Barış: Ekonomik Krizler

Piyasanın bu reaksiyonlarını geçmişte yaşanan tecrübelerin hafızalardaki etkileri belirliyor. 2001 Şubat krizi aslında büyük ölçüde ekonomik bir krizdi. 2000 Kasım ayında bir provası yapılmış, gecelik faizler 00’lere yükselmiş ancak daha sonra TCMB’nin müdahalesiyle toparlama gelmişti. Kasım 2000 ve Şubat 2001 krizlerinde TCMB’nin uyguladığı net iç varlık hedefine bağlı likidite kriteri ve güvene dayalı sabit döviz kuru politikası, özellikle kısa vadeli faizler üzerindeki oynaklığı çok arttırdı. Sabit kurdan vazgeçilmesiyle beraber kurda da oynaklık çok arttı. 2000 Kasım ayında piyasaların endişesi TCMB’nin sürdürdüğü sabit kur rejiminden vazgeçmesi olduğu için, piyasa oyuncular refleksini bu yönde aldı; yükselen faizlere rağmen yüksek bir döviz talebi doğdu. TCMB döviz talebini karşılarken sonunda da olsa TL likiditesinde geçici bir rahatlık sağladı ve piyasalar normalleşmeye başladı. 2001 Şubat’ı geldiğinde; krizi tetikleyen anayasa kitapçığının fırlatıldığı MGK toplantısı olsa da, arkaplanda ekonomiye yönelik endişeler krizin tırmanmasına neden oldu. Hazine’nin yüklü bir borçlanmanın arefesinde olması ve bu borçlanmada sorun yaşayacağı endişesi, TCMB’nin sabit kur rejiminden vazgeçme ihtimali ile birleşince piyasanın tüm oyuncuları aynı tarafta yer aldı ve TCMB döviz talebi karşısında uyguladığı rejimi terketmek zorunda kaldı. Kur tırmanırken faizler de yükseldiği %5-10 binler seviyelerinden aşağı doğru iyileşti. Şubat krizinde piyasa devalüasyon korkusunun yanına bir borç konsolidasyonu da ekledi, eğer aynı tarihlerdebir kriz daha yaşansaydı piyasa oyuncuları reflekslerini Hazine’nin borç ödeyememe ihtimaline karşı alacaktı ve muhtemelen Hazine de borç geri ödemesinde sorunlarla karşılaşacaktı.

Bu krizlerin hafızalarda yarattığı etki, 2003 tezkere krizi, 2004 AB krizi gibi siyasi bunalımlarla karşılaşıldığında yatırımcıların 2001 benzeri reaksiyonlar vermesine yol açtı. 2001 de net iç varlık hedefi nedeniyle çok yükselen gecelik faizlerin etkisiyle TL likiditesine talep olduğunu gördük, keza kurda da yükselişler yaşandı. Ancak 2001’deki kırılganlık olmadığı için aynı şiddette bozulma yaşanmadı ve toparlanmalar da hızlı oldu. Bundan sonra ise 2007 muhtıra krizine kadar piyasaları rahatsız eden bir gelişme görmedik. Siyasi tarafta seçimler, AKP kapatılma davası, cumhurbaşkanlığı oylaması, Ergenekon davaları, emekli paşalara tutuklamalar, komuta üst kademesinin topluca istifası, Suriye’nin uçağımızı düşürmesi gibi tansiyonun çok yükseldiği zamanlar oldu. Ancak piyasalar bunların çoğunda son derece ılımlı tepkiler verdi. Bu ılımlı tepkilerde, 2003/2004 yıllarında yaşanan paniklerin aslında hızla geri dönmesinin rolü oldu. Ayrıca 2001 sonrasında TCMB’nin rejim değişikliğine gitmiş olması; krizlerdeki piyasa reaksiyonlarını da şekillendirdi. 21 Şubat 2001’den sonra ekonomi yönetimi tamamen değişti; bu arada politikalar da değişti. Sabit kur rejimi terkedilirken yapılan borç takası ile Hazine’nin casino online borcu yeniden yapılandırılıyor ve iç borcun şoklara karşı direnci arttırılarak Şubat’ta ulaştığı pamuk ipliği seviyesinden uzaklaşıyordu. Piyasaya tatsız şoklar geldiği zaman etki kur ve borsa üzerinde görülüyor; uzun vadeli faizlerde de yükseliş görülüyor ancak kısa vadeli faizlerde herhangi bir değişiklik yaşanmıyordu.

2006 Mayıs’ında başlayan ve global piyasalarla paralel giden ekonomik kriz sırasında kur artışının enflasyonist etkileri düşünüldüğünden, TCMB faizlerde artışa gitmişti. Bu da yine borsa ve uzun vadeli tahviller üzerinde olumsuz etki yaptı; erken davranıp likit pozisyona geçen yatırımcılar zararlarını sınırladılar. Ancak 2001 tecrübesiyle gecelik repoya, likit fonlara yatırım yapanlar krizin kendileri açısından fırsata dönüştüğünü göremediler. 2008 yılına kadar da yaşanan şokların piyasadaki yansımaları paralel oldu. Kur artışı; enflasyonu dizginlemek için kısa vadeli faizlerde yükseliş (ancak 2000-2001 ile kıyaslanmayacak seviyelerde); borsada düşüş şeklinde seyretti. 2008 yılında ise  Türkiye yatırımcıları deflasyonist krizle tanıştı. Bugüne kadar enflasyonist görmeye alışkın yatırımcılar açısından bu büyük değişiklikti. Kur artışından şikayet edilmesine hatta daha da artmasından endişe edilmesine karşın TCMB’nin faiz indirimine gitmesi; başlangıçta piyasa profesyonelleri arasında bile şaşkınlıkla karşılandı. Ancak kriz durgunluğu beraberinde getiriyordu. Bütün dünyadaki gibi Türkiye’de de talep durma noktasına geldi. TCMB’nin bu durumu aşmak için ardarda faiz indirimlerine devam etmesi, krizlerde likit pozisyona geçmeye alışan yatırımcıları ters köşeye yatırdı. 2008 krizinden itibaren merkez bankalarının piyasaya çeşitli uygulamalarla verdiği likidite; hızla düşen faizler nedeniyle yatırımcılar açısından kaçılması gereken bir unsur oldu. 2008 krizinde batma noktasına gelen finansal kurumların bütün varlıklarını likit hale getirip nefes alma çabası içinde tüm enstrümanlara satış gelmesini bir kenara bırakırsak; piyasada güvenli likiditenin altın gibi değerli madenlere yöneldiğini gördük. Krizin bir diğer yıldızı ise hızla düşen nominal ve reel faizlerin sermaye kazancı yarattığı enflasyona endeksli tahviller oldu. Yüksek likiditenin krizin ardından enflasyon yaratması ihtimali, yatırımcıları bu olası enflasyondan koruyacak enstrümanlara yöneltti. Devletler bu tür enstrümanlarla daha rahat ve uzun vadeli borçlanabildiler. Bu borç verenler açısından da bir güvence oluşturdu. 2001 krizinden sonra TL cinsi borcu gönüllü olarak döviz cinsi borca çeviren, çoğunluğu banka, olan yatırımcıların  aradığı da benzer bir güvenceydi.

Tolstoy’a dönersek, Savaş ve Barış’ta Tolstoy determinist bir tarih anlayışı ortaya koyar. Tarihi belirleyen kişilerin tercihleri ya da öne çıkmaları değildir, toplumsal dinamikler belirli sonuçları kaçınılmaz kılar ve bu sonuçlara uygun kişiler ve tercihleri ön plana gelir. Ekonomik krizler ve piyasa dinamikleri için de aynısı geçerlidir. 2001 yılında anayasa kitapçığının fırlatıldığı kriz yaşanmasaydı da, muhtemelen sabit kur rejimi yakın bir tarihte sürdürülemez noktaya gelecekti. Sermayesi zayıf bankalar bir şekilde kamu çatısı altında ya da dışında konsolide olacaktı. Ancak bankaların battığı kriz haftasında faizler rekor seviyelere yükselmeyecek ve bu gelişmeler daha az kaotik bir ortamda ve belki de zamana yayılarak gerçekleşecekti.

Yasin Demir

Müdür | Yurtiçi Piyasalar

Bu yazı Hazine ve Portföy Yönetimi kategorisine gönderilmiş ve , , , , , , , , , , , , , , , ile etiketlenmiş. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir