Sıfır Faiz Politikası ve Elbisenin Rengi: Mavi mi Sarı mı?

Ekran Resmi 2015-03-01 17.14.53

Son 2 günde bildiAYiniz gibi “elbise mavi mi sarA� mA�” tartA�AYmasA� sürüyor. Vox’un bu yazA�sA�nda da gA�rdüAYünüz üzere aslA�nda renk A�AYA�k ve A�evrenin etkisi ile oluAYan veya algA�lanan bir durum. Yani gA�zünüzün A�AYA�kla olan iliAYkisine baAYlA� olarak gA�rdüAYünüz renk farklA� olabilir. Benzer bir illüzyonu Ames OdalarA� olarak tabir edilen yapA� ile de saAYlayabilirsiniz.

Bu konunun finansal piyasalardaki paraleli ise fiyatlardA�r. A�rneAYin siz enflasyon farklarA�, sermaye akA�mlarA� vs’yi çok yakA�ndan takip ediyor olabilirsiniz ancak SNB parite 1.20’dir dediAYinde durum deAYiAYir. Bir süre sonra buna inanA�rsA�nA�z. Ama gerA�ekte en önemli etken belki de faizlerdir. KA�yafet A�rneAYinde olduAYu gibi faizin olmasA� gerekenden daha yüksek/düAYük olmasA� durumunda “gA�z-A�AYA�k-beyin” iliAYkisi A�arpA�labilir. Bunun en yakA�n A�rneAYiniz 2004-2007 ABD’de gA�rdük. A�in’de gA�rmeye devam ediyoruz. Yine ABD ve Avrupa’da da yaAYA�yor olmamA�z mümkün. Faiz dA�AY müdahale ile aAYA�rA� düAYük (yüksek) olduAYundan hangi kredi geri dA�nmeyecek, hangi ülkenin default etmesi gerek anlamak zorlaAYA�r. DüAYük kalacaAYA�na dair MB garantisi olduAYundan deAYerlemeler anlamsA�z hale gelir ve ucuz/pahalA�, riskli/risksiz iliAYkisi flulaAYA�r. S&P’ye tarihi metriklerle bakmak para kazandA�rmaz aksine kaybettirebilir. Elindeki rezerve negatif faiz A�demek istemeyen bir banka (bankacA�lA�k sistemi deAYil) kredi vermemesi gereken bir Şirkete/projeye veya tüketiciye kredi vermeyi tercih eder hale gelebilir. Bir nevi Minsky dA�ngüsü.

Konut balonunda olduAYu gibi tüketiciler de gerilerinin faiz A�demelerini karA�AYlamaya yeteceAYine inandA�AYA�nda olmasA� gerekenden daha büyük kredilerin altA�na girebilir. Veya A�in’deki bir demir cevheri üreticisi karsA�z operasyonunu krediye eriAYimi sürdüAYü iA�in sürdürmekte A�srar edebilir. Bir banka geri dA�nmeyecek krediyi bilanA�osunda tutarak sermaye rasyolarA� nedeni ile yeni kredileri kaA�A�rabilir. Azirket deAYerlemeleri tarihi ortalamalarA�n çok üzerine A�A�kabilir. Bir Avrupa tahvil getirisi ABD Tahvilinden daha düAYük seviyelerde uzun süre kalabilir. Ancak bu A�AYA�AYA�n (MB’lerin belirlediAYi faiz) bir oyunudur. Ta ki…

FED elbette bu durumun farkA�nda ancak gerA�eAYi hemen sA�ylerse 1994 yaAYanabilir. YavaAY yavaAY sA�ylemeye A�alA�AYA�yor, piyasa ise sadece tek renk olduAYundan o kadar emin ki…

Azant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

mail rapor altA� TEFAS

Ayın karanlık yüzü…

dark side of the moon

Küresel piyasalar petrol fiyatlarında devam eden gerileme ve Avrupa Merkez Bankası’nın yılın ilk çeyreğinde FED benzeri bir varlık alımına başlayacağı beklentisi ile 2014 yılını bahar havasında bitirdi. Ancak yeni yıla bahar havasından çok kara kış koşullarında başlandı.

Piyasalardaki iyimserlik düşen petrol fiyatlarının büyüme beklentisini yukarı çekerken enflasyon tehdidini azaltacağı ve parasal genişlemenin devam edeceği varsayımına dayanıyordu. Ocak ayında açıklanan veriler büyüme cephesinde sınırlı bilgi veriyor.

Ancak enflasyon cephesindeki gerilemenin piyasaların istediğinden daha sert olacağı anlaşılıyor. Aralık ayında avro bölgesi tüketici fiyatları senelik olarak %0,2 gerileyerek deflasyon işareti veriyor. Tek bir gözlemden çıkarak deflasyona girildiğini söylemek doğru olmaz. Ancak avronun değer kaybettiği ve ekonominin durgunluğa girmediği bir konjonktürde fiyatların gerilemesi hayra alamet değil.

Avrupa’nın Japonya benzeri bir deflasyon döngüsüne girmesi harcamaların ertelenerek ekonominin uzun süreli bir durgunluğa girmesine ve borç sarmalının içinden çıkılamaz bir hale gelmesine neden olabilir. Küresel büyümenin (ABD hariç) yavaşlama sinyalleri verdiği bir ortamda avro bölgesinin borç-deflasyon- durgunluk döngüsüne girmesi önemli bir risk.

Avrupa Merkez Bankası FED benzeri bir varlık alımıyla durgunluk ve deflasyon riski ile savaşacağını vurgulayarak deflasyon verisine rağmen piyasalardaki satışların sertleşmesini şimdilik engelledi. Ancak gerek Almanya cephesinden gelen muhalefet gerekse Yunanistan seçim anketlerinde önde olan Syriza’nın borçları yeniden yapılandırmak istemesi durumun kırılganlığını artırdı ve Avrupa borsalarında sert bir satış dalgası başlattı.

Türkiye mevcut küresel konjonktürden olumlu etkilenen az sayıda gelişmekte olan ülkeden biri olmaya devam ediyor. Petrol fiyatlarındaki gerileme ve düşük faiz oranları cari dengenin finansmanına yönelik endişeleri azaltarak ve enflasyon görünümünün düzelmesi faiz indirim beklentisini artırarak Türkiye piyasalarındaki yükselişi destekledi.

Ancak düşük faizler ve pozitif petrol şokunun yarattığı olumlu havanın uzun soluklu olmasını beklemiyoruz. Piyasalar petrol fiyatlarındaki gerileme nedeniyle Rusya ve Ortadoğu ekonomilerindeki yavaşlamanın Türkiye ekonomisine olumsuz etkilerini göz ardı ediyor.

Petrol fiyatlarının mevcut seviyelerinde kalması durumunda 2015 yılında enerji faturamızda yaklaşık 20 milyar dolarlık bir gerileme olacağını tahmin ediyoruz. Ancak ayın bir de karanlık yüzü var. Rusya ve Ortadoğu ekonomilerindeki yavaşlamanın dış ticaret ve turizm kanalından Türkiye ekonomisine maliyetini 11 milyar dolar civarında hesaplıyoruz.

Dolayısıyla kısa vadede Avrupa Merkez Bankası’nın QE açıklaması ve Türkiye Merkez Bankası’nın faiz indirimi beklentisiyle piyasalar yükselse de orta vadede gerek büyümenin yavaşlaması gerekse FED cephesinde piyasaların önündeki risklerin devam ettiğine inanıyoruz. 

Bu nedenle olumlu görüşümüzü henüz korumakla beraber Borsa İstanbul’un 90.000 seviyesini aşması durumunda kademeli olarak satış yapılabileceğine inanıyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Rus Ruleti

rus ruleti

ABD ile Rusya arasında tırmanan gerginlik dünya ekonomisini soğuk savaş sonrasında görülen en ciddi jeopolitik risklerden biriyle karşı karşıya bırakıyor. Ukrayna ile Avrupa Birliği arasındaki serbest ticaret görüşmelerinden rahatsız olan Rusya’nın ülkede iç savaş kışkırtmasıyla başlayan gerginlik Rusya ve batı ülkeleri arasında bir Rus ruletine dönüştü.

Avrupada Seçim

Avrupa’nA�n pek çok Bölgesinde (Yunanistan, A�skoA�ya, A�ngiltere) yerel seA�imler olmasA�na rağmen aynA� zamanda 22 MayA�sta baAYlayan ve pazar günü sona erecek olan A�Avrupa Parlamentosu seA�imleri de gerA�ekleAYtirilecek (751 koltuk iA�in). Avrupa Parlamentosu AB’nin secimle iAY baAYA�na gelen tek organA�. BirliAYin büyük ülkeleri, Almanya, A�ngiltere ve Fransa’da, kapalA� liste adA� verilen bir sistem üzerinden seA�im gerA�ekleAYecek. SeA�men isimlere deAYil partilere oy verecek ve partiler kiAYileri belirleyecek.

A�lginA� bir AYekilde bu kez Avrupa Parlamentosunda AB’ye AYüpheci yaklaAYan partilerin net bir rakama ulaAYmalarA� ve Parlamentoda çok daha gür bir sese kavuAYmalarA� mümkün gA�rünüyor.
Parlamentonun Avrupa komisyonunu atama, uluslararası anlaAYmalarA�n imzalanmasA�nA� engelleme ve hatta bütA�eyi bile bloke etme yetkisi olmasA� nedeni ile a�?Euroscepticlera�? yani birliAYe AYüphe ile yaklaAYanlarA�n ne A�lA�üde zafer kazanacaAYA� kritik. 2007’de yani kriz A�ncesinde bile üye yurttaAYlar arasA�nda pozitif imajA� sadece yüzde 52 olan AB’ye destek AYu anda yüzde 31 seviyesinde. Negatif ise yüzde 15a��ten yüzde 28a��e yükselmiAY.

AslA�nda Euro AYüphecileri grubu 4’e ayrA�lA�yor.A�
1. Grup aAYA�rA� saAYcA� olarak tanA�mlanabilecek gA�A�men karAYA�tA� ve demokrasinin kendisini de sorgulayan partiler.A�
2. Grup demokrasi ile sorunu olmayan ancak ulusal yetkilerin devinden yana olmayan ve sA�nA�rlarA�n geri gelmesini savunanlar.A�
3. Grup muhafazakarlar ki euro ve sA�nA�rlar üzerine farklA� gA�rüAYleri var.A�
4. Grup sol AYüpheciler. AAYA�rlA�klA� olarak birliAYin AYu haline karAYA� A�A�kA�yorlar.

Bu dA�rtlü secim sonucunda 200-220 civarA� koltuk kazanabilir. Bunun 123 adedi saAY aAYA�rlA�klA� 55 adedi sol aAYA�rlA�klA� 20+ civarA� da A�talyan 5 YA�ldA�z hareketine ait olmasA� bekleniyor.A�

Bu rakam GeertWilders ve Le Pen’in hedeflediAYi “kendini imha eden parlamento” yaratA�lmasA�na izin vermez. Ancak merkez saAY ve sol beraber hareket etmediAYi sürece hiA� bir adA�m atA�lamamasA�na neden olabilir. AynA� durum AB AYüphecileri iA�in de geA�erli. Pek çok partiden oluAYmuAY bir bloktan bahsettiAYimiz iA�in bir arada hareket etmeleri oldukA�a zor gA�rünüyor.

Bu merkez partiler iA�in bir avantaja dA�nüAYebilir. Ancak parlamento en verimli A�alA�AYmasA� gereken zamanda en verimsiz performansA�nA� gA�sterebilir. A�te yandan tek korku AB parlamentosunun yapA�sA� deAYil. SA�z konusu Euro AYüpheci partiler dA�rt ülkede en büyük parti konumunda. Bu A�dA�rt ülke Yunanistan (Syriza belediye seA�imlerini A�nde gA�türüyor) Polonya,Hollanda ve A�ek. A�A�ngiltere (N. Faragea��A�n ekonomi ile ilgili bazA� gA�rüAYlerini isabetli buluyorum), Danimarka, A�talya, Avusturya, Fransa, Finlandiya ve Macaristan’da da ciddi oy potansiyeline sahipler. A�Bu durum yerel politikalarA� da baskA� altA�nda tutarak hükümetlerin daha “az birlik sever” hareket etmesine neden olabilir.

Azüphecilerin mevzi kazanmasA� kA�sa vadede sert bir AYekilde fiyatlanacak bir geliAYme deAYil. BelirttiAYim gibi a�?AYüphecia�? baAYlA�AYA�nA�n altA�na ABa��nin devam etmesini savunanlar olduAYu gibi daAYA�lmasA� gerektiAYini de savunanlar var. Bu nedenle kimse panik olmayacaktA�r. Ancak zaten iAYleyiAYi benzerlerine oranla (ABD, Avustralya vs) çok daha etkisiz ve sorunlu olan Avrupa BirliAYi biraz daha zor bir AYekilde ortak karar alacaktA�r. ReformlarA�n hala tam gerA�ekleAYmediAYi, ECBa��nin bile karar almakta zorlandA�AYA�/geciktiAYi bir ortamda Parlamentonun daha da uzlaAYA�lmaz bir hal almasA� tabuta A�akA�lacak son A�ivi olmasa da A�ivilerden birisi olarak kayda geA�ecektir. Yerim kalmadA�AYA� iA�in Ukrayna BaAYkanlA�k seA�imlerine deAYinmiyorum. Bu kA�sa vadeli fiyatlamalarA� daha sert etkileyebilecek bir geliAYme olacaktA�r.

Konu A�zetle budur, realize olacak gibi olduAYundan detaylandA�rmak üzere…

Azant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Hotel Ruanda…

Global piyasalarda Merkez Bankaları’nın parasal genişlemeye yönelik uyguladıkları faiz politikaları eksi mevduat oranlarının Avrupa Merkez Bankası’nın son toplantısında dile getirilmesiyle yeni bir döneme giriyor. Mario Draghi’nin açıklamalarıyla Avrupa nezdinde ülkelerin tahvil faizleri yeni dip seviyelerine ulaşırken kısa vadeli tahvillerde tekrardan eksi seviyeler ekranlarda kendilerine yer edindi.

Amerika ve Avrupa’da gösterge olarak sayılan tahvil fiyatlamalarındaki daralmalar, beş sene öncesindeki riskler nedeniyle piyasanın sırt çevirdiği ya da yüksek oran beklentileri nedeniyle borçlanmaları mümkün olmayan birçok yeni ismin birinci piyasaya çıkması açısından fırsat doğurdu. Piyasadaki seviyelere ek olarak Türkiye’nin kredi notundaki yukarı yönlü ivme, sayıları iki elin parmaklarını geçmeyen Türk şirket eurotahvil piyasasının da son senelerdeki canlanmadan payına düşeni almasına neden oldu. Türk bankalarının önderliğinde Arçelik, Tüpraş ve son olarak Şişecam gibi Tier-1 şirketlerinin de gerçekleştirdikleri yabancı para cinsi tahvil ihraçları yatırımcılar açısından eurotahvil piyasasını güvenilir bir yatırım alternatifi olarak öne çıkarmaya başladı.

Global piyasalardaki para fazlalığının yarattığı talebin boyutu artık birkaç sene öncesinde piyasaların riskli sayılan gelişmekte olan kredilerini aşmış ve Üçüncü Dünya ülkelerine sarkmış durumda.  Adları safari, soykırım, kıtlık gibi terimlerle bütünleşen Afrika ülkeleri de artık yabancı para cinsi borçlanmalarıyla piyasalarda boy göstermeye başladılar.  OPEC üyesi Nijerya ve Angola’nın borçlanmaları sürpriz olmamakla beraber kredi notu skalasının riskli seviyelerinde değerlendirilen Senegal, Zambiya ve son olarak Ruanda’nın isimleri de Afrika eurotahvil ligindeki yerlerini aldılar. En son Nisan ayı sonunda, daha 10 sene önce adı Afrika’daki en büyük soykırımının yaşandığı yer alan Ruanda’nın borçlanma detayları da piyasadaki likiditenin boyutunu açıkça ortaya koyuyor. Ruanda, 10 yıl vadeli olarak 400 milyon doları’nı Amerikan Hazine Tahvili üzerine 515 baz puan ek getiri ile piyasadan borçlanmayı başarırken, ihraca gelen talep tam tamına 3,5 milyar dolar oldu. Ruanda’nın ihracına gelen talebin boyutunu daha iyi anlayabilmek için ülkenin Gayrisafi Yurtiçi Hasıla’sının yaklaşık 7 milyar dolar olduğunu göz önünde bulundurmak gerekir.

Yatırımcılar açısından eurotahvil piyasalarında artmakta olan opsiyonlar her ne kadar bir avantaj olarak gözükse de, her sepette çürük elmaların olabileceği unutulmamalı. FED’in 2013 sonunda, istihdam piyasasındaki toparlanmaya paralel olarak destek paketini geri çekmeye başlayacağının dile getirildiği bir dönemde, yatırım yapılan tahvillerde alınan vade, kredi derecesi, kupon oranı gibi faktörlerin iyice tartılması gerekmektedir.  Gösterge faizler artmaya başladığında, mevduat üzerine ek getiri için alınan eurotahvilleri, piyasa fiyatına göre oluşacak kayıpları telafi edebilmek adına vade sonuna kadar portföyünüzde taşımaya hazır mısınız kendinize bir sorun.

Cüneyt Akdemir

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Filin kendisi; kuyruAYu, bacaAYA� ya da kulaAYA� deAYil.

Finans kanallarA�na A�izleyicilerden gelenA�”Güney KA�brA�s neden bu kadar önemli? Ufak ekonomi.” sorusu, euro krizinin geA�en bu kadar zamandan sonra halen net anlaAYA�lmadA�AYA�nA� gA�steriyor. HiA� fil gA�rmemiAYA�gA�zü baAYlA� birA�grubun fili kuyruAYu, kulaAYA�, diAYlerine gA�re tanA�mlamasA� gibi bu krizi de Yunanistan, A�spanya, G.KA�brA�s A�zelinde tanA�mlamaya kalkarsak büyük bir hata yapmA�AY oluruz. Filin kendisi kriz. Bir kaA� A�rnekle krizin niteliAYi ve nedenlerini tekrar paylaAYmak istiyorum.

1-2009-2010 döneminde mail listte olanlar FDIC ve DIF (ABD tasarruf sigorta fonu) A�eyrek raporlarA�nA� yakA�ndan takip ettiAYimi ve paylaAYtA�AYA�mA� hatA�rlar. Kriz sA�rasA�nda DIF'te hiA� para kalmamA�AY ve A�rneAYin Bloombergde 23 eylül 2010A�”FDIC Is Broke, Taxpayers at Risk, Bair Muses” tarzA�ndan haberler A�A�kmA�AYtA�. Panik yaAYandA� mA�? Kimsenin parasA� A�denmemezlik edildi mi? HayA�r. Neden? A�ünkü herkes biliyor ki bu sadece bir muhasebe kaydA� ve ABD Hazinesi istediAYi anda FDIC'ye kredi aA�ar. Daha yalA�n sA�ylersek FED para basA�p DIF'e onlar da mudilere verebilir.

Peki tasarruf sigortasA� olmasA�na rağmen G. KA�brA�sta veya herhangi bir EB ülkesinde bu neden yapA�lamA�yor? A�ünkü para basacak bir MB ve ortak bir Hazine olmadA�AYA�ndan, G. KA�brA�s diAYer ülkelerden fonlama bulmak zorunda A�Yani ortak bir tasarruf sigorta fonu olmadA�AYA� sürece bu sorun herhangi bir EB ülkesi baAYkanlA�k sisteminde ortaya A�A�kabilir.NY'da batan bir banka iA�in NY deAYil DIF müdahale ediyor.

2- ABD-Japonya-Ingiltere, hepsi krize girmiAY, biri konut balonundan muzdarip, diAYeri aAYA�rA� borA�lu, diAYerinin ekonomisi hA�zla daralA�yor notu düAYürülüyor. Ancak hepsinin ortak bir noktasA� var; kendi para birimlerinden borA�lanA�yorlar ve kriz/resesyon süresince devlet tahvilleri deAYer kazandA�. A�spanya ve italya vs. de neden tam aksi oldu? A�ünkü kamuyu fonlayacak bir merkez bankasA� yok.

3-ABD'de her eyalet denk bütA�e saAYlamak zorundadA�r. Ve baAYarA�sA�z olursa batar, daha A�nce de “default” A�rnekleri gA�rdük. Ancak 2009'da eyaletler bütA�elerini denkleAYtirmek iA�in tasarrufa giderken, federal bütA�edeA�harcama paketleri, vergi indirimleri vb. stimuluslarla genel ekonomiye destek verildi. Oysa A�spanya kemer sA�kma politikasA� uygularken “Federal EB bütA�esi” extra harA�ama yaparak destek vermiyor.(bu nedenle krizin bitmesi Almanya'nA�n cari ekonomik politikasA�nA� deAYiAYtirmesine baAYlA�, baAYka yolu yok)

4- 13-3 maddesi uygulandA�AYA�nda bile piyasa operasyonlarA�nA� California veya NY eyalet bonolarA�nA� kullanarak deAYil Federal bonolarA� alA�p satarak uyguladA�. Azu anda da FED rezerv yaratmak iA�in ABD tahvili alA�p satA�yor. Bu uygulamanA�n temelini baAYA�msA�zlA�k savaAYA� sonrasA�nda eyalet borA�larA�nA� merkezileAYtiren A. HamiltonA�A�A�A�atmA�AYtA�r (politik nedenleri de var, mektuplarA�ndan okuyabilirsiniz). EB'de ise ECB rezerv yaratA�rken Yunan tahvillerini de, Alman tahvillerini de kullanA�yor. Getiriler converge ederken, ABD uygulamasA�na geA�ilerek ortak bir Eurobond A�A�kartA�lmadA�AYA�ndan bugün ECB OTM gibi cambazlA�klar peAYinde koAYuyor.

5-A�in 2002-3'te bankacA�lA�k sistemini bir anda yeniden sermayelendirdi.A�AB'de ise bu doAYrudan yapA�lamadA�AYA�ndan dolayA� dolaylA� yapA�lmasA� ve kimin borA� hanesine yazA�lacaAYA� tartA�AYA�lA�yor.

Bu A�rnekleri daha da A�oAYaltabiliriz (vergilerin kime A�dendiAYinden daha klasik A�rnekler olan iAYgüA�ü mobilitesi vsye kadar). Ancak gA�rdüAYünüz gibi sorun ülkelerde deAYil dizaynA�n kendisinde.

Azant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

zp8497586rq

Küresel portföy tercihlerindeki değişim…

Küresel yatırımcıların portföy tercihlerinde 2013 yılı başından bu yana gelişmiş ülke tahvillerinden  özel sektör tahvillerine ve hisse senetlerine bir geçiş görülüyor.  Başta ABD, Almanya ve İngiltere olmak üzere çoğu G7 ülkesinin uzun vadeli borçlanma maliyetleri ve hisse senedi piyasaları eş anlı olarak yükseliyor.

Alınan  önlemlere paralel ekonominin canlanacağı beklentisinin satın alındığını ve risk iştahının arttığını gösteren bu eğilim yılın ilk üç ayında gelişmekte olan ülke borsalarının gelişmiş piyasaların gerisinde kalmasına neden oldu.

Mart ortası itibariyle sene başından beri getirilere bakıldığında Japonya (+%11,5), ABD (+%9,5) ve Avrupa (+%5,1)  performanslarıyla göz doldururken, Çin (-%3,7), Kore (-%5,0), Malezya (-%4,7), Polonya (-%5,1), Güney Afrika Cumhuriyeti (-%8,6)  gibi gelişmekte olan piyasalarda önemli boyutta kayıplar görülüyor.

Ekonomik verilere baktığımızda küresel portföylerde gelişmekte olan piyasalar aleyhine yaşanan değişimi doğrulayacak temel bir gerekçe yok. Büyüme verilerinde gelişmekte olan ülkeler aleyhine bir bozulma söz konusu değil. ABD dışındaki gelişmiş ekonomilerde büyümede sürpriz bir canlanma bulunmuyor.

Değerleme cephesinde de tablo çok farklı değil. Gelişmekte olan piyasalarda fiyat kazanç oranları  ortalama 11x civarında.  Meksika 16x ve Rusya 6x ile iki ucu oluşturuyor. Gelişmiş ekonomilerin borsalarında  fiyat kazanç oranları 12x civarında.  Sene başından beri en çok kazandıran Wall Street (13x) ve Japonya (24x) daha yüksek fiyat kazanç oranlarına sahipler.

Türkiye gelişmekte olan piyasalardaki satış dalgasından henüz etkilenmedi. MSCI Türkiye sene başından bugüne %4,8 getirisi ile gelişmekte olan piyasalardaki en iyi performans gösteren piyasalardan birisi oldu.  2013 yılında büyümenin artmasına rağmen enflasyon ve cari denge tarafında ilerleme sağlanacağı beklentisi Türkiye’nin ayrışmasını sağlıyor.

Geçmişi bırakalım geleceğe bakalım. Verim eğrilerindeki dikleşme sürer mi? Uzun dönemli faiz oranlarının yükseldiği bir ortamda  gelişmiş ülke borsaları yükselmeye devam eder mi? Küresel faizlerin yükseldiği bir ortamda gelişmekte  olan borsaların tepkisi ne olur?  İMKB dünyadan ayrışmaya devam eder mi?

Bu soruların cevabını vermek kolay değil. Hata payı kaçınılmaz olarak yüksek olacak. Bizim tahminimiz gelişmiş ekonomilerde büyüme normalleştikçe faiz oranlarının da normal seviyelere yükseleceği yönünde.

Bu bağlamda ABD örneğinde 2014-2015 döneminde büyümenin %2’den %3 civarına yükselmesini uzun vadeli faiz faiz oranlarının da %2’den %3-4 civarına yükselmesini bekliyoruz.  Avrupa ve Japonya’da bu süreç çok daha uzun – 2017-2018 yıllarına kadar- sürebilir.

Bu süreçte faiz oranlarından çok küresel büyümeye duyarlı olan Asya, Afrika  ve Güney Amerika’daki  gelişmekte olan piyasaların  iyi performans göstereceğine inanıyoruz.

Türkiye gibi küresel büyümeden çok küresel risk iştahına ve borçlanma maliyetine daha duyarlı olan ülkelerin işi ise kolay olmayacak.  Bu nedenle Türkiye’nin önümüzdeki bir kaç yılı iyi değerlendirip yapısal reformlarını hızlandırması gerekiyor.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Geride kalmaya devam edecek miyiz?

Dünya borsaları ABD’de mali uçurum riskinin ötelenmesi, beklentilerden iyi gelen küresel büyüme verileri ve Avro bölgesindeki durgunluğun dibe vurduğunu işaret eden göstergelerin desteğiyle 2013 yılı Ocak ayında da yükselişini sürdürdü.

Küresel risk iştahındaki artış ve en kötünün geride kaldığı beklentisi küresel sermayenin gelişmekte olan ülkelerden daha fazla Avro bölgesinin yüksek borçlu gelişmiş ülkelerine yönelmesini sağladı.

Geçen sene %61 getiri ile MSCI gelişmekte olan ülkeler liginde şampiyonlar kupasını kazanan İMKB, son haftada yabancı yatırımcılardan gelen satışlarla %9’a yakın gerileyerek  Ocak ayıni %1,6 yükseliş ile gelişmekte olan ülke ortalamasının (%1,3) hafif üzerinde kapattı.

Borsadaki gerilemede Merkez Bankası’nın para politikasını beklenenden  önce ve daha sert sıkılaştırabileceği endişesi ve Moody’s’in kısa vadede Türkiye’nin kredi notunu yatırım yapılabilir seviyesine çıkarmayacağının işaretini vermesi etkili oldu.

Geçmişi bırakıp, geleceğe bakalım… Dünya piyasalarındaki yükseliş sürer mi? Türkiye piyasaları dünyadan olumsuz anlamda ayrışmaya devam eder mi? Bu soruların cevapları küresel konjonktüre olduğu kadar ekonomi yönetiminin izleyeceği politikalara da bağlı olarak şekillenecek.

Küresel konjonktür ile başlayalım. 2013 yılında risk iştahının yüksek,  büyümenin zayıf ve faiz oranlarının düşük  olduğu bir  konjonktür öngörmeye devam ediyoruz.

Geçtiğimiz aylarda ABD ve Avrupa’da yaşanan  gelişmeler  2011 ve 2012 yıllarında piyasaları vuran felaket senaryolarının 2013 yılında da tekrarlanma olasılığını düşürdü.

Küresel büyüme cephesinde kısa vadede temkinli iyimser görüşümüzü koruyoruz. Ocak ayı verileri  ABD, Avrupa ve Çin’de beklentilerin çok üzerinde gelerek küresel büyümenin yeniden hızlanmaya başladığını gösterdi ve dünya borsalarındaki yükselişi destekledi.   Ancak Avrupa ve Japonya yüksek borcu ve yapısal sorunları yüzünden küresel büyümeyi aşağı çekmeye devam ediyor.

Dolayısıyla küresel büyümenin yavaş seyretmesine rağmen sistemik risklerin azaldığı, faiz oranlarının düşük kalacağı, risk iştahının görece yüksek seyredeceği  uzun yıllar sürecek yeni normal bir konjonktürle karşı karşıyayız.  

Türkiye ile devam edelim. Küresel büyümeden çok risk iştahına duyarlı olan Türkiye ekonomisinin genel görünümünde 2013 yılında bir bozulma öngörmüyoruz.

Büyüme hızının düşük faiz ortamının desteğiyle %3’den %4’e ‘artmasını bekliyoruz. Cari açık ve enflasyon büyümenin canlanmasına paralel sırasıyla %7 ve %7.5’e yükselecek. Ancak bunu genel görünümü bozan bir gelişme  olarak görmüyoruz. Ocak sonunda yaptığı tele-konferansda verdiği ihtiyatlı mesajlara rağmen Moody’s’in 2013 yılı içinde Türkiye’nin notunu yatırım yapılabilir ülke seviyesine çıkarmasını bekliyoruz.

Toparlayacak olursak, Ocak ayının son haftasında yabancı yatırmcılardan gelen  satışı trend değişikliğinden ziyade geçici bir dalga olarak görüyor ve  piyasalar ile ilgili görüşlerimizde bir değişikliğe gitmiyoruz.Türk lirası ile ilgili uzun dönemli yapısal olumlu görüşümüzü koruyoruz. Orta ve uzun vadeli sabit faizli devlet tahvillerinde alım önermiyoruz.

Borsa için 55,000 seviyesınde verdiğimiz olumlu görüşümüzü koruyoruz.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

“Bu Dünyada Para Büyük İhtiyaç!”

Ben bu satırları yazarken Wesley Sneijder’in Galatasaray’a gelip gelmeyeceği halen belli değil. Gün içi kesinleşmesini bekleyenler olduğu gibi, asla gelmeyeceğini iddia edenler de var. “Zenginin malı züğürdün çenesini yorar” misali transferin maliyeti de çokça tartışılıyor. Oyuncunun ve menajerinin alacağı ücretlerle 3 yıllık maliyetin 30-35 milyon Euro’yu bulacağı iddia ediliyor. Geçtiğimiz haftalarda Fenerbahçeli oyuncu Meireles’in ağır bir ceza alması sözkonusu olduğunda Fenerbahçeli yöneticiler de bu oyuncunun yüksek ücretine dikkat çekerek ülkenin dövizi boşa gidecek demişlerdi. Konuyu bağlayacağım yer; astronomik transferlerle beraber gündeme gelen cari açık; gerçi Sneijder Hollandalı, menajeri Danimarkalı,İtalyan kulübünde oynuyor. Meireles Portekizli, İngiltere’den geldi. Dolayısıyla bu astronomik rakamların tek bir ülkeye gitmesi sözkonusu değil, ama tek bir ülkeden çıkıyor: Türkiye

Türkiye, futbolcu transferine en çok para harcayan ülkeler arasında ön sırada değil, ama her yıl payını hatrı sayılır miktarda arttırıyor.

Örneklerimizde futbolcuların kaynağı Avrupa ülkeleri olsa da, futbolcu ihracatı deyince akla gelen ilk ülke Brezilya. www.transfermarkt.de sitesine göre yurtdışında 1,132 futbolcusu var. Bu analizlere girmeden önce Brezilya’nın ekonomisine büyüklük olarak bir göz atmakta fayda var. Brezilya’da GSMH büyüklüğü yaklaşık 2.5 trilyon dolar, kişi başına milli gelir 12,340 dolar civarında bulunuyor. Ülkemizle kıyasladığımızda büyüklük olarak kabaca 3 katı büyüklükte bir ekonomiden söz ediyoruz. Türkiye’nin tahmini GSMH’si 783 milyar dolar, kişi başına milli gelir ise 10,456 dolar düzeyinde bulunuyor. Demografik olarak benzerlikler gösteren iki ülke arasındaki önemli fark, Brezilya’nın doğal kaynakları cari kalemlerde önemli pozitif etki yaparken, Türkiye’nin bu konuda dışa bağımlılığı cari kalemlerdeki en büyük negatif etkiyi yaratması. Cari dengeye baktığımız zaman Brezilya’nın 2012’de tahminen 62 milyar dolar açık vermesi bekleniyor(bu 52 milyar dolar beklenti ile Türkiye’ye çok yakın), ancak cari açığın GSMH’ye oranı olarak baktığımızda Brezilya’da bu oran %2,5 düzeylerindeyken ülkemizde muhtemelen %6,7 seviyesinde gerçeklecek.

Futbola dönersek; Brezilya’nın yurtdışındaki 1132 futbolcusuna karşılık Türkiye’nin 628 oyuncusu var. Ancak bu 628 oyuncunun 514’ü Almanya’daki üst ve alt liglerde oynuyor. Kalanların da büyük kısmı diğer Avrupa ülkelerindeki gurbetçiler. Avrupa’ya futbolcu ithalatımız İspanya’daki Emre Belözoğlu ve Arda Turan”la,  Rusya’daki Gökdeniz Karandeniz’den ibaret. Dolayısıyla aslında ülkenin böyle bir ihracat kalemi yok. Tabi kıyas yaptığımız Brezilya’nın da 199 oyuncusunun Portekiz’de oynadığını belirtmek gerek. Ancak bu ülkeye döviz girişine engel bir durum değil.

İstatistiklere bir de oynayan yabancı oyuncular açısından bakarsak; ülkemizde 234 yabancı oyuncuya karşılık Brezilya’da 39 yabancı oyuncu var. Cari açığı GSMH’ye oranladığımız gibi futbolcu istatistiğini de benzer şekilde oranlarsak, Brezilya’da yabancı oyuncuların tüm oyunculara oranı %3,3; Türkiye’de ise . Asıl maliyetin oluştuğu en yüksek ligde ise ülkemizde oyuncuların 5’i yabancıyken Brezilya’da bu oran %4,6.

Bu oyuncuların ne kadar gelir transferine neden oldukları ile ilgili sağlıklı istatistik bulunmuyor. 3.ülkelerden diğerlerine transfer oluyor olması bu hesabı daha da zorlaştırıyor. Ayrıca üst düzey para kazanan birçok oyuncu servetlerini vergi kendi ülkeleri yerine vergi avantajı olan ülkelerde tutuyor. Yine de bu oyuncuların piyasa değerleri üzerinden bir oranlama yaparsak; Brezilyalı oyuncular toplamda 2,1 milyar dolarlık bir değer oluştururken ülkemiz için bu rakam sadece 45 milyon dolar. Buna karşın Brezilya’da oynayan yabancılar 40 milyon dolarlık bir büyüklüğe karşın ülkemizde bu rakam 457 milyon doları buluyor. Ancak bu rakamların gelir transferi olarak düşündüğümüzde üst sınırları oluşturacağını hesaba katmak gerekir, muhtemel gerçekleşmeler bunların altında olacaktır.

Cari açığa geri dönersek; 52 milyar dolarlık cari açık faturasında 400 milyon dolar %0,8’lik bir orana denk geliyor. GSMH’ye oranlarsak bu oran artık % lik kesirlerle ifade edilebilecek büyüklüğü terkediyor. Brezilya için açığın yaklaşık %3’ü kadar bir girdi sözkonusu. Bu GSMH’nin binde 1’ine yaklaşıyor.

Bu analizin daha anlamlı olması için sporun toplam ekonomi içindeki büyüklüğüne bakmak lazım. Çünkü spor ekonomisi sadece oyuncuları değil, teknik adamları, yayın haklarını, reklam gelirlerini de ihraç ya da ithal ediyor.

Kaynaklar: İş Yatırım Araştırma, IMF, www.transfermarkt.de, www.tff.org

Yasin Demir

Müdür | Yurtiçi Piyasalar

Dünya bir yana, biz bir yana…

ABD ve Avrupa ekonomilerindeki yavaşlamaya rağmen gelişmekte olan ülkeler görece güçlü seyrini sürdürüyor. Ancak gelişmekte olan ülkeler arasındaki ayrışmanın belirgileştiği görülüyor. Aralık ayı PMI rakamları Çin, Hindistan, Kore ve Türkiye’de büyümenin hızlanmaya başladığını, Rusya, Macaristan, Çek Cumhuriyeti ve Brezilya’da ise büyümenin hız kestiğini gösteriyor.

ABD, Avrupa ve Japonya’da kamunun ve hane halkının borcunun aşırı yüksek olmasının daha uzun süre küresel büyümeyi baskılayacağını anlıyoruz. Uluslararası Para Fonu ve Dünya Bankası uzmanları tarafından yapılan çalışmalara göre borç krizlerinden kaynaklanan durgunluk dönemlerinden çıkış 5-7 yıl gibi uzun bir süre alıyor. Avro Bölgesi gibi yapısal sorunların olduğu ekonomilerde durgunluktan çıkış  daha uzun sürebilir.

Durgunluktan kalıcı olarak çıkmak ve büyümeyi hızlandırmak için nasıl politikalar izlenmesi gerektiği konusunda bir görüş birliği yok. Avrupa’nın kuzeyi istikrarı sağlamak için kemer sıkmayı savunurken, güneydeki ülkeler genişleyici politikalar uygulamak istiyor. ABD’de Cumhuriyetçiler harcamaların kısılması gerektiğini savunurken demokratlar yüksek gelirli kesimden alınan vergilerin artırılması için bastırıyor.

Üzerinde göreceli olarak uzlaşılan tek çözüm genişleyici para politikalarına ve finansal baskılamaya devam edilmesi. ABD, Avrupa, Japonya ve İngiltere merkez bankaları düşük faizler ve finansal varlık alımlarıyla, kamu otoriteleri mevzuat değişiklikleriyle borç sorunun küresel durgunluğa dönüşmesini engellemek zorunda. Bu süreçte tasarruf sahiplerinden borçlulara kaçınılmaz olarak bir servet transferi yapılacak.

Dolayısıyla küresel büyümenin yavaşladığı, sistemik risklerin azaldığı, faiz oranlarının düşük kalacağı, risk iştahının görece yüksek seyredeceği uzun yıllar sürecek bir konjonktürle karşı karşıyayız. Düşük getiriden rahatsız olan küresel sermaye büyüme dinamikleri sağlam, mali yapısı güçlü, bankacılık sektörü sağlam olan gelişmekte olan ülkelere akmaya devam edecek.

2012 yılında 20 milyar doların üzerinde yabancı sermaye portföy girişi yaşayan Türkiye güçlü performansıyla gelişmekte olan piyasalardaki emsallerinden ayrıştı. MSCI Türkiye dolar bazında %61 getiri ile gelişmekte olan ülke borsaları (% 15’lik) arasında birinci oldu. Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’in (BRIC) sene başından beri ortalama %12 kazandırdığı bir ortamda İMKB güçlü performansı ile gelişmekte olan ülkelerden ayrıştı.

Türkiye’nin güçlü performansı hisse senedi piyasası ile sınırlı kalmadı. Türk lirası %16 dolar cinsi getirisi ile (carry) 2012 yılını sıcak para liginde ikinci sırada bitirdi. GBI Türkiye %27 dolar bazında getirisi ile gelişmekte olan ülke tahvil piyasaları (%20’lik) arasında üçüncü oldu.

Türkiye piyasalarının güçlü performansının bir kısmı 2011 yılında yaşanan kayıpların telafi edilmesinden kaynaklanıyor. 2011 yılında Türkiye ekonomisi % 8’in üzerinde büyüyerek Çin’den sonra en hızlı büyüyen ülke konumuna yükselmişti. Ancak %10’u asan cari açik ve enflasyon yüzünden yabancı yatırımcıların satışlarıyla %37 kaybettirerek gelişmekte olan piyasalar içinde Mısır’dan sonra en kötü piyasa olmuştu.

2012 yılında ekonomik büyümenin %3’ün altına gerilemesi, cari açık ve enflasyonun %6.5-%7 bandına gerilemesi bekleniyor. Buna rağmen küresel yatırımcılar Türkiye hakkında son yıllarda hiç olmadıkları kadar iyimserler.

Piyasaların Türkiye hakkındaki iyimserliği ekonomi yönetiminin 1990’lı yıllardaki hızlı büyüme, rekor cari açık ve küçülme evresinden sürdürülebilir bir büyüme modeline geçmeye çalışmasından kaynaklanıyor. Türkiye’nin iç talep ve dış tasarrufa dayalı büyüme modeli yerine dış talebe de önem verilen daha dengeli bir modele geçme girişimini piyasalar takdir ediyor. ABD, Avrupa, Japonya ve İngiltere Merkez Bankalarının olağanüstü genişleyici para politikaları küresel likidite ve risk iştahını besleyerek Türkiye gibi yüksek betalı ülkelere para girişini destekliyor.

Küresel büyümedeki yavaşlama ve yatırım ağırlıklı büyüyen Çin ekonomisindeki dengelenme emtia fiyatlarını aşağı çekerek Türkiye’nin zayıf karnı olan cari açık ve enflasyon cephelerinde döngüsel bir rahatlamaya yol açıyor ve ekonomi yönetiminin uyguladığı makro ihtiyati politikaları destekliyor.

Türkiye’nin iç talep ve dış tasarrufa dayalı büyüme modeli yerine dış talebe de önem verilen daha dengeli bir modele geçme girişimini piyasalar takdir ediyor. ABD, Avrupa, Japonya ve İngiltere Merkez Bankalarının olağanüstü genişleyici para politikaları küresel likidite ve risk iştahını besleyerek Türkiye gibi yüksek betalı ülkelere para girişini destekliyor.

Son aylarda açıklanan dış ticaret dengesi ve enflasyon verileri Türkiye ekonomisindeki yumuşak inişin ve yeniden dengelenmenin tüm hızıyla devam ettiğini gösteriyor. Söz konusu eğilim devam ederse Türkiye’nin 2013 yılında Moody’s veya S&P’den gelecek bir not artışıyla yatırım yapılabilir ülke konumunu taçlandırma ihtimali yüksek. Dolayısıyla dünya bir yana biz bir yana halimiz sürecek.

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma