Lalenin Cazibesi

17. yüzyılın başlarındaki Otuz Yıl Savaşı nedeniyle Avrupa’da madeni paraların ayarının bozulup değerinin düşürüldüğü bir dönemde, kökleri Osmanlı’ya dayanan zamanın lüks öğelerinden biriydi laleler.  Lale soğanlarının üretiminde yaşanan bitkisel salgın ve gelişim süresinin uzun olması, lalelerin nadir olma niteliğini öne çıkartırken 1630’larda Hollanda’da vadeli kontrat piyasasının oluşmasına neden olmuştur.  Haliyle spekülatörlerin bugün olduğu gibi o dönemde de olması, finans piyasalarının çalkalandığı bir dönemde yatırımcıların önünde yeni alternatif olarak öne çıkıp “Tulip Mania” hadisesi tarihe bir ders olarak yazılmıştır.

Son dönemde birçok medya organında, “Bitcoin” adı altında elektronik bir para birimi hakkında yazılar okumaktayız. Bitcoin’in altyapısı Matrix filmindeki kodların süzüldüğü siyah-yeşil ekranlara bakıp telefon ucundaki sanal Dünya’da olan biteni görmeye benziyor.  O nedenle hem size hem de kendime işkence yapmamak için yazılım dünyasında yeni bir kariyer peşinde olmadığımı peşinen söylemek isterim.

Kısaca yapının öne çıkan noktalarına bakmak gerekirse, herhangi bir regülasyon ya da devletin kontrolünde olmayan Bitcoin, 2009 yılında bir bilgisayar yazılımcısının oluşturduğu bir internet emtiası olarak öne çıkıyor. Tedavüle çıkan Bitcoin’ler, madenlerde Altın arayan işçiler gibi kendi bilgisayarlarına yükledikleri program üzerinden veri madenciliği yapan bilgisayar yazılımcılarının bulguları üzerinden otomatik oluşmaktadır. Ancak, sistemdeki Bitcoin sayısı, Merkez Bankaları’nın likidite sağlamak için başvurdukları baskı makinalarından çıkabilecek sınırsız banknot gibi uçsuz bucaksız değil.  Programlama sayesinde Bitcoin ağı üzerindeki toplam Bitcoin sayısı 2140 senesinde maksimum 21 milyon olacak şekilde ayarlanmıştır. Özellikle internet üzerinden yapılan alışverişlerde ödeme yapan kişiye yönelik anonimlik sağlayan Bitcoin, en yaygın olarak Japonya’da Bitcoin borsası adı altında Mt.Gox’da işlem görmektedir.

Peki Bitcoin, sağladığı gizlilik sayesinde, internet üzerinden illegal malların alım satımına yönelik kullanılan finansal bir buluş mudur? İnternet üzerinde bitcoin ile alışverişe olanak sağlayan siteler göz önüne alındığında açıkçası güvenilmesi güç bir temele sahip.  Ayrıca, Mt.Gox’taki işlemlere bakacak olursak 1630’lardaki Lale Soğanı çılgınlığına benzer bir trendi görmek mümkün.

Ancak, fikir olarak gerçekten orijinal bir atılım diyebiliriz.  Zamanında Paypal nasıl internet üzerinden para transferini kullanıcıların birbirlerine para göndermelerini kolaylaştırıp başarıya ulaştıysa, Bitcoin örneği de üzerine dikkatle çalışıldığı takdirde hayatımızı değiştirebilir.  Bu nedenden ki girişim sermayesi şirketleri Bitcoin örneği şirketlere yatırım yapmakta (Opencoin örneğinde olduğu gibi) olup, Sosyal Ağ filminde tanıştığımız Winklevoss ikizleri gibi yatırımcılar da anonim yapısına rağmen açık açık sahip oldukları Bitcoin tutarlarını açıklamaktadır. Haliyle bilgisayar ortamında olması ve regülasyonun kontrolünde olmaması nedeniyle hackerlara yeni bir iş kolu çıkmış gözüküyor.

Merkez Bankaları’nın likidite musluklarını sonuna dek açtığı, güvenli liman sayılan Altın’ın gün içerisinde 100 dolar gerilediği bir ortamda haliyle bu tür enstrümanlar son dönemdeki fiyatlardan görülebileceği gibi ilgi çekecektir.  Ancak, altyapısı net olmayan ve yastık altı kültürünü bilgisayar ortamına taşıyan elektronik bir para birimine güvenir misiniz derseniz cevabım hayır olacaktır.  Ama blog yazımı Matrix’ten bir cümle ile bitirip açık kapı da bırakmak isterim;

“A world without rules and controls, without borders or boundaries; a world where anything is possible. Where we go from there is a choice I leave to you.”

Cüneyt Akdemir

Müdür Yardımcısı | Uluslararası Piyasalar

Tarımsal emtialar için heyecanlı günler bizi bekliyor

2012 yılı ABD’de son 50 yılın en şiddetli kuraklığının yaşanmasıyla gözlerin tahıl fiyatlarına çevrildiği bir yıl oldu. ABD, mısır ve soyada dünyanın en büyük üreticisi konumunda bulunuyor (soya için bu durum geçtiğimiz Cuma günü biraz değişti). Aynı zamanda tüm tahıl grubu için büyük ihracatçıların da başında geliyor. Dolayısıyla geçtiğimiz yaz yaşanan kuraklık tahıl fiyatları üzerinde oldukça etkili oldu. Mısır ve soya fiyatlarında tarihi rekor seviyeler görüldü.

Yılın son aylarında hem talep hem de kuraklık paniğinin azalması ile tahıl fiyatlarında gerilemeler yaşandı. Ancak yılın ilk ayları tekrar heyecanın arttığı aylar olacaktır. Bunun ilk örneğini Cuma günü açıklanan ABD Tarım Bakanlığı’nın (USDA) aylık arz-talep raporunda (WASDE) gördük. Ocak ayında açıklanan WASDE raporu, yılın son rakamları olduğu için ve önceki yıllarda Ocak ayı raporları sonrası taban ya da tavan fiyat görülmesi oranının yüksek olması nedeniyle de önem taşıyor.

Cuma günü yayınlanan WASDE raporunda dikkat çeken noktalar ise şu şekilde:

  • Mısırda ABD stok tahmini artması beklenirken 602 milyon kileye çekildi. Bu seviye, 1996’dan bu yana en düşük seviye olması açısından önemli. ABD üretim tahmini 10,725 milyar kileden 10,78 milyar kileye çekilse de bu seviye kurumun ekim zamanı yaptığı 14,8 milyar kile seviyesinin çok altında olmasıyla mısır fiyatları için destek oluşturmaya devam ediyor. Mısırda çeyrek dönem mısır stokları 8,2 milyar kile beklentisinden daha aşağı, 8,03 seviyesine çekilirken bu seviye yılın aynı dönemi için 2003 yılından bu yana en düşük seviye. ABD’de mısır ekim alanı 97,2 milyon akre seviyesine yükseltilirken bu seviyenin 1937’den bu yana en yüksek seviye olması dikkat çekici.
  • Buğdayda global ve ABD stok tahmini aşağı çekildi. Global stok tahmini geçen seneki seviyenin yaklaşık %10 altında. ABD dışında Rusya da bu seneki olumsuz hava koşulları nedeniyle üretim ve stok seviyesi aşağı çekilen önemli üreticiler arasında bulunuyor. Ancak buğdayda stok seviyesinin mısır kadar kritik seviyelerde düşük olduğunu söyleyemeyiz.
  • Soyada çeyrek dönem stok seviyesi 1,966 milyar kile seviyesine gerilerken bu seviye yılın aynı dönemi için 2003 yılından beri en düşük seviye. Soyada ABD üretim ve stok tahminleri yukarı çekilse de fiyatları etkileyen en önemli faktör Güney Amerika için açıklanan seviyeler oldu. En önemli gelişme Brezilya üretim tahmininin 81’den 82,5 milyon metrik tona yükseltilerek yeni bir rekor seviyeye çekilmesi oldu. Aynı zamanda en büyük soya üreticisi konumunu da ilk kez ABD’nin elinden alması bekleniyor. Bu gelişmeler önümüzdeki sezon için Güney Amerika soya üretiminin mevcut koşullar göz önüne alındığında oldukça yüksek bir seviyede gerçekleşeceğini ve dolayısıyla ABD ihracat talebini düşüreceğini bekleyebiliriz.
  • Pamukta hala rekor seviyelerde bulunan stok seviyesi fiyatlar için baskılayıcı unsur olmaya devam ediyor. Son WASDE raporunda da global stok tahmininin yukarı çekildiğini gördük. Ancak pamuk için de fiyatları belirleyici en önemli gelişme Mart ayından itibaren başlayacak olan ekim döneminde belirlenecek olan ekim alanı miktarı olacak. Düşük fiyatlar nedeniyle üreticilerin pamuk ekim alanlarını düşürüp daha yüksek fiyatlı ürünleri tercih etmelerini beklemek çok yanlış olmaz. 

ABD’de hala kuraklığın etkileri devam ediyor. Geçen seneki oldukça düşük hasat sonrası artık önemli olan ilkbahardaki ekim sürecine kadar yeterli yağışlarla toprağın uygun seviyeye gelip gelmemesi olacak. Yetersiz nem durumunda önümüzdeki yaz hasat dönemi yine yükselen tahıl fiyatlarına şahit olabiliriz.

Takip edilmesi gereken ve önümüzdeki günlerde tahıl fiyatlarında, özellikle soyada, heyecan yaratacak bir diğer etken ise Güney Amerika üretim durumu olacak. Brezilya’da kısa süreli bir kuraklık ve Arjantin’de aşırı yağışlar nedeniyle soya ekimi gecikse de şu an hava koşullarının olumlu olduğunu söyleyebiliriz. Beklenildiği gibi Brezilya’da rekor seviye üretim olması soya fiyatlarını baskılayacaktır. Dolayısıyla önümüzdeki birkaç ay bunun belli olacağı ve fiyatların volatil olacağı bir dönem olacak.

Son olarak konuyla ilgili dikkat çekmek istediğim tahıl fiyatlarının dolaylı etkilerinin olduğu birkaç nokta. Gıda üretimi dışında hayvan yemi olarak da geniş kullanım alanı olan tahılların yüksek seviyelerde fiyatlanmasının devamı gıda fiyatlarını da yukarı taşıyacaktır. Bunun da ülke ekonomileri üzerindeki etkileri önem taşıyor. Tarım sektörü ile ilgili şirketlere de bu dönemde dikkat etmekte fayda var. Özellikle gübre ve tarım kimyasalları üreten şirketlerin ilkbahar dönemindeki ticaret potansiyeli şirket hisseleri için olumlu olabilir. Özellikle yüksek fiyatlar nedeniyle üreticilerin daha fazla ekim yapacağı varsayımı göz önüne alınırsa bu tip şirketleri izlemeye almakta fayda olabilir. Bunun için daha detaylı bir analiz yakın zamanda ilginize sunacağım. Şimdilik Güney Amerika hava durumunu ve tahıl fiyatlarını izlemeye devam ediyorum.

Ayşegül Kabakçı

Uzman Yardımcısı | Uluslararası Piyasalar

Uzaydan Görülebilen Stoklar

Her yıl Kasım ayının 4. Perşembe günü kutlanan Şükran Günü sonrasında küresel piyasalarda genel olarak Yılsonu /Noel Baba rallisi olarak bilinen süreç başlar. Piyasaların tatil havasına girmeye başladığı bu dönemde genellikle alımların güçlendiği, yılsonuna yaklaştıkça hacimlerin azaldığı gözlemlenir. Son on yıla bakıldığında, 2008 yılında yaşanan global mali kriz süreci gibi olağanüstü durumlar dışında çoğunlukla bu görüntünün oluştuğunu görüyoruz.

Emtia piyasalarına kısaca göz atıldığında, özellikle endüstriyel metaller tarafında Kasım ayı itibariyle bu sürecin kendini hissettirmeye başladığı görülüyor. Ekim ayında sert satış baskısı altında kalan LME alüminyum, Kasım’da %10 değer kazanarak $2100/ton seviyesine yaklaştı. 50-100-200 günlük hareketli ortalamalar ve önemli direnç seviyelerinin kırılmış olması hafif metaldeki hızlı yükselişin kısa zamanda $2200’e ulaşacağı beklentisini gündeme getirdi. Aynı zamanda yılsonuna yaklaşırken kapatılan pozisyonlar ve “short covering” etkisinin metal fiyatını yukarı taşıyan etkenler olduğuna tanık olduk. ABD’deki mali uçurum görüşmeleri, yeni yılın ilk günlerinde diğer piyasalarla birlikte alüminyuma da güçlü yükselişler getirdi. Yılın ilk iki işlem gününde toplam %5.4 değer kazanarak piyasanın beklentisini karşılamaya oldukça yaklaştı.

Son dönemde, alüminyum teknik olarak güçlü görünse de, temel dinamikler incelendiğinde metaldeki yükselişin yeterince desteklenmediği görülüyor. Bu anlamda, son dönemde Çin’in ürün bazında açıkladığı ithalat-ihracat verileri dikkat çekiyor. Ekim ayında, ülkenin alüminyum ithalatını yıllık bazda dörde katlamış olması ve piyasadaki en büyük oyuncu olarak net ithalatçı konumunu korumuş olması temel anlamda metali destekler nitelikte bir veri olarak öne çıkmıştı. Ancak Şangay Futures Borsası (SHFE) ve Londra Metal Borsası (LME) stoklarına bakıldığında metalin bu denli güçlü olmadığı göze çarpıyor. SHFE stokları, Temmuz ayından bu yana kısa düşüşler dışında sürekli artış kaydediyor. Bu süre içinde %317 artarak 46,000 tondan, Aralık ayında 192,000 tona ulaşan alüminyum stokları Haziran 2011’den bu yana kaydedilen en yüksek seviyeye ulaştı. LME stoklarında ise 2012 yılı başından bu yana %5’in üzerinde artış ile tarihi zirve olan 5.24 milyon tona ulaşıldı.

Bunun yanı sıra, Çin Devlet Rezerv Bürosu’nun (SRB) zarar eden maden üreticilerine destek vermek amacıyla metal alımı yapması ilk etapta talep yaratıyor izlenimi oluştursa da, orta vadede stok fazlasına yol açacağından aslında bu da alüminyum fiyatı üzerinde baskı oluşturması beklenen bir etken. Bu yılki LME haftasında, alüminyum traderları arasında geçen “Uzaydan bakıldığında Dünya üzerinde çıplak gözle görülen şey nedir?” “Vlissingen (LME’nin Hollanda’daki kayıtlı alüminyum deposu) stokları.” şeklindeki diyaloglar basit şakalar gibi görünse de durumun ciddiyetini ortaya koyuyor.

Temel anlamda metal üzerinde baskı oluşturan bir diğer faktör ise üretim. Bu alanda da önemli oranda artış göze çarpıyor. Son beş yıla bakıldığında, dünyanın en büyük alüminyum üreticisi olan Çin’in birincil alüminyum üretiminin %51 oranında artış gösterdiği görülüyor. Uluslararası Alüminyum Enstitüsü’nün raporuna göre, 2012 yılı Ocak-Aralık döneminde üretim 18 milyon tona ulaştı. Azalan maliyetler, üretimdeki artışı tetikleyen en önemli etken olarak öne çıkıyor olsa da hammadde ithalatındaki artışın da önemli bir yere sahip olduğu dikkat çekiyor.

İthalat verilerine hammadde bazında daha yakından baktığımızda, 2012’nin son beş aylık döneminde, Çin’in alümina ithalatında ciddi oranda artış yaşandığını görüyoruz. Yıllık bazda, Ağustos’ta sekiz, Eylül’de beş kat artış gösteren ithalat, Ekim ayında yavaşlayarak yalnızca %41 artmış olsa da Kasım’da tekrar güçlü bir çıkış gerçekleştirdi. Ülke, Kasım ayında alümina ithalatını %139 artırarak 543bin tona çıkardı. Böylece ülkenin alümina ithalatı Ocak-Kasım döneminde %175 artışla 4.6 milyon tona ulaşmış oldu. Boksit ithalatı ise bir süredir yıllık bazda geriliyor olmasına rağmen aylık bazda artış göstermeye devam etti. Ocak-Kasım döneminde ülkenin toplam boksit ithalatının 36 milyon tona ulaştığı kaydedildi.

Tüm bu veriler dahilinde, pek çok yabancı kurumun 2013 ilk yarı için alüminyum piyasası beklentisini yaklaşık 1 milyon ton arz fazlası olarak belirlemiş olması şaşırtıcı değil. Diğer yandan alüminyum talebindeki büyümenin diğer metallere oranla daha hızlı olacağı beklentisi ve olumlu teknik görünüm bir süre daha metal fiyatındaki yukarı yönlü hareketliliği destekleyebilir. Ancak yine de uzun vadeli görünüm çok güçlü olmadığından temkinli yaklaşmakta fayda var.

Elif Keskin

Uzman | Uluslararası Piyasalar

Simyacı

 

 

Paulo Coelho’nun adının kitlelerce duyulmasını sağlayan ve çok satan bu kitabındaki hikayenin aslında bizim bildiğimiz anlamıyla altın veya simya ile çok ilgisi yok.  Ancak altın yatırımı yapanlar için simyanın önemi büyük. Dünyadaki arzı sınırlı, üretim maliyeti yüksek olan altın, bakırdan üretilebilseydi fiyatı geri dönmemek üzere düşerdi. Son zamanlarda bakırdan değilse de kağıttan yapılıp yapılmadığı tartışılıyor: Dünyada  2008 krizinden sonra tırmanışını hızlandıran altın fiyatları, finansal simyacıları gündeme getirdi. Altın özelinde değerli madenlere ya da emtiaya olan yüksek talep, yatırımcıların bu ürünlere yatırım yapmasını ve yatırımlarını nakte çevirmesini kolaylaştıracak ürünleri de beraberinde getirdi. Bu ürünler dünya piyasalarında gelişimine 2008 krizinden çok önce başlamış olmakla beraber bizim gündemimize biraz daha geç girdi. Ortaçağ’da bakır başta olmak üzere, ucuz elementlerden altın yapamayan simyacıların aksine, finansal simyacılar kağıttan altın yapmayı başardılar. Bunu söylerken altını temsil eden finansal ürünlerin kağıt değerinde olduğunu söylemiyorum. Bu finansal ürünlerin sanayide kullanımı hariç, yatırım anlamında altının bütün işlevlerini yerine getirebildiğine işaret ediyorum.

Hızlı yükseliş, altını bireysel yatırımcılar nezdinde de popüler kıldı. Bu yükselişleri izleyen sert düşüşler, muhafazakar yatırımcılar kadar spekülasyon arayan oyuncular için de altını popüler hale getirdi.

Burada ürünlere girmeden önce altın ile ilgili karışıklık yaratan bazı kavramlara açıklık getirmek gerekiyor. Gazetelerde ya da kuyumcularda gördüğümüz gram altın fiyatı Türk Lirası bazında olduğu için, değer artış azalışları kadar Türk Lirası’ndaki değişiklikleri de yansıtıyor. Türk Lirası değer kaybettiğinde -yani dolar yukarı gittiğinde-, altın da paralel bir yükseliş gösteriyor. Dolayısıyla fiyatı 93 TL’den 96 TL’ye yükseldi dediğimiz zaman, aslında altının mı yükseldiğini, yoksa kurun 1,80’den 1,82’ye yükselmesinin mi buna neden olduğunu bilmemiz gerekir. Sonuç değişmez desek de, bu yükseliş dolar kaynaklıysa altına yatırım yapmadan dolarla da aynı sonuca ulaşabiliriz. Başka bir deyişle, Türk Lirası bazında altın aldığımız zaman aslında dolaylı olarak dolara da yatırım yapmış oluyoruz. Bu ikilem gazetede global piyasalarda altın fiyatlarındaki ralliyi okuyan yatırımcıların baktıklarında önemli değişiklik göremediği zamanları açıklıyor. Doların değer kaybı sonucunda ons altın fiyatının 1,600 dolardan 1,700 dolara yükseldiği bir periyotta kur da aynı nedenle 1,82’den 1,70’e gerilemiş olabilir. Bu da altın fiyatının Türk Lirası bazında çok da değişmemesine neden olur.

Bu hatırlatmadan sonra altında pozisyon almak isteyen yatırımcıların Türkiye’de ne gibi alternatifleri olduğunu sıralayalım ve bu alternatifleri kısaca tanıtalım. Altında pozisyon almak derken, sadece altının yükselişi yönündeki değil, düşüşü yönündeki de beklentileri değerlendirmeyi kastediyorum.

En çok rastlanan fiziki olarak altın almak ve satmak; bir ölçü birimi olan “çeyrek”, artık ülkemizde tek başına da altını ifade eden bir söz haline geldi. Külçe, tam, yarım veya çeyrek olsun bu şekilde yatırım yapmanın avantajı, aldığınız altını fiziki olarak görmektir. Ancak yüksek bir alım satım makasına razı gelmeniz gerekiyor. Altını bozmak istediğiniz zaman bu anlamda zararlı olabiliyorsunuz. Ayrıca altınla ilgili olumsuz beklentileriniz olduğunda tek yapabileceğiniz, varsa elinizdeki altını satmak olur. Ancak elinizde altın yoksa düşüşü yönünde pozisyon alamazsınız.

Bankaların da altın mevduatı, sertifikası gibi ürünleri bulunuyor. Bu ürünler fiziki olarak arkasında altın olan yatırım araçları; yani karşılığında isterseniz gidip fiziki olarak  altın alabilirsiniz anlamına geliyor. Alım satım makası ve kısa pozisyonla ilgili kısıtlar burada da var, ancak saklamayla ilgili külçe altın almaya göre bir rahatlık da mevcut. Bu günlerde bankalar altın günleri düzenleyerek yastık altındakileri ekonomiye kazandırmanın peşine düştüler. Değişik bankalar belli şubelerde yatırımcılara evlerindeki çoğu ziynet eşyası altınları getirip TL olarak ya da yine altın olarak mevduat yapma imkanı sunuyorlar.

Altın fonları 2000’lerin ikinci yarısında popülaritesini arttırdı. Bu fonlar da ağırlıklı olarak fiziki altına yatırım yapıyorlar. Alım satım makası ile ilgili problem burada söz konusu değil, fon katılma paylarını aynı fiyattan alıp satmak mümkün. Ancak bu fonlar kısa vadeli yatırımlar için uygun değil. Çünkü fon fiyatı, içindeki varlıkların bir gün önceki piyasa ortalamasına göre belirlenmiş fiyatlardan hesaplanıyor. Yani siz bugün altının yeterince yükseldiğini düşündüğünüzde; verdiğiniz satım emri, bugünkü ortalamadan yarın gerçekleşiyor. Uzun vadeli bir yatırım olduğunda bu çok da önemli bir fark değil. Bu üründe bir diğer problem de fonun en iyi ihtimalle %100’ünün altına yatırılabilecek olması. Pratikte bu oran daha düşük oluyor ve fon altının yükselişinden ve düşüşünden %100 oranında değil %90, %95 gibi oranlarda etkileniyor. Yine kısa pozisyon alma ihtimali yok. Altına dayalı borsa yatırım fonları da var. Bu fonların konvansiyonel fonlardan bir farkı gün içinde İMKB Hisse Senetleri Piyasası’nda işlem görüyor olmaları. Dolayısıyla altının yükseldiğini düşündüğünüz an, o seviyeye denk gelen fiyattan fonunuzu satabilirsiniz ya da yeterince düştüğüne inandığınızda alabilirsiniz. Ancak bu defa işin içine tekrar alım satım makası girecek. Tabi bu alım satım makası fiziki olarak altın almakla kıyaslandığında ufak kalacaktır.

Bu noktada simyaya geri dönüyoruz; altın yatırımı yapmanın alternatif yolları, likiditesi sorunlu yukarıdaki ürünler yerine daha likit, daha kolay alınıp satılan ve işlem maliyetlerinin çok daha ucuz olduğu türev ürünlere yönelmekte yatıyor. Dünyada çok yaygın olmasına karşın ülkemizde o kadar yaygın olmayan bir ürün vadeli işlem sözleşmeleridir. Vadeli İşlem ve Opsiyon Borsası’nda işlem gören altına dayalı sözleşmeler, yatırımcılara dilerlerse Türk Lirası ya da Amerikan Doları bazında altın yatırımı yapma imkanı sağlıyor. Üstelik burada uzun pozisyon alabileceğiniz gibi kısa pozisyon da alabilirsiniz. Altının 1,900 dolara yükseldiği anda “artık yeter bu düşer” diyorsanız satış yapabilirsiniz. Bir cazip nokta da burada pozisyon aldığınızda pozisyon büyüklüğü kadar değil, daha küçük bir kesri olan teminat tutarı kadar para yatırmanız gerekir. Bu paraya da ayrıca nema ödenir. Örnek olarak 100 gramlık bir tek sözleşmenin fiyatı 99,700 TL olsun; 100 gram alarak ya da satarak pozisyon almak isteyen bir yatırımcının bu tutarı değil, 750 TL teminatı yatırması yeterli olacaktır. Eğer dolar bazında sözleşmede pozisyon alınması isteniyorsa, yaklaşık 1600-1700 dolar büyüklüğünde bir sözleşme almak (satmak) için 200 TL teminat yatırmak yeterlidir. Yatırımcı eğer elindeki 100,000 TL ile altın almak yerine VOB’da sözleşme almak isterse, yapması gereken 750 TL yatırıp 1 sözleşme almaktır. Eğer 100,000 TL’yi teminat olarak yatırıp bunun izin verdiği oranda sözleşme alırsa, parasının 10 katından fazla pozisyon alır ve kendine bu oranda bir kaldıraç yaratır. Karı ya da zararı altının hareketinin bu oranda artmış olarak portföyüne yansıyacaktır. Buna dikkat ettikten sonra kontrollü bir şekilde bu kaldıraçtan istifade etmek mümkündür. VOB’da dezavantaj vade sonlarında pozisyonu devam ettirmek için pozisyon kapatıp yeni pozisyon alma zorunluluğudur. Likidite ile ilgili problemler piyasa yapıcılığının devreye girmesi ile geride kalmıştır. İş Yatırım Türk Lirası veya Amerikan Doları bazında tüm altın sözleşmelerinde piyasa yapıcılığı yaparak piyasaya likidite ve derinlik kazandırmaktadır.

Altın yatırımı yapmanın bir diğer alternatifi ise, İMKB’de Varant Pazarı’nda işlem gören altın varantlarında işlem yapmaktır. Burada İş Yatırım’ın ihraç ettiği hem alım, hem satım varantları işlem görmektedir. Dolayısıyla altın yükselişine pozisyon almak isteyen yatırımcı alım varantı, altının düşüşüne yatırım yapmak isteyen yatırımcı satım varantı alarak beklentisini pozisyona çevirebilir. Varantlar ile ilgili püf noktaları başka bir yazının konusu olmakla beraber, avantajları özetle yine kaldıraç sağlamaları, düşük işlem maliyetlerine sahip olmaları olarak özetlenebilir. Dezavantaj noktası ise, belli bir vadeleri olması ve bu nedenle yatırım perspektifinin bu vadeyle sınırlı olmasıdır. Mevcut durumda varantlar kısa ve orta vadeli alım satım için uygundur, ancak uzun vadeli yatırımcılar için çok uygun değildir.

Altına yatırım yapan anapara korumalı fonlar ya da benzer yapılandırılmış ürünler de mevcuttur. Burada listelediğimiz ürünler piyasalardaki gelişmelere yönelik beklentilerden yararlanmak için sağlıklı işleyen piyasalarda işe yarar. Yazının başında belirttiğimiz gibi altında işlem yapan oyuncuların büyük çoğunluğu bunu spekülatif amaçla yapmaktadır. Ancak dünyanın çok kötü bir sona gittiğini ve Mad Max ya da Waterworld’deki bir distopyanın bizi beklediğine inanan yatırımcılar da alternatif olarak altın yatırımı yapmaktadır, bu şekilde düşünenler için finansal ürünler bir çare olamaz çünkü felaket beklentileri gerçekleşirse bu finansal ürünler ya da finansal kurumlar da ayakta kalamaz. Onlar için en iyi çare fiziksel olarak altını alıp sağlam bir kasaya koymakta yatıyor. Simyaya geri dönersek, altına dayalı ürünlerle sentetik olarak altın üretildiğini söylemek kısmen doğru olsa da tamamen doğru değildir. Çünkü bu ürünleri ihraç eden kurumlar kendilerini gerçek altın alarak ya da satarak korumaktadırlar. Elbet bunu yapmayan, riske eden kurumlar olabilir. Ayrıca altındaki sert hareketler bu kurumların sermayelerini eritebilir. Ancak bunun sistemin geneli için bir risk oluşturduğunu söylemek iddialı olur. Daha doğrusu global para sisteminin geldiği noktada sistemik risk altında ya da değerli metallerde değildir.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar