Tarihte Bugün: Hayır İkiz Kuleler Değil

Tarihte Bugün HayA�r A�kiz Kuleler DeAYil

Normalde   “tarihte bugüne” bu konuyu ayırmazdım. Ancak son gelişmeler ışığında paylaşmakta fayda görüyorum. Önce kısa bir anekdot. 1970’lerin başında Çinli Çu En Lay’a (Mao olarak anlatılan versyonu da var ama yanlış) sormuşlar “Fransız Devrimi hakkında ne düşünüyorsunuz?” cevap olarak “Bir şey söylemek için erken” demiş. Aslında bir tercüme hatası söz konusu. Sorulan soru 1789 ihtilali değil 1968 Fransız öğrenci hareketleri ama yine de ortaya güzel bir düşünce yapısı çıkmış.

Bugün Katalan Milli Günü “Diada”.

Euro Bölgesi

23 Nisan günü Eurostat Eurobölgesi ve ülkeler bazında borç, açık,gelir ve gider rakamlarını yayınladı. Toplamda Kamu harcamaları krizden bu yana azalırken 2011-2012 öneminde hafif artmış. Gelirlerde de hafif bir artış görüyoruz. Borçun ise hem nominal hem de GDP içindeki payı artmış görünüyor. Reinhart ve Rogoff’nun 90% benchmarkında bir excel hatası olmasının etrafında patlayan tartışma sonucunda Krugman gibi paket destekcileri daha fazlasının yapılması için argümanlarını kuvvetlendirirken  çalışmadan tek bir rakamı ayırıp geri kalanı çöpe atmanın anlamsız olduğunu söyleyenlerde  çok şükür ki var.Hatırlarsanız bu çalışma borç/GDP oranı 90%yi aştığında ekonomik büyümenin durduğunu ve enflasyonun gündeme geldiğini gösteriyordu. İstatistiklere dönersek ; bütçe açıkları ise daralmış durumda.

Ülke bazında baktığımızda bazı ülkelerin (İspanya) merkez ülkelerden daha iyi borç/gdp oranına sahip olduğunu ancak bütçe dengelerinin çok bozuk olduğunu, bazılarında ise (Italya) tam aksi bir durum olduğu görülüyor. Portekiz gibi bazı ülkelerde ise her ikisi de var. Ancak bence bu istatistiklere bakıldığında yapılması gereken EA17 geneli ile ABD ve Japonya’nın muadil verilerinin karşılaştırılması. O zaman görülecektir ki EA bu iki ülkeye göre bariz geride olmadığı gibi cari denge gibi bazı dengelerde net bir şekilde daha iyi. EA’da yaşanan sorun kendi içinde dengesizlik yaşayan bir sistem olması. Bu da bizi bir kez daha Almanya’nın uygulaması gereken stratejilere getiriyor. Ancak bu konuya tekrar girmek istemiyorum, zira Finans Bakanı bu ortamda bile ECB’nin likiditeyi kısması gerektiğini söyledi. LTRO geri dönüşleri nedeni ile büyük merkez bankaları arasında bilançosunu daraltan tek merkez bankası zaten ECB. Daralma Almanların talep ettiği gibi daha hızlı bir şekilde yaşanırsa bölgenin yeniden, henüz girmedi ise, resesyona girmesi kaçınılmaz. Bu arada son PMI verilerinin ardından ECB’nin bir faiz indirimine gitmesi beklentisi kuvvetlendi. Gerçekten de son toplantısında bunun sinyalini veren ECB Alman ekonomisinde de görülen yavaşlama ile 25 baz puanlık bir indirime gidebilir. Ancak bu pek bir işe yaramayacak. Zira sorun LTRO geri dönüşlerinde de gördüğümüz üzere sorun paranın miktarı veya fiyat değil. Bankalar küçük ve ortaboy şirketlere kredi açmak istemediği gibi sağlıklı şirketlerin de önemli bir kısmı büyüme planlarını ertelediğinden kredi talep etmiyor. Bu nedenle ECB faiz indiriminin ötesinde kredilerin garanti edilmesi gibi bazı sıradışı önlemleri de gündeme getirebilir.

 

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar

Filin Kendisi; Kuyruğu, Bacağı ya da Kulağı Değil

Finans kanallarına  izleyicilerden gelen “G. Kıbrıs neden bu kadar önemli, ufak ekonomi” sorusu euro krizinin geçen bu kadar zamandan sonra hala net anlaşılmadığını gösteriyor. Hiç fil görmemiş gözü bağlı bir grubun fili kuyruğu, kulağı, dişlerine göre tanımlaması gibi bu krizi de Yunanistan, Ispanya,G.Kıbrıs özelinde tanımlamaya kalkarsak büyük bir hata yapmış oluruz. Filin kendisi kriz. Bir kaç örnekle krizin niteliği ve nedenlerini tekrar paylaşmak istiyorum.

1- 2009-2010 döneminde mail listte olanlar FDIC ve DIF (ABD tasarruf sigorta fonu) çeyrek raporlarını yakından takip ettiğimi ve paylaştığımı hatırlar. Kriz sırasında DIF’te hiç para kalmamış ve örneğin Bloombergde 23 eylül 2010 ”

FDIC Is Broke, Taxpayers at Risk, Bair Muses” tarzından haberler çıkmıştı. Panik yaşandı mı? Kimsenin parası ödenmemezlik edildi mi? Hayır. Neden ? Çünkü herkes biliyor ki bu sadece bir muhasebe kaydı ve ABD Hazinesi istediği anda FDIC’ye kredi açar. Daha yalın söylersek FED para basıp DIF’e onlar da mudilere verebilir.

Peki tasarruf sigortası olmasına rağmen G. Kıbrısta veya herhangi bir EB ülkesinde bu neden yapılamıyor? Çünkü para basacak bir MB ve ortak bir Hazine olmadığından G. Kıbrıs diğer ülkelerden fonlama bulmak zorunda  Yani ortak bir tasarruf sigorta fonu olmadığı sürece bu sorun herhangi bir EB ülkesi başkanlık sisteminde ortaya çıkabilir.NY’da batan bir banka için NY değil DIF müdahale ediyor.

2- ABD-Japonya-Ingiltere, hepsi krize girmiş, biri konut balonundan muzdarip, diğeri aşırı borçlu, diğerinin ekonomisi hızla daralıyor notu düşürülüyor. Ancak hepsinin ortak bir noktası var; kendi para birimlerinden borçlanıyorlar ve kriz/resesyon süresince devlet tahvilleri değer kazandı. Ispanya ve Italya vb de neden tam aksi oldu? Çünkü kamuyu fonlayacak bir merkez bankası yok.

3- ABD’de her eyalet denk bütçe sağlamak zorundadır. Ve başarısız olursa batar, daha önce de default ornekleri gördük. Ancak 2009’da Eyaletler bütçelerini denkleştirmek için tasarrufa giderken Federal bütçede harcama paketleri, vergi indirimleri vb stimuluslarla genel ekonomiye destek verildi. Oysa Ispanya kemer sıkma politikası uygularken “federal EB bütçesi” extra harçama yaparak destek vermiyor .(bu nedenle krizin bitmesi Almanya’nın cari ekonomik politikasını değiştirmesine bağlı, başka yolu yok)

4- 13-3 maddesi uygulandığında bile piyasa operasyonlarını California veya NY eyalet bonolarını kullanarak değil Federal bonoları alıp satarak uyguladı. Şu anda da FED rezerv yaratmak için ABD tahvili alıp satıyor. Bu uygulamanın temelini bağımsızlık savaşı sonrasında eyalet borçlarını merkezileştiren A. Hamilton    atmıştır (politik nedenleri de var, mektuplarından okuyabilirsiniz). EB’de ise ECB rezerv yaratırken Yunan tahvillerini de, Alman tahvillerini de kullanıyor. Getiriler converge ederken ABD uygulamasına geçilerek ortak bir Eurobond çıkartılmadığından bugün ECB OTM gibi cambazlıklar peşinde koşuyor.

5- Çin 2002-3’te bankacılık sistemini bir anda yeniden sermayelendirdi. EB’de ise bu doğrudan yapılamadığından dolayı dolaylı yapılması ve kimin borç hanesine yazılacağı tartışılıyor.

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz (vergilerin kime ödendiğinden daha klasik örnekler olan işgüçü mobilitesi vsye kadar). Ancak gördüğünüz gibi sorun ülkelerde değil dizaynın kendisinde.

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar