Piyasalara yeni yıl hediyesi

Küresel piyasalar ABD’de mali uçurum riskinin ötelenmesi, beklentilerden iyi gelen Çin PMI verileri ve Euro Bölgesi’nde ekonomik aktivitedeki daralmanın sonuna yaklaşıldığına işaret eden göstergelerin desteğiyle 2013 yılına yükselerek başladı.

Cumhuriyetçiler ve Demokratlar yeni yılın ilk saatlerinde yapılan bir oylama ile ABD’nin mali uçuruma düşmesini engelleyen tasarıyı onayladı. Başkan Obama tarafından imzalandıktan sonra yürürlüğe girecek tasarı sayesinde harcamalarda yapılacak kesintilerin devreye girmesi iki ay ertelenirken yıllık geliri 400,000 doların altında olan bireylerde vergi indirimlerine devam edilmesine karar verildi.

Son dakikada varılan anlaşma, şubat ortasında karşımıza çıkacak borçlanma limiti ve mart başında devreye girecek harcama kesintileri öncesinde müzakere yapmak için taraflara zaman kazandırdı. Ancak daha önemlisi Cumhuriyetçiler ve Demokratların olası bir felaket senaryosunu engellemek için anlaşabildiklerini gördük.

Avrupa ve Orta Doğu’dan gelen şoklara ve ABD’de mali uçurum endişelerine rağmen küresel büyümenin devam etmesi piyasaların yeni yıla yüksek moralle başlamasını sağlayan diğer bir gelişmeydi.

Aralık ayı verileri (ISM sanayi 50.7, tarım dışı istihdam artışı 155,000) mali uçurum endişeleriyle yavaşlamasına rağmen ABD ekonomisinin düşük hızla büyümeye devam ettiğini gösterdi. Gelişmiş ekonomiler arasında en kötü performans gösteren ülke olan Japonya’da (PMI sanayi 45,0) bile geleceğe yönelik beklentilerde bir iyileşme görülüyor.

Beklentilerin altında gelen PMI sanayi verileri (46.1) Avrupa’nın yüksek borç, rekor işsizlik ve durgunluk sarmalından çıkmasının uzun süreceğini gösteriyor. Ancak Merkez Bankası’nın yaptığı atak sonrasında Avro bölgesinde durgunluğu derinleştirecek yeni bir kriz çıkma ihtimali oldukça azaldı.

Avrupa borç krizi konusunda risk algısı iyileşmeye devam ediyor. Bütçe açığı hedeflerin üzerinde gelen Yunanistan için ek destek sağlanması, vadelerin uzatılması ve borç faizlerinde indirime gidilmesi risk algısını iyileştirerek İtalya ve İspanya’nın borçlanma maliyetlerinin Aralık 2010 sonrasında gördüğü en düşük seviye olan %4-%5 bandına gerilemesini sağladı.

ABD ve Avrupa ekonomilerindeki yavaşlamaya rağmen gelişmekte olan ülkeler görece güçlü seyrini sürdürüyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler arasındaki ayrışmanın belirginleştiği görülüyor. Aralık ayı PMI rakamları Çin, Hindistan, Kore ve Türkiye’de büyümenin hızlanmaya başladığını, Rusya, Macaristan, Çekoslovakya ve Brezilya’da ise büyümenin hız kestiğini gösteriyor.

Söz konusu gelişmeler küresel büyümenin güçlü olduğu eski güzel günlere geri döneceğimiz anlamına gelmiyor. Ancak 2013 yılında büyümenin dünyada ve Türkiye’de 2012 yılına göre daha iyi olacağına inanmanız için yeterli gerekçemiz var.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü

FED Sonrası

FED daha A�nce tutanaklarda gündemde olduAYunu aA�A�kladA�AYA� a�?rakamsal hedeflera�? konusunu yA�lA�n son toplantA�sA�nda hayata geA�irdi. Bu adA�mA�n tamamen sürpriz olarak deAYerlendirilmemesi gerektiAYini düAYünüyorum. Daha A�nce olduAYu gibi FED yine tutanaklarA� dikkatle okuyanlara gereken ipuA�larA�nA� saAYladA�. Peki FED tam olarak ne sA�yledi. Hedef uygulamasA�na geA�eceAYini düAYünenler arasA�nda olmama rağmen daha A�nce Evans tarafA�ndan telafuz edilen işsizlikte yüde 7 ve enflasyonda yüzde 3A� hedeflerinin aA�A�klanmasA�nA� bekliyordum. Ancak FED işsizlik iA�in daha iddialA� bir hedef verirken (6.5%) bu hedefe ulaAYmak iA�in uygulayacaAYA� politikalarA�n enflasyona neden olmayacaAYA� konusunda da ikna edici olmak iA�in daha düAYük bir seviye (2.5%) belirledi.

Ancak sadece bu hedeflere bakarak bir karara varmanA�n da hatalA� olacaAYA�nA� aA�A�kca belirtti. Pek çok kez işsizlik oranA�nA�n ne kadar saAYlA�klA� bir gerileme içinde olduAYunu tartA�AYtA�k. A�rneAYin aAYaAYA�da gA�rdüAYünüz gibi katA�lA�m oranA�nA�n A�A�kmesi ile saAYlanan bir işsizlik oranA�nda gerileme FEDa��i tatmin edecek mi? Bernankea��nin cevabA� hayA�r.

Peki ya düAYük ücretli istihdamA�n A�ne A�A�karak yüksek ücret saAYlayan iAYlerin yaratA�lamamA�AY olmasA�? Yine hayA�r.

DolayA�sA� ile piyasanA�n genelde yaptA�AYA� gibi bordorlarA�n ve işsizlik oranA�nA�n seviyesine bakarak bir karar vermekten ziyade çok daha derine inilmesi gerekecek. AynA� durum enflasyon iA�in de geA�erli. Enflasyona endeksli bonolarA�n seyri (TIPS), analist beklentileri, güven endekslerinde bulunan enflasyon beklentileri gibi pek çok gA�stergeye baktA�ktan sonra FED bir karar verecek. Bu arada emtia kaynaklA� bir yükseliAYle enflasyon 2.8%e yükselirse FED stratejisini deAYiAYtirmeyecek. Veya işsizlik oranA� bir ay 6.4%ün altA�na düAYer ancak kalA�cA� bir gA�rünüm arz etmezse FED yine harekete geA�meyecek.

Dün aA�A�klan ekonomik beklentilere baktığımızda FEDa��in daha A�nce olduAYu gibi AYu anda da 2015a��e kadar faizleri arttA�rmayA� düAYünmediAYini görüyoruz.A�

Peki tüm bunlarA�n varlA�k fiyatlarA�na etkisi nasA�l olacak. A�ncelikle FEDa��in bu adA�mla sona geldiAYini düAYünmüyorum. FED standart faiz indirimlerinden baAYlayarak bugünlere kadar geldi . Bu ekonominin düzelmediAYinin bir itirafA� niteliAYinde. Bir sonraki adA�mA�n da nominal GDP hedeflemesi olduAYunu düAYünüyorum. Ancak bu sonraki bir yazA�nA�n konusu.

FED Eylül- AralA�k 2012 döneminde de piyasadan 85 milyar dolarlA�k varlA�k alA�mA� yaptA�. Ancak Operation Twist dahilinde yapA�lan alA�mlar kA�sa vadeli bono satA�AYA� ile karAYA�landA�AYA�ndan bilanA�oyu büyütücü bir etkisi yoktu. Azimdi 45 milyarlA�k tahvil alA�mA� bilanA�oyu ve para tabanA�nA�n geniAYleyecek. Bu AltA�n ve Euro pozitif. A�te yandan 2007 yA�lA�nda petrolün aylarca yükselerek enflasyon üzerinde baskA� kurduAYu dA�nemde olduAYu gibi FEDa��in enflasyona karAYA� daha fazla tahamül gA�stereceAYi anlaAYA�lA�yor. Bu orta vadede bono negatif olacak. FEDa��in enflasyonla savaAYta geri kaldA�AYA�nA� anlayan bono yatA�rA�mcA�sA� bir noktada hA�zla bono poortfA�yünü boAYaltarak getirilerin yükelmesine neden olacaktA�r. Ancak henüz bu geliAYmenin en baAYA�ndayA�z.

A�te yandan Fiscal Cliff aAYA�lsa bile 1 trilyon dolarlA�k kA�sA�ntA�lar ve bir kesim iA�in bile olsa vergi artA�AYA� ilk aAYamada negatif etki yaratacaktA�r. ABD Şirket karlarA�nA�n GDPa��ye oranA�nA�n rekor seviyede olduAYunu düAYünürsek piyasanA�n kafasA�nda Şirket performanslarA�na yA�nelik kaygA�lar olmasA� doAYal. Bu nedenle kA�sa vadede gelebilecek bir satA�AY doAYal olur ancak aAYA�rA� sert olmamasA� durumunda alA�m yA�nünde kullanabiliriz.

Azant Manukyan

Müdür YardA�mcA�sA� | Uluslararası Piyasalar

zp8497586rq

Para politikasında sınırlı gevşeme…

Türkiye ekonomisi zorlu bir döneme giriyor.  Euro bölgesindeki durgunluk ve Orta Doğu’da yaşanan gerginlik Türkiye ekonomisinde sert iniş ihtimalini artırmaya başladı. Ekonomi yönetimi zor bir tercih ile karşı karşıya! Dışarıdan ve içeriden gelen dalgalara rağmen görece sıkı para ve maliye politikası ile enflasyonu düşürmeyi hedefleyen politikalar mı sürdürülecek? Büyümeyi desteklemek için genişleyici ekonomi politikalara mı geçilecek?

Durgunluk riskine karşı savaşabilmek için düşük faiz, zayıf kur politikası izlenmesi gerektiğini savunan görüş ekonomi yönetiminde daha baskın görünüyor. Ancak enflasyon üzerindeki arz kaynaklı riskler ve küresel risk iştahının seyrine yönelik belirsizlikler ekonomi yönetiminin temkinli ve önünü görerek ilerlemeyi tercih eden bir politika izlemesine neden oluyor.

Merkez Bankası’nın geçen hafta aldığı kararları bu çerçevede değerlendiriyoruz. Merkez Bankası bankalara verdiği kaynağın faizini %10’lardan %6 civarına indirerek para politikasını geçtiğimiz aylarda fiilen gevşetmişti. Ama bunu yaparken gerek faiz koridorunun alt ve üst bantlarını gerekse haftalık repo faizini değiştirmemeyi tercih etmişti.

Merkez Bankası geçen hafta yaptığı toplantıda üst sınırı 150bp (beklenti 100bp)düşürerek piyasalara pozitif bir mesaj verdi. Buna karşılık Banka rezerv opsiyon karşılıklarını (ROK) 0.2 puan artırarak bir dengelemeye gitti. Merkez Bankası bu yolla piyasalardan 3,6 milyar dolar döviz çekerek rezervlerini artırmayı tercih etti.

Alınan kararlar yeterli midir? Merkez Bankası aldığı kararlarla bir yandan faizleri düşürerek iç talepteki daralmayı durdurmaya çalışırken diğer yandan ani sermaye çıkışlarına karşı rezervlerini güçlendirme yoluna gidilmiştir. Alınan kararlar doğru yönde atılmış adımlardır. Ekonomiyi canlandırmak için yeterli olduğu konusunda ise şüphelerimiz devam ediyor.

Merkez Bankası’nın bankalara verdiği kaynağın maliyetinde sağlanan 400bp civarındaki gerilemeye rağmen mevduat faizlerinde 200bp civarında düşüş sağlanmış, kredi tarafındaki gerileme ise daha da sınırlı olmuştur. Merkez Bankası’nın izleyeceği politikaya yönelik belirsizlikler ve ekonomik yavaşlama nedeniyle yükselen risk primi bankaların kredi faizlerini arzu edildiği kadar düşürmesini zorlaştırmıştır. Kısa vadede bu eğilimin değişeceğini gösteren bir ipucu bulunmamaktadır. 

Eğer Avrupa ekonomisi korktuğumuz gibi daralmaya devam ederse ve G4 merkez bankaları genişleyici para politikalarını sürdürürlerse Merkez Bankası faiz koridorunun üst sınırını hızla indirmek zorunda kalacaktır.  Ancak bu arada kaybedilen zaman ekonomideki yavaşlamanın istenenden daha şiddetli olmasına ve belki de para politikasındaki gevşemenin gerekenden daha sert olmasına neden olacaktır.

Serhat Gürleyen, CFA

Araştırma Direktörü

Sürdürülebilir İlişkinin Formülü

 

Sermaye piyasalarımızın bugün geldiği noktada yatırımcı ilişkileri ya da kurumsal yönetimin tanımını yapmak, piyasa profesyonelleri açısından malumun ilamından öte olmayacaktır. Ancak, kurumsal yönetim ile kurumsal yönetimin temsilcisi konumunda olan yatırımcı ilişkileri arasındaki bağın doğru anlaşılması, şirketler ve yatırımcılar için katma değer yaratılabilmesi açısından önemlidir.

Uluslararası sermayeden daha fazla fon sağlayarak faaliyetlerini genişletmek amacıyla kurumsal yönetim uygulamalarını doğru uygulayan şirketler, yatırımcılar tarafından düşük riskli olarak algılanmakta ve bunun da şirketlerin piyasa değerine olumlu yansıdığı görülmektedir. Bu tür etkin kurumsal yönetim uygulamaları olan şirketlerde Yatırımcı İlişkileri  tarafından şirketin faaliyet ve finansal performansı aktarılırken, sadece oranlar ya da rakamlarla sınıırlı kalınması, şirkete olan ilginin de sınırlı kalmasına neden olmaktadır. Söz konusu oran ve rakamların nasıl meydana geldiği, karar süreçleri, geleceğe dönük stratejiler, kurumsal politikalar, iç kontrol sistemi ve riskin nasıl yönetildiği gibi konularda da ikna edici bilgilendirmeler yapılması, geleceğin fiyatlandığı bir yatırım ortamında şirkete olan ilgiyi orta ve uzun vadeye çevirmektedir. Şirketin faaliyet ve finansal performansındaki başarısının sürdürülebilir kılınması konusunda, yatırımcılar tarafından bir çeşit teminat olarak değerlendirilen kurumsal yönetim uygulamaları hakkında yatırımcılara bilgilendirme yapılması, yatırım kararlarının uzun vadeli tercihlere ve dolayısıyla şirketin piyasa değerine katkı açısından önemlidir.

 Peki bu ilişki tek yönlü mü?

Denklemin karşı tarafına bakıldığında ise, kurumsal yönetim konusunda yatırımcı beklentilerini tespit etmek ve çözüm bulunması konusunda arayışlar içerisinde olmak, yine Yatırımcı İlişkileri tarafından üstlenilmesi gereken önemli bir sorumluluktur. Zira, ortaklık haklarının kullanımı ve genel olarak bu hakların iyileştirilmesiyle ilgili konulara duyarsız kalan şirketler, potansiyel yatırımcılarla arasına mesafe koyduğu gibi, mevcut yatırımcılarını da kaybedebilmektedir. 1990’lı yıllarda ABD’de görülen ve “yatırımcı hareketi (shareholders’activism)” olarak adlandırılan süreç, yatırımcıların şirketlerde kurumsal yönetim anlayışının benimsenmesi ve uygulanması konusunda etkili olduklarına dair önemli bir örnektir. Bu nedenle, yatırımcı beklenti ve taleplerinin dikkate alınması ve başta pay sahipleri olmak üzere, ilgili bütün taraflarla olan ilişkilerin sürekli gözden geçirilmesi bir kurum kültürü haline gelmelidir.

 Yatırımcı İlişkileri ve kurumsal yönetim arasındaki bu iki yönlü ilişkinin doğru yönetilmesi, yatırımcılarda menfaatlerinin bir çeşit teminat altına alındığı algısını oluşturacak ve hisse fiyatının yükselmesinde önemli rol oynayacaktır.

 İş Yatırım, bu karşılıklı değer yaratma sürecinde pay ve menfaat sahipleriyle olan ilişkilerini şeffaf, hesap verebilir ve adil bir şekilde yönettiğini, Kasm 2011’de henüz SPK Kurumsal Yönetim İlkeleri’nin önemli unsurları zorunlu hale getirilmeden kurumsal yönetim derecesini 10 üzerinden 8,63 alarak kamuoyuna duyurdu ve Eylül 2012’de ise söz konusu derecesini 8,87’ye yükselterek kurumsal yönetim uygulamalarını daha da iyileştirme konusundaki  kararlılığını gösterdi.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri