Mavi dalga senaryosunda piyasalar…

ABD seçimleri öncesinde Biden ile Trump arasındaki fark arttıkça küresel risk iştahı güçleniyor. Demokratların başkanlığı, senatoyu ve temsilciler meclisini ele geçirdiği bir seçim zaferi (Mavi Dalga) piyasalar tarafından yükseliş yönünde fiyatlanmaya başlandı.

Piyasalardaki iyimser havanın arkasında üç temel gerekçe var: (i) posta oylarına itiraz edilen tartışmalı bir seçim sonucu ihtimalinin ortadan kalkması; (ii) Cumhuriyetçiler ve Demokratlar arasındaki inatlaşma nedeniyle Temmuz ayından beri çıkarılamayan Ek Mali Paketin süratle çıkarılacağı beklentisi; (iii) ABD’nin küreselleşmeyi tehdit eden saldırgan dış politikalardan vazgeçeceği umudu.

Politik belirsizliğin ortadan kalktığı, genişleyici maliye ve para politikalarının eş anlı olarak büyümeyi desteklediği ve küreselleşme üzerindeki baskıların azaldığı bir senaryonun kazananları hiç şüphesiz ABD ve Çin borsaları olacak. Teknoloji alanındaki güçleri COVID- 19 döneminde bu ülkeleri desteklemeye devam edecek.

İkinci dalga nedeniyle büyümesi yavaşlayan Avrupa hisseleri yükseliş dalgasına katılacak ama göreceli zayıf bir performans bekleniyor. Banka, enerji, otomotiv gibi döngüsel sektörlerin ağırlığı Avrupa borsalarının ABD ve Çin’e göre geride kalmasına neden olacak.

Demokrat zaferi ile güçlenen ABD büyümesi, azalan jeopolitik riskler ve değer kaybetmeye devam eden dolar gelişmekte olan ülkeleri destekleyecek. Ancak ABD ve Çin ekonomisine entegrasyonları doğrultusunda gelişmekte olan ülkeler arasında önemli bir ayrışma yaşanacak.

Trump döneminde yaptırım baskısı altında olan Çin ve Meksika yeni dönemde rahatlarken, ilişkilerin görece iyileştiği Rusya ve Türkiye üzerindeki baskılar artabilir. Obama döneminde Ortadoğu’da menfaat çatışması nedeniyle ABD Türkiye ilişkilerinde bir bozulma yaşanmıştı. Tarih tekerrür edecek demiyoruz. Ama söz konusu risk Türkiye varlıklarının küresel yükselişe daha sınırlı oranda katılmasına neden olabilir.

Lafı çok uzatmadan toparlayalım. Mavi Dalga senaryosunu fiyatlayan piyasalarda pozitif havanın devam etmesini bekliyoruz. ABD ve Çin’in önderliğindeki yükselişe Avrupa ve Çin dışı gelişmekte olan ülkeler daha sınırlı oranda katılacaklar.

Uzun süreden beri dünyadan negatif ayrışan Türkiye varlıklarının küresel yükselişe katılmasını ama Demokratlarla tarihsel olarak çok iyi olmayan ilişkiler nedeniyle dünyanın gerisinde kalmasını bekliyoruz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Sistem Nasıl Çalışıyor-2

Bu yazı, 08.10.2014 tarihinde yayınlanan “Sistem Nasıl Çalışıyor-1” başlıklı yazının devamı niteliğindedir.

Kaostan Doğan Düzen

İkinci Dünya Savaşının Müttefiklerin zaferi ile biteceğinin belli olmaya başlaması ile beraber iki dünya savaşına neden olan genelde ekonomik özelde ticari çekişmeyi ortadan kaldırabilmek, yıkıntıya dönmüş dünyada ekonomik destek sağlayacak yapıları kurmak ve elbette zaten malum olan yeni krala taç takılması için görüşmeler başladı.

Aşağıda gördüğünüz 2009 tarihli Bancor çalışmasında bu dönemde nasıl tartışmalar yaşandığını ve aslında çoğunluğun kafasında ne olduğunu paylaşmıştım. 

Keynes’in o dönem önerdiği çözümü bugün fazla veren Almanya ve açık veren diğerleri göz önüne alarak düşünmek gerekiyor. SDR’ın rezerv para olarak kullanılma önerileri, SDR’i kotasından fazla olan ülkenin faiz alması kota altında kalanın faiz ödemesi vs gibi günümüz uygulamaları kötü bir Bancor taklidi.

2014’te Dünya Enerji Piyasasını Bekleyen Gelişmeler

Son yıllarda gelişen teknoloji ile enerji üretiminde dikkat çekici oranda hızlanan ABD ve Orta Doğu’daki yeni gelişmeler 2014 yılında da enerji piyasasında önemli hareketlerin olacağını gösteriyor. Piyasadaki arz-talep dengesindeki değişimler ABD’de uzun yıllardır uygulanan ticari sınırlamaların da sene sonundaki seçimler öncesi tekrar tartışılmaya başlanmasına neden oluyor. ABD petrol üretimindeki artışla maliyetlerdeki düşüş ABD petrol ihracatının liberalizasyonunu gündeme getiriyor. Orta Doğu’da ise İran’a uygulanan ambargo üzerine yapılan görüşmeler ve Libya’daki gelişmeler petrol fiyatları üzerinde etkili olacak faktörler arasında öne çıkıyor. Enerji piyasasında bir diğer dikkat çeken unsur ise doğalgaz fiyatları. 2013 yılında toparlanmaya başlayan ABD doğalgaz fiyatları ve LNG ihracatındaki yeni gelişmeler global bazda doğalgaz fiyatlarını yakından ilgilendiriyor. Tüm bu gelişmeler ışığında hem enerji fiyatları hem de bu sektörde faaliyet gösteren şirketlerin hisse senetleri etkilenecektir.

2013 yılında dikkat çeken gelişmeler

  • ABD petrol üretimi 2013 yılında %16,3 artış göstererek 8,12 milyon varil/gün ile 1988’den bu yana en yüksek seviyeye ulaştı. Sondaj teknolojisindeki gelişmelerle son beş yılda petrol üretiminde yaklaşık %60 artış gerçekleşmiş oldu. Buna karşılık petrol ithalatı ise 1990’lardan bu yana en düşük seviyeye geriledi. Rafineriler ise herhangi bir ihracat kısıtlaması olmadığı için rekor seviyede, yaklaşık 3,5 milyon varil/gün, petrol türevi (benzin, dizel, vb.) ihracatı yapıyor. Bu seviye 2008 yılındaki seviyenin yaklaşık %150 üzerinde.

ABD petrol üretimi vs. petrol ithalatı (‘000 varil/gün) – Kaynak: DOE

ABD petrol türevleri ihracatı (‘000 varil/gün) – Kaynak: DOE

  • Rusya’nın petrol üretimi Eylül ayı sonu itibariyle 10,082 milyon varil/gün ile rekor seviyeye ulaştı.
  • 2011 yılında onay verilen Cheniere Energy’ye ait Sabine Pass kanalının yanı sıra 2013 yılında toplam üç lisans daha verildi. Mayıs ayında, ABD Enerji Bakanlığı serbest ticaret anlaşması olmayan ülkelere doğalgaz ihracatını içeren Freeport LNG projesini şartlı olarak onayladı.
  • 2013 yılı sonunda, Kanada dört tane projenin LNG ihracatına onay verdi.

2014 yılında takip edilmesi gereken muhtemel değişimler ve beklentiler

  • Obama hükümetinin Kanada’dan Nebraska’ya petrol taşıyacak olan Keystone XL boru hattının kuzey bölümünün faaliyete geçmesine izin vermesi

Çevreciler tarafından karşı çıkılan Keystone XL boru hattı konusunda bu sene karar vermesi beklenen Obama’nın bir yandan da bu alanda yatırım yapan şirketlerin ve işçi birliklerinin desteğini kaybetmek istememesi konuyu önemli bir merak konusu haline getiriyor. Projenin iklim üzerindeki etkisi Obama’nın kararında etkili olacaktır. Ancak yaklaşık 42 bin istihdam yaratması beklenen projenin onayının sürekli ertelenmesi konuyla ilgili baskıları arttırıyor. Projeye karşı olan Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi başkanı Ron Wyden’ın görevini bu sene devralması beklenen senatör Mary Landrieu ise projeyi destekleyenlerden biri olduğu için bu konu 2014 yılında da gündemin önemli maddelerinden biri olacak.

  • ABD petrol ihracatındaki sınırlamanın kaldırılması

ABD’de artmaya devam eden, 2016 yılında rekor seviyeye ulaşması hatta Rusya ve Suudi Arabistan’ın önüne geçmesi beklenen petrol üretimi nedeniyle yaklaşık 40 yıldır uygulanan ihracat sınırlamasının gözden geçirilmesi için Kongre’ye ve Obama’ya baskı yapılacak gibi görünüyor. EIA (The Energy Information Administration) tarafından yayınlanan 2014 yılı enerji görünümü raporunda hidrolik kırılma teknolojisi ile hızla artan petrol üretiminin her yıl 800 bin varil/gün artış göstererek 2016 yılında 9,5 varil/gün seviyesine ulaşması beklendiği belirtildi. 2019 yılında ise 9,61 milyon varil/gün ile 1970’deki 9,64 milyon varil/gün seviyesine yaklaşması bekleniyor. 2012 yılında ABD’de kullanılan petrolün %40’ı ithal kaynaklıyken bu oranın 2016’ya kadar %25 seviyesine gerilemesi bekleniyor.

İhracat sınırlaması 1973 OPEC petrol ambargosuna dayanıyor. Bu dönemde ABD petrol seviyesinde azalmayı ve fiyat yükselişini engelleme amaçlı ihracata sınırlama getirildi. Petrol ihracatı için şirketlerin Ticaret Bakanlığı’ndan özel izin alması gerekiyor. Sadece Kanada için istisnalar olabiliyor. İhracat yasağının kaldırılması ise petrol üreticileri ve rafineriler arasında anlaşmazlığa yol açabilir. Benzin, dizel ve diğer ürünlerin artan ihracatıyla kazançlarını arttıran rafinerilerin gelirlerini tehlikeye atacak olan teklif petrol üreticilerinin ise kazançlarını arttıracak bir gelişme olduğu için bu kesim tarafından destekleniyor.

Petrol üreticisi şirketleri temsil eden DEPA’nın (Domestic Energy Producers Alliance) web sitesinde, aşağıdaki linkte bulunan formu doldurarak ABD vatandaşlarının ülkenin enerji bağımsızlığını desteklemesi isteniyor.

http://www.depausa.org/independence

Hükümet tarafında ise dikkat çeken açıklamalardan biri Enerji Bakanlığı’ndan geldi. ABD Enerji Bakanı Ernest Moniz, ABD’de enerji konusunda resmin 1970’lerden farklı olduğunu ve ihracat sınırlamasının tekrar gözden geçirilmesi gerektiğini belirtti.

Sektördeki şirketlerin bir kısmı da konuyla ilgili fikirlerini açıkça dile getiriyor. Hem üretici hem de rafineri olan Exxon Mobil’den de geçtiğimiz ay ihracat sınırlandırılmasının tekrar gözden geçirilmesinin gerektiğine dair açıklamalar geldi. Petrol üreticisi olan ancak rafineri olmayan şirketlerden Continental Resources’ın CEO’su Harold Hamm, rafinerilerin limitsiz olarak ihracat yapabildiğini ancak petrol üreticilerinin bunu yapamamasının bu şirketler için haksızlık olduğunu belirtti. Önemli rafinerilerden biri olan Valero ise ihracat yasağının kaldırılmasını desteklemediklerini açıkladı. Şirket adına konuşan temsilci, ABD’nin yüksek miktardaki enerji kaynaklarını daha değerli ürünlere dönüştürerek kullanması ve ihraç etmesinin daha avantajlı olacağını belirtti. Bir diğer rafineri Marathon Petroleum Corporation, serbest piyasa koşullarını desteklediği için yasağın kalkmasına karşı çıkmasa da petrol yerine rafineri ürünlerini ihraç etmenin ticari açıdan faydalı olduğunu vurguladı. Rafinerileri temsil eden bir birlik olan The American Fuel and Petrochemical Manufacturers da yasağın kaldırılmasına karşı olmadıklarını açıkladı.

Petrol ihracat yasağının kalkmasına destek verenlerden biri de sektörün önemli bir bölümünü temsil eden API. API yöneticilerinden Erik Milito, serbest ticareti desteklediklerini belirtti. Milito, API olarak özellikle demokrat senatör Ron Wyden ve Cumhuriyetçi senatör Lisa Murkowski olmak üzere Enerji Komitesi ile konuşmayı planladıklarını açıkladı. Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi üyelerinden olan Lisa Murkowski, ihracat sınırlamalarının kaldırılmasıyla ülkenin enerji piyasasındaki liderliği konusunda önemli bir mesaj verilmiş olacağını ve ülkenin enerji güvenliğinin aratacağını, fiyatların yükselmesine neden olabilecek ve ülkenin istihdam durumuna zarar verebilecek sorunlar yaşanmadan bu sınırlamaların kaldırılması gerektiğini savunuyor. Konuyla ilgili geçtiğimiz günlerde Obama’ya mektup yazan Murkowski konunun sıkı takipçilerinden olmaya devam edecek gibi görünüyor.

İhracat yasağının kaldırılmasına karşı olan bazı Demokratlar ise bu durumun petrol şirketlerini zenginleştirerek artan benzin fiyatlarının tüketiciye zarar vereceğini öne sürüyor.

  • Libya petrol ihracatında artış olması

2013 yılının son aylarında ihracat terminallerinde protestocu gruplarla kısmen de olsa anlaşmaya varılması 2014 yılı için Libya petrol üretimine dair görünümü daha pozitif hale çevirdi.

  • P5+1 ülkeleri (ABD, İngiltere, Rusya, Çin, Fransa ve Almanya) tarafından İran’a uygulanan yaptırımların azaltılması ve İran petrol ihracatında artış olması.

2013 yılı sonunda yapılan görüşmeler sonucu petrol ihracatındaki sınırlama kaldırılmasa da İran ve P5+1 ülkeleri arasında kısmen uzlaşmaya varılması altı ay sonraki görüşmeler için umut vadediyor. Ancak petrol ihracatındaki mevcut engeller kaldırılsa da alt yapı sorunları nedeniyle bu sorunlar giderilmeden İran petrol ihracatında çok hızlı bir yükseliş olması düşük bir ihtimal.

  • Irak petrol üretiminde artış olması

Libya, İran, Irak petrol üretimleri (‘1000 varil/gün) – Kaynak: DOE

  • ABD, LNG (liquefied natural gas) ihracatı için Enerji Bakanlığı tarafından verilen lisans onaylarının hızlanması.

Şu an onay için bekleyen yaklaşık 20 başvurunun kaçının 2014 yılında onaylanacağı merak konusu. Bu yıl Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi başkanı olması beklenen senatör Mary Landrieu, Keystone XL projesinde olduğu gibi LNG ihracatı konusunda da destekçi konumunda bulunuyor. Şu an yapımı devam eden ve yaklaşık $12 milyar maliyeti olması beklenen Sabine Pass terminalinin 2015 yılında Asya’ya LNG ihracatına başlaması bekleniyor. Şu an dünyanın en fazla doğalgaz stoğuna sahip Rusya için ABD’nin Asya’ya olan erişiminin artması Rusya ekonomisini ve global doğalgaz fiyatlarını önümüzdeki yıllarda etkileyecek önemli faktörlerin başında geliyor. EIA (The Energy Information Administration) tarafından yayınlanan 2014 yılı enerji görünümü raporunda doğalgaz üretiminin 2012-2040 yılları arasında %56 artarak 37,6 trilyon kübik feet seviyesine ulaşması beklentisi açıklandı. Önümüzdeki yıllarda elektrik üretiminde doğalgaz kullanımının da kömür kullanımını geçmesi bekleniyor. Daha kısa vadeli bir bakış açısıyla ise 2014 yılına oldukça hızlı bir yükselişle başlayan doğalgaz fiyatları kömürü elektrik üretiminde daha cazip bir konuma sokabilir.

Tüm bu potansiyel gelişmeler, 2014 ve sonrası için enerji piyasasında gündemi oluşturacak konu başlıkları olarak öne çıkıyor. Sadece petrol, doğalgaz, benzin gibi ürünler değil ayrıca bu sektördeki şirketlerin hisse senetleri de bu gelişmelerden etkilenecek ve takip edilmeye değer enstrümanlar arasında yer alıyor. 

Ayşegül Kabakçı

Uzman | Uluslararası Piyasalar – Hisse Senedi ve Türev

Ekonomi Toto

Kalbin normalden yavaş veya hızlı çalışmasına ritim bozukluğu (aritmi) deniliyor ve kardiyak ölümle (ani kalp durması)  sonuçlanabilecek ağır rahatsızlıklara yol açabiliyor. Bu yüzden ciddiye alınarak tedavi edilmesi gerekiyor.

Dünya Sağlık Haftası’na da daha çok var. Nereden çıktı bu aritmi muhabbeti demeyin.  Ekonominin kalbi olarak tanımlayabileceğimiz sanayi üretimi verilerinde uzun süreden beri aritmi belirtileri görülüyor.

İşgünü sayısı ve mevsimselliğe göre düzeltilmiş aylık sanayi üretimi verisinin gösterdiği oynaklık endişe verici boyutlarda. Sanayi üretiminin 2005-2012 dönemi için ortalama yıllık büyüme oranı %4,1, oynaklığı ise %8,8 düzeyinde.

Söz konusu oynaklığın ne kadarı küresel krizle Türkiye ekonomisindeki dalgalanmalar nedeniyle, ne kadarı sanayi üretimi endeksinin metodolojisinden ve iş günü sayısı, mevsimsellik gibi  faktörlerin tam olarak düzeltilememesinden kaynaklanıyor söylemek zor.

Ancak ekonomi yönetiminin, uzmanların ve piyasa oyuncularının oynaklığı, ortalama değerinin iki katı olan bir seriye her ay bakarak Türkiye’nin durumunu değerlendirmesi ve bir nevi ekonomi toto oynamak zorunda kalması bizi rahatsızlık ediyor.

İyi olacak hastanın doktor ayağına gelirmiş diyelim. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK)  Cuma günü ekonomideki gelişmeler nedeniyle güncelliğini kaybeden sanayi üretimi verisinde çok önemli değişiklikler yaptı.

TÜİK tarafından yayınlanan yeni seride 2005 olarak alınan baz yılı 2010 olarak değiştirilirken, görüşülen iş yeri sayısı 4850’den 5067’ye, izlenen ürün sayısı 1382’den 1868’e çıkartıldı.

Mevsim ve takvim etkilerinden arındırma işlemlerinde yöntem değişikliğine gidildi. Doğrudan hesaplama yöntemi yerine dolaylı hesaplama yöntemine geçildi. Bu sayede ekonomik faaliyet bazında mevsim ve takvim etkilerinden arındırılmış endekslerin ağırlıkları ile genel endekse ulaşılabilecek.

Yapılan çalışma sonrasında imalat sanayinin ağırlığı 4 puandan fazla azalarak %81,5’e gerilerken madenciliğin ve elektrik üretiminin payı sırasıyla %6,1’e ve 12,4’e yükseldi.  İmalat sanayi alt kalemleri içinde tekstil ve giyim eşyalarının payı 5 puan  gerilerken, gıdanın , metal ürünleri ve makine imalatının payı arttı.

Yeni seri sanayi üretimindeki oynaklığı azaltacak mı?  Yeni doğan çocuğa don biçmek doğru olmaz.

2005 – 2012 dönemi için yayınlanan yeni seri uzun dönemli ortalama ve oynaklıklarda önemli bir farklılığa yol açmadı.  Ortalama büyüme %4,1’den %4,2’ye yükselirken, oynaklık %8,8’den %8,6’ya düştü. 

Ancak TÜİK’in hakkını verelim. Yeni seri 2009 sonrası  oynaklıkda önemli ilerleme sağladı.  2010-2012 dönemi ortalama büyüme %8,2’den %8,3’e yükselirken, oynaklık %5,8’den %5,1’e geriledi.

Bize ayrılan yerin sonuna geldik, toparlayalım. TÜİK’in Türkiye ekonomisini daha iyi temsil eden bir sanayi üretimi  serisi oluşturulması çalışmasını, gerek küresel piyasalarda artan dalgalanma, gerekse ekonomi yönetiminin izlediği aktif ekonomi politikası, TÜİK’in ürettiği verinin doğru, hızlı ve nitelikli olmasını zorunlu kılıyor.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Havalar nasıl olursa olsun…

Merkez Bankası 2013 yılı Para ve Kur Politikası raporunu bir basın toplantısıyla kamuoyuyla paylaştı. Başkan Başçı fiyat istikrarının yanı sıra finansal istikrara da önem veren yeni para politikasını  2013 yılında da sürdüreceklerini açıkladı.

Enflasyon hedefini 2013-2015 dönemi için %5 seviyesinde açıklayan Merkez Bankası, döviz kuru, ithalat fiyatları, kredi büyümesi, kamu zamları gibi kalemlerdeki oynaklık nedeniyle belirsizlik aralığını 2 puan gibi yüksek bir seviyede tutuyor.

2012 yılı enflasyon rakamının enflasyon hedeflemesine geçilmesinden bu yana gördüğü en düşük seviyenin (2010-%6,4)  altına ineceğini söyleyen Başkan Başcı 2013 yılı enflasyonunu %5’lik hedefe yaklaştıracak politikalar izleyeceklerini özellikle vurguladı.

Enerji fiyatlarından gelen tehdidin azalması ve gıda fiyatlarından gelen baskının tersine dönmesi 2013 enflasyonu için olumlu bir tablo çiziyor. Ancak gerek iç tüketim kaynaklı büyümenin hızlanması gerekse kamu fiyat ayarlamaları konusundaki belirsizlik bizi %7’lik enflasyon tahminimizi korumaya zorluyor.

Başkanın konuşması  büyümenin hızlanması durumunda yılın ikinci yarısında para politikasında sınırlı bir sıkılaşma olabileceğini gösteriyor.  Merkez Bankası’nın para politikasını sıkılaştırmasının boyutuna ve kamu fiyat ayarlamalarının miktarına bağlı olarak önümüzdeki aylarda enflasyon tahminimizi aşağı çekebiliriz.

Gelelim finansal istikrar tarafına… Genişleyici para politikaları ve finansal baskılama nedeniyle düşük kalan faiz oranları küresel risk iştahını artırarak genişlemekte olan ülkelere para akışını desteklemeye devam ediyor. Cari açığı yüksek, mali piyasaları küçük bir ekonomi olan Türkiye sermaye hareketlerindeki oynaklığı yönetebilmek için geleneksel para politikasını makro ihtiyati tedbirlerle desteklemeye zorunlu.

Kredi büyümesi ve reel kur endeksi 2013 yılında da para politikasını şekillendirecek temel değişkenler olmaya devam edecek. Gelişmekte olan ülke verileri ile yapılan çalışmalar küresel risk iştahındaki ani değişikliklerin reel kur ve kredilerdeki oynaklık yoluyla fiyat ve finansal istikrarı bozduğunu gösteriyor. Merkez Bankası bu  değişkenleri kontrol altında tutmaya devam edecek.

Başkan Başçı’nın açıklamalarından %15’lik bir kredi büyümesinin (kredi/GSYIH oranında %2’lik bir artış) ve 120 civarındaki bir reel kur düzeyinin (2003-2012 döneminde yıllık ortalama %1,5 değerlenme) büyümenin bileşenleri arasındaki dengelenmeyi hedefleyen ekonomik programla uyumlu olduğunu anlıyoruz.

Fiyat ve finansal istikrar hedeflerine ulaşabilmek için Merkez Bankası’nın elinde yeterli sayıda araç bulunuyor. 2010-2011 yıllarında sıklıkla kullanılan  konjonktürel araçların (politika faizi, faiz koridoru, TL ve YP likidite yönetimi) yanısıra, Merkez  Bankası 2012 yılında iki önemli yapısal aracı (rezerv opsiyonu mekanizması ve kaldıraca dayalı zorunlu karşılık sistemi) piyasalara tanıttı.

Yapısal araçların kullanılması  küresel belirsizliklerin arttığı bir ortamda ekonomi ve piyasalardaki oynaklığın dalga boyunun azaltılması açısından büyük önem taşıyor. 2012 yılında devreye giren rezerv opsiyon katsayısı aracı bankaları küresel sermaye hareketlerine ters yönde hareket etmeye zorlayarak döviz kurundaki dalgalanmayı  azalttı.

Merkez Bankası bankaların munzam karşılık oranlarını finansal kaldıraçlarına  bağlayan yeni bir yapısal araç yarattı. 2014 yılında devreye girecek olan yeni araç küresel likiditedeki artış nedeniyle bilançolarını ve gayri nakdi kredilerini aşırı büyüten bankaların kaynak kullanım maliyetlerini ilave zorunlu karşılıklar vasıtasıyla (%1-2) yükseltecek. Bankacılık uzmanlarımızın yaptığı çalışma mevcut haliyle yeni uygulamanın sektörü fazla etkilemeyeceğini gösteriyor. Bizim görüşümüz yeni ürünün ekonominin aşırı ısınmasını ortadan kaldırmak için orta vadede çok etkili olacağı yönünde.

Toparlayacak olursak, Merkez Bankası’nın fiyat istikrarının yanısıra finansal istikrarı da hedefleyen yaklaşımını Türkiye ekonomisinin sürdürülebilir bir büyüme patikasına girmesi açısından çok önemli buluyoruz.  Dünya ekonomisi uzun yıllar sürecek bir düşük büyüme ve düşük faiz dönemiyle karşı karşıya.  Yüksek finansal kaldıraç kullanılması nedeniyle önümüzdeki yıllarda  dünya piyasalarında zaman zaman sert dalgalanmalar görebileceğiz. Cari açığı yüksek mali piyasaları küçük  Türkiye’nin küresel piyasalardaki hava koşullarından az etkilenerek yoluna devam edebilmesi için Merkez Bankası’nın  esnek ve cesur politikalarına 2013 yılında da ihtiyacımız olacak.

Havalar nasıl olursa olsun güzel bir yıl geçirmeniz dileğiyle.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü