Salgın sonrası uygulanan genişletici politikaların artı ve eksileri…


Dünya ekonomisinin iki ana motoru ABD ve Çin’den çelişkili sinyaller geliyor. Salgını kontrol altına alan Çin ekonomisindeki toparlanma ivme kazanıyor. Buna karşın salgını kontrol altına alamayan ABD ekonomisindeki iyileşme ivme kaybediyor.

2008 küresel krizi sonrası dünya ekonomisinin itici gücü olan ABD hanehalkı yeni vaka sayısındaki artıştan tedirgin olmaya başladı. Toplumsal mobilite, dışarıda yemek yemek, perakende satışlar gibi göstergelerdeki toparlanma haziran ayının ikinci yarısında yataylaşmaya başladı. İpotekli konut kredilerinin ödenmesinde sorunlar yaşanabileceğine yönelik işaretler artıyor.

Salgını kontrol altına alan Avrupa ve Çin ekonomilerinde ise ABD’nin tersine sağlıklı bir toparlanma yaşanıyor. Hiç şüphesiz salgın öncesi seviyelere dönülmesi zaman alacak. Ancak ekonominin açılmasıyla birlikte hayatın normale dönmeye başladığını görüyoruz.

Vaka sayısının kontrol altına alınmasını ve ana ticaret ortağı olan Avrupa’nın toparlanmasını arkasına alan Türkiye ekonomisi yaralarını sarmaya başladı. Genişletici maliye ve para politikaları ve aktif oranı uygulaması sayesinde Türkiye finansal baskılama ve kredi büyümesi ile durgunluktan çıkmaya çalışıyor. Yılın üçüncü çeyreğinden itibaren ekonomide V şeklinde bir toparlanma bekleniyor.

Ekonomide normal döngüden ayrışan hızlı toparlanmanın hiç şüphesiz dış denge ve enflasyon cephelerinde istenmeyen sonuçları olacak. Önceki şok dönemlerinde Türkiye ihracat lehine bir dengelenme ile krizden çıkmaya çalışırdı. İç talepteki daralma kur şoku nedeniyle enflasyon cephesinde oluşan hasarı sınırlardı. Sınırlı bir rezerv kaybı ve enflasyon şoku ile krizden çıkardık.

Bu defa durum daha farklı. Uygulanan genişletici politikalar Türkiye’nin Avrupa’dan daha az küçülmesini sağlarken aynı zamanda cari açığımızın artmasına yol açıyor. Yerleşik yatırımcının finansal baskılama nedeniyle Eurobond, altın ve hisse senedine yönelmesi portföy çıkışlarını artırarak rezerv kaybını hızlandırıyor. 2001 finansal krizi sonrası en hızlı rezerv kaybımızı yaşıyoruz.

Enflasyon cephesinde de durum farklı değil. Uygulanan politikalar sayesinde canlanan iç talep üreticilerin maliyet artışlarını enflasyona yansıtmalarına imkan sağlıyor. Kur artışı ve emtia fiyatlarındaki yükseliş ve güçlenen talep gerek manşet enflasyonu gerekse çekirdek göstergeleri yukarı çekiyor.

Finansal baskılama ve piyasa dışı mekanizmalar yüzünden yabancı yatırımcıların genelde satış yönünde olması ödemeler dengesindeki baskıyı artıracak diğer bir unsur. Mevcut seyir devam ederse yılın ilk yarısında rezervlerdeki kayıp 20 milyar doları aşacak. Söz konusu kayıp milli gelire oran olarak 2001 krizi sonrasındaki en büyük kayba işaret ediyor.

Lafı çok uzatmadan toparlayalım. Salgını büyük ölçüde kontrol altına alan Türkiye ekonomisini sağlıklı bir şekilde açıyor. Ancak üretim ve istihdam kaybını sınırlamak ve finansal istikrarı korumak için atılan genişleyici politikalar orta vadede başka sorunlara yol açabilir.

2008 krizi sonrasında döviz cinsi borçları artırarak büyümeyi destekleyen politikaların faturasını 2018 yılında döviz şokuyla ödedik. Bugün attığımız adımların ekonomiye 10 sene sonraki etkilerini düşünerek 2020 şokuyla savaşmamız gerekiyor. Türkiye orta vadeli plan yapacak ve uygulayacak kaynaklara sahip bir ülke.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Bir Cevap Yazın