Para: Varlığı bir dert, yokluğu yara

 

Fotoğrafta “bu yazıyı paraya basmak kağıda basmaktan daha ucuz” yazıyor ve gördüğünüz “para” da Zimbabve dolarları. Karşılıksız para basılması konusu tarihte her zaman önemi olmasına rağmen Almanya hiper-enflasyonu hafızlarda unutulmaz bir yer edinmiştir. Son yıllarda da konu varlık alımları ile hayatımıza girdi. Malum Fed “para bastığı” için S&P yeni zirve yapıyor.

 

Öte yandan bilançosu Japon ekonomisinin 130%’una ulaşan (Fed “sadece” 34.1%) BOJ’un yaptığı varlık alımlarına rağmen yukarıda gördüğünüz üzere Nikkei endeksi 1999 seviyesinde. ECB’nin alımlarına rağmen Italya, İspanya vs endeksleri de benzer durumda. Enflasyondan bahsetmiyorum bile. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için onların grafiklerini paylaşmıyorum.

 

Biraz daha rakamlarla oynayalım. Hemen yukarıda ABD M2 para tabanı ve Altın var. Altının 835 dolar gördüğü 1980 yılında para tabanı 1.5 trilyon dolarda. Şu anda ise 12.4 kat büyüyerek 18.65 dolara ulaşmış. Altın “basılan” bu paraya tepki verecek olsa 10,380 dolarda olmalıydı. Elbette en yüksek seviyeden fiyatı alıp böyle bir karşılaştırma yapmanın anlamı yok ( Twitter veya Youtube analizi yapmıyorsanız tabii) . Para tabanı 1.5 trilyon dolardan 2001 yılında 5 trilyon dolara çıktığında altın fiyatları 258 dolarla yakın tarihin dibini görüyor. O günden bu güne taban 3.7 kat artmış. Altın 962 dolarda olmalı, ama bu hesap da tutmamış. Önceki zirve, 2011 yılında altın 1900 dolar M2 9.5 tr dolardı. Para tabanı ikiye katlamış ama altın aynı seviyede. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için daha fazla devam etmiyorum.

 

Bazen bir soru geliyor: “Çin gizlice altın topluyormuş ve bir sabah Yuan’ı altına pegleyecekmiş, ne dersin?” “Öyle bir şey yok, yaparlarsa da büyük enayilik olur derim” tadında bir diyalog başlıyor. Çin olmasa da, peg olmasa da Rusya’da benzer bir durum söz konusu. Yukarıdaki görselde Rusya dolar bazında M0 (beyaz,en dar anlamda parasal büyüklük) ve altın rezervinin (sarı) büyüklüğü var. Taban neredeyse tamamen altınla destekleniyor diyebiliriz. Ancak yeşil renkte gördüğünüz Ruble muhtemelen Twitter ve Youtube’u takip etmediği için bu durumdan habersiz trade ediyor. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için daha fazla devam etmiyorum.

 

Yukarıda ise banka rezervlerini (Fed varlık alımı yaptığında şişen kalem) ve bankaların kredilerini görüyorsunuz. 1980’den sonra kredilerin hız kazanması şaşırtıcı değil, Reg Q, finansal serbestlik, gelişen repo piyasası vs ile kitaplarda yazan rezerv kredi ilişkisi iyice kopuyor. 2008’de krizin başlaması ile rezervlerdeki muazzam artışa rağmen (67 bn dolardan 1 tr dolara) kredi hacmi 1.55 tr dolardan 1.185 tr dolara geriliyor. Fed bilanço büyümesi devam ediyor ve sonra QT ile rezervlerin azalmaya başladığını görüyoruz. 2.75 tr dolardan 1.48 tr dolara geriliyor. Ama o da ne, bankaların kredi hacmi büyümeye devam ediyor. Ne demek istediğimi anlatabildiğimi düşündüğüm için daha fazla devam etmiyorum.

Ayrı bir yazı konusu yapmak istediğim 1893 krizi dönemi Başkan olan ve bir dönem ara verdikten sonra yeniden başkan olabilen tek isim G. Cleveland’ın bu konuşmasını okumanızı tavsiye ederim : https://www.presidency.ucsb.edu/documents/special-session-message-0

Özellikle şu satırlar şu anda dünyada çoğunluğun içinde bulunduğu durumu özetler:  At times like the present, when the evils of unsound finance threaten us, the speculator may anticipate a harvest gathered from the misfortune of others, the capitalist may protect himself by hoarding or may even find profit in the fluctuations of values; but the wage earner–the first to be injured by a depreciated currency and the last to receive the benefit of its correction–is practically defenseless. He relies for work upon the ventures of confident and contented capital.

Ancak aynı dönemde muhteşem bir konuşma daha vardır. Genelde insanlar JP. Morgan’ın altın yorumunu bilir, onu da yanlış bilir. Ama W.J. Bryan’ın 9 Temmuz 1896’da yaptığı ve “insanlığı Altın üzerinde haça geremezsiniz” diye bitirdiği konuşma çok çarpıcıdır (fikrin doğruluğundan ziyade tartışmanın düzeyi açısından). 93 krizinin ardından para sistemi (altın&gümüş oranı, enflasyon,bimetalism veya pegi diyelim) ve para tabanının yönü üzerine kopan tartışmalar bugün ve gelecek için ışık tutar. Konuşma için : http://historymatters.gmu.edu/d/5354/

Beni asıl vuran şey ise bu konuşmanın bir ses kaydı olması… 124 yıl öncesinden gelen ve Kybalion’da paylaşıldığı gibi sadece duymak isteyen kulaklara fısıldanan bilgiler… Tabii insan dönüp Biden&Trump açık oturumunu dinleyince üzülüyor…..

Şant Manukyan
Direktör | Uluslararası Piyasalar

Fed’in yeni para politikasının etkileri…

Gelişmiş ülke merkez bankalarının pandemi sonrasında enflasyondaki yükselişe kayıtsız kalacağının ilk işaretini geçen hafta Fed Başkanı Powell’in konuşmasında gördük. Piyasalar, ortalama enflasyonun yüzde 2 olmasını hedefleyen yeni Fed politikasını enflasyondaki yükselişe para politikasının bir süre müdahale etmeyeceğinin işareti olarak okudu.

Konuşma sonrası piyasa tepkisi sınırlı oldu. Açıklama piyasalar için sürpriz değildi. Eylül toplantısında yeni politikanın işareti verileceği beklentisi bir süredir fiyatlanıyordu. Uzun vadeli faizlerdeki yükseliş, verim eğrisinin dikleşmesi ve doların değer kaybetmesi bunu gösteriyordu.

Konu hakkındaki görüşümüzü biliyorsunuz. Büyümenin yavaşladığı ve borç dinamiklerinin sürdürülemez boyutlara geldiği bir dünyada finansal baskılamayı “kötüler arasında en az kötü yöntem olarak” görüyoruz

Tasarruf sahibinden borçluya servet transferi olarak tanımlayabileceğimiz bu politika 2008 krizi sonrasında ismi konmadan zaten uygulandı. Ancak enflasyon seviyesinin ve nominal faizlerin düşüklüğü bu politikadan yeterli verim alınmasını engelliyordu.

Yeni dönemde enflasyondaki yükselişe bir süre göz yumularak bu süreç hızlandırılmaya çalışılacak. Bu sayede, sabit faizle geçmişte yapılmış uzun dönemli ihraçların faiz ve anaparası eritilerek finansal istikrarsızlık riski azaltılmaya çalışılacak.

Bu süreçte servetini korumaya çalışacak tasarruf sahibinin elinde sınırlı sayıda alternatif var:

(i) Sabit nominal faizli yatırım araçlarından değişken faizli veya enflasyona karşı korumalı araçlara geçmek;

(ii) Uzun vadeden kısa vadeye geçerek durasyon riskini azaltmak;

(iii) Altın, gayrimenkul gibi enflasyona karşı koruma sağlayan yatırım araçlarının ağırlığını artırmak;

(iv) Hisse senedi gibi reel olarak değer kazanan ve/veya temettü verimi sağlayan yatırım araçlarına yönelmek.

Yeni politikanın Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler üzerindeki etkisini olumlu görüyoruz. Yeter ki nisan-temmuz döneminde olduğu gibi dramatik politika hataları yapmayalım.

(i) Fed’in faizleri uzun süre artırmaması risk iştahını destekler;

(ii) Doların değer kaybettiği, Euro’nun değer kazandığı bir ortam Türkiye için güzel olur;

(iii) Ortalama libor oranının artmaması ağırlıklı olarak değişken faizli borçlanan Türkiye için iyi haber.

Bu süreci bozacak, hatta tersine döndürebilecek gelişme uzun dönemli ABD devlet tahvili faizlerinde sert bir yükseliş olur. Bu durumda, 2013 yılında Bernanke’nin “Fed’in varlık alımlarını kademeli olarak azaltacağı” açıklaması üzerine gelişmekte olan ülke varlıklarındaki satış benzeri bir düzeltme görürüz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Grafiklerle Çin’i Anlamaya Çalışmak

1886826a

Çin konusunu uzun süredir işliyorum. Şube ziyaretleri için hazırladığım sunumda daha da detaylı değineceğim ama şimdi birkaç basit grafikle son dönemde (yani yıllarda) olan bitene değinmek istiyorum. Gerek Çin gerekse Almanya’da aslında bir birine benzer bir durum söz konusu. Ama şimdilik sadece Çin özelinde gitmek istiyorum.

Swan DiagramA�

Yukarıda (kaynak Ecopol) gördüğünüz diyagram IS/LM diyagramı kadar temel denklemlerden bir tanesidir. Yaratıcısı Swan’ın adını alan bu diyagramı kullanarak  Çin’in nereden nereye gitmeye çalıştığına bakalım.

Swan Diyagramı iki ekonomik hedefe ulaşılmasında kullanılan iki makro politikayı bir grafik üzerinden gösterir. Hedefler Iç (internal) denge (enflasyon veya deflasyon olmadan tam istihdam)  ve Dış (external) dengedir( sürdürülebilir şekilde finanse edilen cari denge) . Dış Dengeyi aşağıya eğimli olarak görüyorsunuz, zira iç talep yüksekse ithal mallara talep de yüksek olabilir ve ödemeler dengesinde “denge” sağlamak için düşük bir Reel kur politikasına ihtiyaç (ihracat) duyarsınız. İç Denge ise tam tersine yukarı eğimlidir ve yüksek talep enflasyon yaratacağından kuvvetli bir reel kurla ihracat gerilerken ithalat enflasyonu da düşürülür. Kısacası denge kolay değil…

Şimdi Çin’in yukarıda bahsettiğimiz noktalarda son 15 yıllık dönemde nasıl bir seyir içinde olduğunu bulmaya çalışalım.

Rkur ve Ihracat YoY

Yukarıda yeşil renkle YoY Ihracat değişimi ve sarı renkte yine YoY Reel kurda değişimi (ters) görüyorsunuz. 3. Grafik ise hem nom Yuan hem reel kur hem de Çin’in cari fazlasının GDP’ye oranını gösteriyor. 10%’dan 2.0% civarına gerileyen bir cari fazla görüyorsunuz.  Grafikler yeterince açıklayıcı diye düşünüyorum.

Cari Fazla GDP

Çin 1980’lerden itibaren ama bölgenin tamamı özellikle Asya krizi ile beraber merkantalist bir politika izleyerek rezervlerini şişirme politikası güttü. Bloomberg’de ilk Yuan kurunu alabildiğim tarih 1981 ve kur seviyesi 1.5264. Kur 1995 yılına geldiğimizde Dolara karşı 8.73 seviyesine gerilemişti. Ufak bir değerlenmeden sonra 2005 yılına kadar sabit kaldığını daha sonra ise Dolara değil Dolar ağırlıklı bir sepete peg edildiğini ve değer kazanmaya başladığını görüyoruz (2013 Yuan’da da dip ve dolara karşı tepe yaptığı sene aslında, ileride daha net görülecek). 3. grafiğe tekrar baktığımızda Cari Fazlanın da 2007’de zirve yaptığını ve dönmeye başladığını görüyoruz (dönüşün tek nedeni Yuan değil elbette ama önemli bir neden).

Swan diagramındaki bir diğer etken enflasyonu da 4. grafikte Cari denge ile beraber görüyorsunuz. 1990ların ilk yarısında yükselen enflasyon Asya krizi ile beraber yerini dezenflasyona ve aynı zamanda ihracatla büyüme stratejisine bıraktı. 2005 yılı ve sonrasında Yuan’ın değer kazanmaya başlamasının ise bir nedeni de yeniden artışa geçen CPI oldu.

Enf Vs Cari Denge

Reel kur, Ticaret,Enflasyon ve Cari Denge’nin son 10+yıllık seyrini gördüğümüze göre şimdi Swan diyagramı üzerinden Çin ekonomisinin nasıl hareket ettiğine bakalım. 2007-08 krizinden sonra ticaret hacmi ve büyüme düşse de Çin fazla vermeyi sürdürdü ve 1. Tabloda sol tarafta yer aldı (İşsizlik+Fazla). Ardından devasa bir yatırım paketi açıklandı.

Paketin gelmesi ile beraber 2009 yılından sonra enflasyon+ fazla (alt bölüm) kısmına geçtiğini görüyoruz. Ardından Çin dengeleme çabalarına girişse ve kısmen başarılı olsa da aylardır düşen PPI ve CPI , yüksek reel faizler nedeni ile ekonomi yeniden Sola hareket etti. Bu arada 2013 yılında (15.11.2013) bir mailimde bahsettiğim Lewis noktası (5. görsel) aşıldığı için ücretlerin de enflasyon ve verimlilikten çok daha hızlı bir şekilde yükseldiğini ve Çin’in bir zamanlar iki vurucu gücü olan düşük ücret ve kurun eş zamanlı darbe yediğini görüyoruz.

Lewis EAYrisi

Konu Çin D’ye doğru mu hareket edecek? Edecekse kur başta olmak üzere nasıl ayarlamlar yapması gerekiyor? Daha kısa vadeye döndüğümüzde ise bir dinamiğin daha denkleme girdiğini görüyoruz. Sermaye hesabında yaşananlar ve para çıkışı. Onu da bir başka mailde paylaşacağım.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

468x68

Seçim Sarmalı

secimm

CHP ile yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gözler bugün yapılacak MHP görüşmesine çevrildi. Başbakan Davutoğlu’nun Bahçeli ile yapacağı toplantıya iki alternatif teklifl e gitmesi bekleniyor.

  1. Sınırlı süreli koalisyon teklifi: Daha önce CHP’ye de sunulan bu teklifte MHP’ye sınırlı süreli bir hükümet kurma önerilecek. Görev süresi muhtemelen bir yıldan daha kısa olacak bu hükümetin önceliği ülkeyi seçime taşırken biriken acil sorunlara çözüm getirmek olacak. 
  2. Azınlık hükümeti: Mevcut hükümet ile en kısa zamanda (Ekim sonu – Kasım ortası) seçime gidilmesi için MHP’den destek istenecek. Cumhurbaşkanı tarafından seçimlerin tekrarlanması kararı verilmesi durumunda kurulacak seçim hükümetinde tüm partiler yer alıyor. HDP’nin hükümette yer almaması için MHP’nin Ak Parti’ye destek vereceği ümit ediliyor. 

Ankara kulislerinde gelen sinyaller MHP ile yapılacak görüşmelerin ‘sınırlı bir hükümet’ çözümü ile sonuçlanması ihtimalinin çok düşük olduğunu gösteriyor. Hafta sonu yaptığı MYK toplantısında erken seçime destek vermeme kararı alan MHP’nin Davutoğlu’nu görevi Cumhurbaşkanına iade etmeye zorlaması bekleniyor. Genel görüş, bu meclisten kalıcı bir hükümet çıkması şansının sıfıra indiği yönünde. MHP ile yapılacak görüşme daha çok seçimlere hangi hükümetle gidileceğini göstermesi açısından önemli. Bu saatten sonra Ak Parti – MHP hükümetinin kurulması çok zor gözüküyor.

Bizim görüşümüz de önemli bir değişiklik yok. Seçimler sonrasındaki ilk değerlendirmemizde, siyaset sahnesinde ve toplumdaki kutuplaşmanın kalıcı bir koalisyon hükümeti kurulmasını zorlaştırdığını savunuyorduk. Şimdi de aynı görüşteyiz. Koalisyon senaryolarına vade sonuna yaklaştıkça değeri sıfıra giden bir opsiyon gibi yaklaşıyoruz. Seçimlerin hemen sonrasında bir yıl içinde erken seçime gidilmesine %60 ihtimal veriyorduk. Koalisyon görüşmelerinin başlamasının uzaması ve müzakere sürecine bir türlü geçilememesi üzerine Temmuz ayında bu ihtimali %80’e artırdık. Geçen hafta açıklanan anket sonuçlarında Ak Parti’nin oylarında görülen iki puan civarı artış erken seçim ihtimalini %100’e yaklaştırdı.

Ekonomi kulislerinden gelen haberler de erken seçim yoluna girdiğimizi gösteriyor:

  1. Emekli, dul ve yetimlerin TOKİ’den avantajlı koşullarla ev almasının yolu açılıyor.
  2. Emeklilere 700 TL kurban yardımı yapılması,
  3. Maaş ödemeleri için bankaların emeklilere 800 TL’ye ulaşan promosyon ödemesi yapması için görüşmeler sürüyor.

Lafı çok uzatmayalım. Türkiye seçim sathına girdi. Daha doğrusu seçim sathında kalmaya devam ediyor. Önümüzdeki dönemde yayınlanacak kamuoyu anketleri büyük önem taşıyor. Önümüzdeki dönemde seçmenin tercihi son anketlerdeki gibi olmaya devam ederse Türkiye bir seçim sarmalına girebilir. Piyasalar henüz bu senaryoyu fiyatlamaya çok uzak. Ancak asla asla dememek lazım.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

ABD Büyümesi ve Revizyon üzerine

Yarın 1 Çeyrek GDP’si son standart revizyonuna uğrayacak piyasa beklentisine göre -0.7%’den -0.2%ye düzeltilecek.Ben düzeltmenin biraz daha iyi olmasını bekliyorum (sıfır belki ufak bir artış). Ve hatta ileride yapılacak yıllık revizyonlarda çok farklı yani bir büyüme rakamı bile görebiliriz.

Biraz daha detaylandırırsam; aşağıdaki grafikte 2010-2014 yani resesyonun bittiği (resmi tarihi 2009 Haziran) dönemden sonra çeyrek bazında GDP var.

Dövizin Ağırlığının Artırması En Az Seçim Sonucu Kadar Önemli

418-1430392685

Türkiye ekonomisi dışarıdan ve içeriden gelen şoklar ile uzun ince bir yolda ilerliyor. Yurtdışında genelde gelişmekte olan ülkelere özelde Türkiye’ye yönelik risk iştahındaki dalgalanma devam ediyor. Yurtiçinde son yedi yılda biriken yapısal sorunlara seçim sonrası artan politik belirsizlikler eklendi. Belirsizliğin arttığı ve güvenin azaldığı bu ortamda tasarruf sahibi döviz ikamesi ile birikimini korumaya çalışıyor. Vatandaşın portföyünde dövizin ağırlığını artırmasını en az seçim sonuçları kadar önemli bir işaret olarak okuyoruz.

Sıfır Faiz Politikası ve Elbisenin Rengi: Mavi mi Sarı mı?

Ekran Resmi 2015-03-01 17.14.53

Son 2 günde bildiğiniz gibi “elbise mavi mi sarı mı” tartışması sürüyor. Vox’un bu yazısında da gördüğünüz üzere aslında renk ışık ve çevrenin etkisi ile oluşan veya algılanan bir durum. Yani gözünüzün ışıkla olan ilişkisine bağlı olarak gördüğünüz renk farklı olabilir.  Benzer bir illüzyonu  Ames Odaları olarak tabir edilen yapı ile de sağlayabilirsiniz.

Bu konunun finansal piyasalardaki paraleli ise fiyatlardır. Örneğin siz enflasyon farkları, sermaye akımları vs’yi çok yakından takip ediyor olabilirsiniz ancak SNB parite 1.20’dir dediğinde durum değişir. Bir süre sonra buna inanırsınız. Ama gerçekte en önemli etken belki de faizlerdir. Kıyafet örneğinde olduğu gibi faizin olması gerekenden daha yüksek/düşük olması durumunda “göz-ışık-beyin” ilişkisi çarpılabilir. Bunun en yakın örneğiniz 2004-2007 ABD’de gördük. Çin de görmeye devam ediyoruz. Yine ABD ve Avrupa’da da yaşıyor olmamız mümkün. Faiz dış müdahale ile aşırı düşük (yüksek) olduğundan hangi kredi geri dönmeyecek, hangi ülkenin default etmesi gerek anlamak zorlaşır. Düşük kalacağına dair MB garantisi olduğundan değerlemeler anlamsız hale gelir ve ucuz/pahalı, riskli/risksiz ilişkisi flulaşır. S&P’ye tarihi metriklerle bakmak para kazandırmaz aksine kaybettirebilir. Elindeki rezerve negatif faiz ödemek istemeyen bir banka (bankacılık sistemi değil) kredi vermemesi gereken bir şirkete/projeye veya tüketiciye kredi vermeyi tercih eder hale gelebilir. Bir nevi Minsky döngüsü.

Konut balonunda olduğu gibi tüketiciler de gerilerinin faiz ödemelerini karışlamaya yeteceğine inandığında olması gerekenden daha büyük kredilerin altına girebilir. Veya Çin’deki bir demir cevheri üreticisi karsız operasyonunu krediye erişimi sürdüğü için sürdürmekte ısrar edebilir. Bir banka geri dönmeyecek krediyi bilançosunda tutarak sermaye rasyoları nedeni ile yeni kredileri kaçırabilir. Şirket değerlemeleri tarihi ortalamaların çok üzerine çıkabilir. Bir Avrupa tahvil getirisi ABD Tahvilinden daha düşük seviyelerde uzun süre kalabilir. Ancak bu ışığın (MB’lerin belirlediği faiz) bir oyunudur. Ta ki…

FED elbette bu durumun farkında ancak gerçeği hemen söylerse 1994 yaşanabilir. Yavaş yavaş söylemeye çalışıyor, piyasa ise sadece tek renk olduğundan o kadar emin ki…

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

mail rapor altA� TEFAS

Ateşten gömlek

Almanya ve Japonya’da kısa vadeli faizlerin eksiye düştüğü Amerika’da sıfıratesten gomlek sınırına dayandığı küresel konjonktürde Merkez Bankası’nın üzerindeki faiz indir baskısı arttı. Devletin en üst makamlarının da katıldığı eleştirilerin dozu ifrata kaçmış durumda.

Ekonomi sayfalarında öne çıkan “faiz indiriminin önünde durmak suça alet olmaktır”, “faiz indirimi en az iki puan olmalıdır”, “indirmiyorum derse hakem değişir” gibi manşetler durumun vahametini ortaya koyuyor.

Haftaya toplanacak Para Politikası Kurulu üzerindeki mahalle baskısı “karşı koyulamaz boyutlara” yükselmiş durumda. Para Politikası Kurulu üyeleri Salı günkü toplantıya ateşten gömlek giyerek çıkacaklar. Piyasa tahmincilerinin yarıya yakını hafta içinde yaşanan gelişmelerden sonra faiz indirimi beklemeye başladı.

Ayın karanlık yüzü…

dark side of the moon

Küresel piyasalar petrol fiyatlarında devam eden gerileme ve Avrupa Merkez Bankası’nın yılın ilk çeyreğinde FED benzeri bir varlık alımına başlayacağı beklentisi ile 2014 yılını bahar havasında bitirdi. Ancak yeni yıla bahar havasından çok kara kış koşullarında başlandı.

Piyasalardaki iyimserlik düşen petrol fiyatlarının büyüme beklentisini yukarı çekerken enflasyon tehdidini azaltacağı ve parasal genişlemenin devam edeceği varsayımına dayanıyordu. Ocak ayında açıklanan veriler büyüme cephesinde sınırlı bilgi veriyor.

Ancak enflasyon cephesindeki gerilemenin piyasaların istediğinden daha sert olacağı anlaşılıyor. Aralık ayında avro bölgesi tüketici fiyatları senelik olarak %0,2 gerileyerek deflasyon işareti veriyor. Tek bir gözlemden çıkarak deflasyona girildiğini söylemek doğru olmaz. Ancak avronun değer kaybettiği ve ekonominin durgunluğa girmediği bir konjonktürde fiyatların gerilemesi hayra alamet değil.

Avrupa’nın Japonya benzeri bir deflasyon döngüsüne girmesi harcamaların ertelenerek ekonominin uzun süreli bir durgunluğa girmesine ve borç sarmalının içinden çıkılamaz bir hale gelmesine neden olabilir. Küresel büyümenin (ABD hariç) yavaşlama sinyalleri verdiği bir ortamda avro bölgesinin borç-deflasyon- durgunluk döngüsüne girmesi önemli bir risk.

Avrupa Merkez Bankası FED benzeri bir varlık alımıyla durgunluk ve deflasyon riski ile savaşacağını vurgulayarak deflasyon verisine rağmen piyasalardaki satışların sertleşmesini şimdilik engelledi. Ancak gerek Almanya cephesinden gelen muhalefet gerekse Yunanistan seçim anketlerinde önde olan Syriza’nın borçları yeniden yapılandırmak istemesi durumun kırılganlığını artırdı ve Avrupa borsalarında sert bir satış dalgası başlattı.

Türkiye mevcut küresel konjonktürden olumlu etkilenen az sayıda gelişmekte olan ülkeden biri olmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarındaki gerileme ve düşük faiz oranları cari dengenin finansmanına yönelik endişeleri azaltarak ve enflasyon görünümünün düzelmesi faiz indirim beklentisini artırarak Türkiye piyasalarındaki yükselişi destekledi.

Ancak düşük faizler ve pozitif petrol şokunun yarattığı olumlu havanın uzun soluklu olmasını beklemiyoruz. Piyasalar petrol fiyatlarındaki gerileme nedeniyle Rusya ve Ortadoğu ekonomilerindeki yavaşlamanın Türkiye ekonomisine olumsuz etkilerini göz ardı ediyor.

Petrol fiyatlarının mevcut seviyelerinde kalması durumunda 2015 yılında enerji faturamızda yaklaşık 20 milyar dolarlık bir gerileme olacağını tahmin ediyoruz. Ancak ayın bir de karanlık yüzü var. Rusya ve Ortadoğu ekonomilerindeki yavaşlamanın dış ticaret ve turizm kanalından Türkiye ekonomisine maliyetini 11 milyar dolar civarında hesaplıyoruz.

Dolayısıyla kısa vadede Avrupa Merkez Bankası’nın QE açıklaması ve Türkiye Merkez Bankası’nın faiz indirimi beklentisiyle piyasalar yükselse de orta vadede gerek büyümenin yavaşlaması gerekse FED cephesinde piyasaların önündeki risklerin devam ettiğine inanıyoruz. 

Bu nedenle olumlu görüşümüzü henüz korumakla beraber Borsa İstanbul’un 90.000 seviyesini aşması durumunda kademeli olarak satış yapılabileceğine inanıyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Tamam mı devam mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerini geride bıraktığımız, başbakan ve ekonomi yönetimine yönelik belirsizliklerin büyük ölçüde ortadan kalktığı bu hafta piyasaların gündemini Merkez Bankası’nın Para Politikası Kurulu kararı belirleyecek. 

Merkez Bankası faiz indirmeye devam edecek mi, yoksa duracak mı? Yurt içi enflasyon dinamikleri ve küresel risk iştahındaki bozulmaya paralel Türk lirasında yaşanan değer kaybı Merkez Bankası’nın faiz indirmeye devem etmesini zorlaştırıyor.

Geçen hafta yayınlanan anketler piyasa ekonomistlerinin Merkez Bankası’nın faiz indirimine ara vermesini beklediğini gösteriyor. Türk lirası verim eğrisi piyasaların faiz indirimini değil önümüzdeki bir yılda 50—100 baz puanlık faiz artışını fiyatlamaya başladığını anlatıyor. Ancak, büyüme cephesinde aşağı yönlü riskler büyük resmi karıştırıyor.

Ukrayna ve Iraktan eşanlı olarak gelen jeopolitik şoklar Türkiye’nin dışa dönük dengelenmesi konusunda riskleri artırıyor. Batının Rusya’ya karşı yaptırımlarını artırmasının Avrupa ekonomisinin zaten zayıf olan büyümesini durduracağından endişe ediliyor.

İkinci büyük ihracat pazarımız olan Irak’ta iç savaş yaşandığı bir dönemde gelecek Avrupa şoku Türkiye’nin büyümesini önemli ölçüde aşağı çekebilir. Genel seçimlere bir yıldan az kalan mevcut konjonktürde ekonomide yaşanabilecek bir yavaşlama hükümet için önemli tehdit oluşturabilir. Bu nedenle Merkez Bankası’nın faiz kararı AKP hükümeti için hayati önem taşıyor.

Politika sahnesindeki karışıklık faiz cephesinde alınacak kararın önemini artırıyor. Kredi derecelendirme kuruluşları geçen hafta yayınladıkları raporlarda cumhurbaşkanlığı seçimlerinin politik belirsizliği çözmediğini vurguladı. Açıklanan raporlara göre, Erdoğan sonrası dönemde partiyi seçimlere kimin götüreceği, ekonomi yönetiminin nasıl şekilleneceği konusunda belirsizlikler devam ediyor.

2015 seçimlerine giden süreçte AKP yönetimi önceliği kaçınılmaz olarak yapısal reformlara değil büyümeyi canlandıracak politikalara verecek. Derecelendirme kuruluşları bu süreçte Merkez Bankası gibi kurumlar üzerindeki baskının artabileceğinden endişe ediyor.

Hal böyle iken Merkez Bankası faiz indirmeye devam edebilir mi? Bizim görüşümüz Türk lirasında ve faizlerdeki baskı nedeniyle Merkez Bankası’nın önümüzdeki hafta beklemeyi tercih edeceği yönünde. Ancak büyüme cephesinde artan aşağı yönlü riskler nedeniyle Merkez Bankası’nın faiz hassasiyetinin sürdüğüne inanıyoruz. Küresel risk iştahının düzeldiği ilk ortamda Merkez Bankası faizleri indirerek ve makro ihtiyati politikaları gevşeterek büyümeyi destekleyecektir.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma