Küresel satış dalgası…

Dünya borsaları hazirandan beri gördüğü en sert satış dalgasıyla karşı karşıya. Pandemi sonrası yükselişte başı çeken teknoloji hisseleri satış dalgasında en çok değer kaybedenler arasında. Tesla’nın S&P endeksine alınmaması dışında satışı tetikleyen bir katalizör görmüyoruz.

Satışların ABD’nin kısa tatili öncesine denk gelmesi likidite eksikliği nedeniyle dalga boyunu artırmış olabilir. Açıklanan ekonomik verilerin (ISM, PMI, istihdam) güçlü olması geçmişte benzerini birçok defa gördüğümüz kar satışlarından birisi ile karşıya olduğumuza işaret ediyor.

ABD tahvili, altın, dolar gibi emin liman yatırım araçlarında risk iştahının bozulduğuna yönelik bir fiyatlama görülmemesi de bu görüşü destekliyor.

Geçmiş veri ABD piyasalarındaki sert satış dalgalarının genelde birkaç gün sürdüğünü, arkadan tepki alımlarının geldiğini gösteriyor. Bu defa da benzer bir gelişme olması muhtemel. Tartışılması gereken olası yükselişe teknoloji hisseleriyle mi katılalım, yoksa zaten geride kalmış hisselere mi yönelelim. Türkiye varlıkları dünyadan bağımsız kendi liginde oynuyor. Doğu Akdeniz’de tırmanan jeopolitik riskler ve rezervlerdeki erime, dünya yükselirken Türkiye varlıklarının değer kaybetmesine neden olabiliyor. Türkiye’nin enerji bağımsızlığını elde etmek için Doğu Akdeniz’de arama yapması en doğal hakkıdır. Bu nedenle ABD ve Avrupa ile karşı karşıya geleceksek bunun bedelini ödemeye hazırız. Kur artışı ve risk primlerindeki artış Türkiye’nin dış politika tercihlerini değiştirmez.

Ancak, brüt rezervlerin 4 milyar dolar kayıp ile 85 milyar doların altına, mayıs ayından beri gördüğü en düşük seviyeye gerilemesi ekonomik politika tercihlerinin değiştirilmesi gerektiğini gösteriyor. Dışardan kaynak kullanmadan genişleyici politikalar uygulamaya devam edemeyiz.

Ekonomi politika tercihlerinin değiştiğini gösteren ilk adımları görmeye başladık. Aktif oranının parametrelerinin yumuşatılması, kamu bankalarının daha rasyonel fiyatlama yapmaya başlaması, Merkez Bankasının ağırlıklı ortalama faizi %10 seviyesinin üzerine çıkarması, bu değişikliğin ilk adımlarını oluşturuyor. Mevcut adımlar kurdaki yangını söndürdü mü? Maalesef hayır. Doların dünyada değer kaybetmesine ve çoğu gelişmekte olan ülke para biriminin dolara karşı değer kazanasına rağmen Türk lirası zayıflamaya devam ediyor. Ankara ilave sıkılaştırıcı adımlar atmaya devam edecek mi? Kur ve faizler ekonomide sert inişe ve finansal istikrarsızlığa yol açmadan nerede dengelenecek? Pandemiye yönelik belirsizlikler nedeniyle eylül toplantısında politika faizinde değişiklik yapılmayacağına yönelik sinyaller alıyoruz. Ancak küresel risk iştahının bozulduğu ve Türk Lirası’nın değer kaybettiği bir senaryoda bu durum değişebilir. Ekim, kasım, aralık ayları dış borç servisinin ve kurdaki oynaklığın yüksek olduğu aylar. Bu aylarda gelecek bir dış şok Ankara’yı politika faizini doğrudan artırmak veya faiz bandını genişletmek yoluyla ilave sıkılaştırıcı adımlar atmaya zorlayabilir. 2018 yılında kur enflasyon sarmalıyla faiz artırarak savaşmıştık. Aradan geçen iki yılda net dış borç ödeyerek kırılganlığımızı bir nebze azalttık. Ancak güçlenen iç talep ve enflasyondaki yükseliş bizi yeniden faiz artırmaya zorluyor.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Bir Cevap Yazın