Ekim sonrası FED Bilançosu

Mart  2019 Balance Sheet Normalization Principles and Plans dokümanına göre: “when the Committee judges  that reserve balances have declined to a level consistent with efficient and effective implementation of monetary policy (repo piyasasında yaşananlar bu noktanın ötesine geçtiğimizi gösterdi), the SOMA portfolio will hold no more securities than necessary for efficient and effective policy implementation. Once that point is reached, the Committee will begin increasing its securities holdings to keep pace with trend growth of the Federal Reserve’s non-reserve liabilities and maintain an appropriate level of reserves in the system.”

 Nasıl adlandırırsınız bilmiyorum ama Fed’in yeni varlık alımlarına başlayacağı netleştiğine göre konu “ample/yeterli reserve” olarak tanımlanan seviyenin ne  olduğu olmalı. Daha önceki Primary Dealer (Temmuz, ama Eylül anketinin sonuçları da birkaç güne açıklanacak) anketinde bankaların ön gördüğü seviye 1.2 trilyon dolardı. Ki zaten şu anda 1.26 tr dolar ile bu seviyede olduğumuza göre daha yüksek bir seviye söz konusu olmalı. Genel konsensüs Fed’in 1.5 trilyon dolarda durması gerektiği yönünde olduğu için açıklama 6 ay * 50 bn dolar olabilir. Bunun ardından yukarıda Fed’in “trend growth” olarak tanımladığı bir nevi otomatik artışlar gelmeli. Önceki günkü analizimde bu büyümenin kaynaklarına değinmiştim. Son birkaç yıl içinde nakit talebinin 100 bn dolar olması ayda yaklaşık 8-9 bn dolarlık alımın burayı nötralize edeceği anlamına gelir. TGA hesabı ise biraz daha karışık olacak. Aşağıda NYFED’in hazırladığı bir tablo var.

2017-19 arası nispeten daha stabil bir dönem ve Fed hesaplarında bu dönem kaydedilen rakamları baz alabilir. Yine piyasada var olan 1.5tr dolardan sonra rezervleri sabit tutabilme veya organik olarak büyütmek için gerekli alım miktarı olarak verilen aylık 15-20 bn dolar rakamları buradan kaynaklanıyor.

Dikkat edilmesi gereken bir nokta, Powell’ın da belirttiği gibi, alımlar kısa vadeli bonolarda gerçekleşecek. QE’lerde ise ağırlıklı uzun vadelilerde alım gelmişti (özellikle twist sonrası). Bu Fed portföyünün (Soma olarak karşılaşırsınız) yapı ve vadesinin de önemli ölçüde değişmesi anlamına gelecektir. Örneğin cari durumda portföyün 1.95 tr doları uzun vadeli tahvil, 1.46 tr doları MBS ve sadece 6 milyar doları T-bill’lerden oluşuyor. Son varlık sınıfı yani Bill’ler önümüzdeki dönemde çok daha ağırlık kazanacak. Ortalama vade ise kriz öncesinde 2.5 yıl civarında olurken şu anda 5 yılın üzerinde. Teknik olarak Fed’in portföyünde hazine tahvillerinin ortalamasına denk düşen vadede tahvil taşıması  nötr bilanço olarak adlandırılıyor. Yani şu anda net bir “bias” var.

Ancak bu operasyonun da yan etkileri olması muhtemel. Ve Fed içinde de bu konunun tartışıldığını biliyoruz (şu Fed faiz indirecek indirmeyecek konusunu biraz öteleyip gerçekten tartışılanları okuduğumuzda inanılmaz bir dünyanın kapısı açılıyor).  Rosengren daha önce yaptığı bir konuşmada bilançonun durasyonunu kısaltmaları gerektiğini böylece bir sonraki resesyonda/krizde kısa vadeli varlıkları satıp uzun vadeli varlıklara geçerek piyasa faizlerini düşürebileceklerini söylemişti.

Evans ise Nisan ayında yaptığı bir konuşmada Fed’in kısa vadeli bono ağırlıklı bir portföy taşımasının özel sektörün elinde daha çok uzun vadeli UST olması anlamına geldiği  bunun daha fazla durasyon riski ve daha yüksek piyasa getirileri anlamına geleceğini söyledi (meşhur r* ile konuyu daha teknik olarak anlatıyor tabii), yani daha sıkı bir para politikasının yansıması. Bu durumu dengelemek için de Fed faizleri olması gerekenden daha düşük seviyeye çekmeli (tekrar hatırlatırım konuşma Nisan ayında ve henüz indirimler söz konusu değil)  ve bu bir sonraki resesyonda ZLB yani sıfır tabanına çok yakın bir seviyede indirime başlamak anlamına gelebilir.

Kısacası Ekim ayında açıklanacak karar para politikasının düzgün işlemesi için son ve kesin etkili ayarlama olmayacak.Karar sonrası gelecek olan yorumları her zamanki gibi iyi süzmemiz gerekecek. CPI sonrası bu gelişmeye bağlı olarak Euro konusuna da değineceğim.

Şant Manukyan

Direktör | Uluslararası Piyasalar

Şant Manukyan hakkında

İstanbul Üniversitesi İngilizce İşletme bölümünde lisans eğitimi alan Şant Manukyan, yüksek lisans programını da Cornell Üniversitesi MBA dalında tamamladı. 2002 yılında İş Yatırım Uluslararası Piyasalar bölümünde göreve başlamış, 2007 yılında Uluslararası Piyasalar Müdür Yardımcısı görevine getirilmiştir. Global Stratejist olan Şant Manukyan, Kasım 2012 itibariyle de Uluslararası Piyasalar Müdürü konumunda görevine devam etmektedir. Global ekonomik durumun yatırımcılara yansıtılarak yabancı hisse senedi, foreks ve emtia stratejilerinin belirlenmesinden ve bu stratejilere yönelik yatırımcı tavsiyeleri oluşturulmasından sorumludur.
Bu yazı Uluslararası Piyasalar, Uncategorized kategorisine gönderilmiş ve ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir