Bu hafta da bitti…

Bu Hafta Da Bitti

Öncesinde heyecanı yüksek ancak sonrasında son derece sıkıcı olan beklentilerin bulunduğu bir haftayı tamamladık. FED FOMC açıklamasından “considerable time” kelimelerini çıkartsa ve İskoçlar W. Wallace anıtının karşısındaki plakette yazan “Dico Tibi Verum, Libertas Optima Rerum: Nunquam Servili Sub Nexu Vivito, Fili” kelimelerini hakını verse finans piyasaları büyük bir deprem yaşayacaktı.

Her ikisi de gerçekleşmedi ve olup bittikten sonra her şeyi zaten bildiğini iddia eden finans piyasasında bir kez daha “beklendiği gibi..” ile başlayan cümleler okuduk. Evet her iki gelişme de beklendiği gibi sonlandı. Mı acaba….

Tren yola çıktı, hangi istasyonda duracağı değil hangi gara gittiği önemli

İngiltere’nin (ve yarattığı) sorunları bitmedi. Ülke  7 Mayıs 2015 Perşembe günü secime gidecek. Ingiliz siyasetinde Troy, bizde Conservative/Muhafazakar parti olarak bilinen ancak tam adı -Conservative and “Unionist”- partinin lideri ve Başbakan Cameron’u sorunlu bir dönem bekleyecek. “Unionist” bir lider olarak referanduma izin verdiği sırada bu kadar zorlanabileceğini beklemiyordu. Kendi partisinin içinden hırpalanacaktır.Hayır kampında bulunan ve İşci Partisinden Milliband da seçimi kazandığı bazı bölgelerde referandumda yenildi.

Bugün yapılan siyasi yorumlar her durumda İngiltere’nin yeni bir İngiltere olmak zorunda olduğu ve İskoçlara verilen sözler nedeni  (or.1979 tarihli Barnett alokasyonunun devamı = İskoçlar için kamu harcamasında kişi başında extradan +1300 pound demek) ile bir anayasal kriz yaşayacağı yönünde. Cameron’un AB’den çıkma konusunda bir referanduma izin verip vermeyeceği de diğer önemli bir konu. İskoçlara birliğin nimetlerini anlatan Cameron Bileşik Krallığa Avrupa birliğinden çıkmayı savunabilir mi? Aslında savunması gerekiyor ama yapamayacaktır.

Referanduma izin verilmesi ise Katalanlar başta olmak üzere Ukrayna’dan Taiwan’a benzer beklenti ve talepler yükselecekti. Bugün yerel saat 16:30 da Katalan Meclisi 9 Kasım referandumunu kabul edip etmemeyi görüşecek. Ayrılıkcı hareketler 2015’te Euro bölgesinin ekonomik krizine paralel kuvvetlenecektir. Sosyal olaylar ve savaş döngüleri bunu net bir şekilde gösteriyor.

FED’in Vücut Dili:

Önce kısa bir fıkra: Temel mezar taşına şunları yazdırmış: Hastayum dedum inanmadinuz, Hastayum dedum inanmadinuz, Hastayum dedum inanmadinuz… Ne oldi?

Soru: Satışların kaynağı ne? FED açıklamasında şahinleşti mi?

Cevap: Hayır, ancak Yellen’i FOMC’nin konuşan dili  “noktaları” FOMC’nin vücut dili olarak değerlendirirsek FED’in söyledikleri ile hareketleri birbirini tutmadı. Sakin bir şekilde faiz artmayacak merak etmeyin derken gözlerini kaçırdı, ellerini koyacak yer bulamadı ve terledi.

Soru: Ama enflasyon düşük geldi?

Cevap: Evet FED üzerinde “enflasyonla savaş” baskısı yok. Zaten kimsenin böyle bir beklentisi de yok. Anlaşılması gereken şey şu; enflasyonun normale dönmesi ve yataya geçmesi bile FED’in sıfır faiz ve 4 trilyon dolar büyüklüğünde bilançosu ile uyumsuz. Faizler artık yükselsin diyenler bu yeni gerçeğe adapte olunmasını istiyor. Şayet trend aşağıya olursa elbette FED’de tavrını ona göre ayarlamalı.

Soru: Peki faiz artışı başlarsa panik olmamız gerekiyor mu? 2017 için 3.75% görünüyor?

Cevap: Hayır, cari veriler ışığında FED faizleri en fazla 25’er puan arttırabilir. Dahası 3.75% seviyelerini hayal olarak görüyorum. 2015 ve sonrasında dolar o kadar kuvvetlenecek ki ABD faizleri 2%ye getirirken  bile şüphe taşıyacak. Daha sonra da zaten global gidişata bağlı yeni bir resesyon ve deflasyon korkusu gelecek.

Soru: O zaman FED şu anda durumundan memnun.

Cevap: FED’in kafasında biri kısa vadeli biri uzun vadeli iki sorun olduğunu düşünüyorum. İkisi de uykularını kaçırıyor. Biri daha önce de dediğim gibi erken faiz arttırmış durumuna düşmek. Bu tamiri zor bir hata olacağından tamiri kolay olan geç arttırmış durumuna düşmeyi tercih ediyor. Piyasa bunu sanki veriler nedeni ile geç arttırmak istiyor şeklinde yorumlayabiliyor. İkincisi ise sonraki aşamada bir kaç yıl sonra gelecek olan (bence 2) resesyona düşük faizler (1.5%) büyük bir bilanço (3.5 tr dolar) ve 5.5% civarı işsizlikle girme korkusu.

Soru: Peki FOMC açıklamasında ne zaman düzenlemeye gidebilir.

Cevap: Düne kadar Ekim ayında gitme ihtimalini yüksek görüyordum. Hala mümkün ancak Yellen çok az uyarıda bulundu. Bu nedenle strateji değiştirecekse basın toplantısı olan Aralık FOMC’yi beklemeyi tercih edebilir. Her durumda FED “hastayum” diyor.

Faiz arttırmamasını gerektirecek koşulların kuvvetlenmesi faiz arttırmasından daha kötü bir gelişme olur. Nette faizler ABD ekonomisi normale döndüğü için yükseltilecek. Ancak her zaman vurguladığım gibi, piyasalar 5 yıl boyunca devamlı merkez bankalarını ve QE’yi tartıştığı için Euro Bölgesinde, Çin’de olan biteni ve reel gelişmeleri yeterince önemsemiyor. 6.9%’a gerileyen end. üretim değil buna karşılık bankalara verilen 81 milyar dolarlık likidite daha ciddiye alınıyor. Ancak bilirsiniz gerçeklerin her zaman ortaya çıkmak gibi rahatsız edici bir huyu vardır….

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Bu Hafta Da Bitti_banner

İngiltere: Güneş Batıyor mu?-1

ingiltere

İngiliz İmparatorluğunun ihtişamını bir kaç kelime ile özetleyen cümlelerden birisi imparatorluğun yayıldığı sınırların büyüklüğünü sembolize eden:Üzerinde güneş batmayan imparatorluktur.” Diğeri ise monarşinin sağlamlığını gösteren Mısır eski kralı Faruk’un: “Yakın gelecekte sadece 5 kral kalacak. Biri İngiliz Kralı diğer dördü de iskambil paketindeki krallar.” sözleridir.

18 Eylül’de İskoçya’nın birlikte kalma veya çıkma referandumu gerçekleştirilecek. Dün önemli bir kırılma yaşandı ve konu gündemden geldiği günden bu yana anketlerde geride olan ayrılıkçılar ilk kez öne geçti. Anketleri takip etmek isteyenler için bu linki önerebilirim.

Önce kısa bir tarih:

17 yy’ın başında Ingiltere ve İskoçya tamamen farklı iki ülke olarak bulunuyor. Ancak 1603 yılında İngiliz Kraliçesi Elizabeth’in ölümü ile taht en yakın akrabası ve aynı zamanda İskoçya kralı olan 6. James’e geçiyor (İngiliz monarşisinde ise Birinci James:). Bu olan İngiliz ve İskoç tarihinde Taçların Birleşmesi olarak bilinir. Kral James devletlerin ayrı vücut bulmaya devam eden ama şahsında birleşen yetkilerin de temsilcisi olarak bugün de gördüğünüz ve Union Jack olarak bilinen bayrağı dizayn eder. İngiliz bayrağı aslında St George’s Cross ve St Andrew’s Cross olarak bilinen İngiliz ve İskoç bayraklarının bir bileşimidir. Jack kelimesi de Latince Jacobus yani James kelimesini kısaltmasıdır. Her neyse, Kral James Londra’da mekik dokumasına rağmen fiili anlamda iki ülkeyi birleştirmeyi başaramaz. Adını verdiği bayrak kalır ama kendisi her fani gibi dünyadan göç eder. Yerine gelen oğlu 1.Charles dönemi İngiliz tarihinin en heyecanlı dönemlerinden birisi olan Cromwell’in dönemine de denk düşer. Din,iç savaş, darbe, idam vs hepsi var. Cromwell 19 Mayıs 1649’da bugün de kullanılan kelime ile İngiltere’yi bir Commonwealth olarak ilan eder ve İrlanda ile İskoçya’yı da ilhak eder. Bu tarihten sonra ilk kez mecliste yani Westminister’da İskoçlar ve İrlandalılar İngilizlerle beraber oturmaya başlar. Tüm bu olan biten Cromwel’in karizması ve ordusu sayesinde gerçekleşir. Henüz bir anlaşmadan bahsetmiyoruz.

İki ülke arasında birlik tartışmaları 1689 yılında William 3’ün konuyu ortaya atması ile başlıyor. William döneminde Parlamento Bill of Rights olarak bilinen yasayı çıkartır ve o tarihten sonra monarşi parlamentonun onayı olmadan karar alamaz.  İlk zamanlarda İskoçlar, ekonomik durumları nedeni ile, konuya daha sıcak bakan taraf. 1700’de birleşmeyi kabul eden bir yasa Lordlar kamarasından geçiyor ancak Avam kamarasından geri dönüyor. 1702’de İskoçlar pratikte meclislerini fesih etmeyi kabul etse de İngilizlerle aynı oranda vergi vermeyi kabul etmiyor. İngilizler de her şey netleşmeden İskoçlara kolonilerle ticaret hakkı tanımak istemiyor. Din konusu da elbette diğer bir konu.

Hızla geçiyorum ve 1707 yılına geldiğimizde, ki bugün oylanan konu da bu, 1 Mayısta geçerli olmak üzere 25 maddelik bir birleşme anlaşması üzerinde uzlaşı sağlanıyor. Tek monarşi, büyük Britanya ismi, bayrak, Lordlar Kamarasında 16, Avam Kamarasında 45 temsilci, eşit haklar gibi maddeler var. Şu anda 650 vekilden 59’u İskoçya’dan. Ve 307 yıl her evlilikte olduğu gibi arada sorunlar olsa da beraber geçiyor.

Günümüz:

Bağımsız İskoçya fikrini savunanlar (Scottish National Party) Kraliçe’nin devlet başkanı olarak kalmasını kabul ediyor, aynı zamanda otomatik olarak AB üyesi kalmayı ve Pound kullanmayı da istiyor. Yani 1707 öncesi duruma gönüş, sosyal ve taçların birleşmesi, politik ayrılık. Borçların paylaşımı, askeri konular ve petrol sahaları da tartışmalı konular. Düne kadar (hem lafın gelişi hem de gerçekten) Evet oyu pek mümkün görünmüyordu. Genel düşünce bazı tavizler karşılığında birliğin sürdürüleceği. Şayet Evet çıkarsa Eylül 2014-Mart 2016 arasında bölünmenin nasıl olacağı netleştirilecek. Arada Mayıs 2015 genel seçimleri var.

Ayrılma durumunda İskoçlar Pound kullanmaya devam etmek istiyor. Ingilizler ise aksi görüşte. BOE başkanı Carney de geçtiğimiz haftalarda böyle bir birliğin ancak AB’nin düştüğü hatalara düşülmemesi durumunda çalışabileceğini söyledi. Şu anda gelişmeler Pound negatif (önceki hafta paylaşmıştım ECB kararı da BOE’nin faiz artışını ertelemesine neden olabilir). AB üyeliği konusunda da görüşler farklı. İskoçlar 48. madde nedeni ile AB üyesi oluruz derken İngilizler 49 nedeni ile olmazsınız diyor.

İskoçya ekonomisi İngiliz ekonomisinin yaklaşık 8%si (JP). Petrolün dağılımı kadar önemli bir konu da finans. İngiltere’de bankalar GDP’nin 4 bağımsız bir İskoçya’da ise 12 kat büyüklüğünde. İhracatının 70%si de İngiltere’ye olacak. Petrol rezervlerinin ise sadece sınırlar üzerinden gidildiğinde 94%si İskoçlarda kalmalı. Buradan sağlanan gelirler İngiliz GDP’sinin  0.4%üne vergiler ise 1%sine denk geliyor. İskoçya için ise 4% ve 15% olacak. Yani çok kritik.

1921 tarihli şu anlaşmada gördüğünüz üzere İrlanda kendi payına düşen borçları almıştı. İskoçya da benzer bir duruma düşecektir. Bu konuları referandumun sonucuna göre çok daha detaylı paylaşacağım. Ancak şu anda daha fazlasına gerek yok.

Piyasalar açısından:

Evet oyu veya korkusu daha karışık bir Pound yapısının tartışılmasına ve soru işaretlerine neden olacağından Pound negatif. Referandumdan hayır çıkacağına inanıyorsanız da elbette alış fırsatı. Bonolarda (Gilt) bir default olmayacağını biliyoruz, ancak yine de satış gelebilir veya relatif bir trade olarak gilt short bund long denenebilir. Ingiltere ratingi açısından parçalanma olumlu bir gelişme değil. Bölünme İngiliz politik dünyasını da vuracaktır. Muhalefet böyle bir durumda başbakanın istifasını istiyor ancak şu ana kadar yapılan açıklamalarda başbakan istifa etmeyeceğini söyledi. Ayrılık AB Parlamentosunda zafer elde eden sağ tandanslı partileri de kuvvetlendirecektir.

Kıyametin küçük alametlerinden bahsetmek istemiyorum ama Avrupa’da ayrılıkçı hareketler giderek artacak. İskoçya referandumu bu açıdan kritik. Haftaya çok daha detaylı değineceğim, jeopolitik bazlı sermaye hareketleri ABD’yi ciddi anlamda öne çıkaracak.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

Filin Kendisi; Kuyruğu, Bacağı ya da Kulağı Değil

Finans kanallarına  izleyicilerden gelen “G. Kıbrıs neden bu kadar önemli, ufak ekonomi” sorusu euro krizinin geçen bu kadar zamandan sonra hala net anlaşılmadığını gösteriyor. Hiç fil görmemiş gözü bağlı bir grubun fili kuyruğu, kulağı, dişlerine göre tanımlaması gibi bu krizi de Yunanistan, Ispanya,G.Kıbrıs özelinde tanımlamaya kalkarsak büyük bir hata yapmış oluruz. Filin kendisi kriz. Bir kaç örnekle krizin niteliği ve nedenlerini tekrar paylaşmak istiyorum.

1- 2009-2010 döneminde mail listte olanlar FDIC ve DIF (ABD tasarruf sigorta fonu) çeyrek raporlarını yakından takip ettiğimi ve paylaştığımı hatırlar. Kriz sırasında DIF’te hiç para kalmamış ve örneğin Bloombergde 23 eylül 2010 ”

FDIC Is Broke, Taxpayers at Risk, Bair Muses” tarzından haberler çıkmıştı. Panik yaşandı mı? Kimsenin parası ödenmemezlik edildi mi? Hayır. Neden ? Çünkü herkes biliyor ki bu sadece bir muhasebe kaydı ve ABD Hazinesi istediği anda FDIC’ye kredi açar. Daha yalın söylersek FED para basıp DIF’e onlar da mudilere verebilir.

Peki tasarruf sigortası olmasına rağmen G. Kıbrısta veya herhangi bir EB ülkesinde bu neden yapılamıyor? Çünkü para basacak bir MB ve ortak bir Hazine olmadığından G. Kıbrıs diğer ülkelerden fonlama bulmak zorunda  Yani ortak bir tasarruf sigorta fonu olmadığı sürece bu sorun herhangi bir EB ülkesi başkanlık sisteminde ortaya çıkabilir.NY’da batan bir banka için NY değil DIF müdahale ediyor.

2- ABD-Japonya-Ingiltere, hepsi krize girmiş, biri konut balonundan muzdarip, diğeri aşırı borçlu, diğerinin ekonomisi hızla daralıyor notu düşürülüyor. Ancak hepsinin ortak bir noktası var; kendi para birimlerinden borçlanıyorlar ve kriz/resesyon süresince devlet tahvilleri değer kazandı. Ispanya ve Italya vb de neden tam aksi oldu? Çünkü kamuyu fonlayacak bir merkez bankası yok.

3- ABD’de her eyalet denk bütçe sağlamak zorundadır. Ve başarısız olursa batar, daha önce de default ornekleri gördük. Ancak 2009’da Eyaletler bütçelerini denkleştirmek için tasarrufa giderken Federal bütçede harcama paketleri, vergi indirimleri vb stimuluslarla genel ekonomiye destek verildi. Oysa Ispanya kemer sıkma politikası uygularken “federal EB bütçesi” extra harçama yaparak destek vermiyor .(bu nedenle krizin bitmesi Almanya’nın cari ekonomik politikasını değiştirmesine bağlı, başka yolu yok)

4- 13-3 maddesi uygulandığında bile piyasa operasyonlarını California veya NY eyalet bonolarını kullanarak değil Federal bonoları alıp satarak uyguladı. Şu anda da FED rezerv yaratmak için ABD tahvili alıp satıyor. Bu uygulamanın temelini bağımsızlık savaşı sonrasında eyalet borçlarını merkezileştiren A. Hamilton    atmıştır (politik nedenleri de var, mektuplarından okuyabilirsiniz). EB’de ise ECB rezerv yaratırken Yunan tahvillerini de, Alman tahvillerini de kullanıyor. Getiriler converge ederken ABD uygulamasına geçilerek ortak bir Eurobond çıkartılmadığından bugün ECB OTM gibi cambazlıklar peşinde koşuyor.

5- Çin 2002-3’te bankacılık sistemini bir anda yeniden sermayelendirdi. EB’de ise bu doğrudan yapılamadığından dolayı dolaylı yapılması ve kimin borç hanesine yazılacağı tartışılıyor.

Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz (vergilerin kime ödendiğinden daha klasik örnekler olan işgüçü mobilitesi vsye kadar). Ancak gördüğünüz gibi sorun ülkelerde değil dizaynın kendisinde.

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar