Yeni bir ekonomi politika aracı olarak “Aktif rasyosu”

Merkez Bankası’nın zorunlu karşılık uygulamasının arkasından Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu bankaları aktif dağılımında kredinin ve devlet kağıtlarının ağırlığını artırmaya zorlayan bir düzenlemeyi hayata geçirdi.

Yeni düzenlemeye göre bankaların “Aktif rasyosunu” (krediler X %100 + Türkiye devlet tahvilleri X %75 + Merkez Bankası ile SWAP işlemleri X %50) / (Türk lirası mevduat X %100 + yabancı para mevduat X %125) %100’ün üzerinde tutması gerekiyor.

Hedef oranın altında kalan bankalar payda ile pay arasındaki farkın %5’ine kadar ulaşan ceza ödeyecekler. Hesaplamamıza göre mevduat büyüklüğü 100 milyar civarındaki bir banka aktif oranındaki 1yp sapma için 50-60 milyon ceza ödeyecek ya da varlık dağılımını hızla düzeltecek.

Olağanüstü dönemlerde olağanüstü önlemlerin alınmasını anlayabiliyoruz. Korona salgınına karşı alınan önlemler yüzünden ekonomi tahminen üç aylık bir süre için kısmen kapalı olacak. Bu süreçte şirketlerin finansmanının kesilmemesi ve genişleyici maliye politikası uygulayan devletin finanse edilmesi gerekiyor.

Piyasa koşulları içinde yapılsa verim eğrisinin dikleşmesine (faizlerin yükselmesine) yol açacak bu süreç aktif rasyosu vasıtasıyla yönetilerek tasarruf sahibinden ve bankalardan borçlu şirketlere ve kamuya bir kaynak transferi yapılıyor.

Piyasa etkisi nasıl olur kestirmekte zorlanıyoruz. Borsada işlem gören bankaların büyük çoğunluğu aktif rasyosu sınırını tutturuyor. Tutturamayan az sayıda banka muhtemelen kredi veya devlet kağıdını artırarak tutturacak.

Kısa vade için iyimser yorum. Aktif oranı %100’ün altında kalan bankaların devlet tahvili almasıyla kısa ve orta vadeli devlet iç borçlanma senetleri ve eurotahvil faizleri geriler. Küresel risk iştahı da iyileştiği için Borsa İstanbul tepki alışlarıyla yükselmeye devam eder. Döviz kuru aktif rasyosundan bağımsız bizim için sorun olmaya devam eder.

Orta vade için kötümser yorum. Piyasa ekonomisinden uzaklaşılmasını sevmeyen yabancı yatırımcı banka hisselerini ve devlet iç borçlanma senetlerini satmaya devam eder. Sattıkları tutar yerleşik yatırımcılar tarafından karşılanmaya devam eder. Portföy çıkışı kur üzerinde sınırlı da olsa baskı yapmaya devam eder.

Umarız salgının kontrol altına alınması ve ekonominin açılmasıyla birlikte uygulanan ekonomi politikaları da normalleşir. Türkiye’nin uzun vadeli büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için yabancı sermayeye (portföy girişi de dahil) ihtiyacı var.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Hasar kontrol…

 

Türkiye, küresel salgın ile 2018 döviz şokunun açtığı yaraların yeni yeni iyileştiği ve ekonominin yeniden büyüme patikasına girdiği hassas bir dönemde karşılaştı. Sosyal mesafenin artırılması, seyahatin engellenmesi ve izolasyon önlemleri hizmet sektöründe ve özellikle turizm alanında sert bir daralmayı tetikledi. İç, dış turizm ve dolaylı etkiler birlikte alındığında bu sektörün Türkiye ekonomisine katkısı %10’u, istihdama katkısı %7’yi geçiyor.

Ekonominin hassas dengeleri nedeniyle Türkiye salgına karşı ekonomiyi tam olarak kapatma yoluna gitmedi. Gıda, sağlık, lojistik, perakende gibi zorunlu alanların yanı sıra ihracata yönelik çalışan çoğu şirket üretimini düşük kapasite ile de olsa sürdürmeye devam ediyor.

Ancak en büyük iki ihracat ortağımız Avrupa (%49) ve Orta Doğu’nun (%19) derin bir durgunluk içinde olması Türkiye’nin iç talepteki kaybını ihracat ile dengelemesi şansını ortadan kaldırıyor. Türkiye’nin 2020 yılında salgın olmadan %3-3,5 civarında büyümesini bekliyorduk. Pandemi nedeniyle ekonominin üç ay kısmi kapalı olacağı varsayımıyla 2020 milli gelir büyüme tahminimizi 6 puana yakın düşürerek %2,5 daralma olarak güncelliyoruz. Son yirmi yılda bir dolu şokla karşılaşan Türkiye bu çaplı bir durgunluk ile başa çıkabilir.

Ancak salgının kontrol altına alınmasının gecikebileceği ve dolayısıyla sosyal mesafe ve izolasyon tedbirlerinin yol açacağı iktisadi kaybın artacağı bir senaryoya karşı hazırlıklı olmak ve B planını oluşturmak gerekiyor.

Ekonomi yönetimi salgının ekonomi üzerindeki etkilerini hafifletmek sosyal mesafeden etkilenen şirketlere vergi indirimleri sunan 100 milyar liralık Ekonomik İstikrar Kalkanı paketini açıkladı. Milli gelirin %2,3’ü düzeyindeki paket önden yüklemeli nakit teşviklerden çok vergi muafiyeti ve/veya ötelemesinden oluşuyor.

Paket havacılık başta olmak üzere, otelcilik, alışveriş merkezleri, otomotiv, lojistik, perakende gibi sektörlere vergi indirimi sağlanıyor. İşçi çıkarmak yerine zorunlu izin kullanımını devreye sokarken çalışanların yetersiz de olsa bir gelir elde etmesini sağlıyor.

Açıklanan paketi yeterli olmayan ama doğru yönde atılmış zorunlu bir adım olarak görüyoruz. Ekonomide durgunluğun boyutunun artması durumunda Ankara nakit harcama kısmı daha yüksek olan ilave paketler açıklayabilir.

Türkiye’nin milli gelirin %34’ü civarındaki kamu borcu ekonomik durgunlukla savaşmak için maliye politikasının gevşemesine izin veriyor. Ancak içinde bulunduğumuz zorlu konjonktür bu sürecin çok dikkatli bir şekilde yürütülmesini gerektiriyor. Bu süreçte istihdam kaybının sınırlanması, iflas mekanizmasının çalıştırılmaması ve karşılıklı yükümlülüklerin yerine getirilmesi için kamu kaynaklarının kullanılması gerekiyor.

Özel sektörün açık pozisyonunun yüksekliği Türkiye ekonomisinin Türk Lirası’nın değer kaybetmesine karşı hassasiyetini artırıyor. Türk Lirası’nın gelişmekte olan piyasalarda en düşük reel faiz veren para birimi olması sermaye çıkışını ve döviz ikamesini artırarak kırılganlığımızı artırıyor.

Küresel risk iştahının bozulduğu ve salgınla mücadelenin ekonomik maliyetinin arttığı bir ortamda finansal istikrarın korunması için Türkiye’nin bir B planına ihtiyacı var. Ankara kulislerinde bunun için iki senaryo konuşuluyor: (i) Fed ile Türkiye Merkez Bankası arasında swap anlaşması yapılması; (ii) IMF’nin açacağı likidite penceresinden Türkiye’nin yararlanması.

Bu senaryolar gerçekçi mi? Risk iştahının bozulduğu bir ortamda işe yarar mı? İlk senaryonun olma ihtimali bizce çok düşük. Olursa güzel bir sürpriz olur, seviniriz. Ama yatırım kararını bu ihtimale dayandıramayız.

İkinci senaryo Türkiye isterse daha gerçekçi gözüküyor. Ancak işe yaraması için düzgün ve inandırıcı bir programla birlikte harmanlaması gerekiyor. Bu sayede küresel yatırımcıları ikna edebilirsek küresel durgunluğun ve pandeminin ekonomimizde yol açacağı hasar daha sınırlı olacaktır.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Dünyayı durduran salgın…

Dünya bir asır önce karşılaştığı İspanyol Gribine benzer bir pandemi ile savaşıyor. Covid-19 üç ay içinde tüm dünyaya yayılacak kadar bulaşıcı ve özellikle 65 yaşının üzerindeki insanlar için öldürücü bir virüs.

Kısa vadede aşısı veya ilacı bulunma ihtimali düşük olan bu salgına karşı “sosyal mesafenin artırılması, izolasyon ve kısmi olarak ekonominin kapatılması yolu” ile mücadele etmek zorundayız.

İyi haber! Alınan önlemler sonuç veriyor…

İyi haber! Alınan önlemler sonuç vermeye başladı. Salgına karşı radikal önlemler alan Çin, Güney Kore ve Tayvan hastalığın yayılma hızını sınırlı can kaybıyla sağlık sistemlerini tehdit etmeyecek bir düzeye düşürdü.

Önlem almakta geciken ABD ve Avrupa ülkelerinde vaka sayısı artmaya devam ediyor. 65 yaş üstü nüfusun fazlalığı (ABD yüzde17, Avrupa yüzde 20) ve boş yoğun bakım yatak kapasitesinin sınırlı oluşu can kaybını artırıyor. Ölü sayısı, ölüm oranı ve Asya deneyimini kullanan matematiksel modelimiz Avrupa ve ABD’de hastalığın mayıs ayında kontrol altına alınacağını ve haziran başından itibaren hayatın normalleşeceğini söylüyor.

Kötü haber! Dünya ekonomisi durgunluğa giriyor

Kötü haber, salgına karşı alınan önlemlerin dünya ekonomisini durgunluğa sokması bekleniyor. Durgunluğun şiddeti ve süresi salgınla mücadelede sağlanacak başarıya ve ülkelerin durgunluğa karşı ne derece radikal programlar uygulayacağına bağlı olarak belirlenecek. OECD tahminine göre önlemlerin sıkı bir şekilde uygulandığı her ay büyüme 1,5 – 2 puan geriliyor. Salgının yayılmasını kontrol altına almak için üç ay boyunca ekonomilerin kısmi olarak kapatıldığı baz senaryoda küresel büyüme 4-6 puan geriliyor. Bu hesaba göre, sene başında yüzde 3 büyüyeceği öngörülen dünya ekonomisi 2020 yılında yüzde 2-3 daralıyor. Hastalığın kontrol altına alındığı ve hayatın normale döndüğü baz senaryoda 2021 yılında küresel ekonomide V şeklinde (yüzde 3- 3,5) bir canlanma görülüyor.

Salgının üç ayda kontrol altına alınamadığı ve/veya sonbaharda geri geldiği kötümser senaryoda dünya ekonomisi yüzde 4-5 geriliyor. İflasların ve işsizliğin arttığı, öngörülebilirliğin azaldığı bu senaryoda 2021 yılında ekonomide U şeklinde (yüzde 1- 2) sınırlı bir toparlanma görülüyor.

Mevcut piyasa değerlemeleri küresel büyümenin 2021 yılında U şeklinde hatta L şeklinde seyrettiği kötümser bir senaryoyu fiyatlıyor. Dibi gördüğümüz konusunda halen emin değiliz. Ancak, mali gücü yeterli ve kalbi piyasalardaki oynaklığa dayanıklı yatırımcılar bu seviyelerden deneme atışı yapabilir.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Keynes’in Piyasa Tespitleri

Günümüzde ekonomist olarak en çok bilinen isim şüphesiz John Maynard Keynes(1883-1946)’dir. Özellikle yazdığı The General Theory of Employment, Interest and Money (1936) kitabı “Keynesyen Ekonomi Teorisi”nin temellerini oluşturur ve ekonomi literatüründe bir klasiktir. Genelde az bilinen ise bu kitabın 23. kısmında insan doğası hakkında gözlemleri ve tespitlerinin yanında Keynes yatırımcılara tavsiyeler verir. Keynes kendi döneminde de çok başarılı bir ekonomist olmanın yanı sıra King’s College Cambridge’in fon yöneticiliğini yapmıştır ve bir kur spekülatörüdür.  Ciddi miktarda varlığı da bu yolda tamamen kaybedip geri kazanmıştır. Bu nedenle Keynes’in yatırım tavsiyelerini ve tespitlerini ekonomist olarak değil, -ki piyasacılar tarafından ekonomistlerin teoriye dayanan tavsiyelerinin sinir bozucu boyutta anlamsız geldiğinin farkındayım- pratik olarak batıp çıkan bir dehadan tavsiyeler olarak görmek gerekiyor.

Küresel ticaret savaşlarına rağmen piyasalar sakin

Dünya ekonomisinin devi ABD ve dış ticaret ortakları arasındaki kavga kızışıyor. ABD’nin Çin’in teknoloji ihracatına 50 milyar dolarlık gümrük vergisi getirmesi sonrası küresel dış ticaret savaşı başlaması ihtimali göz ardı edilmeyecek durumda.

Çin’e karşı verilen 337 milyar dolarlık dış ticaret açığını azaltmak ve ABD üretimini desteklemek için konulan vergiler piyasalar için sürpriz değil.  Başkan Trump seçim kampanyasından beri Çin, Kanada, Avrupa Birliği ve Kanada ürünlerine yüksek vergiler koyacağını tekrarlıyor.

Türkiye varlıklarındaki kayıplar tehdit mi, fırsat mı?

Güçlü dolar ve son yedi yılın en yüksek seviyesine çıkan ABD tahvil faizleri  risk iştahını bozarak gelişmekte olan ülke varlıklarını vurmaya başladı. Buna karşın gelişmiş ülke borsalarında henüz  bir bozulma yok.

Faizlerdeki yükselişin hızlandığı Nisan ayı başından beri gelişmekte olan ülke borsaları yüzde 5 yükseldi.  Güçlü büyüme ve şirket karları yükselen faizlerin değerlemeler üzerinde yarattığı aşağı yönlü baskıyı telafi etmiş görünüyor.

Gölge boksu can yakar mı?

Sağduyunun çılgın popülizme karşı galip geleceğine oynayan piyasalar perşembe akşamı Trump’ın sürpriz Çin hamlesiyle sarsıldı. Trump’ın 100 milyar dolarlık Çin ithalatına daha ek gümrük vergisi koymayı değerlendirdiği açıklaması sonrası Wall Street’ten dünyaya yayılan bir satış dalgasıyla haftayı kapattık.

Aslında ABD ve Çin arasındaki korumacılık savaşı tehditlerine rağmen piyasalar uzun süredir soğukkanlılığını koruyordu. Piyasalarda panik satışların sınırlı olması, olası bir gümrük vergisi savaşının ekonomi üzerindeki etkisinin sınırlı olması beklentisinden kaynaklanmıyordu.

Dünyanın gerisinde kalmak…

Federal Reserve Chair Janet Yellen visits with Mario Draghi, president of the European Central Bank, at Jackson Lake Lodge during the 2014 Federal Reserve Bank of Kansas City Economic Symposium Friday, Aug. 22, 2014, in Jackson Hole, Wyo.

Cuma günü Fed başkanı Yellen’in Jackson Hole’da yaptığı konuşmanın sonrasında piyasalardaki dalgalanma bir parça arttı. Wall Street’te doların güçlendiği, tahvil faizlerinin arttığı, borsanın gerilediği bir kapanış gördük.

Fed’in faizleri artırma sinyali vermesini satan ayılarla, faiz artışının geçmiş döngülere göre çok daha yavaş ve sınırlı olmasını bekleyen boğalar arasındaki kapışma heyecan verici boyutta değildi. Tarafl ar birbirlerini karşılıklı elenseler ile tarttılar. Yenişemeyeceklerini anlayınca zımni bir ateşkes yaptılar.

Risk primi neden düşmüyor?

561b62620f254458dcf2327e

Politika cephesinde belirsizlikler azalıyor. Binali Yıldırım’ın kurduğu 65. hükümet meclisten güvenoyu aldı. Yeni hükümetin önceliği belli. Başkanlık sistemine gitmek üzere gerekli anayasa değişikliklerini yapmak için ülkeyi referanduma taşımak. Süreç tıkanırsa ve şartlar uygun olursa erken seçim kararı alınacak. Bu süreçte büyümeyi destekleyici maliye ve para politikaları uygulanacak.

Zayıf dolar, güçlü piyasa ilişkisi ne kadar kalıcı?

maxresdefault

Dolardaki kan kaybı devam ediyor. Kasım ayında 100 seviyesini zorlayan DXY dolar endeksi Mayıs ayına 93 seviyesindeki direncini test ederek başlıyor.  Beklentilerden düşük gelen ilk çeyrek ABD büyümesi ve zayıf hane halkı harcaması faiz artış beklentisini aşağı çekerek dolardaki düşüşü destekledi.