AIIB: Asya Altyapı Yatırım Bankası

Son haftalarda eğer başınızı döviz, faiz ve FED tartışmalarından kaldırabildiyseniz ABD, müttefikleri ve Çin üçgeninde geçen başka bir yoğun tartışma ve stratejik dansı takip etmiş olmalısınız.  İngilizce kısaltması ile AIIB yani Asya Altyapı Yatırım Bankası üzerinde kopan fırtınalar.  20 Mart tarihine kadar AIIB üyesi olan veya üyelik başvurusunda bulunan ülke sayısı 27’yi buldu.

AIIB founding members

Listede Asya’nın küçük ekonomilerine ek olarak Hindistan, Singapur, Malezya, Tayland , Pakistan gibi büyük ekonomiler de bulunurken Suudi Arabistan, Kuveyt, Ürdün gibi Ortadoğu ülkeleri de var.

Ancak asıl gürültü ABD’nin tüm çabalarına rağmen bir numaralı müttefiki İngiltere’nin bankanın kurucularından birisi olmaya karar vermesi ile koptu. Nitekim bu kararın ardından Avrupa’nın diğer büyükleri Almanya,Fransa ve İtalya da benzer bir yaklaşım sergiledi. Ve hatta ilk başta konuya soğuk bakan Avustralya bile… Askeri ve ekonomik olarak kuvvetlenen her ülkenin kendi nizamını dünyaya yerleştirmeye çalıştığını daha önce de gördük. İngilizlerin serbest ticareti desteklemek için donanmasının toplarını aksi görüşe sahip ülkelerin şehirlerine çevirdiği ortamlarda imzalanan anlaşmaları tarihte okuyabiliriz. Daha yakın geçmişte ise ABD’nin liderliğinde ve istediği şekilde kurulan IMF ,Dünya bankası ve Dünya Ticaret Örgütü örneklerini verebiliriz. O halde Çin’in bu adımı ABD hegemonyasını yıkmak üzere atılmış bir adım mı yoksa yine kendi çıkarı için ancak daha küçük hedefleri olan bir planın uygulanmaya koyulması mı? Upenn Üniversitesinden Julia Gray’in hesaplamalarına göre cari uluslararası kurumların yüzde onu aslında “ölü” ve yüzde otuz sekiz kadarı da “koma” halinde. Yani bir fonksiyonu yok. Cari yapının daha önce de değiştirilmesi yönünde adımlar gördük. Örneğin Asya Para Fonu (AMF) IMF’nin yerine önerilen bir modeldi.  Ancak bu kadar global ve çok büyük miktarda fona sahip bir kurumu kısa sürede devre dışı bırakmak mümkün olmadığından proje ölü doğru. AIIB ise Dünya bankası veya Asya Kalkınma Bankasını gerçekten de tehdit edebilir. Zira IMF’in (Çin’in payı ne zaman artacak?) yüklendiği global piyasaları düzenleme yükümlülüğünün ötesinde çok dar bir çerçevede sorumluluk sahibiler. Yeterli parasal kaynağa sahipseniz bu tip bir uluslararası banka kurabilirsiniz.

Şu anda 23 farklı örneği zaten var. Bu noktada ABD’nin itirazlarını da özetlemekte fayda var. ABD Çin’in ağırlığından dolayı söz konusu yapının yüksek standartlara sahip olmayacağını, çevre, şeffaflık ve iyi yönetim konularında yetersiz kalacağını savunuyor. Ancak asıl rahatsızlığı parayı verenin düdüğü çaldığını bilmesi.  IMF veya Dünya Bankasında  (başkanların ABD ve Avrupa arasında dağıldığını not ediyorum) ağırlığı olan Batı bunu gerektiğinde diğer ülkeleri de yanına çekmekte kullanıyor. Kendi arzuları veya zorla. Dolayısı ile Çin’in hakimiyetinde bir Yatırım  Bankası da Çin’e benzer bir kaldıraç sağlayacaktır.  Ancak politik bilek güreşinin dışında bölgenin altyapı yatırımlarına da gerçekten ihtiyacı var.  Örneğin Japonların kontrolündeki Asya Kalkınma Bankası bölgenin 2020 yılına kadar her yıl 730 milyar dolar alt yapı harcamansa ihtiyaç duyduğunu hesaplıyor. Geçen yıl bankaların bu düşük faiz ortamında sağladığı proje finansmanı S&P verilerine göre 321 milyar dolarla tarihin en yüksek seviyesine erişti. Ancak ticari bankalar pek çok ülkenin hükümet ve hukuk sistemine güvenmediğinden pek çok projeyi geri çeviriyor. İşte bu noktada Çin’in kuracağı ve önce 50 ardından 100 milyar dolar sermayeli AIIB devreye girecek. Ekonomisi yavaşlayan ancak üretim kapasitesi devasa Çin de gelişen çevre ülkeleri üzerinden kendisini de kalkındırmış olacak. Bu kez ABD’nin fazla bir şansı yok. Ya şu anda olduğu gibi tüm uyarılarına rağmen müttefiklerinin bir bir bu yeni kuruma üyeliğini seyredecek, ya başarısız olacağı umudu ile konuyu kenardan izleyecek veya diğerlerinin yaptığı gibi bizzat üye olarak olan biteni içeriden kontrol etmeye çalışacak. Şu an için ABD’nin aşırı kaygılanmasına gerek yok.

Nasıl ki  en büyük rezerv Çin’de olsa da krizde herkes FED’le dolar swap işlemine girdi cari durumda da ana kurumların kontrolü ABD’nin elinde. Ancak uzun vadede bilirsiniz her büyük yolculuk küçük bir adımla başlar. Çin’in silahlı gücünde falan değil  doğal olarak var olan üretim gücü ve büyük piyasası nedeni ile çevre ülkeleri kendi kurallarını koyacağı bir ekon-sisteme bağlaması kaçınılmaz.  ABD Trans-Pasific tarzı bir yapıyı derhal  başarılı bir şekilde devreye alamazsa bu trend daha da hızlı bir şekilde gelişecektir.

Şant Manukyan
Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senetleri ve Türev

mail rapor altA� TEFAS

Bir Cevap Yazın