Hisse Geri Alma (buyback) Meselesi

Biliyorsunuz bir süredir şirketlerin kendi hisselerini geri alması (buyback-BB) konusu tartışılıyor. GS’da konu hakkında bir rapor yazarak görüşlerini paylaştı. Birkaç detayla ben de görüşlerimi paylaşmak isterim. Önce konunun geçmişine bakalım, 1930’lardan 1982 yılına kadar buyback yasadışı görülen bir uygulamaydı ve manipülasyon olarak kabul ediliyordu. 1982 yılında ise 10b-8 olarak bilinen bir düzenleme ile, ki Enron skandalı sonrası 2003 yılında revize edildi, serbest bırakıldı.

İdeal FED Bilançosu

Aşağıda FED varlıklarında ve banka kredilerinde önceki yıla göre değişimi görüyorsunuz..

Bu grafik kredi-FED bilançosunun büyüklüğü ya da rezervlerin büyüklüğü arasındaki ilişkinin zannedildiği gibi kuvvetli olmadığını göstermeye yeterli olmalı. FED’in bilançosunda yaşanacak bir daralmasının tam olarak hangi reel kanal üzerinden piyasayı vuracağına dair üzerinde görüş birliği olan bir analize de henüz rastlamış değilim.  Son dönemde en fazla konuşulan konu bilanço büyüklüğü olunca gelen sorular da FED’in hangi noktada durabileceği yönünde oldu. Hafta sonu çeşitli görüşler üzerinden gittim ve bir özet olarak paylaşıyorum.

FOMC Toplantısı

1-    Powell ne yapmak istiyor? Bu soruya vereceğim cevap tarot falına bakmakla sınırlı ancak yine de şansımı deniyorum. Önce ufak bir istatistik Eylül 2013 FOMC toplantısından sonra yayınlanan açıklama tam 798 kelimeden oluşuyordu. Aralık 2013- 867, Aralık 2014 -734 , Aralık 2015-596, Aralık 2016-535, Aralık 2017-485 ve Kasım 2018- 303 kelime. Peki krizden önceki yıllarda durum nasıldı ? Merak edenler için Aralık 2005-164 kelime… Yani FED krizden sonra kız whatsup grubu şeklinde çalışırken krizden önce annesine mesaj çeken ergen erkek modundaymış. Powell’ın son konuşmasında yapmaya çalıştığı ve “accomodative” kelimesinin de açıklamadan çıkartılması ile aslında varılmak istenen nokta bu. Kimsenin ideal seviyesini bilmeden (Phd’ler dahil) tartıştığı r*’lar, başka türlü ol(a)mazmış gibi  fwd. guidancelar, gradual hikelar vs gibi elini açık eden stratejilerden kurtularak sadece ekonomik verilere göre para politikasını belirlemek.

Türk şirketleri Avustralya macerasına hazır mı?

Geçen hafta Avustralya’nın bende bıraktığı intibaları paylaşmıştım. Şimdi Dünya Gazetesinin ruhuna daha uygun bir şekilde ekonomik konulara değinmek istiyorum.

Başkan Powell’ın önceki hafta yaptığı konuşmada ilginç bir cümle vardı: Her ülkenin ekonomisi bir noktada resesyona girer, tabii Avustralya değilseniz. Gerçekten de resesyona girmeden, ki NBER bu kavramı biraz detaylı olarak tanımlar ama ben genel kabul görmüş kaba tanım olarak ekonominin 2 çeyrek üst üste daralmasından bahsediyorum, 27 yıl boyunca büyümeyi başaran bir ülkeden bahsediyoruz. Elbette bu başarıda “doğru yerde doğru zamanda bulunmak” yani Çin ile olan ilişkiler ve Çin ekonomisi büyük rol oynuyor. Ancak bu süreci akıllıca yöneten kamu politikalarını da küçük görmemek gerekiyor.

Avustralya: Batının Teknolojisi ve Doğunun Potansiyeli-1

Avustralya’nın Ankara Büyükelçiliğinin daveti ve organizasyonu neticesinde önceki hafta ülkenin çeşitli şehirlerinde çok geniş bir yelpazede kurum ve kişilerle görüşme fırsatım oldu. Bu ve bundan sonraki birkaç makalede izlenim ve analizlerimi paylaşmak istiyorum. İlk anda aklınıza gelen “yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat” talebini ne yazık ki tam olarak karşılamam mümkün değil. Zira bazı günler 5-6 toplantı yapmak durumunda kaldık.

Petrol Piyasası

Son 10 yılda petrol piyasasını takip ettiyseniz 2 ana senaryo olduğunu görmüşsünüzdür. Önce bir noktaya kadar ekonomiye bağlı bir yükseliş ardından spekülatif bir dalganın başlaması ve gerek yatırım bankalarının gerekse Uluslararası Enerji Ajansı gibi kurumların hemen “petrol bitmek üzere, arz talebi karşılayamaz” hikayesini gündeme getirmeleri ve ardından bunun doğru olmadığının anlaşılması ile gelen sert düşüş. Son bir ayda yine bu senaryoyu aynı şekilde izledik.

Çin manipülatör ilan edilir mi?

ABD endekslerinde yaşanan satışı bir kenara koyarsak gündemin en heyecanlı konularından biri de ABD’nin Çin’i kuru manipüle etmekle suçlayıp suçlamayacağı. Trump fikrini net bir şekilde açıkladı ve Çin’in manipülatör ilan etti bile. Bu konuyu biraz daha detaylandırmak doğru olacaktır. Herkesin dört gözle beklediği ve Hazine’nin hazırladığı rapor 2015 Act olarak bilinenyasa baz alınarak oluşturulur” değerleme standartları çok nettir:

FED Bilanço Dinamikleri

Ücret artışlarında yaşanan hızlanma neticesinde piyasalar bir kez daha FED’in daha agresif bir artış temposuna girip girmeyeceğini tartışmaya başladı. 1960’larda gördüğümüz enflasyonun uzun süre düşen işsizlik oranına tepki vermemesinin ardından bir anda kontrolden çıkmasına benzer bir senaryo eminim ki şu anda da FED’in masasında duruyor. Öte yandan bazı FED başkanlarından getiri eğrisine yönelik kaygıların da üst seviyede olduğunu anlayabiliyoruz.

Lehman’ın yıl dönümünde


Bildiğiniz üzere 15 Eylül Lehman şokunun yaşandığı gün ve 10. yıldönümündeyiz. Bu konu yeterince incelendiği için detaylara değinmeyeceğim. Birinci ekte daha önce de paylaştığım ve muhtemelen başka mecralarda da karşılaştığınız bir tablo var.

Hane halkının serveti ve nominal GDP ( 100’den başlatılmış şekilde) . İki dönem göze çarpıyor olmalı. 1950-1995 arası iki çizginin birbirine paralel hareket ettiği dönem ve 1995’ten sonra hane halkı servetinin büyük dalgalanmalara giriştiği dönem. Bunlardan ilki elbette Dotcom balon ile son buluyor, ikincisi Lehman yani Konut balonu ile noktalanıyor ve nihayet üçüncüsüne doğru ilerliyoruz (henüz değil, henüz değil…)