Türkiye’de Yatırımcı Sayısı Neden Artmıyor?

Son yıllarda sermaye piyasalarına dair en çok tartışılan konulardan biri Türkiye’de yatırımcı sayısının artmadığıdır. Pay senedi yatırımcı sayısının yıllardır 1.000.000-1.100.000 arasında kalması ve uzun bir geçmişi olmamasına rağmen özel sektör borçlanma araçları yatırımcı sayısının ise 160.000-200.000 arasında olması, bu tartışmaların haklılığını ortaya koyuyor. Varant gibi yeni ürünlere ilgi gösteren yatırımcı sayısı ise maalesef geleneksel yatırım araçlarıyla karşılaştırılamayacak kadar düşük seviyede.

Tasarruflarını sermaye piyasalarına yönlendiren yatırımcı sayısının artmıyor olmasının nedenleri için aslında pek çok tespit ve analiz yapılabilir. Ancak, bu yazıda özellikle Türkiye’nin genelini ilgilendiren nedenleri basit bir şekilde ortaya koyarak resmin daha kolay görülmesini sağlayamaya çalışacağım. Sıralayacağım başlıkların önem sıralarına göre dizildiğini düşünmek doğru olmayacaktır; çünkü bu değerlendirme biraz da hangi açıdan bakıldığına ve okuyucunun önceliklerine göre farklılık gösterebilecektir.

  • Tasarruf seviyesinin düşüklüğü: Türkiye’de sermaye piyasalarının arzu edilen seviyede gelişemiyor olmasının nedenleri arasında sanırım ilk olarak tasarruf oranının düşük olması akla gelir, en azından talep yönlü nedenler arasında. Çok kısa bir süre önce toplantı yaptığım Finansal Planlama Standartlar Kurulu (FPSB) başkanı bir an için “tasarruf oranının düşük oluşunun nedeni tüketimin yüksek olması mı?” şeklinde bir soru yöneltti. Tüketim elbette fazla ama bana göre bizim örneğimizde sebebi öncelikli olarak gelir seviyesinin düşüklüğü ve bu gelirin de adil dağılamamasıdır. Türkiye’de tasarruflarının GSYH’ya oranı -15 aralığı gibi düşük bir seviye ile dünya ortalamasının oldukça altındadır. Bu şartlarda yüksek oranda sürdürülebilir büyümenin sağlanması ve daha da önemlisi yaratılan değerin adil bir şekilde dağılması esastır. Aksi halde sermayenin tabana yayılması asla mümkün olmayacaktır.
  • Finansal okur-yazarlık seviyesinin düşüklüğü:  Sosyo-ekonomik açıdan belirli bir çizginin üzerinde olan ve belirli bir birikime sahip olan kişilerin bile belki de önemli bir kısmı finansal okur-yazar olarak değerlendirilemiyor. Basit bir şekilde, sermaye piyasası araçlarının risk ve getirilerinin ne olduğu ya da nbso online casino reviews ortaklık/alacak hakkı verip vermediği gibi konularda dahi makul seviyede bilgi sahibi olunmadığını görüyoruz. Böyle bir farkındalık seviyesindeyken tasarrufların sermaye piyasalarına yönlendirilmesini beklemek de biraz iyimser bir yaklaşım oluyor.

 

  • Yüksek faiz ortamı: Çok uzun yıllar maruz kalınan yüksek enflasyon ve yüksek kamu borçlanma gereği, faiz oranlarının yüksek seviyelerde seyretmesine neden olmuştur. Bu durum ise sadece tasarruf sahiplerinin sermaye piyasalarına karşı mesafeli durmalarına neden olmakla kalmayıp, aynı zamanda ve daha da tehlikeli olarak, bu mesafeli duruşun bir alışkanlık haline gelmesine neden olmuştur. Zaman içinde Merkez Bankası’na, kanunla bağımsız politikalar icra etme yetkisinin verilmesi, makro-ekonomik göstergelerin düzelmeye başlaması ve kamu borçlanma gereğinin önemli oranda azalmasıyla, Türkiye’de faiz oranları da gerilemiştir. Özellikle 2013 yılının ilk altı aylık döneminde cazibesini kaybeden faiz oranları, bugün itibarıyla yeniden ve maalesef sermaye piyasalarına rakip durumuna gelmiştir.

 

  • Piyasaya olan güvenin zayıf oluşu: Türkiye’de yaşanan finansal krizler, siyasi istikrarsızlıklar, yatırımcı haklarının yasal düzenlemelerle yeterince güvence altına alınamaması, gerçek anlamda şeffaf olmak istemeyen şirketler ve bilgi suistimali ile piyasa bozucu eylemlerle özellikle küçük tasarruf sahiplerinin zarar görmesine neden olmuştur. Bu koşullar nedeniyle tasarruf sahiplerinde meydana gelen güvensizlik duygusunun yerini güven duygusuna bırakması da kolay olmuyor.       

 

  • İşlem gören pay ve diğer sermaye piyasası araçlarının hem sayı hem de likidite bakımından zayıf oluşu: Borsa İstanbul Pay Piyasası Ulusal Pazar’da işlem gören “pay” sayısının Mart 2014 itibarıyla GYO ve girişim sermayesi şirketleri dahil sadece 263 olduğunu biliyor muydunuz?   Halbuki ilk bakışta bu rakam varantlar hariç 438 olarak görülür ve bir de çok makbulmüş gibi her yerde dile getirilir. Aslında, bu rakama Borsa Yatırım Fonları, İkinci Ulusal Pazar, Gözaltı Pazarı, GİP ve SİP şirketleri de dahildir. Buna göre tasarruf sahipleri açısından bakıldığında, payları Ulusal Pazar’da işlem gören şirketler içinde dahi istikrarlı bir şekilde kar eden, temettü dağıtan ve kurumsal yönetim ilkelerini benimsemiş kaç şirket vardır sizce?

Belirttiğim bu durumlardan sonra durumun ciddiyetini şu şekilde özetleyerek bu konuya son vereyim; yazının girişinde belirttiğim ve yıllardır 1.000.000-1.100.000 arasına demir atmış olan pay senedi yatırımcı sayısının �’ini maalesef 10.000 TL ve altı bakiye sahibi yatırımcılar oluşturuyor.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Ozan Altan hakkında

Özel Yükseliş Koleji’ndeki orta öğrenimini takiben, lisans ve yüksek lisans eğitimini Anadolu Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat ana bilim dalında tamamladı. 2002 yılında İş Bankası’na katılan Ozan Altan, 2004 yılında İş Yatırım’da göreve başladı. Borsa ve Acente Hizmetleri Müdürlüğü’nden sonra Mevzuat ve Uygunluk Müdürlüğü’nün kuruluş çalışmalarında yer aldı. Şirketin halka arzıyla birlikte 2007 yılında Yatırımcı İlişkileri Müdürlüğü’nü kuran ve halen birim yöneticiliği görevini sürdüren Ozan Altan, aynı zamanda şirketin Kurumsal Yönetim Komitesi üyesidir.
Bu yazı Yatırımcı İlişkileri kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir