Para politikasının küresel dalgaya tepkisi

Türkiye piyasaları 2013 yılında gelişmekte olan ülkeler liginde son sıralara geriledi. Küresel risk iştahına duyarlı yüksek betalı bir piyasa olan Türkiye FED’in varlık alımlarını azaltabileceği korkusuyla yaşanan satış dalgasından gelişmekte olan ülkelere göre daha fazla etkilendi.

MSCI Türkiye sene başından beri %14,4 kaybettirerek EMEA bölgesinde Çek Çumhuriyeti’nden sonra en kötü performans gösteren  borsa oldu. Yerel tahvillerde %14,9, döviz piyasasında %8,5 kayıp ile Güney Afrika’nın arkasında yer aldık. Euro tahvillerde ise %11,3 kayıpla açık ara önde gidiyoruz.

Ekonomideki sert yavaşlamaya rağmen görece görece yüksek kalan cari açık ve enflasyon Türkiye’nin EMEA bölgesindeki piyasalardan olumsuz anlamda ayrışmasında önemli rol oynadı. Haziran ayında yaşanan toplumsal gerginlik satış dalgasından daha fazla etkilenmemizde etkili oldu.

Piyasa oyuncuları tarafından son dönemde yapılan yorumlar Merkez Bankası’nın küresel dalga karşısında para politikasını yeterince sıkılaştırmamasının Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere göre daha kötü performans göstermesinde etkili olduğunu vurguluyor.

Söz konusu yorumlara katılmıyoruz. Yaşanan olumsuz gelişmelerin ekonomi yönetimini bir açmaz ile karşı karşıya bıraktığı doğru.

Ekonomik büyümede aşağı yönlü risklerin artması para politikasının gevşek tutulmaya devam edilmesini gerektiriyor. Ancak gelişmekte olan ülkelere yönelik risk iştahındaki bozulma finansal istikrarı ve enflasyon hedefini tehdit ederek Merkez Bankası’nı para politikasını sıkılaşmaya zorluyor.

Ancak Merkez Bankası’nın izlediği politikanın yanlış olduğuna inanmıyoruz. FED’in politika değişikliği endişesiyle piyasalarda yaşanan satışın ne kadar kalıcı olduğunu bilmeyen Merkez Bankası para politikasını mevcut bant içinde sıkılaştırırken diğer yandan döviz satarak piyasaları rahatlatmaya çalıştı.

Ortodoks çözüm izlenerek para politikasında şok bir sıkılaştırmaya gidilse idi yılın ilk çeyreğinde yavaşlayan Türkiye ekonomisi sert iniş riski ile karşı karşıya gelecekti. Görece yüksek genç nüfus işsizliği ve küresel ölçekte yaşanan toplumsal protestolar büyümenin sürdürülmesinin önemini artırıyor. Merkez Bankası 2006 ve 2011 yıllarındakinin benzeri şok faiz artışına gitse idi, bunun iktisadi ve toplumsal maliyeti çok ağır olacaktı.

Şok faiz artışının döviz piyasasında istikrarı ne kadar sağlayacağı ayrı bir tartışma konusu. Bize göre daha sıkı para politikası izleyen Brezilya, Hindistan ve Rusya’nın para birimleri Türk lirasına yakın oranda değer kaybetti. Hatta, Brezilya Real’i Türk lirasına göre %0,4 daha fazla kaybettirmiş durumda.

Merkez Bankası’na yöneltilen bir diğer eleştiri zaten kısıtlı olan döviz rezervlerinin harcanması. Merkez Bankası Haziran ayı ortasından beri 6,2 milyar dolarlık döviz satışı yaparak piyasaları rahatlatmaya çalıştı. Merkez Bankası döviz satışı yapmasaydı. Türk lirası üzerindeki baskı daha da fazla olacaktı.

Bu rakamın ne kadarının yabancı yatırımcıya gittiği ayrı bir tartışma konusu. Mayıs ortasından beri yabancı yatırımcıların satışları tahvil piyasasında 2,4 milyar dolar, borsada 0,6 milyar dolar olmak üzere 3,0 milyar doları buluyor. Nisan ve Mayıs ayındaki faiz indirimleri sonrasında kısa vadeli carry parası pek kalmadığına göre Merkez’in döviz satışının kısmen Türk şirketleri tarafından kullanıldığını düşünebiliriz.

Merkez Bankası’nın döviz satışını eleştirirken, bu kararın yurtiçindeki yatırımcıların varlık dağılımı üzerindeki etkileri göz ardı edilmemeli. Yurtiçi yerleşik yatırımcılar küresel risk iştahının bozulduğu Mayıs ortasından bugüne kadar toplamda 6,6 milyar  dolarlık satış yaptı.

Söz konusu tutarın 4,5 milyar doları bireysel yatırımcılar tarafından, 2,1 milyar doları şirketler tarafından (muhtemelen kamu ağırlıklı) yapıldı. Merkez Bankası piyasaya satıcı olarak girmeseydi yerleşik yatırımcıların döviz satışları çok daha sınırlı olurdu. Dolar-avro sepeti muhtemelen 2,25’in çok üzerine çıkardı ve şirket bilançolarındaki tahribat rahatsız edici boyutlara ulaşırdı.

Yerimizi çok aştığımız için haftaya devam edeceğiz…

Serhat Gürleyen, CFA

Direktör | Araştırma

Bir Cevap Yazın