Trump ve Ticaret

22trumpbizsub-articlelarge

Noel nedeni ile piyasaların kapalı olmasından faydalanarak Trump’ın dış ticaret yaklaşımı üzerine kısa bir analiz paylaşmak istiyorum. Başkanlığı kazanması ile beraber bir anda en çok kullanılan kelimeler arasına giren “ticaret savaşları” akla hemen Smoot-Hawley yasasını getiriyor. Tarım sektörünü ithalattan korumak için atılan adımların bir anda pek çok sektörde gümrük duvarlarının yükseltilmesi ile son bulan yasanın 1929 depresyonuna olan katkısı halen tartışılır (ve gerçekte iddia edildiği kadar bir katkısı da olmamıştır)

2012-13 gibi “kur savaşları” deyiminin, ki öyle bir savaş yoktu, popüler olduğu günlerde yaptığım sunumlarda aşağıdaki tabloları kullanarak 1930’lara paralellik kurmanın o kadar da basit olmaması gerektiğini paylaşıyordum. O döneme fazla değinmek istemiyorum ancak 3 tablo paylaşacağım. Birincisi 1923-38 döneminde 10%’dan büyük devalüasyon sayısı ve gerçekleştiren ülkeler.

deval

2. Grafik gümrük vergisinin çeşitli dönemlerde seyri…

gu%cc%88mru%cc%88k-duvarlari

3. Grafik de ticaret hacminin seyri. Muhtemel Smooth-Hawley ve 1929 benzetmelerini yine çok duyacaksınız. İçeriğini kontrol etmekte fayda var…

ticaret

Gelelim Trump’ın yaklaşımına. Buradan sonra yazacaklarım Trump ekibinin hazırladığı dokümanları (global tedarik zinciri vs konularına pek girmemişler veya bugüne kadar o konuya değinen bir Trump çalışması görmedim)   baz alarak yazıldığından mantıklı veya doğru olup olmadıklarına değinmeyeceğim. Onların gözünden dünyaya bakmaya çalışıyoruz. Ana taslak geçen hafta ticaret konusunun başına geçen Peter Navarro ve yine yönetimde bulunan Wilbur Ross tarafından yazıldığı için ciddiye almaya mecburuz.

Trump yönetimine göre Çin’in 2001 yılında DTO’ya kabul edilmesine kadar her şey doğal akışı içinde hareket ediyordu. Ancak Çin’in de örgüte katılması ile 1999-2003 döneminde ABD’den Çin’e olan doğrudan yatırımlar ortalama 1.6 bn dolar düzeyinde seyrederken 2004-2008 döneminde rakam 6.4 bn dolara çıktı. ABD mal ticaretinde 800 bn dolar eksi verirken hizmetlerde de 300 bn dolar artı veriyor. Yani 500 bn dolarlık bir ticaret açığı söz konusu. Bu açık küçüldüğünde Yeni Normal olarak tanımlanan 2-2.5% aralığında büyümenin de eski seviyeleri olan 3-3.5%’e taşınması söz konusu olacaktır. Aradaki fark hem 2 mn yeni istihdam hem de  imalat bazlı istihdamdan bahsettiğimiz için yüksek ücretler anlamına geliyor. 1977 yılında imalat istihdamının payı 22% olurken şu anda 8% ve bunu sadece otomasyona bağlamak doğru olmaz. Almanya veya Japonya gibi otomasyonda ileri aşamalardaki ülkelerde imalat istihdamının oranı 20% ve 17% seviyesinde seyrediyor.

Bu noktada sorunlardan bir tanesi olarak 35%lik kurumlar vergisi görünüyor. Oranın yüksekliği şirketlerin ABD’den kaçmasına neden oluyor. GOP’un vergi tasarısından aldığım veriye göre 1960 yılında dünyanın en büyük 20 global şirketinin 17’si ABD’de genel merkeze sahipken 2015’te sayı sadece 6. Trump’ın önerisi 15% vergi, GOP’un önerisi ise 20%. Aynı zamanda parti vergilendirmenin karın oluştuğu veya şirket merkezinin bulunduğu bölgeye bağlı olarak değil satış gerçekleştiği bölgeye göre olmasını savunuyor. Yani ithalatçı ve ihracatçı 2 şirketin “karı” farklı vergilendirilecek.

Gelelim bir anda kontrolden çıkması muhtemel çatışma konusuna. VAT yani KDV ve WTO yani DTO kuralları. Normal koşullarda X ülkesi Y ülkesine bir ihracatta bulunduğunda KDV gümrükte geri ödeniyor olsa da Y ülkesinin uyguladığı KDV ile yerel bir ürün ve ithal ürün arasında vergilendirme açısından bir fark olmuyor. Dolayısı ile DTO açısından milli üreticiyi desteklerken yabancı üreticiyi kösteklemek gibi bir durum söz konusu değil. Bu arada ABD’de bizde ve dünyanın pek çok ülkesinde olduğu hali ile federal bir  KDV yoktur. Şirketler açısından KDV herhangi bir rekabet avantajı yaratmazken kurumlar vergisi daha düşük olan şirket her 1 dolardan daha fazla kar edeceğinden teorik olarak daha da fazla yatırımda bulunabilir ve istihdam sağlayabilir.

Cumhuriyetçilerin ve Trump’ın bu konuda birbirinden biraz farklı ama hedefi aynı olacak şekilde bazı teklifleri var. Örneğin:

ABD menşeli bir şirketin 1 dolarlık üretiminin 60 centi maliyet daha doğrusu işgücü maliyetinden kaynaklanıyor olsun. Bu durumda yurt içinde üretim yapan bu ABD’li şirkete uygulanacak vergi (KDV veya adı her neyse) kalan 40 cent üzerinden olmalı. 20%lik bir KDV uygulandığını var sayalım. Satış fiyatınıza yansıttığınızda 1.08 dolar olacaktır. İthal bir üründe ise vergi tam fiyat üzerinden işletileceğinden 1.20 dolara yükselecek.  Bu tip bir vergilendirme doğal olarak ABD’li üreticiyi yeniden yurt içine çekerken istihdama da ciddi bir destek verecektir. Ancak yukarıda paylaştığım örneğe oranla çok farklı olduğunu zaten görüyorsunuz. Bu durumda WTO ile çatışma kaçınılmaz. Bu noktaya aşağıda değineceğim.

Trump’ın teklifine geçmeden önce Trump ekibinin DTO’ya bakışına bir göz atalım. 1995’te kurulan ve 164 üyeye sahip örgüt IMF veya diğer 2DS yapılanmalarından farklı olarak her üyenin eşit söz hakkına sahip olduğu bir yapıya sahip. Ve bu durum ABD’nin hoşuna gitmiyor… ABD’de KDV yerine gelir vergisi uygulamasının yürürlükte olması ve fakat pek çok diğer üye ülkede KDV uygulaması olmasını haksızlık olarak görüyorlar. Öyle ki Almanya’da 19%, Çin ve Meksika’da 17% ve 16% olarak uygulanan KDV söz konusu ülke ihracatçılarına geri ödenirken ABD’li bir ihracatçının ürünü pazara girdiğinde uygulanıyor.  Bu durumda ABD’den değil de Çin’den ihracata girişmek bir ABD şirketi açısından da daha karlı. Aksi durumda bir ABD şirketi ör. Danimarka’nın sosyal harcamalarına katkıda bulunuyor.

meksika

Yukarıda ABD-Meksika ticaret dengesini görüyorsunuz 1993 yılına kadar denge “ dengede”  NAFTA sonrası ile ABD aleyhine patlıyor. Bu sırada NAFTA öncesi 10% olan KDV anlaşma ile beraber önce 15% sonra 16%’ya yükseltiliyor. Böylece ABD’li üretici Meksika’ya kayıyor, karı daha da artıyor ancak ABD işçisi açısından işler daha da kötüleşiyor ( Trump’ın kampanyasında vurguladığı bu noktayı ister popülizm ister yabancı düşmanlığı olarak değerlendirir ABD orta sınıfına hitap eden bir söylemdi ve Clinton ile NYT konunun farkında bile değildi.)

Cumhuriyetçiler ve Trump hükümetinin tartıştığı çözümlerden bir diğeri de yatırımlarınamortize edilmesinin zamana yayılması uygulamasının sona erdirilerek hemengerçekleştirilmesi. Ve aynı zamanda faiz ödemeleri de masraf olarak muhasebeleştirilmeyecek. Böylece yatırımın finansmanı borçtan çıkartılarak sermaye piyasalarına yönlendirilecek yani “equity over debt financing” .

Normal koşullarda “vergi” tüketim alışkanlıklarını değiştirmediği sürece ticaret açığı gibi yapısal bir sorunu çözemez. Yukarıdaki uygulamalara geçildiğinde bir süre sonra ABD doları değer kazanmaya başlayacak ve ithal ürünler ucuzlayacağı için yeniden talep görecektir.  Aslında aynı durum ticaret açığı verdiği için ABD dolarının zayıflaması şeklinde de vuku bulmalı (sene başında Euro’nun değer kazanacağını iddia eden analizlerin temelinde de bölgenin cari fazla veriyor olması vardı)  . İşte bu noktada Prof. Navarro 10 yılı aşkın süren bir ticaret açığının nasıl dengelenemediği sorusuna cevap arıyor. Zira serbest kur rejimi açık ticarete konu olan iki ülke arasındaki yapısal farklılıkları yansıtmalı ve bir noktada ticaret açığı sona ermeli (değer kur değer kaybedeceğinden). Ancak 1- Kur manipülasyonu (ki bunu Çin’e söylüyor ancak Almanya’nın EB üyelerini sömürdüğünü de yazmış) 2-Merkantalist ticaret politikaları 3- ABD aleyhine dizayn edilmiş olmasına rağmen imzalanmış (kim imzalıyor? Tabii ki Bill Clinton ve Demokratlar) ticaret anlaşmaları nedeni ile standart ekonomi denklemleri çalışmıyor.

Özetle Trump ve GOP’un ticaret konusuna yaklaşımı ve düşünceleri bu şekilde. Göreve gelir gelmez executive orderla 5% ithalat vergisi uygulamaktan yukarıda paylaştığım daha komplike kurallara kadar bir sürü tasarı masada duruyor. Benzer bazı vergiler ör. 1971 yılında uygulanmaya koyulmuş olsa da 2002 yılında WTO baskısı ile kaldırılmıştı. Bu kez WTO neden farklı davransın ki?

Trump ekibine göre zaten ABD aleyhine bir ticaret savaşı yaşanıyor. ABD dünyanın en büyük ithalatçısı ve 3. büyük ihracatçısı olduğuna göre tüm ticaret anlaşmalarını ve WTO kurallarını tartışmaya açabilir ve yeniden düzenlenmesini sağlayabilir. Bu iyi ve hepimizin umduğu senaryo. Şayet gerçekleşmez ise yeni vergilendirmeler vs uygulamaya koyulabilir ki o zaman zaten krizden sonra çok düşük bir hızda büyüyen global ticaret darbe alabilir. Ancak Trump özellikle Çin Komünist Partisinin cari ekonomi dinamiklerinde bunu göze alamayacağını düşünüyor.

Genel hatları ile yukarıda bahsettiğim uygulamaların nasıl bir etki yaratacağı tartışmalı. Örneğin DB paylaştığı bir raporda Dolar pozitif ve enflasyonu yükseltici bir etkiden bahsederken Prof. Navarro söz konusu politikanın istihdam yaratacağını, yatırımlar üzerinden verimliliği artıracağını ve diğer uygulamalar sayesinde (enerji vs) alım gücü artışı ve daha düşük fiyatlar söz konusu olacağını iddia ediyor.

Kalıcı enflasyon konusu üzerine daha fazla çalışmak gerek (Walmartta fiyatların yükseleceği kesin) ama Dolarda kuvvetlenme konusunda ben de hem fikirim.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senedi ve Türev

unnamed

Şant Manukyan hakkında

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde lisans eğitimi alan Şant Manukyan, yüksek lisans programını da Cornell Üniversitesi MBA dalında tamamladı. 2002 yılında İş Yatırım Uluslararası Piyasalar bölümünde göreve başlamış, 2007 yılında Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı görevine getirilmiştir. Global Stratejist olan Şant Manukyan, Kasım 2012 itibariyle de Uluslararası Piyasalar Müdürü konumunda görevine devam etmektedir. Global ekonomik durumun yatırımcılara yansıtılarak yabancı hisse senedi, foreks ve emtia stratejilerinin belirlenmesinden ve bu stratejilere yönelik yatırımcı tavsiyeleri oluşturulmasından sorumludur.
Bu yazı Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir