Faiz Türevleri ve Kaybettirdikleri

Faiz Türevleri ve Kaybettirdikleri

Global dünyada 1990’lardan itibaren yaygınlaşan türev enstrümanlar ülkemizde 2000’lerden itibaren ilgi görmeye başladı. Türev araçların kaybettirdikleri deyince spekülatif amaçla yapılan türev işlemlerde yaşanan kayıplar akla gelebilir. Kamuoyunun piyasalarla çok içiçe olmayan kesimi içinse 2008 krizi zaten bir nevi türev araçlar krizi olarak yaşandı. Ancak faiz türevlerinin kaybettirdikleri dediğim zaman kastettiğim faiz türevlerini kullanmamanın kaybettirdiklerini kastediyorum. Vadeli işlemler ve opsiyonlarla başlayan türev işlemler, mevzuattaki çeşitli zorluklara rağmen yaygınlaşmaya devam ediyor ve kurumsal ve bireysel yatırımcıların riskleri sınırlama yönündeki ihtiyaçlarına cevap veriyor. Türev işlemlerin dayanak varlıklarına baktığımızda başta döviz olmak üzere hisse senetlerini, hisse endekslerini, altın gibi emtiaları görüyoruz. Global piyasalarla kıyasladığımızda faizler ve özellikle tahvil bono gibi borçlanma araçları üzerine olan türev enstrümanlar en büyük eksikliği oluşturuyor.

Daha önce İzmir’de kurulu olan VOB, bünyesinde gösterge tahvil üzerine vadeli işlem sözleşmelerini işleme açmıştı ancak kaydadeğer bir hacim yakalanamamıştı. Bunun dışında bankaların kendi aralarında ve yabancı kurumlarla yaptıkları Türk Lirası üzerine ya da iki para biriminden oluşan faiz swapları dışında bu alanda büyük boşluk duruyor. Sözüne ettiğimiz enstrümanları ise ancak çok büyük kurumsal oyuncular ya da bankalar kullanabiliyor. Kurumsal oyuncu derken yatırım fonları gibi kolektif yatırım araçlarını değil büyük sanayi şirketlerini kastettiğimin altını çizeyim. Bunları menkul kıymet haline getirmek çok kolay olmadığı için yatırım fonlarının buralara yatırım yapması mümkün olmuyor.

Bu tablonun bu şekilde oluşmasında en önemli nedenlerden biri Hazine Müsteşarlığı’nın kamunun borçlanma maliyetlerini yukarı getirebileceği endişesiyle bonolarda açığa satış imkanına sıcak bakmaması oluyor. Bu endişe kamunun GSYH’ye oranla çok yüksek borçlanma yaptığı ve piyasanın yeterince likit olmadığı dönemlerde makul olsa da, bugün borçlanma yapanların aleyhine döndü. Faiz türevlerinin yaygınlaşmamasında elbet başka faktörler de rol oynuyor.

Gerek özel sektörde, gerekse kamuda borçlanma kompozisyonuna baktığımızda değişken getirili kıymetlere ilginin çok daha yüksek olduğunu görüyoruz. Sırf satış kompozisyonuna değil, alıcıların kompozisyonuna da baktığımızda hane halkının, yatırım fonlarının daha kısa vadelerde, yabancıların uzun vadelerde yoğunlaştığı göze çarpıyor. Bunun nedeni faizlerdeki olası bir yükselişten korunma imkanını sağlayacak türev araçların olmamasıdır. Yatırımcılar, faizdeki olası bir yükselişte ya da yükseliş beklentisinde kendilerini güvene alabilecekleri türev araçlar olmadığı için ne kadar cazip görünse de uzun vadeli sabit getirili yatırımlardan kaçınmaktadır. Eğer vadenin uzaması söz konusuysa faiz riski (ya da enflasyon) taşımayan değişken getirili kıymetlere online casino yönelmektedir. Bu da fon ihtiyacı duyanların düşük faizden uzun vadeli borçlanmalarına engel teşkil etmektedir. Bugün faizlerde gerileme ya da yatay hareket bekleyen piyasa oyuncuları buna rağmen ya uzun vadeden kaçınmakta ya da uzun vade için daha yüksek bir risk primi talep etmektedir.

Türkiye’de uzun yıllar bouynca sermaye piyasalarından borçlanan sadece Hazine Müsteşarlığı olduğu için tahvil türevleri deyince ağırlıklı olarak Hazine ihraçlarını ve faiz üzerine olan türevleri anlıyoruz. Oysa yurtdışında Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi’nin borçlanma faizi bizim burada gördüğümüz gibi risksiz faiz olarak görülmüyor. Dolayısıyla kredi riskinden de korunmak için enstrümanlar kullanılıyor, bunların başında da bir nevi iflas sigortası olan CDS’ler geliyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin USD faizi üzerine CDS’ler global piyasalarda yaygın olarak işlem görüyor, dahası kredi riskinin değerlendirilmesinde önemli bir parametre görevi görüyor. Ancak iş Türk Lirası faizlere gelince yapacak çok bir şey kalmıyor. Her ne kadar Türk Lirası cinsinden borçlanma araçlarını alan yatırımcıların büyük çoğunluğu için Hazine faizleri risksiz görünse de; bu tarafta da önemli bir eksiklik var. Özel sektör şirketlerinin borçlanması yavaş yavaş yaygınlaşıyor. Faiz ile ilgili riskler ve korunma imkanları olmaması bunların çok büyük çoğunluğunun değişken faizli ihraçlar yapmasını şart koşuyor; ayrıca kredi riskinden korunma imkanı olmaması, bu ihraçları sadece nihai yatırımcıların almasına imkan sağlıyor. Yani mevduata alternatif arayan bireysel yatırımcılar ya da yatırım fonları bu kıymetleri alıyor ve itfalarına kadar bekliyor. İtfadan önce satmak gerektiğinde piyasada gerçek alıcı bulmakta zorlanıyorlar. Bunun nedeni bu kıymetleri faiz riskini üstlenerek alacak aracı kurumlar, bankalar, faiz riskini tezgahüstü faiz swapları ile kısmen bertaraf etseler de iflas riskini bertaraf edecek araçlar olmadığı için bunları portföylerine dahil etmekten imtina ediyorlar. Bu da şirketlerin daha yüksek miktarlarda ve daha uzun vadelerde borçlanmasını zorlaştırıyor, katlandıkları finansman maliyetini arttırıyor. Oysa Türk şirketlerinin TL borcu için CDS’lerin işlem gördüğü bir piyasa oluşsaydı, bu şirketler çok daha rahat ve ucuza borçlanabilecekti.

Piyasaların şeffaf ve likit olması sadece fon sahiplerinin değil fonlara ihtiyaç duyan borçlanma ihtiyacı içinde olay oyuncuların da işine yarayacaktır. Dünyada en yaygın türev araçlar olan faiz ve kredi türevlerinin ülkemizde de yaygınlaşması piyasanın bütün unsurlarının görevidir.

Yasin Demir

Müdür | Hazine ve SGMK

Bu yazı Hazine ve Portföy Yönetimi kategorisine gönderilmiş ve , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir