Merkeziyetsiz finans artık daha mı öne çıkıyor, getirileri neler?

Kripto piyasasında neler oluyor? Fon tartışması nedir? Yatırımcıların ilgisi ne durumda? FED ne zaman faiz artırır? Altın, gümüş için ne düşünüyor? Dünya ekonomisinin Türkiye’ye etkisi nedir? Uluslararası Piyasaların usta ismi Şant Manukyan anlatıyor. Volkan Karsan “Kazandıran Sohbetler”de konuğu olan İş Yatırım Uluslararası Piyasalar Direktörü Şant Manukyan ile dünya piyasalarından Türkiye’deki gelişmelere kadar bir ufuk turu yapıyor.

– Sayın Manukyan, 1 Ekim blog yazınızdan yola çıkarak dünya ekonomisini yakın gelecekte en çok etkileyecek konular, Almanya seçimlerinin AB’nin geleceğini şekillendirmesi ve Çin’deki gelişmeler mi, bunlara yeni eklenenler var mı, olacak mı?

– Bunlar hala çok kritik gelişmeler. Aslında üç ana bölgede üç ana tartışma var diyebiliriz. Birincisi tabii ki Almanya’da kurulacak olan hükümetin izleyeceği özellikle mali politikalar ki orada Bundesbank’ın başkanlığının değişiyor olması da önemli bir gelişme. Yani Bundesbank ekolü devam eder tabii ama orada yaklaşım kritik olacak diye düşünüyorum. Çin tarafında 22 Ekim itibariyle zaten Evergrande bir ödeme yaptı. Gerçi daha çok ödeme yapması gerekecek. Önümüzdeki yıl, yedi milyar dolar civarında ama en azından “Lehman krizi mi geliyor” tarzında, abartılı beklentilerin hatalı çıktığını gösterdi. Öte yandan da çok net bir şekilde Çin’de bir yavaşlama geliyor, geldiğini zaten son veride de gördük. Dolayısıyla o bölgede de yine problemli bir dönemin içindeyiz.

Amerika tarafında da zannediyorum tam kitabi anlamda olmasa da Stagflasyon tartışması bir süre daha devam edecek. Çünkü ücret artışları da hızlanmak üzere, Bej Kitap’ta 78 defa bu konunun geçtiğini görüyoruz. Ocak ayında sadece 15 kez telaffuz edilmişti bu kelimeler. Dolayısıyla o konu sıcak. E tabii enflasyon zaten yükseliyor. FED’in o ‘geçici’ söylemine rağmen yavaş yavaş ‘kalıcı mı acaba’ tartışmaları var. Dolayısıyla üç ayrı bölge, üç ayrı tartışma şeklinde bir döneme girdik gibi gözüküyor.

– Biraz daha halk dilinde açıklarsak, özellikle Amerika’daki Stagflasyon ne anlama geliyor günlük hayatımıza yansıması olarak?

– Biraz kitabi bir tanım olarak gittiğimizde, büyümenin düştüğü veya eksi olduğu ama enflasyonun ve işsizliğin yüksek olduğu bir dönemden bahsediyoruz. Bu genelde bir arz problemi; genelde derken zaten 1960’larda ilk olarak kelimenin telaffuz edildiği, 70’lerde de yaşandığı bir dönem. Yani elimizde onlarca böyle bir vaka yok ama orada baktığınızda düşük büyüme, yüksek enflasyon ve yüksek işsizlikten bahsediyoruz. Aslında 70’ler döneminin tamamında da Amerikan ekonomisi düşük bir büyümeyle karşı karşıya değil. Buradaki asıl sorun yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik. Yani bu ikisinin bir arada olması problem. Şu anda baktığımızda enflasyon yükseliyor. Çok aşırı yüksek diyebileceğimiz seviyelerde değil ama yükseliyor. Amerika’nın üçüncü çeyrek büyümesi zayıf olacak. Bunu zaten görebiliyoruz ve işsizlik konusunda da olması gereken seviyelerin üzerindeyiz diyelim.

“Asıl sorun yüksek enflasyon ve yüksek işsizlik. Yani bu ikisinin bir arada olması problem. Şu anda baktığımızda enflasyon yükseliyor. Çok aşırı yüksek diyebileceğimiz seviyelerde değil ama yükseliyor.”

– Pandemi nedeniyle doğan aşırı likidite sonrası ABD’de bu bağlamda FED’in faiz artırımı ya da artırım beklentisi en yakın ne zamanda gözüküyor?

– Şimdi çok büyük bir ihtimalle piyasa beklentisi 2022’nin Haziran ve Aralık dönemine yoğunlaşacaktır. Yapar mı yapmaz mı? Bu tabii ayrı bir tartışma ama şu anda baktığımızda özellikle son bir haftada piyasada fiyatlanan enflasyon beklentilerinde bozulma başladığını gördük. Bundan bir ay önce sadece hane halkının tedirgin olmaya başladığını -ana anketlerde soft anketlerde- görüyorduk. Şimdi piyasaya da yansıyor olması zannediyorum FED’i de biraz rahatsız etmeye başlayacaktır.

– Belki faiz artırımı yapmayacak anlamına mı geliyor?

– Şunu söyleyebiliriz. Yapmayacak demek tabii iddialı bir açıklama ama FED en azından geçtiğimiz aylarda bu işin geçici olduğunu ve arz kaynaklı olduğunu söylüyordu. Dolayısıyla şimdi ‘petrol fiyatları çok yükseldi, ben faizi arttırayım’ demez FED. Petrol fiyatları yükseliyor ama talep de çok kuvvetli, ücretler de çok hızlı artıyor. Dolayısıyla ekonomi ısındı dediği noktada Faiz artışına gider. Şu anda buna yüzde yüz emin bir FED, değil. Zaten piyasadaki genel tartışılan konu şu, FED bir hata yapacak. Bunun iki alternatifi var. Birincisi bu işi hafife alacak ve enflasyon daha yükseldikten sonra geç bir şekilde faiz artıracak. Birinci tip hata bu diyelim. İkinci tip hata, panik olacak “Enflasyon beklentileri de bozuldu, bu iş kontrolümüzden çıkabilir, bizim 40 yıllık bir enflasyonla mücadelemiz var, karizmamız var. Bunu bozmamamız lazım” diyerek gereğinden çok sıkılaştırmaya gidebilir. Önümüzdeki dönem aslında bu iki hatadan birisine bakıyor olacağız.

“Şimdi ‘petrol fiyatları çok yükseldi, ben faizi arttırayım’ demez FED. Petrol fiyatları yükseliyor ama talep de çok kuvvetli, ücretler de çok hızlı artıyor. Dolayısıyla ekonomi ısındı dediği noktada faiz artışına gider.”

Dünya ekonomisini derinden etkileyen konulardan birini de ham madde krizi olarak değerlendirebilir miyiz?

– Tabii kesinlikle, en azından bugün gelen PMI’larda bile ki -aslında birazdan Amerika’nınki de gelecek- orada da muhtemelen göreceğiz. Çok net bir şekilde arz tarafında da tedarik zincirinde de hala problemlerin devam ettiğini görebiliyoruz.

– Biraz da hane halkını ilgilendiren bir konuya geçersek tarım ürünlerinin azalması veya dünyada bir kıtlık tehlikesi endişesi ekonomiye nasıl yansıyor?

– İnsanlar genelde son gelişmeyle açıklamaya çalışır olan biteni… İşte son gelişme ne? Kovid veya bu yıl kuraklık oldu vs… Ama Birleşmiş Milletler’in gıda endeksine dönüp baktığınızda -çünkü önemli olan o, X veya Y ürününe bakmak yeterli değil- son 10 yıldır, neredeyse 2014’ten başlayan bir yükseliş söz konusu. Zaten orada Kovid öncesi de bir sorun vardı. Bunu Amerika’daki tarım işletmelerinin iflas başvurularında, Chapter 12’lerden (ABD’de aileden tarım işletmesi olanların borçlarının yapılandırılması) vs. de anlayabiliyoruz. Dolayısıyla bu tarafta arzda bir sorun vardı zaten. Kovid de geldi, bunun üzerine tedarik zincirlerinde bir kırılma oldu. Örneğin petrol ve benzeri diğer ham maddelerin yükselmesi nedeniyle gübre fiyatlarında bir yükseliş geldi. Bu nedenle zincirleme bir reaksiyon görüyoruz. ‘Kıtlık’ iddialı olur ama şunu söyleyebiliriz diye düşünüyorum. Örneğin, Rusya’ya baktığımızda düzenli olarak ihracatı kontrol eder hale geldiler. Bazen azaltıyorlar, bazen de daha pahalılaştırıyorlar. Yavaş yavaş üretici ülkeler önce can demeye başladı. Bunu Asya’da geçen yıl pirinç fiyatları çok yükseldiğinde de görmüştük… Evet ‘kıtlık’ çok iddialı bir açıklama olur ama gıda fiyatlarındaki yüksek seyir -belki trend devam etmese bile ki ben devam edeceğini düşünüyorum- bu yüksek seviyeler bir süre daha kalıcı olacak gibi gözüküyor.

– Buradan biraz da yatırımcı tarafına geçersek altın ve gümüş fiyatlarının geleceği konusunda görüşleriniz neler?

– Bu konuda hangi beklentiyle bunlara baktığınıza bağlı. 2008’den sonra da bu konuya çok vurgu yaptım: “FED para basıyor, altın alın” söylemi çok basit, havada kalan, altı boş bir söylem. Nitekim 2011’de neredeysek şu anda da o seviyelerde bulunuyoruz. Hatta gümüşe bakarsak yarısındayız. 50 dolardı, 25 dolarlara geldi.

Piyasada bir tek X kişisi bilmiyor herhalde, ‘FED para basıyor’ bu çok büyük bir sır değil. Başka bir dinamik olması lazım. O dinamik de işte görünmez bir yer, galaktik bir güç bastırıyor gibi, böyle bir şey de yok… Alüminyum, bakır gitmiş, pirinç gitmiş, hisse senedi gitmiş. Bir tek altında gümüşü bastırarak enflasyon yokmuş imajı vermek mümkün değil. Buradaki konu şu, reel faizler bundan sonraki dönemde nasıl ilerleyecek. Önce şuna da bakmak lazım. Altın, 35 dolardan -yani Bretton Woods dönemindeki fiyatından bahsediyorum- şu anda 1.800 dolarlara gelmiş durumda. Bu çok ciddi bir artış. 50 kat artmasından bahsediyoruz. Aynı dönemde verilerin doğru olduğu varsayımıyla, 1970’te bir dolarla aldığınız bir mal şu anda -genel enflasyonla hesaplarsınız- 7 dolara gelmiş durumda… Dolayısıyla altın zaten enflasyondaki hareketi fazlasıyla yansıttı.

“2008’den sonra da bu konuya çok vurgu yaptım: “FED para basıyor, altın alın” söylemi çok basit, havada kalan, altı boş bir söylem. Nitekim 2011’de neredeysek şu anda da o seviyelerde bulunuyoruz. Hatta gümüşe bakarsak yarısındayız. 50 dolardı, 25 dolarlara geldi.”

Bundan sonra ne olacak? Şimdi 2013-2015’teki ‘tapering’ döneminde reel faizler yükseldiği için altın 1.900’lerden 1050’ye 1.040’a kadar düştü. O dönemde de FED’in bilançosu artıyordu. Dünyadaki Merkez Bankası bilançolarının büyüklüğü 2011’de 12 trilyon dolardı. Şimdi 30 trilyon doları geçti, altın aynı yerde. Bundan sonra eğer reel faizler artarsa altın açısından yine problem olacak. Ben FED’in enflasyon konusunda şu ekonomik görüntüde çok agresif olabileceğini zannetmiyorum. Faiz artıracaktır ama reel faizler çok hızlı artamayacaktır. “Varlık alımlarını azaltıyor” diyoruz ama Amerikan hazinesinin borçlanma ihtiyacı da önümüzdeki yıl azalıyor. Dolayısıyla FED varlık alımını azaltırken ihraç edilecek tahvil miktarı da azalacağı için piyasada FED’in alımları yine etkili olacak. Bu gözle bakıldığında altında ve gümüşte yönün yukarı olduğunu düşünüyorum ama bu ‘kaldıraçlı alın’ anlamına gelmez. Buradaki volatilite devam edecektir. Profesyonel olmayan kişilerin mümkün mertebe spot piyasada alması, kaldıraç kullanmaması en doğrusu olur.

– Buradan Türkiye özeline dönersek, her şey çok hızlı değişiyor. Onun için genel bir çerçevede dünya ekonomisinin etkilerinden Türkiye’yi yakın gelecekte neler bekliyor?

– Ben Türkiye konusunda uzman bir kişi değilim. Bu nedenle şirketimizin genel görüşleri üzerinden benim de görüşlerim oluşuyor ama şunu söyleyebiliriz: Birincisi genel olarak gelişmekte olan ülkelerden ayrışan bir para politikası uyguluyoruz. Bu önemli bir gelişme. İkincisi hangi bölgeye bağlı bir gelişmekte olan ülke olduğunuz da önemli. Amerika’ya bağlı Amerika’yla işlem yapan bir gelişmekte olan ülke Amerika daha hızlı toparlandığı için tabii daha avantajlı oluyor. Bizim Avrupa tarafı fena gitmiyor. O açıdan daha şanslıyız. Çin’in daha net yavaşladığını görüyoruz. Dolayısıyla oradaki ülkelerin de bir problemi olacak. Bu açıdan biz yine belli ölçüde korunaklıyız. Ham madde fiyatlarındaki bu yükselişler nedeniyle yatırım açısından baktığınızda, yatırımcılar ham madde üreticisi, ham madde ithalatçısı olarak gelişmekte olan ülkeleri ayrıştırmış durumda. Biz burada da maalesef iyi bir noktada değiliz. Çünkü ithal eden gruptayız. Böyle baktığımız zaman para politikası, ithalatçı grupta olmamız, -hisse senedi piyasaları ucuz bile olsa değerleme bazında- bize dışarıdan yabancı akışını çok ciddi engelliyor gibi gözüküyor. Buralardaki politikalar netleşmediği sürece de çok büyük hızlı bir toparlanma beklemiyoruz.

– Peki, kripto paralara geçmeden önce enerjiyi konuşalım isterim. Özellikle kripto paranın da ham maddesi enerji gibi düşünürsek enerji nasıl etkileyecek dünya ekonomisini?

– Enerjide yaşananların bir kısmı gerçek arz problemi ama bir kısmı da siyasi kararların neticesi… Siyasi kararların neticesi nedir? Ben buna ‘romantik çevrecilik’ diyorum. Amerika’da Demokratlar seçildi, kaya petrolünün -federal hükümetin topraklarında olan kaya petrolünün- önünü kesmeye çalışıyorlar. Çevre kirliliği, suların kirlenmesi konularındaki uygulamalarla bazı zorlaştırmalar getiriyorlar. Kesinlikle bu ulvi bir davranış biçimi ama alternatifini de hazırlamış olmanız lazım. Keza Avrupa’da da benzer şeyler gördük: “kömür santralleri kapatılsın, nükleer enerji kötü” dendi. Doğal gazda da bir baktık ki geçen yıl stoklar azaldı ve -rakamı yaklaşık söylüyorum- yüzde 90 ortalama stok olması gerekirken 72’lere düştü. Dolayısıyla orada da bir siyasi karar var. Burada da hemen devreye alabileceğiniz bir alternatif çözüm olmadığını görüyoruz. Çin tarafına bakıyorsunuz. Bir kömür krizi yaşanıyor. Çin de geçtiğimiz yıllarda Avustralya’yla yine bir siyasi kriz yaşadığı için -cezalandırmak maksadıyla- o ülkeden olan kömür ithalatını durdurmuştu. Dolayısıyla bir anda burada da bir problem oluştu. Yine çevreyi korumak için kotalar da getirmişti. Bunların bir kısmı arz problemiyse de önemli bir bölümü geçmişte yapılan siyasi tercihlerin getirdiği sorunlar… Tabii ki şu ortamda bu kadar yüksek maliyetler, şirketler için daha düşük karlar demek… Tüketiciler için de daha yüksek bir harcama, sadece benzin fiyatlarının artması bile harcanabilir gelirimizin azalması anlamına geliyor. Bu elbette iyi haber değil ama bazı ülkelere de bu bir giriş olarak gözükecektir. Petrol üreticileri veya diğer üretici ülkeler açısından bakılırsa… Bu ülkelerin dünya büyümesine verdiği katkı düşük olduğu için, nette baktığımızda enerji bir problem olarak şu anda karşımızda…

– Ve sonunda kripto varlıklar konusunda genel bir değerlendirme ve öngörülerinizi rica etsek…

– Kripto piyasası açısından bir ETF’in borsa yatırım fonunun onaylanması önemli bir gelişmeydi. Çünkü en azından bu varlık sınıfının artık giderek kabul gördüğünü gösteriyor. Fonun niteliğine baktığınızda şahsen benim istediğim tipte bir fon değil. Geçen yıl bunu petrol fonunda gördük. Yani petrol fiyatlarını takip edemeyen bir fon. Örneğin az önce altınla gümüşü konuştuk. Amerika’da işlem gören altın ve gümüş fonları birebir takip ediyor. Ama petrol fonu, petrolü takip edemiyor. O zaman bu fonun ne işe yaradığını sorguluyorsunuz. Şimdi bitcoin ETF’i de petrol fonuna benzer bir yapıda dolayısıyla niteliği sorgulanabilir. Kalitesi sorgulanabilir. Ama onay alması bence önemli bir gelişme. Bundan sonraki adım fiziki bitcoin taşıyan bir fon olacaktır. Arada Ethereum’un ben ETF’inin çıkacağını düşünüyorum. Bunlar giderek daha çok sayıda yatırımcının -küçük yatırımcı olabilir, arbitraj için bu piyasada olan yatırımcılar olabilir, ACC’nin onayını bekleyen kurumsal yatırımcılar olabilir- piyasaya gelmesi açısından son derece pozitif gelişmeler olarak bakıyorum.

Önümüzde birkaç tane hala problem diyebileceğimiz konular var. İlki özellikle Tether -stabil coinlerin en büyüğü diyebileceğimiz- ile ilgili soru işaretleri hala çok yüksek, orada bir problem olduğunu da biliyoruz. İkincisi ACC’nin hala genel kripto dünyasını regüle edeceği biliyoruz, buradaki detaylara hakim değiliz. Üçüncüsü önümüzdeki hafta sonunda FATF’ın kara parayla mücadele konusunda yapacağı yeni bir genelge açıklanacak. Oradaki detaylar yine kripto paralar açısından kritik olacaktır. Dolayısıyla takip edilmesi gerekir. Bu eşikleri atladıkça kripto varlıklar, daha yukarıya doğru gidecek. Ama bütün piyasalarda olduğu gibi “Şu varlık çok ucuz, dolar bazında çok ucuz veya FED para basıyor, altın kopacak” gibi sloganlarla gitmiyor bu piyasa. Burada da yatırımcının oturup aldığı Coin’in gerçekten bir sorunu çözüp çözmediğini, bir portföyde yer alacak nitelikte olup olmadığını önce anlaması lazım diye düşünüyorum. İkinci nokta şu: Bu Coin tartışması aslında 2017’de bitmiş olan bir tartışma. Yani o zamanlar önemliydi, Bitcoin mi alalım, Ethereum mu alalım? Şu günümüze geldiğimizde merkeziyetsiz finans artık daha öne çıkmış durumda. Çok ciddi getiriler var oraya baktığınızda. Dolayısıyla o tarafa da yatırımcıların odaklanması gerekiyor. Son olarak şunu söyleyeyim, devamlı Coin’i, merkeziyetsiz finansı vs. konuşuyoruz ama bir de bu işi yapan insanlar var. Yani o merkeziyetsiz borsayı kuran insanlar var. O Coin fikrini yaratan insanlar var. Bunları denetleyen şirketler var. Yani arka tarafta da ciddi bir yan ekonomi veya ek ekonomisi oluşuyor. Dolayısıyla özellikle genç insanların, üniversiteden yeni çıkmış insanların da o taraflarda ne yapabileceğine odaklanması gerekiyor. Alıp satmak süper, Twitter milyoner kaynıyor bu açıdan, ama bir de gerçekten böyle girişim yapabileceğiniz bir ortam var. Sadece spekülasyonu ön plana çıkartarak, o konuyu da geri plana atmamak lazım.

“Devamlı Coin’i, merkeziyetsiz finansı vs. konuşuyoruz ama bir de bu işi yapan insanlar var. Yani o merkeziyetsiz borsayı kuran insanlar var. O Coin fikrini yaratan insanlar var. Bunları denetleyen şirketler var. Yani arka tarafta da ciddi bir yan ekonomi veya ek ekonomisi oluşuyor. Dolayısıyla özellikle genç insanların, üniversiteden yeni çıkmış insanların da o taraflarda ne yapabileceğine odaklanması gerekiyor.”

– Son söz ekşi sözlükte sizi “işine aşık bir kişi” olarak tanımlıyorlar, siz kendinizi nasıl tanımlıyorsunuz?

– Çok teşekkür ederim tanımlayan arkadaşa… Her zaman şunu söylüyorum, ben aslında işe gitmiyorum, şirket bana ekstradan para veriyor çünkü dış piyasalar hakikaten çok heyecanlı ve devamlı olarak da gelişen bir yer. Maalesef bizim kendi piyasamızla karşılaştırdığınızda bizde devamlı bir harala gürele durumu var. Yeni ürünler çok zor geliyor veya dışarıdan maalesef geliyor. Ama dış piyasalar daha dinamik, daha öngörülebilir, daha derin, çok şey de öğrenebiliyorsunuz. O açıdan çok mutluyum, iyi ki dış piyasalar konusunda kariyerimi sürdürüyorum…

Volkan Karsan RöportajıFINANSGUNDEM.COM / KAZANDIRAN SOHBETLER

guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments