Ağustos fırtınası

Ağustos ayı Akdeniz coğrafyasında fırtınalarıyla meşhurdur. Genelde uzun sürmeyen ama yıkıcı etkisi olan fırtınalar görülür. Küresel piyasalarda son dönemde yaşanan oynaklık ağustos ayında benzer bir fırtınanın görülebileceğine işaret ediyor.

Dünya piyasalarındaki iyimser hava bozmaya başladı. ABD ve Avrupa borsaları temmuz ayındaki kazançlarının önemli bir kısmını ayın son haftasında geri verdi. Küresel sermaye ABD tahvilleri ve altın gibi emin liman olarak gördükleri yatırım araçlarına yöneliyor.

Risk iştahını baskılayan temel gelişme salgının kontrol altına alınamaması. ABD, Hindistan, Brezilya gibi yüksek nüfuslu ülkelerde vaka sayısının artmaya devam etmesi V şeklinde toparlanma senaryosunu zora sokuyor. Avrupa, Japonya, Çin’de ikinci dalga işaretinin görülmesi risk iştahını bozan bir diğer neden.

İkinci dalga konusundaki görüşümüzü biliyorsunuz. Ekonomilerin açılmasına paralel salgının yeniden hızlanmasını kaçınılmaz görüyoruz. Aşı geliştirilmeden ve/ veya çok etkili bir ilaç tedavisi bulunmadan salgını tam olarak kontrol altına almak mümkün değil.

Temmuz ayından itibaren ABD ekonomisinde görülen yavaşlama işaretleri U şeklinde toparlanma senaryosuna dönülme ihtimalinin arttığını gösteriyor. Salgını kontrol altına aldığına inandığımız Avrupa ekonomilerinde bile vaka sayısının yeniden artmaya başlaması önümüzde inişli çıkışlı bir yol olduğunu gösteriyor.

Risk iştahının bozulmaya başlaması Türkiye gibi kırılgan piyasalar için iyi haber değil. Küresel risk iştahı güçlüyken piyasalardaki yükselişe katılamayan Türkiye varlıklarının risk iştahı bozulduğunda en çok değer kaybedenler arasında yer alması hiç de hayra alamet değil.

MSCI Türkiye temmuz ayında yüzde 8 kaybettirerek gelişmekte olan piyasaların yüzde 16 gerisinde kaldı. Banka hisselerindeki yabancı satışı ve kredi işlem yapan yerleşik yatırımcıların pozisyon azaltması Borsa İstanbul’daki satışların sertleşmesinde etkili oldu.

Küresel dalgayla benzer durumdaki gelişmekte olan ülkelere göre 200 baz puan kadar düşük reel faiz verdiği bir konjonktürde karşılaşan Türk Lirası en çok değer kaybeden gelişmekte olan ülke paraları arasında yer alıyor. Ülke risk primini ölçen CDS cephesinde de benzer bir tablo görülüyor.

Salgına karşı göreceli başarılı mücadeleye ve ekonomideki V şeklinde toparlanmaya rağmen Türkiye varlıkları dünyaya göre neden daha çok kaybettiriyor. Bu sorunun cevabı salgın sonrası uygulanan genişleyici politikalarda kantarın topuzunun kaçırılmasında yatıyor.

Eşanlı olarak uygulanan genişleyici maliye ve para politikaları ve banka bilançolarını ekonomi politika aracı haline getiren aktif oranı Türkiye ekonomisinde arzu edilenden daha hızlı bir canlanmaya neden oldu.

Bölge ülkelere göre daha güçlü toparlanma nedeniyle bozulan cari denge ve finansal baskılamanın tetiklediği portföy hareketleri rezerv kaybını hızlandırarak Türkiye’ye yönelik risk iştahının bozulmasına neden oldu.

Durumun ciddiyetinin farkında olan Ankara, haziran ayında faiz indirim döngüsünü sonlandırdı. Kamu bankaları kredi faiz oranlarını hafif yukarı çekti. 2020-2021 enflasyon tahminlerini yukarı çeken Merkez Bankası bundan sonraki adımın faiz artışı olabileceği sinyalini verdi. Açık piyasa işlemlerinin daraltılması ve aktif oranının parametrelerindeki değişikliklerle sürecin destekleneceğine inanıyoruz.

Gerek salgına karşı başarılı politikasıyla gerekse ekonomideki dinamik toparlanmasıyla Türkiye varlıkları bu seviyeleri hak etmiyor. Dip seviyeye gerileyen MSCI Türkiye / MSCI GOÜ, XBANK / XUSIN oranları borsadaki düşüşün alım yönünde ve banka ağırlığını artırarak kullanılmasını söylüyor.

Ancak satışın sertliği bizi ne olduğunu anlayana kadar beklemeye zorluyor. Yükselişe katılan ve 1.170-1.175 seviyelerini zarar durdur olarak kullanan yatırımcıların yeni pozisyon açmadan ağustos fırtınasının bittiğini ve borsanın döndüğünü görmelerinin daha doğru olacağına inanıyoruz.

Serhat Gürleyen
Direktör | Araştırma

Bir Cevap Yazın