Kapitalizmin Krizi Üzerine-1

Krizin en şiddetli döneminde her zaman olduğu gibi ne olacağını söyleyecek bir “kahin” arama işine giren piyasa Marx’a sarılmıştı. Hiç bir çalışmasında böyle bir analizi olmamasına rağmen   “Owners of capital will stimulate the working class to buy more and more of expensive goods, houses and technology, pushing them to take more and more expensive credits, until their debt becomes unbearable. The unpaid debt will lead to bankruptcy of banks, which will have to be nationalised, and the State will have to take the road which will eventually lead to communism.”  cümlelerinin  internette fenomen olduğunu hatırlarsınız. (Bunun bir de Einstein’ın arılarla ilgili versiyonu vardır). Elbette Marx’ın böyle bir cümlesi yok.

Kapitalizmin geleceği üzere fikir belirtmiş pek çok isim olmasına rağmen, Marx ve J.A Schumpeter farklı yollardan aynı sonuca çıkmaları açısından öne çıkar. Her ikisinin de ilk soruya verdiği yanıt açık ve nettir: Kapitalizm uzun vadede sona erecek bir sistemdir.  Ancak bu noktada analizi bitirmek hata olur. Zira her ikisinin anlaştığı ve farklı düşündüğü noktalar vardır. Bu noktalar üzerine her ikisinin birebir örtüşen görüşleri olduğu gibi geniş bir bantta veya dar bir bantta anlaştıklarını söylememiz de mümkün. Bazı konularda aşırı hassas yaklaşmadığımı belirterek devam ediyorum.

Gerek Marx gerek Schumpeter Kapitalizmin hakkını verir. Yani sistemi temelinde başarılı bulur. Her ikisi içinde,en azından tarihin bir döneminde, Kapitalizm ilerici bir sistemdir.  Ve her ikisi de sistemin kendi başarısının sonunu getireceği üzerinde de hem fikirdir. 19 YY sonu ve 20. YY başında yaşayan Marx ve Schumpeter Kapitalizmin gelecekte devasa şirketlerin bulunduğu bir sisteme dönüşeceği konusunda da hem fikirdir.

Ancak Marx’a göre daha fazla kar etmek için büyüyen bu şirketler sabit (değişmeyen) sermaye yatırımlarının kardan daha hızlı artmak zorunda kalması nedeni ile duvara çarpacaktır. Türkiye’de genelde “creative distruction-yaratıcı yıkım” teorisi ile bilinen, oysa bu Kapitalizm,Sosyalizm ve Demokrasi adlı kitabın sadece bir bölümüdür ve yaratıcısının  gözünde Kapitalizmi ölümsüz kılmaya yetmez, Schumpeter ise sorunun büyüyen şirketlerin yaratıcılığı öldürmesinden ve bürokratik bir yapıya dönüşmesinden kaynaklanacağını düşünür.

Zehir mi Panzehir Mi?

Marx yukarıda belirttiğim nedenle sistemin devamlı krizler üreteceğini, ki burada gelişmiş bir kapitalist sistem gereklidir 1917 Rusya’sı değil, ve çökeceğini düşünürken Schumpeter Kapitalizmin bu tip krizlerle fazlalıklarını atacağını ve temizleneceğin savunur. Marx açısından ekonomi ne kadar gelişmiş olursa olsun sınıflar arasında bir savaş kaçınılmazdır. Oysa Schumpeter Kapitalizmin sadece burjuva sınıfı tarafından değil kendisine daha iyi koşullar sağladığı için diğer kesimler tarafından da sahiplendiğini düşünür (ve haklı çıkar). Ancak krizler sistemin zayıf yanıdır ve hırpalanması kaçınılmazdır. Girişimciler sistem tarafından ödüllendirilen ve toplum tarafından takdir edilen insanlar olmasına rağmen krizler sırasında sorumlu tutulan, vergilendirilen ve sevilmeyen kişilerdir. Sadece toplum geniş kesimleri değil entelektüellerin de sisteme karşı sevgisizliği söz konusudur. Akademik dünyada yetenekleri ile öne çıkan bu insanlar gerçek,yani iş dünyası, dünyada girişimcinin gerisinde kalır. Bu nedenle aslında burjuvazi sayesinden kaliteli bir hayata sahip olsalar da sisteme muhaliftirler ve ihanetten kaçınmazlar. Girişimci hiç bir zaman aristokratlar gibi bir sınıf oluşturamaz ve geniş bir yönetim gücüne sahip olamaz. Günümüz dünyasında daha önce olduğu gibi büyük aileler kurmak, şirketinin nesilden nesile devamını sağlamak gibi bir kaygısı da yoktur.

Okuyucunun aklına bu noktada “Twitter, Facebook ve hatta Apple ” gibi şirketler gelmesi ve Schumpeter’ın yanıldığı düşüncesi gelebilir. Ancak evlere sus tesisatının bağlanması, telefonun icadı mı hayatları değiştirecek girişimler/buluşlardır yoksa Facebook’ta like etmek mi? 3 Ekim 2012 tarihli mailimde (aşağıda) belirttiğim gibi buluşların hızı ve dünyayı değiştirme niteliğinin giderek azalıyor olması bir gerçek.

Ekonomik Krizler Kapitalizmin Sonu Mu?

Şiddeti büyüyen ve zaman aralığı kısalan krizler Sistem’in sona doğru yaklaştığını savunanların sayısını arttırıyor olabilir. Ancak geçmiş örneklere baktığımızda bu görüşlerin haklı çıkmadığını görmek mümkün. Zaten var olmayan burjuvazi ve kapitalizme karşı yapılan ve felaketle sonuçlanan başarısız SSCB deneyimini bir kenara bıraksak bile 1. ve 2. Dünya Savaşlarından sonra ortaya çıkan ve pek ala sistemin değişmesi ile sona erebilecek olan “fırsat pencereleri” bile hayal kırıklığı ile kapanmıştır. Zira yıkıntılar içinde olsa da temelinde Kapitalist olarak örgütlenmiş bu ekonomiler farklı bir sistemi hayata geçirmek isteyenlerin başarısız olmasına neden olmuştur. Bu nedenle ekteki pankartta gördüğünüz “formatlama” sanıldığı kadar kolay değildir.

Kıyametin Alametleri Var  Mı?

Kutsal kitaplarda kıyametin küçük ve büyük alametleri olması gibi önemli değişimlerin de alametleri vardır (misal; artan sayıda yüksek bina küçük alametlerden birisidir). Örneğin Şirket karlarının (2. Kısımda bu konuya Kalecki’nin Kar denklemi üzerinden değineceğim, Kalecki kim derseniz kabaca Tesla Edisona karşı ne ise aslında Kalecki de Keynes’in fikirlerine göre o) GDP’de en yüksek oranına erişmesi ve fakat ücretlerin en düşük seviyeye gerilemiş olması Marx’ın ön gördüğü ancak 1947 yılında kitabını yazarken Schumpeter’ın “ hatalı bir öngörü” olarak nitelendirdiği bir gelişme olarak günümüzde ortaya çıkmış durumda. Marx’ın görüşlerinin şekillendiği dönemde (çok) ücretler düşük seyrederken şirket karları hızla artar durumdaydı.

Aşağıda Lewis curve olarak gördüğünüz teorinin de temelidir.

Bir noktadan sonra ücretler hızla artışa geçer ancak yaşadığı dönem itibarı ile Marx’ın bunu görememesi en belirgin yanılgılarından biridir. Şu anda ise Çin gibi ülkelerde bu yaşanırken ABD gibi ülkelerde önceki satırlarda bahsettiğim çarpıklık yaşanmaya başlamış durumda. Schumpeter’ın ön gördüğü kapitalizmin “sosyalistleşmesi” ise ABD’de yaşanan Sağlık Sigortası reformunda görülebilir. Ona göre sadece ekonominin değil toplumum sosyalistleşmesi ön koşullardan biridir. Obama’nın söylediği “sizden önce devlet bu yolu yaptığı için siz işinizi daha rahat yapıyorsunuz” görüşünün yaygınlaşmasıdır. Oysa ABD’de demiryolları ve ilk havalimanları tamamen özel girişimin eseridir, devletin en ufak bir katkısı yoktur. 2016 sonrasında görülecek liberal parti bu ortamda oluşacaktır.

Ancak 1929 krizinden hemen sonra da konuşulan bir konudur bu. FDR Büyük Depresyondan sonra “New Deal” politikasını açıklarken yanında bulunan Robert W. Dunn, Rexford Tugwell, ve Stuart Chase gibi isimler (ki Schumpeter’ın bahsettiği sistemin içinden çıkıp sistemi sorgulayan entelektüellere iyi birer örnektirler, Chase MIT, Tugwell Columbia’da proftur) Rusya örneğini incelemek üzere ülkeyi ziyaret etmiş, üzerine internetten ulaşabileceğiniz bir rapor hazırlamış ve sistemi övmüştür. Chase 1932 yılında yazdığı New Deal adlı kitabında “ Tröstler, monopoller ve büyük bankalarda konsantre olmuş sermaye artık merkezi planlamaya yol vermelidir. Gereken hassas uzmanlık ve karşılıklı bağımlılık nedeni ile modern endüstri parçalarının kilitlenmesinin önüne geçilmesi için giderek daha artan şiddette kolektivist bir düzene ihtiyaç duymaktadır.”  satırları ile sistemin sonunu ve yerine gelmesi gereken sistemi tarif ediyordu. Elbette bu yanlış bir kehanet ve çöken ABD’nin sistemi değil Chase’in beğendiği sistem oldu. 2008 krizinden bu yana Çin’de uygulanan “devlet kapitalizminin” daha sağlıklı olduğunu iddia eden pek çok çalışma yayınlanmış durumda. Yine hatalı bir kehanet…

 2015-2017 Değişim Dönemi

Kapitalizm üzerine iki farklı görüşü özetledim. Bundan sonraki bölümde cari sorunlar (hayır FED’in bilançosunun 4 trilyon olması değil) ve ihtimallere değinmeye çalışacağım.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar

Şant Manukyan hakkında

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde lisans eğitimi alan Şant Manukyan, yüksek lisans programını da Cornell Üniversitesi MBA dalında tamamladı. 2002 yılında İş Yatırım Uluslararası Piyasalar bölümünde göreve başlamış, 2007 yılında Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı görevine getirilmiştir. Global Stratejist olan Şant Manukyan, Kasım 2012 itibariyle de Uluslararası Piyasalar Müdürü konumunda görevine devam etmektedir. Global ekonomik durumun yatırımcılara yansıtılarak yabancı hisse senedi, foreks ve emtia stratejilerinin belirlenmesinden ve bu stratejilere yönelik yatırımcı tavsiyeleri oluşturulmasından sorumludur.
Bu yazı Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Yoruma kapalı.