Güçlü Finansal Yapı

Şirketlerde kredi derecelendirmesi konulu bir önceki yazımda, yüksek kredi derecesinin şirketin finansal yapısının güçlü olduğu yönünde gösterge olacağını belirtmiştim. Bir okuyucumuzdan,  finansal yapının güçlü olmasının biraz daha açıklanması konusunda bir yorum bırakıldığı bilgisini edindim. Verilecek kısa bir yanıtta bazı konular kuşkusuz eksik kalacaktı; bu nedenle bu yazıyla finansal yapı konusunu biraz açmak istedim.

Kredi derecelendirme  süreci, şirketlerin gelir tablolarından ziyade bilançosuyla, bir başka ifadeyle aktif pasif kalitesiyle ilgilidir. Aktif pasif kalitesi ise, şirket varlıklarının şirketin kaynaklarıyla, yani  özkaynağı ile kısa ve uzun vadeli borçları (dış kaynak) arasındaki ilişkiyi belirler. Buna göre finansal yapıyı da, şirketlerin kaynak yapısı olarak tanımlayabiliriz. Kaliteden kasıt ise, şirketin dönen varlıklarının kısa vadeli borçlarla, duran varlıklarının ise özkaynak ya da uzun vadeli borçlarla karşılanması ilkesidir. Dış kaynaklar da kendi arasında ayrı bir inceleme gerektirir; örneğin dış kaynaklar içinde kısa ve uzun vadeli borçların oranı ya da bu toplam borçlanmanın toplam kaynaklar (özkaynak dış kaynak) içindeki payının belirlenmesi gibi. Bu kısa yanıtta detaya inmek elbette zor ancak  finansal oranlar şeklinde ifade edilen bu ve bazı diğer hesaplamalar, şirketin borçluluk seviyesi hakkında bilgi verir. Bu buy Viagra 100mg online oranlar, şirketin gelirlerinin azalması, zarar etmesi ve/veya genel olarak nakit yaratılmasında sıkıntıya düşülmesi durumunda, yükümlülüklerini online casino yerine getirebilme gücü hakkında bilgi verir. Bu nedenle, borçluluk seviyesi düşük ve/veya aktif pasif yapısı uyumlu olan şirketler, yatırımcılar tarafından daha az riskli olarak algılanır. Bu ifadelerden, bir şirketin hiç borcunun olmaması gerektiği de düşünülmemelidir. Zira, özellikle gelişmekte olan ekonomilerde sermaye yetersizliği de bilinen bir gerçektir. Kaldıraç oranı olarak da ifade edilen yabancı kaynak/varlık toplamı, makul seviyelerde kaldığı sürece ve şirketin karlılığını devam ettirmesi koşuluyla yararlı olabilmektedir. Kaldıraç oranıyla ilgili makul seviyeler ise ekonominin gelişmişliğine göre değişiklik gösterebilir. Söz konusu oran gelişmiş ekonomilerde P olarak değerlendirilirken, gelişmekte olan ekonomilerde, gelir ve karlılıkta sorun yaşanmayan durumlarda P’den fazlası da kabul edilebilir seviyelerdir. Bu gibi durumlarda, yukarıda ifade etmeye çalıştığım gibi kısa ve uzun vadeli dış kaynakların, borçlanmanın döner ve duran varlıklara nasıl yönlendirildiği önemlidir. Kabaca, dış kaynağın çoğunluğu kısa vadeli borçlardan oluşuyorsa ve şirketin aktifinde bu kısa vadeli borçlardan fazla dönen varlık bulunuyorsa, bu açıdan konforlu bir yapıdan söz edilebilir. Netice itibarıyla, özet olarak ve mümkün olduğunca basit bir şekilde yazmaya çalıştığım bu açıklamalarda bile eksik kalan konular olacağı kesindir; ancak bu da aslında biraz kaçınılmazdır çünkü bu konular bayrak yarışı gibi devamını getirir ve sonuçta bir finansal yönetim kitabı ortaya  çıkar.

İş Yatırım  olarak, bizim de finansal yapı açısından güçlü durumda olduğumuzu  AAA olan uzun vadeli ulusal kredi derecemizle göstermemiz, yatırımcılarımız tarafından memnuniyetle karşılanmaktadır.

Burada bir noktaya tekrar dikkat çekmem gerekiyor. Kredi derecelendirme, ilk bakışta şirketin finansal yapısının fotoğrafını çekmekle birlikte, esasen bu yapıyı ne denli koruyabileceğine işaret eder. Zira kredi derecelendirmesi, çoğunlukla borçlanma aracı ihraç edecek şirketlerin borçlarını geri ödeyebilme istek ve kabiliyetini ölçer.

Ozan Altan

Müdür Yardımcısı | Yatırımcı İlişkileri

Ozan Altan hakkında

Özel Yükseliş Koleji’ndeki orta öğrenimini takiben, lisans ve yüksek lisans eğitimini Anadolu Üniversitesi İ.İ.B.F. İktisat ana bilim dalında tamamladı. 2002 yılında İş Bankası’na katılan Ozan Altan, 2004 yılında İş Yatırım’da göreve başladı. Borsa ve Acente Hizmetleri Müdürlüğü’nden sonra Mevzuat ve Uygunluk Müdürlüğü’nün kuruluş çalışmalarında yer aldı. Şirketin halka arzıyla birlikte 2007 yılında Yatırımcı İlişkileri Müdürlüğü’nü kuran ve halen birim yöneticiliği görevini sürdüren Ozan Altan, aynı zamanda şirketin Kurumsal Yönetim Komitesi üyesidir.
Bu yazı Yatırımcı İlişkileri kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Güçlü Finansal Yapı için 2 cevap

  1. Kadir der ki:

    Merhaba,
    Öncelikle zahmet edip cevap yazdığınız için teşekkürler. Ben de kendimce birkaç katkı yapmak isterim.

    “Söz konusu oran gelişmiş ekonomilerde %50 olarak değerlendirilirken, gelişmekte olan ekonomilerde, gelir ve karlılıkta sorun yaşanmayan durumlarda %50’den fazlası da kabul edilebilir seviyelerdir.”
    Yeni Türk Ticaret Kanunu’na göre şirketler mali tablolarını internet sitelerinde yayımlamak zorundaydılar fakat bu daha sonra kaldırıldı. Kurumsal yönetim ilkelerine sadık firmalar zaten hali hazırda yayımlamakta fakat zorunluluk kaldırılınca bunu hiçbir firma kendiliğinden koymayacak. Bu mali tablolar websitesinde yayımlanmış olsaydı kendi şirketimizi ülke, sektör, bölge gibi ayrımlar karşısında bir karşılaştırma yapma imkânı sağlayacaktı.

    Şirket değerlendirilmelerinde gelir tablosundan daha çok bilanço’nun kullanıldığını belirtmişsiniz. Bu gerçekten birçok kişi tarafından göz ardı ediliyor. Kimi firmaların gelir tablosu oldukça iyi, belli zorunluluklardan dolayı kâr dağıtımı yapmak zorunda fakat şirket likidite sorunundan dolayı dağıtılacak kâr payı (temettü) için bankadan kredi kullanmak zorunda kalıyor. Zira şirketin varlıklarını destekleyecek kaynaklara sahip değil.

    Yazıyı ve yorumları okuyan arkadaşlar için bir önerim var.
    Şirketlerin aktifinde dönen varlıklar ve duran varlıklar diye iki bölüm vardır. Pasifinde ise Kısa vadeli yabancı kaynaklar, uzun vadeli yabancı kaynaklar ve Öz kaynaklar bölümü yer almaktadır. İdeal bir firmada dönen varlıkların finansmanı kısa vadeli yabancı kaynaklardan, duran varlıkların finansmanının ise uzun vadeli yabancı kaynaklardan veya öz kaynaklar tarafından sağlanması düşünülür.

    Derslerde gördüğüm kadarıyla yurtdışındaki kurumların artık gelir tablosu ve bilanço yerine nakit akım tablosu ile ilgilendiği ve bunun şirket alımlarında önemli bir veri olduğu belirtiliyor.
    “çünkü bu konular bayrak yarışı gibi devamını getirir ve sonuçta bir finansal yönetim kitabı ortaya çıkar.”
    diye belirtmişsiniz. Bu çok doğru ayrıcat sizden önümüzdeki yazılarınızda “Nakit Akım Tablosu” hakkında bilgi verebilirseniz sanırım blog takipçileri için oldukça faydalı olacaktır. Zira etrafımızda, “Para kazanıyorum, kâr elde ediyorum ama elimde hiç para kalmıyor. Bu para nereye gidiyor anlamıyorum.” diyen bir sürü şirket var.
    “Zira kredi derecelendirmesi, çoğunlukla borçlanma aracı ihraç edecek şirketlerin borçlarını geri ödeyebilme istek ve kabiliyetini ölçer.”

    Yazının özeti ne denilse yukarıdaki cümleyi seçerdim.

    Saygılarımla

  2. Ozan Altan der ki:

    Şirketlerin mali tablolarına erişilmesinde sıkıntı yaşanabileceği konusundaki kaygınızı anlıyorum. Borsa şirketleri TTK’nın yanı sıra sermaye piyasası mevzuatına da tabidirler. Bu kapsamda ihraç ettiği sermaye piyasası araçları bir borsada işlem gören şirketler (yani sadece payları değil borçlanma araçları borsada işlem gören şirketler de), SPK’nın Seri: XI, No:29 sayılı “Sermaye Piyasasında Finansal Raporlamaya İlişkin Esaslar Tebliği”ne göre yıllık ve ara dönem faaliyet raporları ile finansal tablo ve bağımsız denetim raporlarını, kamuya açıklanmasından sonra, en az 5 yıl süre ile yayımlamak üzere internet sitelerine aktarmak zorundadırlar. Dolayısıyla şirket kurumsal yönetim ilkelerine uyum sağlamada gönülsüz olsa da, sermaye piyasası mevzuatına uymakla yükümlüdür. Ancak, borsada işlem görsün görmesin her ortaklığın finansal tablolarına erişebilmek elbette daha iyi olurdu.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir