MÖ 600’den Günümüze Pamuğun Yolculuğu

Genelde “rulonun sonu dışarı mı, yoksa içeri mi dönük olmalı?” tartışması sayesinde gündeme gelen tuvalet kağıdı (dışarı dönük olmalı zira patent öyle alınmış), aslında hayatımıza M.Ö 550 tarihi civarına girmiş bir buluş.

Yazılı ilk kaynak Bürokrat ve Akademisyen Yan Zhitui’nun “…üzerinde Beş Klasiklerden cümleler, yorumlar veya isimler olan kağıtları tuvalette kullanmaya cesaret edemem” cümlesi. Bahsi geçen Beş Klasikler, Konfüçyüs felsefesinin temelini oluşturan “4 Kitap ve Beş Klasikler”in Klasikleri. Ancak konumuz tuvalet kağıdından ziyade o tarihlerde pamuk kullanılarak üretiliyor olması. Benzer tarihlerde Heredot da yazılarında “Hindistan’da bitkilerde büyüyen ve koyun yününden daha güzel bir yün” olarak pamuktan bahsediyor.

“Pamuk gibi adam”, “pamuklara sarma” gibi deyimler, “bir kilo pamuk mu yoksa bir kilo demir mi önce yere düşer?” tarzı ergen esprilerine konu olan ve her zaman yumuşaklığına atıfta bulunulan pamuk, Inka İmparatorluğu’nda “zırhlarda” kullanılırdı. Yani başta kalbimizi olmak üzere, diğer iç organlarımızı da kılıç ve ok darbelerinden koruyordu. Özelde İspanyollar, genelde ise Avrupa kıtası o dönemde çeliği kullanarak sert mamuller üretmekte uzmanlaşmıştı. Inkalar ise, örümcek ağına benzer bir şekilde, esneklik üzerine yoğunlaşıyordu. Öyle ki, kıtayı keşfeden Kolomb’unkine yakın büyüklükte gemileri sadece saz kullanarak inşa edebiliyorlardı. Gerek Aztekler, gerekse Inkalar kıyafetlerinin arasına 2 parmak kalınlığında sıkıştırılmış ve salamura edilmiş pamuk monte ederek o dönemde batılıların kullandığı zırhlara oranla daha hafif, ısı sağlayan ve esnek zırhlara sahipti ve bu savaşta avantaj sağlıyordu. Öyle ki, İspanyollar kıtayı işgale başladığında bir süre sonra bu zırhları tercih edecekti. Tabii bunda söz konusu imparatorluklarda ateşli silahlar veya batılı anlamda kılıçların kullanılmaması da bir etken. Azteklerin kullandığı pamuk bazlı bu zırh “ichcapuipilli” olarak adlandırılır ve en ölümcül savaşçı adlı programda test edilmiştir. İzlemek isterseniz video burada. (33. Dakikadan itibaren)

Pamuğun insan vücudunun dışı ile olan birlikteliğini bir süre için unutup içerisi ile nasıl bir ilişkisi olabileceğine de değinmek isterim. Evde, plajda veya herhangi bir yerde kesinlikle denenmemesi gereken pamuk diyetinden bahsediyorum. Meyve suyu veya çorbaya batırıldıktan sonra mideye indirilen ve böylece kilo verileceği iddia edilen bir diyet.  İç organları kilitleyerek ölümlere neden olan bu diyete karşı pek çok uyarı yapılmış olsa da çok sayıda insan denedi.

Pamuğun insan ile olan ilişkisine baktık, şimdi de insanlık ile olan ilişkisine bakalım. Bu kez elbette ekonomik değeri üzerinden. 1793’te pamuk ayıklama makinesinin icadı ile özellikle Güney eyaletlerinde kölelik şekil değiştirdi. Daha önce ürünü tarladan kaldırma ve ayıklama için kullanılan köleler, bu gelişmenin ardından tarlalarda daha fazla ürün elde etmek için zorlandılar. Güney eyaletleri bir anda daha da zenginleşti. Öyle ki, Frank Owsley “Kölelik Konfederasyonun yapı taşı ise pamuk temelidir. İçeride ekonomik ve sosyal yapı pamuk üzerine kuruluydu. Dışarıda ise Avrupa’nın güney eyaletlerinden gelecek ürüne mahkum olduğu bilindiği için diplomasi.” şeklinde bir tespitte bulunmuştur.

ABD İç Savaşı’ndan önce dönemin tekstil merkezi ve süper gücü olan İngiltere’de kullanılan 800 milyon pound pamuğun 77%si ABD’den daha doğrusu güney eyaletlerinden geliyordu.  İngilizler Mayıs 1861’de iç savaşta tarafsız kalacaklarını açıkladığında kendisi de eski bir üretici olan Konfederasyon başkanı Jefferson Davis “Pamuk Kraldır” diplomasisini devreye soktu. Başkan ve kabinesi pamuk ambargosu uygulandığı taktirde İngiltere’nin kendilerini tanıyacağı ve ardından diğer Avrupa güçlerinin de devreye gireceğini düşünüyordu. İlk aşamada 2.5 milyon balya pamuk yakılarak arz kısıntısına gidildi. 1860’larda 3 milyon balya olan ihracat bir anda binlerle ifade edilen seviyelere düştü. Ancak Konfederasyon bir hesap hatası yapmıştı. 1850-60 döneminde talepten daha fazla pamuk sattıkları gibi İngilizler iç savaşı ön gördükleri için 1 milyon balya civarında bir stok taşıyordu. Bu sayede İngiliz tekstil sektörü 1862 sonuna kadar dayandı ve arz sorunun etkilenmedi.

Ancak kıtlığın devreye girmesi ile beraber 1860’da bir poundu 10 sent olan pamuk 1863-64 yıllarına girdiğimizde 1.89 dolara çıkmıştı. Bu gelişme finansal inovasyonu de beraberinde getirdi. Adını ihraççı bankadan alan Erlanger bonoları Konfederasyon’un 20 yıl vade ve 7% getiri ile Fransa piyasasında 3 milyon pound veya 75 milyon Fransız Frank borçlanmasını sağlıyordu ama asıl özelliği ödemeyi sabit bir fiyattan pamuk olarak da alabilme alternatifi olmasıydı. Ancak savaş Konfederasyonun aleyhine döndüğünde yatırımcılar ellerinde belki de tarihin en ünlü junk bonolarından birini tutuyordu.

Kader Pamuk Krizini, bu kez daha barışçıl ve çok şükür ki köleliğin olmadığı bir dönemde, yeniden karşımıza çıkardı. 1. Dünya Savaşı öncesinde 15-17 milyon balya arası değişen ABD üretimi 1923 yılına geldiğimizde 10 milyon balya civarına düşmüştü. O sırada dünyanın talebi ise iyimser rakamlarla en 12 milyon balyaydı. Ardından 1929 krizi ile 1933 yılında pamuk fiyatları 5.5 sente geriledi. Ancak sanılanın aksine ilk pamuk vadelileri batı borsalarında ortaya çıkmadı. Gayrı resmi olarak 1849 ve resmi olarak 1861 yılında İskenderiye Mısırda Pamuk vadeli piyasaları kuruldu. Amerika Birleşik Devletlerinde ise ilk işlem 1 ekim 1870 yılında yapıldı. 1 DS ve 1933 Banka Krizi dönemleri haricinde kontratlar her zaman işleme açık kaldı ve 1920 yılından bu yana da istisnasız WSJ’de fiyatı paylaşılan 3 finansal varlıktan biridir. New Orleans , Liverpool borsaları ise zamana teslim oldular ve kapanmak zorunda kaldılar.

Şant Manukyan

Direktör | Uluslararası Piyasalar

Şant Manukyan hakkında

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde lisans eğitimi alan Şant Manukyan, yüksek lisans programını da Cornell Üniversitesi MBA dalında tamamladı. 2002 yılında İş Yatırım Uluslararası Piyasalar bölümünde göreve başlamış, 2007 yılında Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı görevine getirilmiştir. Global Stratejist olan Şant Manukyan, Kasım 2012 itibariyle de Uluslararası Piyasalar Müdürü konumunda görevine devam etmektedir. Global ekonomik durumun yatırımcılara yansıtılarak yabancı hisse senedi, foreks ve emtia stratejilerinin belirlenmesinden ve bu stratejilere yönelik yatırımcı tavsiyeleri oluşturulmasından sorumludur.
Bu yazı Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir