Almanya ve Çin

Son günlerde dünya büyümesi ve finansal sistemin gidişatı açısından kritik iki gelişmeye şahit olduk. Önce daha yeni olanla yani Almanya genel secimi ile başlamak isterim. Merkel devrinin sona ereceğinin belli olması ile beraber başlayan liderlik tartışmalarının ardından CDU’nun başına Laschet geçti ve anketlerde partinin iyi bir performans gösteremeyeceği belli olmaya başladı. Nitekim secimin sonucunda da Sosyal Demokratlar belirgin bir farkla olmasa bile birinci parti olmayı başardı ve CDU İkinci Dünya Savaşından bu yana en zayıf performansını gösterdi. Daha doğrusu “sistem partileri” olarak nitelendirebileceğimiz merkez partiler tüm dünyada olduğu gibi Almanya’da da kan kaybetmeye devam ediyor.

Avrupa Birliği açısından baktığımızda kuvvetli bir Alman hükümeti olmaması temelde olumlu bir gelişme zira böyle bir hükümet mali gücü ile beraber birliğe çok daha fazla nüfuz edebilir. Seçim sonuçlarının bize gösterdiği ise parti renkleri nedeni ile trafik lambası olarak nitelendiren bir koalisyonun söz konusu olabileceği. Böyle bir koalisyonun ortakları Sosyal Demokratlar, Yeşiller ve iş dünyasına yakın bir parti olarak nitelendirilen FDP. Böyle bir koalisyon parti programlarına göre asgari ücretin artırılması, yatırımların artması için şirket vergilerinin yeniden düzenlenmesi ve elbette Almanya’nın ilk “yeşil” ülke olması gibi konuları öne çıkartacak.  Bu koalisyon cari koşullarda piyasa dostu görünse de bir çekince olarak AB entegrasyonuna soğuk bakan FDP’nin finans bakanlığını talep etmesi olarak görülüyor. Ancak koalisyon ortaklarının secim performansına göre bakıldığında FDP 3. parti olduğu için bu şansını kaybetmiş olabilir. Liberal FDP’nin olmadığı daha sol tandanslı bir koalisyon yani Sosyal Demokrat-Yeşiller-Sol koalisyonu da daha fazla kamu harcaması olarak okunduğu için olumlu bir alternatif ancak siyasi uzmanlar Sol partinin gerçek bir alternatif olarak değerlendirilmesinden ziyade FDP’yi yola getirmek için kullanılacağı görüşünde. Elbette tek alternatif bu yapı değil ve görüşmeler haftalarca ve hatta aylarca sürebilir. Ancak eskiye oranla ciddi anlamda kamu harcaması yapmaya niyetli bir hükümet olmadığı sürece hem Alman hem de AB ekonomisi zayıf performansından kurtulamayacaktır. ECB ekonominin gidişatı konusunda giderek önemini ve etkinliğini kaybediyor.

Gelelim Evergrande konusuna. Üzerinden zaman geçtiği için bu konuda söylenmemiş bir şey kaldığını sanmıyorum. Evergrande – Lehman benzetmesi sadece dikkat çekilmek için yapılan bir benzetme. Ancak önemli olan Evergrande’nin ne olacağından ziyade benzer bir büyüme modeline sahip Çin ekonomisinin bir enerji krizinin ortasında yola nasıl devam edeceği. Hızlı ve kaliteli bir büyüme döneminin ardından Çin hızlı ancak kalitesiz bir büyüme dönemine girdi. Giderek daha büyük kredi genişlemeleri ile desteklenen bu model artık sürdürülemez görünüyor. İnşaat sektörünün ekonomik büyüklüğün yüzde 25’ine geldiği bir ortamda Çin ya daha yavaş büyümeyi kabullenecek veya altyapı harcamaları ve ihracat bazlı büyüme modelini yeniden devreye alacak. Ancak her durumda daha yavaş büyüyen bir Çin bekliyorum. Bu emtia fiyatlarını, yuanın seyrini, bankacılık sektörünü, ABD tahvillerini vb her türlü varlık fiyatını etkileyebilecek bir gelişme olur. Kısa vadede gözünüz yuanın seyrinde olsun. Devasa ticaret fazlaları vererek büyüyen 2 büyük ekonomi de artık kaçınılmaz bir değişime girmeli. Aksi çok daha büyük sorunlar yaratacaktır.

Şant Manukyan

Direktör | Uluslararası Piyasalar

Bir Cevap Yazın