesine ve borç sarmalının içinden çıkılamaz bir hale gelmesine neden olabilir. Küresel büyümenin (ABD hariç) yavaşlama sinyalleri verdiği bir ortamda avro bölgesinin borç-deflasyon- durgunluk döngüsüne girmesi önemli bir risk.

Avrupa Merkez Bankası FED benzeri bir varlık alımıyla durgunluk ve deflasyon riski ile savaşacağını vurgulayarak deflasyon verisine rağmen piyasalardaki satışların sertleşmesini şimdilik engelledi. Ancak gerek Almanya cephesinden gelen muhalefet gerekse Yunanistan seçim anketlerinde önde olan Syriza’nın borçları yeniden yapılandırmak istemesi durumun kırılganlığını artırdı ve Avrupa borsalarında sert bir satış dalgası başlattı.

Türkiye mevcut küresel konjonktürden olumlu etkilenen az sayıda gelişmekte olan ülkeden biri olmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarındaki gerileme ve düşük faiz oranları cari dengenin finansmanına yönelik endişeleri azaltarak ve enflasyon görünümünün düzelmesi faiz indirim beklentisini artırarak Türkiye piyasalarındaki yükselişi destekledi.

Ancak düşük faizler ve pozitif petrol şokunun yarattığı olumlu havanın uzun soluklu olmasını beklemiyoruz. Piyasalar petrol fiyatlarındaki gerileme nedeniyle Rusya ve Ortadoğu ekonomilerindeki yavaşlamanın Türkiye ekonomisine olumsuz etkilerini göz ardı ediyor.

Petrol fiyatlarının mevcut seviyelerinde kalması durumunda 2015 yılında enerji faturamızda yaklaşık 20 milyar dolarlık bir gerileme olacağını tahmin ediyoruz. Ancak ayın bir de karanlık yüzü var. Rusya ve Ortadoğu ekonomilerindeki yavaşlamanın dış ticaret ve turizm kanalından Türkiye ekonomisine maliyetini 11 milyar dolar civarında hesaplıyoruz.

Dolayısıyla kısa vadede Avrupa Merkez Bankası’nın QE açıklaması ve Türkiye Merkez Bankası’nın faiz indirimi beklentisiyle piyasalar yükselse de orta vadede gerek büyümenin yavaşlaması gerekse FED cephesinde piyasaların önündeki risklerin devam ettiğine inanıyoruz. 

Bu nedenle olumlu görüşümüzü henüz korumakla beraber Borsa İstanbul’un 90.000 seviyesini aşması durumunda kademeli olarak satış yapılabileceğine inanıyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Bilinen Bilinmeyen…

Bilinen Bilinmeyen…Sene başından beri artan jeopolitik riskler, örümcek ağını hatırlatan Avrupa’nın köklü şirketlerinde ortaya çıkan saadet zincirleri, ve üye ülkelerdeki politik çekişmeler Avrupa ekonomisini raya oturtmaya çalışan Mario Draghi’yi diğer Merkez Bankaları’nın geçtiği kaçınılmaz yola doğru yönlendirmeye yetti. Haziran ayında artan baskılara yanıt vererek piyasaların beklediği adımı atan Draghi Avrupa ekonomisinde eksi faiz dönemiyle yeni bir sayfa açtı. Aynı toplantıda Varlığa Dayalı Menkul Kıymetler (ABS) piyasasındaki alımlarında ilk sinyalini verildi. Ardından, Ağustos ayındaki Jackson Hole’da Yellen’dan beklenen güvercinliği üstlenerek öne çıkan Draghi, ay başındaki AMB toplantısında da faizler dışında somut adım atmayarak kelime oyunlarıyla Haziran toplantısında başlattığı algı yönetimine devam etti.

Avrupada Seçim

Avrupa’nın pek çok bölgesinde (Yunanistan, İskoçya, İngiltere) yerel seçimler olmasına rağmen aynı zamanda 22 Mayısta başlayan ve pazar günü sona erecek olan  Avrupa Parlamentosu seçimleri de gerçekleştirilecek (751 koltuk için). Avrupa Parlamentosu AB’nin seçimle iş başına gelen tek organı. Birliğin büyük ülkeleri, Almanya, İngiltere ve Fransa’da, kapalı liste adı verilen bir sistem üzerinden seçim gerçekleşecek. Seçmen isimlere değil partilere oy verecek ve partiler kişileri belirleyecek.

İlginç bir şekilde bu kez Avrupa Parlamentosunda AB’ye şüpheci yaklaşan partilerin net bir rakama ulaşmaları ve Parlamentoda çok daha gür bir sese kavuşmaları mümkün görünüyor.

Parlamentonun Avrupa komisyonunu atama, uluslararası anlaşmaların imzalanmasını engelleme ve hatta bütçeyi bile bloke etme yetkisi olması nedeni ile “Euroscepticler” yani birliğe şüphe ile yaklaşanların ne ölçüde zafer kazanacağı kritik. 2007’de yani kriz öncesinde bile üye yurttaşlar arasında pozitif imajı sadece yüzde 52 olan AB’ye destek şu anda yüzde 31 seviyesinde. Negatif ise yüzde 15’ten yüzde 28’e yükselmiş.

Aslında Euro şüphecileri grubu 4’e ayrılıyor. 

  1. Grup aşırı sağcı olarak tanımlanabilecek göçmen karşıtı ve demokrasinin kendisini de sorgulayan partiler. 
  2. Grup demokrasi ile sorunu olmayan ancak ulusal yetkilerin devinden yana olmayan ve sınırların geri gelmesini savunanlar. 
  3. Grup muhafazakarlar ki euro ve sınırlar üzerine farklı görüşleri var. 
  4. Grup sol şüpheciler. Ağırlıklı olarak birliğin şu haline karşı çıkıyorlar. Bu dörtlü secim sonucunda 200-220 civarı koltuk kazanabilir. Bunun 123 adedi sağ ağırlıklı 55 adedi sol ağırlıklı 20+ civarı da İtalyan 5 Yıldız hareketine ait olması bekleniyor.

Bu rakam GeertWilders ve Le Pen’in hedeflediği “kendini imha eden parlamento” yaratılmasına izin vermez. Ancak merkez sağ ve sol beraber hareket etmediği sürece hiç bir adım atılamamasına neden olabilir. Aynı durum AB şüphecileri için de geçerli. Pek çok partiden oluşmuş bir bloktan bahsettiğimiz için bir arada hareket etmeleri oldukça zor görünüyor.

Bu merkez partiler için bir avantaja dönüşebilir. Ancak parlamento en verimli çalışması gereken zamanda en verimsiz performansını gösterebilir. Öte yandan tek korku AB parlamentosunun yapısı değil. Söz konusu Euro şüpheci partiler dört ülkede en büyük parti konumunda. Bu  dört ülke Yunanistan (Syriza belediye seçimlerini önde götürüyor) Polonya,Hollanda ve Çek. İngiltere (N. Farage’ın ekonomi ile ilgili bazı görüşlerini isabetli buluyorum), Danimarka, İtalya, Avusturya, Fransa, Finlandiya ve Macaristan’da da ciddi oy potansiyeline sahipler.  Bu durum yerel politikaları da baskı altında tutarak hükümetlerin daha “az birlik sever” hareket etmesine neden olabilir.

Şüphecilerin mevzi kazanması kısa vadede sert bir şekilde fiyatlanacak bir gelişme değil. Belirttiğim gibi “şüpheci” başlığının altına AB’nin devam etmesini savunanlar olduğu gibi dağılması gerektiğini de savunanlar var. Bu nedenle kimse panik olmayacaktır. Ancak zaten işleyişi benzerlerine oranla (ABD, Avustralya vs) çok daha etkisiz ve sorunlu olan Avrupa Birliği biraz daha zor bir şekilde ortak karar alacaktır. Reformların hala tam gerçekleşmediği, ECB’nin bile karar almakta zorlandığı/geciktiği bir ortamda Parlamentonun daha da uzlaşılmaz bir hal alması tabuta çakılacak son çivi olmasa da çivilerden birisi olarak kayda geçecektir. Yerim kalmadığı için Ukrayna Başkanlık seçimlerine değinmiyorum. Bu kısa vadeli fiyatlamaları daha sert etkileyebilecek bir gelişme olacaktır.

Konu özetle budur, realize olacak gibi olduğundan detaylandırmak üzere…

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Avrupa’dan gelen soğuk rüzgarlar…

Geçen hafta açıklanan ilk çeyrek büyüme rakamları, Avrupa ekonomisinin durgunluktan çıkmasını kutlamak için henüz çok erken olduğunu gösterdi. Eurostat tarafından açıklanan mevsimselliğe göre düzeltilmiş verilere göre yılın ilk çeyreğinde Avro bölgesi geçen senenin son çeyreğine göre sadece yüzde 0.2 büyüdü. Piyasa tahminleri büyümenin yüzde 0.2 olacağı yönündeydi.

Ancak kötü haber Avro Bölgesinin büyümesinin önceki çeyreğe göre yavaşlaması değil. Asıl sorun Almanya ekonomisinin büyümesi güçlenirken çoğu Avrupa ülkesinin yeniden durgunlukla boğuşmaya başlaması.

Almanya ekonomisi yılın ilk çeyreğinde yüzde 0.8 genişleyerek, geçen çeyrekteki yüzde 0.4’lük rakama göre vites büyüttü. Durgunluktan çıktığını teyit eden bir diğer ülke İspanya oldu. İspanya’nın büyümesi yüzde 0.2’den yüzde 0.4’e yükseldi.

Ancak Avro bölgesinin diğer ağır topları Fransa, İtalya ve Hollanda ekonomilerinden gelen haberler iyi değil. Avrupa’nın iki numarası Fransa’nın büyümesi yılın ilk çeyreğinde sıfıra gerilerken, üç numaradaki İtalya yüzde 0.1 küçülüyor. Avrupa’nın beş numarası Hollanda’da işler çok daha kötü. Yılın ilk çeyreğinde Hollanda ekonomisi yüzde 1.4 küçülüyor.

Enflasyonun gerilediği bir ortamda büyümenin de yavaşlaması yüksek borçlu Avrupa ekonomisi için çok kötü bir haber. Borç deflasyon sarmalından çıkmak için Avrupa’nın uzun dönemli büyümesini yüzde 3.0’ün üzerine çıkarması gerekiyor. Yüksek borçlu çevre ülkelerinde borç dinamiklerini düzeltecek büyüme oranı yüzde 5.0’in üzerine çıkıyor.

Mevcut büyüme rakamlarıyla Avrupa’nın borçluluğunun artmaması için reel faizlerin düşürülmesi gerekiyor. Yüksek borçluluğa paralel risk priminin arttığı ve enflasyonun gerilediği bir ortamda faizlerin düşmesinin tek bir yolu var. Avrupa Merkez Bankası’nın para politikasında şok bir genişlemeye gitmesi.

Para piyasası faizlerinin zaten yüzde 0.25 civarında olduğu bir ortamda faiz indirimiyle bunu başarmak mümkün değil. Avrupa Merkez Bankasının bilançosunu kullanarak piyasalara verdiği para miktarını artırması gerekiyor.

Türkiye için bir iyi bir kötü haber var 

Bilindiği üzere bunun yolu bankacılık sektörüne uzun dönemli ve düşük faizli kredi açılmasından veya ABD ve Japonya örneğinde olduğu gibi doğrudan varlık alımlarıyla ülkelerin borçlanma maliyetlerini düşürülmesinden geçiyor.

Avrupa ekonomisindeki yavaşlama Türkiye için kötü bir haber. Türkiye’nin yurt dışından ve yurt içinden son dönemde gelen şoklara rağmen büyümesini sürdürmesinde Avrupa ekonomisindeki canlanma esas rolü oynamıştı.
Türkiye’nin ihracatı ağırlıklı olarak otomotiv, beyaz eşya, televizyon ve tekstil gibi büyümeye duyarlı mallardan oluşuyor. Bu yüzden Avrupa’nın büyümesindeki 0.2-0.3 yüzde puanlık bir gerileme ihracatımızda 3-4 yüzde puanlık bir gerilemeye yol açabiliyor.

Avrupa’nın genişleyici para politikasında vites büyütmesi Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için bir iyi bir de kötü haber içeriyor. 

İyi haber ile başlayalım. Türkiye’nin yurt dışından sağladığı finansmanda Avrupa piyasaları yüzde 50’nin üzerinde bir payla aslan payına sahip. Avrupa bankalarının daha ucuz ve bol finansman bulmaları Türkiye ekonomisinin büyümesi için ihtiyaç duyduğu kaynağı sorunsuzca temin etmesini sağlayacak.

Kötü haber ile devam edelim. Uygulanacak politikalar hedefine ulaşır ve avronun değeri düşürülürse ihracatçılarımızın Avrupa pazarlarındaki rekabet avantajı azalacak. Bu durum yeniden kur savaşlarının gündeme gelmesine ve Türkiye’de dahil bir dolu Merkez Bankası’nın faiz indirimine gitmesinde neden olabilir.

Soma’da hayatını kaybeden madenci kardeşlerime Allah’tan rahmet diliyorum. Ömürlerini bizim için karanlıkta geçirdiler, nur içinde yatsınlar.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Kapitalizmin Krizi üzerine-2: Hayek ve Özel Para

Adam Smith’e Göre Devlet:

İlk yazıyı 2015-2017 değişim dönemi diyerek bitirmiştim. Aslında benim kafamdaki ikinci yazı bu değildi, ancak gelişmeler nedeni ile sıralamayı değiştirmek doğru olabilir. Yaşananlar bahsettiğim değişimle doğrudan ilişkili olduğundan, anlaşılması da büyük önem taşıyor. Önce doğru bilinen bir yanlışa değinmek istiyorum. Piyasa güçlerine inanan görüşlerin çoğunluğu kaynağından değil de türevin türevinden öğrenildiği için Adam Smithsanki her şeyi piyasa güçlerine ihale etmiştir gibi anlatılır.

Smith “The Wealth of Nations” adlı eserinde devletin görevlerini yani “devleti Devlet yapan” unsurları 3 başlık altında tanımlar:

  • Savunma
  • Adalet
  • Altyapı
  • Sosyal Kurumlar

Aşağıda konuları derinlemesine anlattığı bölümlerin giriş kısımlarını paylaşıyorum.

*The first duty of the sovereign, that of protecting the society from the violence and invasion of other independent societies, can be performed only by means of a military force

*The second duty of the sovereign, that of protecting, as far as possible, every member of the society from the injustice or oppression of every other member of it

*The third and last duty of the sovereign or commonwealth is that of erecting and maintaining those public institutions and those public works, which, though they may be in the highest degree advantageous to a great society, are, however, of such a nature that the profit could never repay the expence to any individual or small number of individuals, and which it therefore cannot be expected that any individual or small number of individuals should erect or maintain.

Bu girişi yapma nedenim “gerçek” Adam Smith’i tanıtmaktan ziyade bir noktaya dikkat çekmek. Smith devletin görevlerinden birisini “para basmak” veya “arzı kontrol etmek” olarak tanımlanmamıştır. Oysa bugün değil yaygın tam anlamı ile ezici görüş bu “monopolün” devletlerin hakkı olduğu yönündedir.

“Bit” pazarına Nur mu yağıyor?

Sanırım bu açıklamadan sonra konuyu nereye getireceğim belli olmuştur: Bitcoin ve özel para kavramı. Bu konu hakkında ciddi miktarda literatür oluşmaya başladı. Gerek yabancı gerekse yerli kaynaklardan Bitcoin’in ne olduğuna dair pek çok yoruma ulaşabilirsiniz. Bu konuyu gerçekten anlamak isteyenler konunun yaratıcısı Satoshi Nakamoto (gerçek adı değil) tarafından 2008 Kasımında yazılan Bitcoin: A Peer-To-Peer Electronic Cash System başlıklı çalışmayı okuyarak işe başlamalı (mümkünse IT’ci bir arkadaşınızla beraber). Konumuz Bitcoin olmadığından ben sadece bir özeti paylaşıyorum:

Bitcoin bir “Merkez Bankası” veya muadili tarafından “basılamaz”. Daha ziyade bir emtiayı anımsatan şekilde bilgisayar diline yerleşmiş olan “mining” “block chain” “block” gibi tabirlerle tanımlanan bir proses neticesinde bitcoin “üretilir”.

Basitleştirmek gerekirse bilgisayar aşırı karmaşık bir algoritmaya uygun bir rakam bulduğunda bir bitcoin “üretilmiş” olur. Yeni her block yeni 25 bitcoin anlamına gelir. Şu ana kadar olan istatistiklere göre her 4 yılda bir yeni block’lar üretilerek basılabilecek bitcoin miktarı 50% azalmaktadır. Daha önce bir block karşılığı 50 bitcoin olurken 2012 Kasımı’ndan itibaren bu miktar 25’e gerilemiştir. Cari durumda olabilecek max. bitcoin miktarı 21 milyon olarak hesaplanmıştır. Yani az önce belirttiğim algoritmaya uygun sayı adedi sadece 21 milyondur. Block üretimi karşılığında bitcoin üretimi azalan bir seyir izlediğinden uzmanlar yakın tarihte block üreticilerinin teşvik edilmesi için bir işlem vergisi oluşabileceğini düşünüyor.

Bir Bitcoine sahip olmanız ve başkalarının sizin adınıza bitcoinleri kullanmaması için herkesin bir “cüzdanı” olması gerekiyor. Bitcoin “public key cryptography” olarak tanımlanan bir sistemi kullanarak kişilere özgü kamuya açık ve özel anahtarlar üretiyor. Sadece özel anahtar kullanılarak işlem yapılabiliyor ancak kamuya açık anahtarınızla da işlemi yapanın siz olup olmadığınız herkes tarafından tespit edilebiliyor.

Basit bir işlem şu şekilde gerçekleşecek:

  • A kişisi B kişisine 1 birim bitcoin gönderecek.
  • B kişisi A’ya adresini gönderiyor
  • A bir “işlem mesajına” B’nin adresini ve bitcoini koyuyor.
  • A özel anahtarı ile işlemi onaylıyor ve karşı tarafa doğrulaması için kamu anahtarını açıklıyor.
  • A bitcoin sistemine işlemi açıklıyor (2. Aşamadan sonrası sistemde otomatik)

İşlem tamamlandıktan sonra detaylar olabilecek en çok sayıda bilgisayara gönderiliyor ve hepsi daha önceki işlemlerin de tutulduğu block zincirlerine ekleniyor (sistem bir şekilde işlemin geçerliliğini okuyabiliyor –proof of work- diyorlar) ve sistem her zaman en güncel blok zincirini tespit edebiliyor.Yani işleminiz Ağdaki herkese açıklanıyor… Böylece A kişisi B’ye gönderdiği bitcoinleri bir daha kullanamıyor. İşlemleri şuradan görebilirsiniz.

Görüldüğü üzere işlem boyunca adınız soyadınız, vergi numaranız, e-mailiniz, kullanıcı adınız ve şifreniz gibi detaylar yok. Her hesap bir adres ve özel anahtara bağlı ve bunların kayıtlı olmasına gerek yok (bu açıdan nakit kullanarak ödemeye benziyor). Adres ise 27-34 alphanumeric sembolden oluşan ve 1 veya 3 ile başlayan “31uEbMgunupShBVTewXjtqbBv5MndwfXhb” gibi bir şey. Sadece okuyarak yorum yazmış olmamak için bu aşamaları şahsen de test ettim.

Bitcoin fiyatlarının 1200 dolara gelmesi ile bunun bir balon olduğu, Lale, Nasdaq, Konut baloları ile karşılaştırıldığını ve çöküşün kaçınılmaz olduğuna dair de pek çok yorum yazıldı. Hayır Bitcoin bunlarla karşılaştırılabilecek bir enstrüman değil.

Bitcoin adı ile değil “kavramı” ile tartışılması gereken bir konu. Basit bir sorun üzerinden gidelim. Paranın 3 fonksyonu vardır. Hesap birimi olması (unit of account), değişim birimi olması (medium of exchange) ve saklama aracı olması (store of value). Bitcoin’in benzetildiği yukarıdaki “balonlar” bu tanımlara uyuyor mu? Bitcoin uyuyor mu?

Bitcoin veya XYZCoin sadece Paypal veya Western Union yerine bir elektronik ödeme sistemi mi (ki yaratıcısı bunu düşünmüş) yoksa kamunun kontrolü dışında bir para olabilir mi? önemli olan ve ABD’de tartışılan da bu. Lale bir ölçüde olsa da Nasdaq balonu veya konut balonu veya South Sea hiçbir zaman devletin para basma gücüne meydan okuyabilecek bir sisteme dönüşme potansiyeli olan finansal gelişmeler değildi. Bir trader için Bitcoin’in fiyatı önemli olabilir. Bu yazı dizisi için ise Bitcoin’in temsil ettiği fikir çok önemli.

Hayek Ve Özel Para

Bu da içine girdiğimizde çıkmanın oldukça zor olacağı diğer bir konuya bizi getiriyor. Konuyu, görüşleri kesin doğru olduğundan değil ancak alternatifi düşünmeye sevk ettiğinden, Nobel ödüllü ve Avusturya okuluna mensup ekonomist F.A Hayek’in “Denationalisition of Money” adlı eserini kaynak kullanarak tartışacağım. 2000 yıllık yerleşik görüşü destekliyor olsanız bile aksi görüşe şahit olmak için okunmalı.

Hayek kitabını o dönemde Avrupa Birliğinin temellerinin atılması üzerine yazmıştır. Aslında kitapta Euro’nun (henüz sadece teorik kavramı vardır) neden çalışmayacağına vs de değinmiştir ancak ana fikri “Para’nın kontrolü özelle ellerde olmalı”dır. This seems to me both preferable and more practicable than the utopian scheme of introducing a new European currency, which would ultimately only have the effect of more deeply entrenching the source and root of all monetary evil, the government monopoly of the issue and control of money.” Ütopik bir fikir olan yeni bir Avrupa para birimine oranla daha tercih edilebilir ve uygulanabilir görün görünüyor, zira son noktada bu (Euro) tüm parasal kötülüklerin anası olan devletin para basma ve kontrol etme monopolü sadece daha da pekiştirecektir”.

Kitabı özetlemeyeceğim ancak Hayek’in özel parasını özetlememde fayda var. Hayek devletin (legal tender vs) izin vermesi durumunda serbest piyasanın çok daha kaliteli, limitli ve değerli “fiat para üreteceğini savunur (dikkat edin altına dayalı değil, bir Avusturya ekonomisti açısından bu büyük bir sapma aslında). Bir özel firma (Hayek banka olarak veriyor) Ducat” adından yeni bir birimi piyasaya sürer ve söz konusu birimi taban olmak kaydı ile ör. min 100 dolar ve Euro karşılığı istenildiğinde geri alacağını açıklar. Bu garanti nedeni ile Banka 100 dolar değerindeki Ducat’ı muhtemelen 105 dolardan satacaktır. Ardından Banka tüketicilerin talebine bağlı olarak Ducat’ı bir (ihtiyaçlardan oluşan) sepete fixler ve 1 Ducat’ın “her zaman” bu sepeti satın alacağını açıklar. Bu noktada Bitcoin’de şu anda olmayan bir eksiklik Banka tarafından tamamlanacaktır. Aşırı volatilitede veya sepet/değer kazanır/kaybederse Banka piyasa işlemleri ile bu gelişmeleri telafi edecek ve dengede tutacaktır. Aksi durumda zaten piyasa daha dengeli olan diğer bir paraya geçiş yapacaktır. Teori elbette burada bitmiyor. Hayek pek çok unsur gibi “kanuni para” (legal tender) kavramının devlet tarafından nasıl manipüle edildiğini de anlatıyor. Gresham Kanunu, deflasyon, enflasyon, ödemeler dengesi, muhasebe vs de değindiği konular arasında.

Devletin monopol olduğunu, cari kağıt para (fiat money) sisteminin aslında batı icadı olmadığı ve Çin’in (Bitcoin’i kısmen ilk yasaklayan ülke) çok önceki yüzyıllarda uyguladığı gibi konulara girmiyorum. Ancak devam etmeden önce başka bir “monopole” bankalara değinmemiz gerekiyor. Tüm ders kitaplarında paranın (bankacılık sistemi tarafından) yaratılması aynı şekilde anlatılır. Fractional Reserve Banking olarak bilinen sisteme göre mevduatınızı bankaya yatırdığınızda banka belli kısmını rezerv olarak tuttuktan sonra kalanını kredi olarak kullandırır. Bu miktar başka bir bankaya mevduat olarak girer ve yine rezerv kısmı ayrıldıktan sonra krediye dönüşür ve böyle devam eder. Money Multiplier yani para çarpanı da bu gelişmenin özetidir.

Tartışmaya açık olsa da ben kendi fikrimi belirtiyorum; yukarıda yazdıklarım tamamen yanlış. Cari sistemde mevduat krediyi yaratmaz aksine kredi mevduatı yaratır ve bankalar bu operasyonun ardından rezervleri bulur. In many cases, banks borrow in that market specifically to meet reserve requirements.” . Banks do not, as too many textbooks still suggest, take deposits of existing money fromsavers and lend it out to borrowers: they create credit and money ex nihilo – extending a loan to the borrower and simultaneously crediting the borrower’s money account. Eski FSA Başkanı Adair Turner “The Fed is responsible for distributing currency and coin to depository institutions, and for ensuring that enough currency and coin are in circulation to meet public demand”.

Konuyu daha detaylı tartışmak isteyenler mail atabilir. Ana fikir içinde bulunduğumuz finansal sistemde para yaratma yetkisi sadece FED’e ve FED’in istediğinde kontrol edebileceği bankalara aittir. İşte şeytanın gizli olduğu detay…

Sonuç olarak belki Bitcoin değil ama Bitcoin denemesi “özel para” ve devletin para üzerindeki monopolünün sorgulanmasına neden olabilir. Cornell’in de bulunduğu Ithaca’da Ithaca hours veya Berkshares gibi özel paraya benzer uygulamalar zaten mevcut, ABD’de daha önce özel para uygulaması olduğunu da biliyoruz. Şöyle bir model düşünün; Apple, Amazon veya Google (Hayek uygulayıcı üzerinde piyasa denetimini a thousand hounds olarak tanımlıyor) bir bankaya benzer şekilde Bitcoin’lerinizi mevduat olarak kabul edeceğini açıklasa, yukarıda çok kabaca anlattığım fraktal sisteme göre kredi uygulamasına geçse, volatiliteye müdahale etse ve Hayek’in düşüncesine paralal bir “özel merkez bankası” konumuna yükselse Dolara veya Euro’ya ne olur? Sayısı limitli, arkasında Google’ın varlıklarının bulunduğu ve değerini kaybetmeyen bir para birimi? (Evet komplikasyonları var ama hiç uygulanmamış bir şey değil bu, sadece alışık değiliz).

Tesadüf diye bir şey yoktur sadece vakti gelmiş fikirler vardır ve “Bitcoin” fikrinin şimdi ortaya çıkması da bir tesadüf değildir. Balon mu değil mi tartışması ise fikrin önemi göz önüne alındığında aşağıda gördüğünüz o bir kuş hayır uçak hayır Süperman tartışmasıdır. 

Son olarak Hayek’in Denationalisition of Money adlı kitabından bir paragrafla bitiriyorum:

The addictive drug of cheap Money

The belief that cheap money is always desirable and beneficial makes inevitable and irresistible the pressure on any political authority or monopolist known to be capable of making Money cheap by issuing more of it.Yet loanable funds made artificially cheap by creating more money for lending them, not only help those to whom they are lent, though at the expense of others, but for a while have a general stimulating effect on business activity. That at the same time such issues have the effect of destroying the steering mechanism of the market is not so easily seen. But supplies of such funds for additional purchases of goods produce a distortion of the structure of relative prices which draws resources into activities that cannot be lastingly maintained and thereby become the cause of an inevitable later reaction. These indirect and slow effects are, however, in their nature very much more difficult to recognise or understand than the immediate pleasant effects and particularly the benefits to those to whom the additional money goes in the first instance.

Sistem’de görülen değişim işaretleri ile devam edeceğim…

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Sonbahar Esintisi

2013 yılında piyasalarda yaşanan gelişmeler göz önüne alındığında, Amerika’nın başkenti Washington D.C.’yi Virginia eyaletinden ayıran Potomac nehri kenarında sonbaharın getirdiği serin rüzgarın esintisinde sabah yürüyüşünü yapan Bernanke’nin kulaklıklarında yankılanan şarkının melodisini tahmin etmek zor olmayacak. Kulaklıklardan gelen Frank Sinatra’dan “I’ve got the World on a String” şarkısının sözleri bir göl kenarında emeklilik günlerini düşünen Bernanke’nin son dönemdeki psikolojisinin kelimelere dökülmüş bir yansıması diyebiliriz… “Gökkuşağında oturmuş, ipe bağladığım Dünya’yı parmağımla çeviriyorum. Ne güzel bir Dünya, ne güzel bir hayat…”

Bernanke’nin Başkanlık yaptığı FED’in 2013 yılındaki toplantılarında yatırımcıların aradığı sinyallerin başında parasal genişleme paketindeki tahvil alımlarını ekonomideki toparlanmaya paralel olarak düşüreceği beklentileri, kısaca kelime haznemizde iyice yer bulan “tapering”, geldi. Ancak, Bernanke’nin basın toplantılarındaki ses tonu, yorumları ve ayrıca FED’in açıklanan toplantı tutanaklarındaki kelime oyunlarından istedikleri ipuçlarını bulamayan yatırımcılar, analistler ve piyasaların geneli açısından gerçekten tam bir roller coaster yılını bitirmek üzereyiz.

EUR/USD’nın bu seneki grafiğine bakıldığında ana hareketlerin FED’in toplantı günlerinde ya da toplantı tutanaklarını açıkladıkları günlere denk geldiğinin göze çarpmaması imkansız. Ekonomik verilerdeki toparlanma sinyallerine rağmen FED’in düşük faiz politikasının devamı için hedef koyduğu %6,5 işsizlik oranı nedeniyle özellikle istihdam verilerinde istenilen ivmenin kazanılmaması FED üyeleri içerisinde de bölünmelere neden oldu. Tapering yanlısı üyelerin yanında son likidite krizi ardından alınan önlemlerin etkisinde krizin etkilerini silmeye çalışan piyasaların pamuk ipliğine bağlı olduğunu dile getirip FED’in likiditeyi geri çekmesi konusunda aceleci olmamasını savunan üyelerden gelen çelişkili açıklamalar likidite konusuna karşı kırılgan olan piyasaları hareketlendirmeye yetti. Fon akışının yüksek büyüme ve faiz oranlarıyla cezbeden gelişmekte olan ülke para birimleri 2013 yılını kara bir leke olarak gerilerinde bırakırken, özellikle Altın ise FED’in parasal genişleme musluklarını kısmaya başlayacağına dair ilk sinyalle parlaklığını yitirerek yatırımcıların zor zamanda sığınmaya çalıştığı güvenli bir liman teriminden hızlıca uzaklaştı.

2014 yılına doğru yelken açmaya başladığımız son aylarda da 2013’ün  geneline hakim olan kedi fare oyununun devam etmesi kaçınılmaz. 2014 açısından gündemi meşgul edecek konu başlıklarından Çin ekonomisindeki büyüme oranları, tahvil balonu, hisse senedi piyasalarındaki olası düzeltme beklentileri bunlardan sadece birkaçı. Ancak fitili ateşleyecek olan dizginleri ellerinde tutan Merkez Bankası Başkanları arasına Ocak 2014 itibariyle yeni katılacak FED’in ilk Kadın Başkanı Janet Yellen’in ve geçtiğimiz Temmuz ayında Kanada Merkez Bankası’ndan İngiltere Merkez Bankası Başkanlığı’na getirilen Mark Carney’nin para politikaları olacaktır. Son toplantılarda Bernanke’den istediği açıklamayı alamayan yatırımcılar açısından, 2014’e girerken ağzından çıkacak kelimeleri dikkatle seçmesi gerekecek Yellen’in selefleri incelendiğinde Demokrat Obama yönetiminde Amerikan Doları’nın tarih tekerrürden ibarettir diyerek yatırımcıların radarına girmesi düşüncesi ağır basmaktadır.

Yatırımcıların gözleri kapalı her gelen fırsatı değerlendirmeden önce bir kez daha düşünmesi gerekeceği seçici bir döneme girmekteyiz. Özellikle bu dönemde gelişmekte olan ülke piyasalarından borçlanmaya çıkacak kredilere yönelik talep ve getiri seviyelerindeki değişiklikler yatırımcıların Global fon akışına ters yönde kürek çekmemesi için erken bir uyarı mekanizması olacak. Ve Yatırım Dünyası’nda hiçbir zaman unutulmaması gereken sabreden derviş muradına ermiş atasözü ayrı bir önem kazanacak.

Cüneyt Akdemir

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Gelişmekte olan ülkelerde yavaşlama

Küresel yatırımcıların portföy tercihlerinde 2013 yılı başından bu yana gelişmekte olan ülkelerden gelişmiş ülke hisse senetlerine bir geçiş görülüyor.  Sene başından bu yana ABD borsasında %19,9,  Euro bölgesinde %9,5 yükseliş görülürken,  gelişmekte olan ülke borsalarında %9,5 gerileme görüldü.

Geçen hafta yayınlanan PMI verileri küresel portföylerde gelişmekte olan piyasalar aleyhine yaşanan değişimin arkasındaki temel gerekçelerden birisinin ekonomik büyümedeki yavaşlama olduğunu bir kez daha gösterdi.   

Temmuz ayı küresel PMI verisi Haziran’a göre 0,9 puan artarak 52,1’e yükseldi. Dünya ekonomisindeki canlanma ağırlıklı olarak ABD ve Avrupa ekonomilerinden kaynaklandı. ABD ISM verisi 55,4 ile son iki yılın en yüksek seviyesine çıkararak Wall Street’teki kırılan rekorların arkasını doldurdu.

Euro bölgesi sanayi PMI rakamı 48,8’den 50,3’e yükseldi. 2011 Temmuz’undan beri ilk defa 50 seviyesinin üzerine yükselen PMI rakamları Euro bölgesinin durgunluktan çıkmaya  başladığına işaret ediyor.

Gelişmekte olan ülkelerdeki yavaşlama Temmuz ayında da devam etti.  Temmuz ayı PMI rakamları 49,4 ile son dört yılın en düşük seviyesine geriledi. Gelişmekte olan ülkelerde son aylardaki sert yavaşlamada uygulanmakta olan sıkılaştırıcı ekonomi politikaları etkili oldu.

Verilerdeki gerilemede Asya önden gidiyor.  Çin PMI rakamı 47,7 arka arkaya dördüncü kez geriledi. Diğer büyük gelişmekte olan ülkeler de  -Hindistan (50,1), Taywan (48,6), Kore (47,2) – parlak bir tablo çizmiyor.

EMEA bölgesinde de ekonomik görünüm pek parlak değil. Temmuz ayı PMI rakamı 50,1 ile Haziran’daki 51,2’nin oldukça altında kaldı. Avrupa’daki canlanmaya duyarlı Polonya, Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya yükselirken bölgedeki gerilemede iki ağır topun Rusya ve Türkiye’nin yavaşlaması etkili oldu.

Rusya’nın PMI verisi 51,7’den 49,2’ye gelerek son 43 ayın en düşük seviyesine geriledi.  Türkiye’nin PMI verisi 51,2’den 49,8’e düşerek son 12 ayın en düşük seviyesine geriledi.

Açıklanan veriler gelişmekte olan ülke merkez bankalarının zorlu bir denge ile karşı karşıya olduğunu gösteriyor. Ekonomik büyümede aşağı yönlü risklerin artması para politikasının gevşek tutulmaya devam edilmesini gerektiriyor.

Ancak gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahının düşük olduğu bir ortamda faizlerin düşük tutulması yerel paraları daha da zayıflatarak fiyat istikrarını ve finansal istikrarı tehdit edecek.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma | Direktörü