Doların kuvvetlenmesi üzerine

Doların kuvvetlenmesi konusunda üzerinde çok az konuşulduğunu düşündüğüm bir nokta var. QE’nin para basmak olmadığını piyasa pek çok alanda düşündüğünün 180 derece aksi bir fiyatlama ile öğrendi. Kabul etmek istemeyenler hala var. Ancak her durumda FED bilançosunun sadece ve sadece itfalarla küçüleceğini biliyoruz. Yani her şey yolunda gitse bile, ki gitmeyecek, FED bilançosu uzun yıllar trilyonlarla ifade edilecek. Bu durumda piyasada bol miktarda dolar olacak ancak faiz arttırımları, ki onun da çok sınırlı olacağını düşünüyorum, nedeni ile fiyatı artacak diyebiliriz.

Yatırımcıları ikna etmek…

“Az gittik, uz gittik, dere tepe düz gittik. Bir de bakmışız ki bir arpa boyu yol gitmişiz.” Böyle başlardı çocukken dinlediğimiz masallar. Anlam veremezdik, sorardık. Dere tepe düz gidip bir arpa boyu yol nasıl gidilir?

Masal bu, derdi büyüklerimiz. Masalda her şey olur.

Alınan önlemlere rağmen cari açığın neden inmediğini soran yatırımcılarımıza masal ile karışık bir cevap veriyorum: Türkiye burası, her şey olur.

Ekonomi yönetimi 2010 yılı Kasım ayından beri “yüksek cari açık ve kısa vadeli finansmanın” Türkiye için yarattığı tehdide karşı önlem alıyor.

Aradan üç yıl geçti. Bir yığın önlem alındı. Ama açıklanan rakamlara göre bir arpa boyu yol bile gidememişiz.

2010 yılında Türkiye’nin cari açığı 45 milyar dolar ile milli gelirin %6.2’si düzeyindeydi.

2013 yılında Türkiye’nin cari açığı 65 milyar dolar ile milli gelirin %8.0’i düzeyine yükseldi.

Alınan önlemlere rağmen neden cari açık yükseldi? Türkiye daha hızlı mı büyüyor?

Maalesef hayır. 2010 yılında büyüme hızımız %8.9 idi. 2013 yılında büyüme hızımızın %3.8’e gerilemesini bekliyoruz.

Büyümenin 5 puana yakın gerilemesine rağmen cari açığımızın 2 puana yakın artmasını anlatmak kolay değil. Özel sektörün yaptığı yatırımlarda bir artış yok. Tam tersine azalmış.

Dış dengemizdeki bozulmayı araba sevdası ile anlatmak istemiyoruz. Cep telefonu hiç olmaz! Allah’tan altın ticareti ve enerji yardımımıza yetişiyor. Altın ticareti hariç bakıldığında cari açığın 45 milyar dolardan 53 milyar dolara yükseldiğini görüyoruz.

Altın hariç bakıldığında cari açık milli gelirin yüzdesi olarak %6,1’den %6,5’e yükselmiş.

Enerji ithalatındaki artışı vurgulayınca, durumun o kadar da kötü olmadığına ikna oluyorlar. Türkiye’nin enerji ithalatı 38 milyardan 56 milyar dolara çıkmış.

Altın ve enerji hariç bakınca cari dengemizde bir düzelme var. Ama yatırımcılarımız tam olarak ikna olmuyor.

Bizim gibi enerji ithalatçısı olan Kore ve Çin’i örnek veriyorlar. Türkiye’nin diğer gelişmekte olan ülkelere göre dış dengede kırık not aldığını söylüyorlar.

Sabredin biraz diyorum. 2014 yılında zayıf TL, yüksek faiz düşük büyüme üçlüsü ekonomide yeniden dengelenmeyi destekleyecek.

Cari açığın 2014 yılında 65 milyar dolardan 48 milyar dolara gerilemesini bekliyoruz. Milli gelirin %8.0’inden, %5.9’una gerileyen cari açık iyi bir gelişme.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

“Bu Dünyada Para Büyük İhtiyaç!”

Ben bu satırları yazarken Wesley Sneijder’in Galatasaray’a gelip gelmeyeceği halen belli değil. Gün içi kesinleşmesini bekleyenler olduğu gibi, asla gelmeyeceğini iddia edenler de var. “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” misali transferin maliyeti de çokça tartışılıyor. Oyuncunun ve menajerinin alacağı ücretlerle 3 yıllık maliyetin 30-35 milyon Euro’yu bulacağı iddia ediliyor. Geçtiğimiz haftalarda Fenerbahçeli oyuncu Meireles’in ağır bir ceza alması sözkonusu olduğunda Fenerbahçeli yöneticiler de bu oyuncunun yüksek ücretine dikkat çekerek ülkenin dövizi boşa gidecek demişlerdi. Konuyu bağlayacağım yer; astronomik transferlerle beraber gündeme gelen cari açık; gerçi Sneijder Hollandalı, menajeri Danimarkalı,İtalyan kulübünde oynuyor. Meireles Portekizli, İngiltere’den geldi. Dolayısıyla bu astronomik rakamların tek bir ülkeye gitmesi sözkonusu değil, ama tek bir ülkeden çıkıyor: Türkiye

Türkiye, futbolcu transferine en çok para harcayan ülkeler arasında ön sırada değil, ama her yıl payını hatrı sayılır miktarda arttırıyor.

Örneklerimizde futbolcuların kaynağı Avrupa ülkeleri olsa da, futbolcu ihracatı deyince akla gelen ilk ülke Brezilya. www.transfermarkt.de sitesine göre yurtdışında 1,132 futbolcusu var. Bu analizlere girmeden önce Brezilya’nın ekonomisine büyüklük olarak bir göz atmakta fayda var. Brezilya’da GSMH büyüklüğü yaklaşık 2.5 trilyon dolar, kişi başına milli gelir 12,340 dolar civarında bulunuyor. Ülkemizle kıyasladığımızda büyüklük olarak kabaca 3 katı büyüklükte bir ekonomiden söz ediyoruz. Türkiye’nin tahmini GSMH’si 783 milyar dolar, kişi başına milli gelir ise 10,456 dolar düzeyinde bulunuyor. Demografik olarak benzerlikler gösteren iki ülke arasındaki önemli fark, Brezilya’nın doğal kaynakları cari kalemlerde önemli pozitif etki yaparken, Türkiye’nin bu konuda dışa bağımlılığı cari kalemlerdeki en büyük negatif etkiyi yaratması. Cari dengeye baktığımız zaman Brezilya’nın 2012’de tahminen 62 milyar dolar açık vermesi bekleniyor(bu 52 milyar dolar beklenti ile Türkiye’ye çok yakın), ancak cari açığın GSMH’ye oranı olarak baktığımızda Brezilya’da bu oran %2,5 düzeylerindeyken ülkemizde muhtemelen %6,7 seviyesinde gerçeklecek.

Futbola dönersek; Brezilya’nın yurtdışındaki 1132 futbolcusuna karşılık Türkiye’nin 628 oyuncusu var. Ancak bu 628 oyuncunun 514’ü Almanya’daki üst ve alt liglerde oynuyor. Kalanların da büyük kısmı diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçiler. Avrupa’ya futbolcu ithalatımız İspanya’daki Emre Belözoğlu ve Arda Turan”la,  Rusya’daki Gökdeniz Karandeniz’den ibaret. Dolayısıyla aslında ülkenin böyle bir ihracat kalemi yok. Tabi kıyas yaptığımız Brezilya’nın da 199 oyuncusunun Portekiz’de oynadığını belirtmek gerek. Ancak bu ülkeye döviz girişine engel bir durum değil.

İstatistiklere bir de oynayan yabancı oyuncular açısından bakarsak; ülkemizde 234 yabancı oyuncuya karşılık Brezilya’da 39 yabancı oyuncu var. Cari açığı GSMH’ye oranladığımız gibi futbolcu istatistiğini de benzer şekilde oranlarsak, Brezilya’da yabancı oyuncuların tüm oyunculara oranı %3,3; Türkiye’de ise . Asıl maliyetin oluştuğu en yüksek ligde ise ülkemizde oyuncuların 5’i yabancıyken Brezilya’da bu oran %4,6.

Bu oyuncuların ne kadar gelir transferine neden oldukları ile ilgili sağlıklı istatistik bulunmuyor. 3.ülkelerden diğerlerine transfer oluyor olması bu hesabı daha da zorlaştırıyor. Ayrıca üst düzey para kazanan birçok oyuncu servetlerini vergi kendi ülkeleri yerine vergi avantajı olan ülkelerde tutuyor. Yine de bu oyuncuların piyasa değerleri üzerinden bir oranlama yaparsak; Brezilyalı oyuncular toplamda 2,1 milyar dolarlık bir değer oluştururken ülkemiz için bu rakam sadece 45 milyon dolar. Buna karşın Brezilya’da oynayan yabancılar 40 milyon dolarlık bir büyüklüğe karşın ülkemizde bu rakam 457 milyon doları buluyor. Ancak bu rakamların gelir transferi olarak düşündüğümüzde üst sınırları oluşturacağını hesaba katmak gerekir, muhtemel gerçekleşmeler bunların altında olacaktır.

Cari açığa geri dönersek; 52 milyar dolarlık cari açık faturasında 400 milyon dolar %0,8’lik bir orana denk geliyor. GSMH’ye oranlarsak bu oran artık % lik kesirlerle ifade edilebilecek büyüklüğü terkediyor. Brezilya için açığın yaklaşık %3’ü kadar bir girdi sözkonusu. Bu GSMH’nin binde 1’ine yaklaşıyor.

Bu analizin daha anlamlı olması için sporun toplam ekonomi içindeki büyüklüğüne bakmak lazım. Çünkü spor ekonomisi sadece oyuncuları değil, teknik adamları, yayın haklarını, reklam gelirlerini de ihraç ya da ithal ediyor.

Kaynaklar: İş Yatırım Araştırma, IMF, www.transfermarkt.de, www.tff.org

Yasin Demir

Müdür | Yurtiçi Piyasalar

Dengelenme devam ediyor

Ekim ayı dış ticaret açığı 5,5 milyar dolar ile piyasanın 8 milyar dolarlık  beklentisinin çok altında geldi. Piyasa oyuncuları bütçe rakamlarında ithalat gümrük vergilerinde görülen artıştan yola çıkıp yüksek bir dış ticaret açığı tahmini yapmıştı. Bunun yanı sıra Merkez Bankası’nın “dördüncü çeyrekte iç talep canlanacak” sinyali piyasa oyuncularının yanılmasında etkili oldu.

Detaylara bakıldığında tahminlerdeki sapmanın ihracatın normalden hızlı büyümesinden ziyade ithalattaki gerilemeden kaynaklandığı görülüyor. Ekim ayında ihracat tahminlere paralel geçen senenin aynı ayına göre %12’ye yakın artarken ithalat %6 civarında daraldı.
Dış ticaret rakamları bize iki ana mesaj veriyor. Yılın son çeyreğinde iç talepte beklendiği gibi güçlü bir canlanma olmuyor. Büyümenin bileşenleri arasındaki dengelenme  istendiği gibi güçlü bir ihracat artışı ile değil, mütevazı bir ihracat artışı ve hızla daralan ithalat yoluyla oluyor.

İhracat %12 artarken bu yorum da nereden çıktı demeyin.  Dış ticaret performansının daha doğru yorumlanabilmesi için değerli taş ve maden rakamlarına göre düzeltme yapılması gerekiyor.

Kıymetli taşlar ve madenler rakamları hariç bakıldığında Ekim ayında ihracatın senelik büyümesi %11,6’dan %1,7’ye, ithalatın senelik gerilemesi ise %5.6’dan %4.0’e geriliyor.
Değerli taşlar ve madenler hariç balıldığında ihracatın ithalatı karşılama oranı Ekim ayı için %71’den %64’e, yılın ilk on ayında ise %67’den %60’a geriliyor. Benzer şekilde Avrupa Birliğinin ihracatımız içindeki payı Ekim ayında %40’dan %45’e, ilk 10 ayda %38’den %43’e yükseliyor.

Yanlış anlaşılmasın altın ihracatındaki artış olmasaydı cari açıkta yaşanan toparlanma  olmazdı demiyoruz. Yılın ilk dokuz ayında cari açığımızda 21 milyar dolarlık çok ciddi bir daralma yaşandı.  Parasal olmayan altın ticareti bu daralmanın sadece %40’ını açıklıyor. Geriye kalan 13 milyar dolara yakın daralma ekonomi yönetiminin aldığı önlemlere paralel iç talebin yavaşlaması sayesinde gerçekleşti.

ABD yaptırımları nedeniyle Türkiye’nin İran’a olan ihracatının durması veya sert bir şekilde azalması durumunda 2013 yılında dış ticaret dengesi ve büyümenin dengelenmesi açısından önemli bir farklılık beklemiyoruz. Türkiye ihraç ettiği altını büyük ölçüde ithal etmek zorunda olan bir ülke. 2012 yılındaki büyük montanlı net altın ihracatı ABD’nin yaptırımlarından bağımsız olan arizi bir durum.

Türkiye ekonomisindeki dengelenmenin önündeki engel bizce ABD’nin ekonomik yaptırımlarından değil, Kasım ayında yaşanan not artırımı sonrasında 2013 yılında artması beklenen portföy girişleri ve dış borçlanmadan kaynaklanabilir.

Bunun için falcı olmaya da gerek yok. Gelişmekte olan ülke verileriyle yapılan karşılaştırmalar yatırım yapılabilir notuna ulaşan gelişmekte olan ülkelere para girişinin önemli boyutta arttığını gösteriyor. Borçları imkanları artan ve maliyetleri düşen ülkelerde dış borç ve kredi büyümesindeki hızlı artış cari dengenin bozulmasına yol açıyor.

Söz konusu olumsuz gelişmenin Türkiye’de yaşanmaması için en büyük şansımız ne yaptığını iyi bilen bir ekonomi yönetimimizin olması.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü

Savaş: Siyasi Krizler

Son aylarda Suriye ile tırmanan ikinci büyük krizi yaşıyoruz. 30 yıldır PKK ile mücadele bir yana; 1974 yılından beri ülkemiz bu tür bir sıcak çatışmanın içinde olmadı. Bundan sonra da olmasını istemeyiz. Akçakale’ye düşen top mermisi haberleri ardından Türkiye’nin angajman kuralları doğrultusunda karşılık vermesi, hava sahalarının kapatılması gibi gelişmeler bu riski tekrar gündeme getirdi. Konunun siyasi ve sosyal yanlarını unutmadan, ama bir yana koyarak bu duruma piyasalar açısından bir göz atmak istiyorum. Aslında bu durum özelinde değil de; bu şekildeki siyasi ve askeri krizlerin piyasalarla olan etkileşimini ve ekonomik krizlerle farklarını hatırlamakta fayda var. Yazının içinde ve sonunda bu tür siyasi gerilim oluşan durumlarda İMKB 100 endeksinin seyrine ilişkin tablolar bulunabilir. Yazıyı siyasi kaynaklı; savaş ya da savaş benzeri durumlarda karşılaşılan durumlardaki piyasa tepkileriyle bundan bağımsız ekonomik krizlerdeki tepkilerin kriz anındaki yansımalarına ayırdık. Bu tepkileri makroekonomik faktörler, (borç rasyosu, sosyal refaha yönelik yasalar, istihdam yasalarının esnekliği vs.) uygulanan para politikaları (kur rejimi, para politikası), piyasada aktif olan oyuncuların profili (bankalar, hedge fonlar, kamu kurumları vs.) şekillendiriyor. Bu nedenle krizlerin doğası benzer de olsa farklı ülkelerde farklı reaksiyonlara yol açabiliyorlar.

2001 krizinden bu yana piyasalar Türkiye’de ekonomi dışındaki gelişmelereçok büyük tepkiler vermiyor. Büyük tepkileri de kısa süre içinde geri alıyor. 2003 yılında Irak savaşı’nın başlaması önemli bir satış getirdi; 2004 Aralık’ında hükümetin AB adaylık müzakerelerinin Kıbrıs yüzünden tıkanma noktasına geldiği anda başbakanın uçağı geri dönmeye hazır bekliyor açıklamaları, Türkiye’nin AB adaylığı ile yaşanan iyimserliğin hızla geri verilmesine ve büyük satışlara yol açmıştı. Fakat krizin aşılmasıyla beraber seviyeler hızla kriz öncesi seviyelere gelmiş, yaşanan yüksek volatilitede paniğe kapılan yatırımcılar zarar ettiğiyle kalmıştı. Daha sonra ise 2007 yılında yaşanan muhtıra krizi sırasında piyasaların yine çok sert reaksiyonları oldu. Acaba hükümet krizine yol açacak bir gelişme olur mu korkusu; satışları tetiklerken normalleşme ile beraber piyasalar hızla düzeldi.

Bugüne gelince; makroekonomik tehdit olarak arka planda görece yüksek bir cari açık  var ve bu Türk Lirası’nın kırılganlığını arttırıyor. Özellikle turizm gelirlerini tehdit edecek savaş türü bir gelişme kur üzerinde ciddi riskler oluşturabilir, ancak TCMB’nin esnek kur ve faiz politikası, kurlardaki dalgalanmaya hızla müdahale etme kabiliyetine sahip, bir kaos anında oluşacak talebi karşılamaya yetmeyecek olsa da oluşacak değer kaybının bir kısmının dengelenmesi beklenebilir.

Para politikasında kısa vadeli faizlerin 2001 yılındaki gibi tekrar tırmanmasını gerektirecek bir unsur yok. Keza kamunun borç yükü Avrupa’daki en makul oranlardan birinde olduğu için böyle bir gelişmede tahvil faizleri üzerinde de felakete varan bir satış beklememek gerekiyor, Hazine’nin reaksiyon gösterecek fırsatı olacaktır. Borsa tarafında satış kaçınılmaz. Ancak sektörel olarak doğrudan zarar görmeyen şirketlerin düşüşü (turizm sektörü veya döviz borcu yüksek şirketler) sınırlı olur.

Yasin Demir

Müdür Yardımcısı | Yurtiçi Piyasalar